Dağılan iktidar, fonlar, yerel yönetim, çözüm süreci, süreç ve Aleviler, süreç ve sol, kemalist devrim, cumhuriyet, Göbeklitepe
MHP’nin ‘iç cephesi’ ne kadar sağlam?
Ercan Küçük, Volkan Algan
soL'a güvenin, algoritmaya müdahale edin. Tek tıkla soL Haber'i Google'da tercih edilen kaynağınız olarak belirleyin.
Tam iki yıl önce, 22 Ekim’de MHP lideri Devlet Bahçeli’nin “Öcalan Meclis’te konuşsun” çıkışıyla ülkenin gündemi bir anda değişti.
Bahçeli aynı günlerde DEM Parti sıralarına giderek milletvekilleriyle el sıkışıp sıcak görüntüler verince, iktidar tarafından yeni bir oyun planının devreye sokulduğu da anlaşılmış oldu.
Bu planın geçmişinin 22 Ekim öncesine uzandığını tahmin etmek güç değil. Temel konularda pazarlıklar yapılmadan, karşılıklı sözler ve güvenceler verilmeden Bahçeli’nin böyle bir açıklama yapmasının mümkün olmadığını söylemeliyiz.
PKK’lilere af getiren Çerçeve Yasa’nın Meclis’ten geçmesiyle süreç yeni bir aşamaya geçti. Ancak seçim atmosferine giren Türkiye’de bu yasanın pratikte nasıl uygulanacağı merak konusu olmaya devam ediyor. Diğer taraftan iktidar ve PKK lideri Abdullah Öcalan’ı masaya oturtan bölgesel gelişmeler de giderek hızlanıyor. Bunun yanında AKP ekonomik sorunları hafifletemediği gibi, ülkedeki siyasal tansiyonu da kontrol altına alabilmiş değil.
Siyasal ikbalini, iktidardaki ittifakın varlığına bağlayan MHP ise bir taraftan iktidarın koçbaşlığını yapmaya devam ederken, diğer taraftan yeniden tasnif edileceği anlaşılan düzen siyasetindeki ayrıcalıklı pozisyonunu korumak adına yeni bir hamle yapıyor.
Genel Başkan Yardımcısı Feti Yıldız geçtiğimiz günlerde yaptığı açıklamada siyasi parti kurmanın şirket kurmaktan daha kolay hale geldiğini belirterek yeni ve “Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’ne uyumlu bir Siyasi Partiler Kanunu” çıkarılması çağrısında bulundu.
Son yıllarda milliyetçi siyasetteki tekelini kaybeden MHP’nin, Öcalan’la pazarlık sürecinden daha fazla siyasi ve ideolojik yara almamak için önlem almaya çalıştığı anlaşılıyor. Diğer taraftan, Meclis aritmetiğinin önem kazanacağı önümüzdeki süreçte, farklı öznelerin iktidarla pazarlık masasına oturacağı açık. MHP’nin, ittifak blokundaki ağırlığını hafifletecek bu ihtimale karşı da ön almaya çalıştığı söylenebilir.
Peki sürekli “iç cepheyi” güçlendirmekten bahseden MHP’nin “iç cephesi” ne kadar güçlü?
Nasıl oluyor da 2023 Cumhurbaşkanlığı seçimlerini “Öcalan’ı serbest bırakacaklar” diyerek kazananlar, 2024 yılında Öcalan’ı Meclis’e çağırıyor ve buna rağmen parti içinde kızılca kıyamet kopmuyor?
Bunun en iyi cevabını “içeridekiler” verebilir elbette ama halihazırda MHP’de görevde bulunanlar konuyla ilgili sorularımıza yanıt vermekten kaçınıyorlar.
Biz de partinin içini konuşmak için, bugün teşkilatın içinde olmayan ama MHP’lilerle insani ve siyasi ilişkilerini sürdüren isimlere başvurduk.
Aralarında geçmişte ilçe başkanlığı da dahil çeşitli görevler üstlenmiş iki eski Ülkü Ocağı ve parti yöneticisi ile uzun yıllar kendisini MHP’li olarak tarif etmiş bir gazeteci vardı.
Eskiden MHP’de il başkan yardımcılığı yapmış bir isim, parti içinde her şeye rağmen devam eden “sakinliği” birkaç nedene bağlıyor.
Tasfiye ve itaat
Son on yıllık dönemde bu tür keskin politikalara itiraz edebilecek ülkücülerin ya tasfiye edildiğini ya da henüz tasfiye edilmese de pasifleştirildiklerini söyleyen eski yönetici, gidenlerin yerlerine camiayı tam olarak tanımayan isimlerin getirildiğini, hızlıca boş kalan koltuklara oturan bu isimlerin de çıkarları gereği hiçbir duruma itiraz etmediklerini belirterek şöyle devam ediyor:
“Sosyal medyada partinin mevcut politikalarını destekleyen paylaşımlar yapılması kimseyi yanıltmasın. Şok etkisi yaratan bu politika değişikliğine itiraz edenler hain ilan edilip tehdit edildikleri için ses çıkaramıyorlar. İçeride sürecin her an sona erebileceği, Devlet Bey’in mutlaka ‘bir bildiği’ olduğu, yoksa böyle bir şeyin yaşanmayacağı net olarak konuşuluyor. En azından böyle bir temenni var. Devlet Bey’in süreç karşıtı bir açıklaması, tüm camianın sürece nefret kusmasına neden olacaktır. Ben sürece inanan bir ülkücü göremedim. Bazıları geçmişte yaptıkları açıklamalardan geri adım atmamak için ‘bak kan dökülmüyor’ gibi klişe söylemlere başvuruyorlar.”
‘Büyük bir savrulma'
Bir zamanlar kendisini MHPli olarak tanımlayan gazetecinin anlattıklarına göreyse, dışarıdan bakıldığında çelik disiplinli ve tek sesli bir görüntü sergilense de kapalı kapılar ardında ve tabanda durum hiç de öyle değil. MHP tabanında ciddi bir zihinsel ve siyasi savrulma yaşanıyor:
“Yıllarca terörle mücadele konsepti ve tavizsiz milliyetçilik üzerine kurulan argümanların bir anda ‘devlet aklı’ veya ‘Liderin bildiği bir şey vardır’ gerekçesiyle esnetilmesi, tabanda derin bir anlamlandırma krizi doğurdu. Ancak bu krize rağmen, Ülkücü hareketin geleneksel hiyerarşik yapısı ve Lider-Teşkilat-Doktrin disiplini, bununla beraber Devlet Bahçeli’nin liderliğinin 15 Temmuz sonrası süreçte Alparslan Türkeş’in bile hiç sahip olmadığı derece tartışılmaz konuma evrilmesi, açık bir muhalefetin seslendirilmesini zorlaştırmaktadır. Bu durum, tepkilerin sokakta veya medyada yüksek sesle ifade edilmesinden ziyade, içselleştirilemeyen bir sessizliğe, kırgınlığa ve hatta MHP tabanında bir kesimin siyasetten soğumasına (pasif direniş) yol açmıştır. Özetle; teşkilatların alt kademelerinde, eski ülkücülerde, akademide ve milliyetçi entelektüel çevrelerde, özellikle de Ülkü Ocaklı gençlerde ciddi bir kaynama ve huzursuzluk mevcut. MHP çevrelerinde vicdanını rahatlatmak isteyen bir kesim, yaşananları ‘dış politikadaki sıkışıklığı aşmak için taktiksel bir hamle’ veya ‘oyun bozan bir devlet aklı’ olarak okumaya çalışıyor. Ancak bu argümanın etkisi artık çok daha zayıf kalıyor. MHP’nin Öcalan’ın paydaşı olduğu müzakere masasının bir parçası (ya da dolaylı destekçisi) olması, tabanda kimlik erozyonuna uğradıkları hissiyatını güçlendiriyor. MHP ve milliyetçi taban şu anda ‘sadakat ile vicdan’ arasında sıkışmış durumda.”
Görüşüne başvurduğumuz gazeteci parti içinde açık bir muhalefetin ortaya çıkmamasının bir diğer sebebinin de, MHP’nin ve MHP’li sermayenin iktidarın nimetlerinden yararlanması olduğunu söylüyor.
İhale hevesi ve yargı sopası
“İktidar nimetlerinden yararlanma” gerekçesi, sanıldığı gibi yalnızca “büyük başlar” için çalışmıyor. Bunu da yine eskiden Ülkü Ocakları’nda yöneticilik yapmış bir isimden öğreniyoruz.
Artık kendisini ülkücü olarak tanımlamadığını söyleyen kişinin bize anlattığına göre, MHP içinden “ses çıkmamasının” en önemli nedeni iktidar nimetlerinin yarattığı çıkar zinciri...
“Cumhur İttifakı sonrasında Emniyet ve İçişleri Bakanlığı içerisinde önemli ölçüde kadrolaşan milliyetçiler elbette bu yetkileri yalnızca siyasi güç için kullanmıyorlar. Eğer arkanızda devlet gücü varsa daha kolay ihale alırsınız, kantin işletirsiniz vs...”
MHP’nin eski ve kurumsal bir parti olması, yeni partilerin henüz ulaşamadığı taşranın pek çok noktasında örgütlü olması anlamına geliyor. Bu da sayıları artan milliyetçi partiler karşısında MHP’yi avantajlı durumda tutmaya devam ediyor. Görüşüne başvurduğumuz eski ülkücü, milliyetçiliğin feodal bağlarla diri tutulduğuna dikkat çekerek, MHP’liliğin birçok kişi için aileden gelen bir alışkanlık olduğunu söylüyor.
Hâlâ pek çok arkadaşının MHP’li olduğunu söyleyen eski ülkücü, onlarla yaptığı görüşmelerdeki gözlemlerini şöyle aktarıyor:
“Bu konu (pazarlık süreci) hakkında çok fazla konuşmak istemiyorlar. Süreci kabullenmeye çalışıyorlar, ancak bunun propagandasını yapmıyorlar. Daha çok savunma pozisyonundalar. Bir kısmı söylenenlere samimiyetle inanıyor ve süreci, Ortadoğu’da önümüzdeki yıllarda gerçekleşme ihtimali yüksek büyük bir savaşa hazırlık olarak görüyor. Suriye’de son dönemde yaşananlar, İsrail-ABD ile İran arasındaki savaş ve Ortadoğu’daki kaos ortamı nedeniyle Türkiye’nin kendi iç hazırlıklarını tamamlaması gerektiğine inanıyorlar. Bu açıdan bakıldığında, yaşananların herkes tarafından bilinmesinin gerekmediğini; Devlet Bahçeli’nin yeni bir oyun kurduğunu ve bu oyunu yönettiğini düşünüyorlar.”
MHP içindeki çok sayıda “suça bulaşmış” ismi de hatırlatan eski ülkücü şöyle devam ediyor:
“Bunlar tabanda da etkili isimler olabiliyor. Hele yargı sopasının bu kadar yoğun kullanıldığı bir ortamda, çok fazla suç dosyasına sahip olanların, ya da bu dosyaların kolayca oluşturulabileceği kişilerin sesini çıkarması zor.”
MHP merkezinde yürütülen ikna çabalarının yalnızca “büyük savaşa hazırlık” söylemi üzerinden yürütülmediğini de belirten eski ülkücü, Suriye ve Kuzey Irak’taki Türkmenlerle kurulacak bir işbirliğinin Türkiye’nin büyümesinde önemli bir dayanak noktası olacağının söylendiğini belirtiyor.

Partiye açık bir siyasi itiraz getirmeseler de mevcut durumdan rahatsız olan bazı kişilerin kişisel işlerini gerekçe göstererek istifa ettiğini söyleyen eski ülkücü şöyle diyor: “Görevinde kalanlar büyük oranda ya menfaat ilişkileri ya da sosyal ilişkiler nedeniyle görevlerini sürdürüyorlar. Muhalefet edeceği bilinen kişilerin önü 21 il teşkilatının Nisan ayında feshedilmesiyle kesildi. Zaten diğer seçenekler de içeridekilere cazip gelmiyor. Mesela Zafer Partisi’nin bu konuda pasif kaldığı, sosyal medya üzerinden göstermelik açıklamalarla yetindiklerini düşünüyorlar. Ümit Özdağ’ın tutuklanıp serbest bırakılmasının ardından ‘ehlileştiğine’ inanıyorlar. İyi Parti’nin sürece itirazın dillendirildiği Ankara mitinginin oldukça zayıf geçmesi de bu konudaki itirazların cesaretini kırdığını belirtiyorlar.”
MHP iç tartışmalarını geçmişte olduğu gibi bugün de dikkatleri başka yöne çekerek geçiştirmeye çalışıyor. Ancak görünen o ki işler, pürüzsüz gitmiyor. Milliyetçi siyaset içindeki tartışmalar, daha çok su kaldıracağı anlaşılan son süreçle birlikte, artacak gibi görünüyor.
Ortaklaşa dergisinin 12'nci sayısı, "Çözüm değil sürüklenme" başlığıyla okurlarla buluştu. Pazarlık masasındaki kimliklerden dağılan iktidar ve şişen fonlara, yerel yönetime özgürlüğün ne anlama geldiğinden çözüm sürecinin ayrıntılarına kadar birçok konu, bu sayıda derinlemesine ele alınıyor.