Şili dersleri

Şili dersleri

Akif Akalın
05/09/2019 Perşembe

Üzerinden neredeyse yarım asır geçmesine rağmen Şili’nin 1970 – 1973 yılları arasında, toplam 3 yıl 1 hafta kadar süren “sosyalizm” deneyimi solda yeterince tartışılmış, değerlendirilmiş ve önümüzü aydınlatmak için gerekli dersler çıkartılmış değil. En azından sağlık alanındaki deneyim daha fazla tartışılmaya muhtaç.

Şüphesiz Şili deneyiminin önemli bir bölümü, Şili’ye özgü birtakım gerçekliklerin ürünü ve dünyanın diğer kültür ve coğrafyalarına yansıtılması zor. Örneğin ülkenin, Latin Amerika’nın batı yakasında, kuzeyden güneye neredeyse bir “ip” gibi 4.300 km uzanan bir coğrafyası olmasaydı, ulaşım hizmeti bütün yaşamı durdurabilecek kadar kritik bir önem taşımayacak ve “kamyon sahipleri” Şili’de karşı devrimin motoru olamayacaklardı.   

Yine Şili Tabipler Birliği’nin (Colegio Medico) Şili’de karşıdevrimin entelektüel liderliğini üstlenebilmesi ve karşı devrim sürecinde önemli roller alması, hekimlerin bu ülkede, hâkimler de içinde diğer birçok meslek gruplarını, hatta senatörleri geride bırakan prestijleriyle açıklanabilir. Herhalde dünyanın hiçbir coğrafyasında hekimlerin meslek örgütü, bir ülkenin siyasal yaşamında Şili’de olduğu kadar kritik rol oyna(ya)mamıştır. 

Elbette bunlara Şili’nin tarihinden ve kültüründen gelen birçok özgünlük eklenebilir, fakat neticede her ülkenin kendisine özgü gerçeklikleri yok mu? Buna rağmen birçok farklı ülkede işçi sınıfı hareketlerinin deneyimlerinden, yolumuza ışık tutacak “evrensel” dersler çıkartabiliyoruz. Şili üç yıl kadar süren “sosyalizm deneyiminden” de işçi sınıfı ve komünistler için önemli evrensel dersler çıkartılabileceğini düşünüyorum. Şili deneyimi, bir ülkede üretim araçları üzerinde özel mülkiyete son verilmeden yapılacak reformların kalıcı olamayacağını, hatta işçilerin ve emekçilerin bunun “bedelini” çok ağır biçimde ödeyebileceğini gösteriyor.

ŞİLİ SOSYALİZMİ

Şili sosyalizmi, İkinci Paylaşım Savaşı öncesinde kısa bir süre Sağlık Bakanlığı görevini üstlenen ve daha sonra hemen her dönem gericilere karşı başkanlık yarışına giren Dr. Salvador Allende liderliğindeki Halk Birliği’nin (Unitad Popular), 4 Eylül 1970 seçimlerinde oyların yüzde 36,3’ünü alarak hükumet kurmasıyla başlar ve 11 Eylül 1973’de ABD tarafından tertiplenen bir askeri darbeyle hükumetin yıkılması ile sona erer. 

Şili’de 4 Eylül 1970 seçimleri, sosyalistler, solcu Hristiyanlar ve radikaller tarafından desteklenen Marksist eğilimli Halk Birliği’ni (Unitad Popular), “sağın dağınıklığı” ve liberaller ile muhafazakarların uzlaşamamaları sayesinde, yüzde 36,3’lük bir oy oranıyla hükumete taşıdı. 

Dr. Salvador Allende yönetimindeki Halk Birliği hükumeti hiç vakit yitirmeksizin sosyalist programını uygulamaya koyunca, sermaye ülkede bir “meşruiyet” krizi yarattı. Allende’nin Şili Anayasası’na ve ülkede geçerli yasalara göre “yasal” olarak sosyalist hükumetinin programını uygulamaya yetkisi vardı ve zaten Şilililerden bu programı uygulamak için oy istemişti. Fakat sermayenin sözcülüğünü üstlenen sağcı muhalefet, Allende’nin sosyalist programını destekleyenlerin, Şili halkının yalnızca üçte birini oluşturduğunu, Şilililerin üçte ikisinin sosyalizme karşı olduğunu savunuyordu. 

Ancak Şili tarihinde bir hükumetin yüzde 36 gibi bir oranla hükumete gelmesi bir “ilk” değildi. Yüzyıla yakın bir süredir birçok hükumet, seçim sistemi sayesinde toplumun üçte birinin oyuyla seçimleri kazanmasına rağmen, böyle bir itirazla karşılaşmaksızın programını uygulamıştı. Şili burjuvazisi tarafından yapılan Şili Anayasası ve yasaları buna olanak veriyordu. 

Böylece ülkede garip bir durum ortaya çıktı ve geleneksel olarak burjuvazinin yasalarını “meşru” görmeyen komünistler ve sosyalistler, “nesnel” olarak Anayasa’nın ve burjuva yasaların ateşli savunucuları haline gelirken, bu Anayasa ve yasaları yapanlar, tarihin cilvesiyle, “illegal” konumlara itildiler.

Uluslararası planda da benzer bir şaşkınlık hâkimdi. Geleneksel olarak komünist ülkeleri “serbest” seçimler yapmamakla suçlayan “batı” ülkeleri, şimdi Şili’de, sonuçlarına muhalefetin dahi itiraz etmediği “serbest” seçimlerle iktidara gelmiş hükumetin “gayrı-meşru” olduğunu savunuyordu. Yine geleneksel olarak parlamenter mücadeleyi sosyalizme giden yolda bir “kürsü” olarak değerlendiren komünistler, Şili’de burjuva Anayasa’ya ve yasalara dayanarak işbaşına gelen ve icraat yapan hükumetin “meşru” olduğunu iddia ediyorlardı. Dahası dünyanın diğer coğrafyalarındaki sosyalistler arasında da sosyalizme “barışçıl” geçiş umutları güçlenmiş, bunun en azından denemesi gereken ciddi bir “seçenek” olduğu geniş sol çevrelerde yaygın kabul görmeye başlamıştı.

Ancak Halk Birliği’nin, kendi iktidarını ve uygulamalarını meşru göstermek için ateşli bir şekilde savunduğu burjuva Anayasa ve yasaları, aynı zamanda sermaye tarafından kutsiyet atfedilen “özel mülkiyeti” de güvence altına alıyordu. Bu durumda Halk Birliği icraatlarını, üretim araçları üzerindeki özel mülkiyete dokunmadan gerçekleştirmek zorundaydı. 

ÖZEL MÜLKİYETE DOKUN(A)MAYAN SOSYALİZM

Halk Birliği’ne oy veren işçiler ve emekçiler, hükumetin durumlarını hızla iyileştirmesini bekliyor, Allende yönetimi de işçilerin ve emekçilerin gündelik yaşam koşullarını iyileştirmeyi kendisine birincil “misyon” olarak biçiyordu. Halk Birliği hükumeti ilk iş olarak yoksullara ve dar gelirlilere sosyal yardımları Şili tarihinde görülmedik ölçüde arttırarak, ülkede kimseyi “aç ve açıkta bırakmama” sözünü tuttu. 15 yaş altındaki bütün çocuklara, hamile ve emziren kadınlara sosyalist ülkelerdeki gibi günde yarım litre ücretsiz süt dağıtımı örgütlendi. Sağlık hizmetleri sosyalleştirildi ve Şilililer kamu sağlık kurumlarında hiçbir ücret ödemeden muayene ve tedavi olmaya başladılar. 

Allende yönetimi aynı zamanda işçilerin “iş güvencesini” de garanti altına aldı. Artık patron işleri kötü gittiğinde faturayı işçiye kesemiyor, stokları artınca işçi sayısını azaltarak “krizini” geçiştiremiyordu. Halk Birliği hükumeti daha ilk aylarda ücretleri arttırdı ve piyasada fiyat kontrolleri üzerinden işçilerin ve emekçilerin yaşam / geçim maliyetlerini azalttı. 

Bu gelişmeler Şili’de “talebi” kamçıladı, fakat arz yanıt ver(e)meyince ülkede karaborsa oluşmaya başladı. Sermaye bu durumu kendi lehine kullanarak karaborsayı daha da körükledi. Dün her yer bolluk içindeydi, fakat emekçilerin ihtiyaçlarını karşılamak için parası yoktu; şimdi işçilerin parası vardı, fakat piyasada ihtiyaçları olan malları bulamıyorlardı. Her şey karaborsaya düşmüştü. Hükumet sosyalistti, fakat üretim sermayenin elindeydi ve piyasaları sermaye belirliyordu. 

Kuşkusuz bu süreçte geri bıraktırılmış bir ülke olan Şili’de, diğer geri bıraktırılmış ülkelerde olduğu gibi “yatırımların” düşük olmasının önemli rolü vardı. Şili’nin Anayasal hükumetini gayrı-meşru gören kreditörler de, kredi musluklarını kısmışlardı. Bunlara Şili’nin en önemli ihraç ürünlerinden biri olan bakırın uluslararası piyasada ucuzlaması eklenince, ekonomik bunalım hızla derinleşti. Sermaye, yerlisiyle yabancısıyla birlik olmuş, sosyalist hükumeti ve bu hükumete oy verenleri “terbiye” ediyordu.

SOSYALİZM DEMEK, SAĞLIK DEMEKTİR

Paris Komünü ve Ekim Devrimi’nden günümüze kadar yaşanan ve yaşamaya devam eden bütün sosyalist deneyimler, sağlığın sosyalizmin ilk el attığı konuların başında geldiğini gösteriyor. Şili’de de durum farklı değildir. 4 Eylül 1970’de işbaşına gelen Allende yönetimi de “ilk” adımlarını sağlık alanında atmıştır.  

Halk Birliği hükumeti, daha önce de belirtildiği gibi sosyalist bir “programla” işbaşına gelmiştir. İkinci Paylaşım Savaşı döneminde Şili’ye sosyalist bir sağlık politikası öneren Allende’nin Sağlık Bakanlığı döneminde (1939 – 1942) başlanan işlere, 30 yıl aradan sonra devam edilecektir. 

Allende yönetimine göre sağlık alanında çözülmesi gerekli “acil” sorunlar şöyle sıralanmaktadır:

•    Bütün nüfusu kapsayan bir sağlık güvencesi sistemi olmayışı

•    Sağlıkta kaynakların birinci basamak yerine üçüncü basamağa akıtılması

•    Sağlık hizmetlerine toplum katılımının yokluğu

Halk Birliği hükumeti bu sorunları aşmak için 6 yıllık bir Sağlık Planı oluşturmuştu. Sağlık Planı, sağlık hizmetlerinde ağırlığın önleyiciliğe ve ayaktan bakım hizmetlerine verilmesini, kırsal kesime sağlık hizmeti götürülmesini, sağlıkçı olmayan gönüllülerin eğitilerek sağlık hizmetlerinde kullanılmasını, sağlık konseyleri kurularak sağlık hizmetlerine toplum katılımının sağlanmasını içeriyordu.

ŞİLİ’DE HEKİMLİK

Şili’de eğitimin ücretli olması, oldukça pahalı bir eğitim olan tıp eğitimine genellikle üst – orta sınıf ailelerin çocuklarının devam edebilmesine neden olmuştu. 1970’lerin başında nüfusu 9,5 milyon olan Şili’de mesleğini icra eden 5.572 hekim vardı. Hekimlerin 830 kadarı (yüzde 15) kendi muayenehanelerinde veya kliniklerinde tamamen “özel” çalışıyorlardı. Geri kalan yüzde 85’i (4.740) kamu sağlık kurumlarında görevliydi, fakat bunlardan yalnızca 240 kadarı kamu sağlık kurumlarında “tam zamanlı” çalışıyordu. 

Şilili hekimlerin ezici çoğunluğunu (yaklaşık 4.500 hekim) kamu sağlık kurumlarında “yarım zamanlı” (günde 4 saat) çalışan, kamudaki görevlerinin yanında kendi özel muayenehanelerinde veya özel hastanelerde hasta bakan hekimler oluşturuyordu. Devlet kamuda çalışan hekimlere göreli düşük ücret veriyor fakat kamu olanaklarını kullanarak (örneğin hastaneye hasta yatırma, ameliyatlar vb) yoksul halkı soymalarına göz yumuyordu. Sağlık güvencesi olan Şilililer, hakları olduğu halde, “bıçak parası” ödemeden ameliyat olamıyordu. 

Gereksindikleri sağlık hizmetini bedelini ödeyerek satın almaya gücü olanlar özel hekimlere giderken, kamusal sağlık güvencesi olan Şilililerin büyük çoğunluğu, kamu sağlık kurumlarından “hakları olan” hizmeti alabilmek için, önce kamu sağlık kurumlarında yarım – zamanlı çalışan hekimlerin muayenehanelerine giderek para ödemek zorunda kalıyor, sonra aynı hekim tarafından kamu hastanesinde tedavi ediliyorlardı.

Gereksindikleri sağlık hizmetini satın alacak paraları ve sosyal güvenceleri olmayan Şilililer, tamamen kaderlerine terk edilmişlerdi. Sorunlarını geleneksel yöntemlerle çözmeye çalışıyorlardı. Özellikle kırsal kesimde yaşamı boyunca hiç hekim görmemiş, modern sağlık hizmetlerine erişememiş milyonlarca insan vardı.

Allende yönetimi, hekimlerin özel çalışmasını yasaklamaya yönelik herhangi bir çaba içine girmedi. Anayasa ve yasalar Şilili sermayedarlara “serbest girişim hakkı” tanıdığından, sermayenin özel hastaneler ve sağlık kuruluşları kurmasına, ilaç ve tıbbi cihazlar, malzemeler üretmesine ve satmasına, sağlık sigortacılığı yapmasına da herhangi bir kısıtlama getirilmedi. Fakat Halk Birliği hükumeti, kamu sağlık kurumlarında “ücretsiz” hizmet sunmaya başlayınca, özel sağlık sektörü büyük bir darbe aldı. 

Allende yönetimi hastanelere ayrılan kaynakların bir bölümünü, ülkenin her yerinde, önleyici ve ayaktan bakım hizmetleri sunan Sağlık Merkezleri örgütlenmesine aktardı. Şilililerin sağlık sorunlarının çözümü için hastanelere bağımlılıkları önemli ölçüde azaltıldı. Artık özellikle kırsal kesimlerde yaşayan Şilililer, sağlık sorunları için büyük şehirlerdeki hastanelere gitmeden, bulundukları yerde hekime muayene olabiliyorlardı. 

Bu gelişmeler yıllardır kamu sağlık kurumlarını muayenehanelerine hasta yönlendirmek için kullanarak, halkın sağlık sorunları ve acıları üzerinden kazanç sağlayan hekimlerin “müşterisiz” kalmasına, dolayısıyla hoşnutsuzluğuna neden oldu. Şili’de hekimlik, diğer sosyalist ülkelerde olduğu gibi hekimlerin hastalıklardan kazanç sağladığı bir meslek olmaktan çıkmaya başlamıştı. Hekimlerin çoğu Allende yönetimine daha da “muhalif” oldular.      

ŞİLİ TABİPLERİ BİRLİĞİ

Daha önce de belirtildiği gibi Şili’de hekimlik en prestijli mesleklerden biriydi ve Şili Tabipler Birliği, geri bıraktırılmış ülkelerde çok görülmeye alışık olunmayan yetkilerle donatılmıştı. Bir hekimin Şili’de kamuda veya özel muayenehanesinde mesleğini icra edebilmesi için Şili Tabipler Birliği’nden “lisans” alması gerekiyordu. 

Şili Tabipler Birliği, Allende yönetimine karşı başlangıçta olumlu tutum aldı. Bir zamanlar Şili Tabipler Birliği başkanlığı da yapmış olan Dr. Salvador Allende’ye, Şili’de halk sağlığına katkıları nedeniyle ödül verdi. Ancak Birlik, Allende’nin muayenehaneci hekimlerin çıkarlarıyla örtüşmeyen sağlık politikalarını değiştirmeye niyetli olmadığını görünce, aniden muhalefete geçti. Muayenehaneci hekimlerin büyük bir bölümü Allende’nin icraatlarını benimsemiyordu. Şili Tabipler Birliği, muayenehaneci hekimlerin desteğiyle Halk Birliği hükumetinin sağlık alanındaki uygulamalarını elinden geldiğince engellemeye çalıştı.

Allende’nin sağlık politikalarını uygulamaya başlamasıyla birlikte, Halk Birliği hükumetinin birinci yılı dolmadan, 350 kadar Şilili hekim “artık bu ülkede hekimlik yapılamaz” diyerek Şili’yi terk etti. Allende yönetimi bu hekimlerin ülkeyi terk etmelerini engellemek için herhangi bir girişimde bulunmadı, fakat bu açığı Arjantin, Uruguay ve İspanya’dan gelen göçmen hekimlerle kapatmaya çalıştı. 

Ancak daha önce de belirtildiği gibi Şilili veya yabancı bir hekimin Şili’de mesleğini icra edebilmesi için Şili Tabipler Birliği’nden lisans alması gerekiyordu. Şili Tabipler Birliği, göçmen hekimlere lisans vermeyerek, Halk Birliği hükumetinin hekim açığını kapatmasını engelledi. Allende yönetimi buna karşı Şili Tabipler Birliği’ni halka şikayet etmekten başka bir şey yapamadı.

Diğer meslek örgütleriyle birlikte Şili Tabipler Birliği, Allende seçilir seçilmez Halk Birliği hükumetinin programındaki reformların profesyonel meslek sahiplerinin (hekim, avukat, mühendis vb) çıkarlarına dokunmaması için pazarlık yapmaya başlamıştı. Ancak hükumetin pazarlığa yanaşmaması ve özellikle sağlık hizmetlerine toplum katılımını teşvik eden ve ülkenin temel kaynaklarını millileştirmeyi hedefleyen politikalarını uygulamaya başlamasıyla birlikte Şili Tabipler Birliği direnişe başladı. 

ABD YASALARI ŞİLİ’DE “KOMÜNİST” YASALAR OLDU

ABD ve batı Avrupa’da işçi sınıfının yüz yılı aşkın mücadelesi sonucu sağlık alanında önemli kazanımlar elde edilmiş, sağlık hizmetlerinin “toplumun” gereksinimleri doğrultusunda örgütlenebilmesi için yerel Sağlık Kurulları (Board of Health) oluşturulmuştu. Yerellerdeki sendika, meslek odaları ve sivil toplum örgütlerinin temsilcilerinin katılımıyla oluşturulan Sağlık Kurulları, bölgedeki sağlık hizmetlerinin bölge halkının sağlık gereksinimlerine göre örgütlenmesinde önemli rol oynuyorlardı.

Allende yönetimi de, sağlık hizmetlerine toplum katılımının sağlanması amacıyla yerel olarak oluşturulacak Sağlık Konseyleri’nin görev, yetki ve sorumluluklarını düzenleyen bir kararname (602 sayılı Kararname) yayınladı. Sağlık Konseyleri, bölgelerinde yaşayan insanların sağlık gereksinimlerini belirleyecek ve sağlık hizmetlerini bu doğrultuda örgütleyeceklerdi. Bölgede yaşayanların örgütlerinin (sendikalar, meslek odaları, sivil toplum örgütleri vb) temsil edileceği Konseylere, hekimler ve sağlıkçılar da kendi meslek örgütleri aracılığıyla katılabileceklerdi. 

Şili Tabipler Birliği, hekimlerin azınlıkta kaldığı ve sağlık hizmetlerinin örgütlenmesi üzerindeki egemenliklerini yitirdiği Sağlık Konseyleri’nin “komünist” ülkelere özgü kurumlar olduğunu iddia etti. Oysa 602 sayılı Kararname, ABD’nin sağlık hizmetlerine toplum katılımını düzenleyen 89/749 ve 94/641 sayılı Sağlık Planlaması ve Kaynak Geliştirme yasalarının kopyasıydı. Bu yasalarda da, Sağlık Kurulları’nda (Şili’deki Sağlık Konseyleri’nin ABD’deki karşılığı) hizmet sunanların (hekimler ve sağlıkçılar) temsilinin, hizmet alanların (bölge halkının) temsilini “aşamayacağı” açıkça belirtiliyordu. ABD’deki Sağlık Kurulları’nı (Board of Health) ve hekimlerin Sağlık Kurulları’nda “azınlıkta” kalmasını komünistlik olarak görmeyen Şili Tabipleri Birliği, aynı şeylerin Şili’de yapıldığında komünizm anlamına geldiğini düşünüyordu.

Sağlığın “hekimlerin alanı” olduğunu, işçi sendikalarının, mahalle derneklerinin hekimlere işlerini nasıl yapacağını dikte edemeyeceklerini savunan Şili Tabipler Birliği, diğer örgütlerin temsilcilerini gönderdiği Sağlık Konseyleri’ne temsilcilerini göndermedi. 

Şili Tabipler Birliği, kamu sağlık kurumlarında çalışan hekimleri yanına çekebilmek için, hekim ücretlerinin “büyük” ölçüde arttırılmasını talep etmeye başladı. Allende yönetimi hekim ücretlerini arttırmayı kabul etti, fakat bu kez Birlik, hekimlere maaş verilmesi yerine “hizmet başı ödeme” yapılmasında ısrarcı oldu.

Şili Tabipler Birliği ve Konseylerin uzlaşamadıkları konuların başında sağlık hizmetlerinde “öncelikler” geliyordu. Konseylerde yer alan diğer örgütler “önleyici” hizmetlere ve “ayaktan bakıma” öncelik verilmesi gerektiğini savunuyor, Şili Tabipler Birliği ise “tedavi” hizmetlerinin ve hastanelerin öncelikli olduğunu, kaynakların hastanelere ayrılması gerektiğini öne sürüyordu. 

Şili’de sağlık hizmetlerinin sosyalleştirilmesi sürecinde kaynakların hızla hastanelerden sağlık merkezlerine aktarılması, halktan gönüllülere sağlık hizmetlerinde görev alabilmeleri için eğitimler örgütlenmesi, sağlıkçıların gıda dağıtımı, ulaşım ve sanayi üretimi gibi tıpla “ilgisi” olmayan alanlarda görev almaya başlamaları ve Konseylerin yetkilerinin arttırılarak güçlendirilmesi Şili Tabipler Birliği’ni çileden çıkartıyordu. Bu gidişle hekimler toplum içindeki bütün imtiyazlarını yitirecek ve sıradan işçilere dönüşeceklerdi.

EMEKÇİLERİN DESTEĞİ

Şilili işçiler ve emekçiler Allende yönetiminin politikalarının kendi çıkarlarını yansıttığını ve gündelik maddi yaşam ve çalışma koşullarının hızla iyileşmeye başladığını hissediyorlardı. 1971 Mart’ında yapılan yerel seçimlerde bu durum kendisini apaçık gösterdi ve Halk Birliği adayları oyların yarısından fazlasını (yüzde 50,8) aldılar. Allende, bu destekten aldığı cesaretle aynı yıl 11 Temmuz’da (Şili’nin Onur Günü) bakır madenlerinin millileştirilmesi yasasını Kongre’den geçirdi.

DEMOKRATİK CEPHE

1972 Ekim’inde Allende karşıtları bir araya gelerek Demokratik Cephe oluşturdular. Demokratik Cephe’nin militan gücünü oluşturan kamyon sahipleri genel greve çıkarak, Şili’de ulaşımı felç etti. Demokratik Cephe’nin entelektüel liderliğini üstlenen Şili Tabipler Birliği de, hekimleri kamyoncularla “dayanışma grevi” örgütlemeye çağırdı. Hekimlerin yüzde 65’i çağrıya destek vererek greve katılırken, hekim-dışı sağlıkçılardan greve katılım çok düşük düzeyde kaldı. 

Şili Tabipler Birliği kendi iç tüzüğünde, grev çağrısına uymayan hekimlerin lisanslarını iptal edecek değişiklikler yaptı ve greve katılmayan hekimleri “meslekten men etmekle” tehdit etmeye başladı. Bunun üzerine Sağlık konseyleri, hekim-dışı sağlıkçılarla birlikte, hekimlerin “merkezi” bir rol almayacakları sağlık modelleri arayışına girdiler. Halktan birçok gönüllü ve tıp öğrencisi, Şili Tabipler Birliği’nin grev çağrısına destek vermeyen hekimlere katılarak, hastanelerde ve diğer sağlık kurumlarında hizmetlerin sürdürülmesi için çaba gösterdiler. 

Şili’de önleyiciliğe ve sağlığı sürdürmeye vurgu yapan, sağlığı beslenme ve barınma gibi konularla ilişkilendiren ve işçi sendikalarının çalışmalarıyla bütünleşen yeni bir sağlık anlayışı doğuyordu. Grevci hekimler kamusal sağlık sisteminin giderek güçlendiğini ve grevlerinin artık hizmetleri durdurmakta etkili olamadığını görerek, 1973 Mart seçimleri öncesinde greve son vermek zorunda kaldılar. 

ŞİLİ DENEYİMİNİN SONU

1973 Mart’ında yapılan genel seçimlerde Allende yönetiminin 1970 seçimlerinde yüzde 36,3 olan oy oranı, yüzde 44,7’ye yükselmişti.  Allende’nin “sandıkta” yenilemeyeceği anlaşılınca, muhalefet “şiddete” başvurmaya başladı. 1973 yılının Eylül ayına girilirken, muhalefetin ön saflarında yine kamyoncular, küçük esnaf ve diğer profesyonel meslek örgütleriyle birlikte Şili Tabipler Birliği bulunuyordu. Her gün ana caddelerde yasadışı gösteriler düzenleniyordu. Artık “barışçıl” gösteriler yanında boru hatlarına, demir yolları ve elektrik şebekelerine sabotajlar düzenlenmeye başlamıştı.

Ağustos ayında yeniden greve giden Şili Tabipler Birliği’nin, Mart 1973 seçimlerinde oylarını daha da arttıran Allende yönetimini bir “açık mektupla” istifaya çağırması, askeri darbenin işaret fişeği oldu. 11 Eylül 1973 sabahı devlet başkanı Allende, muhalefetin karanlık oyunlarını boşa çıkartabilmek için uyguladığı politikaları halkoyuna sunma kararı alınca, Allende’nin referandumdan daha da güçlenerek çıkmasından çekinen sermaye, ABD (CIA) desteğiyle hazırlanan askeri darbe planını yürürlüğe koydu ve Dr. Salvador Allende öldürülerek, Halk Birliği hükumeti zorla düşürüldü.  

ABD, bütün dünyanın gözü önünde, burjuva yasalarına uygun olarak seçimlerle işbaşına gelmiş bir hükumeti devirmiş ve yerine askeri bir cunta yerleştirmişti. Askeri cunta kendisini “meşru” gösterebilmek için büyük bir propaganda kampanyası başlatarak, darbenin ne kadar “haklı” olduğunu kanıtlamaya çalışıyordu. 

Askeri cunta propaganda faaliyetlerini, çeşitli alanlarda örgütlediği “sivil” örgütler aracılığıyla yürütüyordu. “Sağlık” alanında örgütlenen Şili Sağlık Emekçilerini Koruma Komitesi, 1974 Şubat’ında New York Times gazetesine verdiği bir ilanda, “Allende’nin hekimlerin profesyonel statülerini yitirecekleri kamusal bir sağlık sistemi” planladığı belirtiliyordu. Askeri cunta Şilili hekimlerin “mesleki statülerini” yitirmelerini önlemişti. 

Darbeden sonra Şili Tabipler Birliği yalnızca Allende yönetimiyle uzlaşan hekim ve diğer sağlıkçıları cuntaya ihbar etmekle kalmadı, aynı zamanda bunlara yapılan işkence ve yargısız infazlar karşısında da sessiz kaldı. Özellikle Şili Tabipler Birliği’nin grev çağrısına uymayan ve hastanelerde çalışmaya devam ederek grevin amacına ulaşmasını engelleyen hekimlerden hesap sorulması noktasındaki ısrarı dikkat çekiciydi. Cunta Şili Tabipler Birliği’nin bu hizmetlerini yanıtsız bırakmadı ve Birlik yöneticilerini Sağlık Bakanlığı’ndaki kilit kadrolara getirdi.

Sırtlarını askeri cuntaya dayayarak Sağlık Bakanlığı’nda yönetici roller üstlenen Şili Tabipler Birliği yöneticileri, ilk elde 7.700 sağlıkçıyı işten çıkarttı ve emekliliğini doldurmuş 850 sağlıkçıyı zorla emekliye ayırdı. Bütçeden sağlığa ayrılan pay yüzde 20 azaltıldı. Yerel Konseylerin yetkileri Sağlık Bakanlığı’na devredildi. Süt dağıtımında kısıntıya gidilirken, bunun yerine ailelere “beslenme eğitimi” programları başlatıldı. 

KISSADAN HİSSE

Özetlemek gerekirse, işçi sınıfının ve komünistlerin, özellikle komünist sağlıkçıların Şili deneyiminden çıkartması gereken dersler şunlardır:

•    Sağlık hizmetleri, ülkenin politik – ekonomik sisteminden “ayrı” düşünülemez,

•    Toplum içindeki sınıf ilişkileri kendilerini sağlık sisteminde de yeniden üretir, 

•    Sağlık alanındaki reformlar ve iyileştirmeler, sosyal düzende köklü değişimler olmaksızın fazla bir anlam ifade edemez, kalıcı olamaz.