Tony Blair geri mi dönüyor, yoksa hiç gitmedi mi?
Engin Karan
“Birleşik Krallık’ı gereksiz ve yasa dışı bir savaşa sokarak masum Irak halkını bombalayan ve onca ölüme neden olan Tony Blair’in sırıtan hayaletini gördüğümde az kalsın istifra ediyordum.”
“Eğer dünyada bir adalet varsa, Sör Tony’nin yeri cezaevi hücresi olmalıdır, ‘barış’ sözcüğünün yanına bile yaklaşmamalıdır.”
Bu ifadeler, İskoçya’daki The Herald gazetesinin yerel gazetecilerden topladığı mektuplardan. İngiliz basınında da aynı duygular paylaşılıyor.
Hayalet… Söyledikleri bu. Defnedilmeyen ölülerden, siyasi hayatı çoktan bitmiş zombilerden bahsediyoruz sanki.
Bir açıdan doğru: Britanya’nın eski başbakanı, Irak işgalinin mimarlarından “Bağdat Kasabı” lakaplı Tony Blair’in Gazze’de sözde barış kurulunun ilk üyesi olarak önerilmesine “yuh artık” dememek mümkün değil.
İngiliz gazeteci Owen Jones, “Ortadoğu deneyimi var” denilerek Blair’i bu göreve önermeyi, çoğu yaşlı 200’den fazla kişiyi öldüren seri katil doktor Harold Shipman’ın “deneyiminden dolayı huzurevi işletmesine” benzetiyor.
Tepkilerin odağında Irak işgali ve Blair’in Ortadoğu için temsil ettikleri var elbette. Tony Blair’in savaş suçlusu olarak yargılanması gerektiği sıkça söyleniyor.
Birleşmiş Milletler (BM) Filistin Özel Raportörü Francesca Albanese, “Tony Blair? Tabii ki hayır. Filistin’den ellerinizi çekin. Lahey’de buluşsak daha iyi olur” diyor.
Fakat emperyalistler uluslararası hukuku ayakları altında çiğneyeli çok oldu. Blair rahatlıkla Gazze’yi yönetmeye talip olabiliyor ve bir türlü ortadan kaybolmuyor.
Peki bu nasıl oluyor? Blair gibilerin tekrar ortaya çıkması yalnızca “yüzsüzlükle” ya da yargılanmamış olmalarıyla açıklanabilir mi? Belki de Lahey’e, uluslararası hukuka ve dünyanın sağduyusuna fazla bel bağlamayı bırakmak ve ne olup bittiği konusunda gerçekçi tavır belirlemek gerekiyor.
Blair nereden çıktı?
Blair şapkadan çıkmadı, aslında hep vardı. Ya kendi ismiyle ya da eski ekibinden danışmanların marifetiyle, adından bir şekilde söz ettiriyordu.
Blair’ın İngiltere toplumunda “siyasetçi” olarak en ufak bir prestije sahip olmadığı aşikâr. İngiliz sağı için bile ciddiye alınacak bir vizyonu temsil etmiyor. Ancak belli ki Blair, başbakanlığı sırasında ve sonrasında dünyada “iş üstlenebilecek” bir zenginler “network”ü kurmuş ve Trump dönemiyle oldukça uyumlu bir figür olduğunu göstermiş durumda.
Eski başbakanın Trump’la kol kola vitrine çıkmasında, Washington’ın Londra’ya yönelik “ince ayar” çabası da etkili olmuşa benziyor.
İngiltere’de gazeteler, Başbakan Keir Starmer’ın Mısır’daki Gazze zirvesinde Donald Trump tarafından küçük düşürülmesine çok içerledi. Görüntülerde Trump kürsüde konuşma yaparken, “Nerede İngiltere?” diyor ve etrafına bakıp Starmer’ı arıyor. Arkasındaki Starmer, kürsüde konuşma sırasının kendisine geldiğini sanıp Trump’a koşuyor, “Seni burada görmek güzel” lafını işitip yerine dönüyor.
Emperyalist dünyada “devlet ve diplomasi teamülleri” diye bir şey vardıysa çoktan çöpe atıldı. Trump tüm dünyadaki liderlerin gerek sırtını sıvazlayan gerek kulaklarını çeken ağabeyleri olarak kabul görmeye devam ediyor.
Ancak İngiltere’de bu aralar gündemden düşmeyen “ABD müdahalesi” burada durmuyor. Öyle ki, Elon Musk, neo-nazi lider Tommy Robinson’ın göçmen karşıtı mitingine doğrudan mesaj gönderiyor. Robinson’ın mahkeme masraflarını bile karşılayacağı söyleniyor. Anketlerde birinci parti görünen aşırı sağcı Nigel Farage’ın en büyük destekçisi de ABD’deki iktidar çevreleri.
İçeride bunlar olurken dışarıda ise Britanya devletini en iyi kimin temsil edeceğine ilişkin bir itiş kakıştır sürüyor. Her ikisi de İşçi Partili olan, bugünkü Başbakan Keir Starmer ile eski Başbakan Tony Blair’in Kahire’deki zirvede rekabet halinde olduğu görülüyor. Başbakan Starmer da Trump’ın Gazze planına angaje görünmek için epey uğraştı. Ateşkes anlaşmasına varılmasından hemen sonra Trump’ı göklere çıkaran mesajı, bunun göstergesi.
Jonathan Powell devrede
Bu gerilimin bir diğer izdüşümü, ABD’nin Gazze’deki süreçte İngilizlere hem kredi vermesi hem de aşağılamasıyla görüldü.
Gazze planının bizzat uygulayıcılarından olan ABD’nin Ortadoğu Özel Temsilcisi Steve Witkoff, Gazze’de ateşkes için “gösterdiği sonsuz çabadan ve katkıdan dolayı”, İngiltere’nin Ulusal Güvenlik Danışmanı Jonathan Powell’a teşekkür etti.
Aynı Jonathan Powell, Suriye’de birkaç ayda cihatçı terörist sıfatından devlet başkanlığına terfi eden Ahmed Şara’yı bu göreve hazırlayan aktör olarak dünyanın gündemindeydi.
Powell aynı zamanda Tony Blair’e oldukça yakın bir isim ve Irak işgali döneminde İngiltere’yi işgale ortak eden ve çarpıtıldığı ortaya çıkan istihbarat raporlarında bile etkisi olduğu biliniyor.
Blair ekibinden Powell ile Trump’ın temsilcisi Witkoff öyle yakınlarmış ki, BBC’ye göre ikili her gün temas halindeymiş. Tony Blair ekibinin “halen görevde” olduğunun somut bir göstergesi sayılabilir.
Sarsılmaz NATO'culuk
Blair’in Trump’a yakınlığından rahatsız olan Başbakan Starmer her fırsatta NATO’nun en sadık liderlerinden birisi olduğunu gösterme uğraşında.
Anketlerde İşçi Partisi’ni ilk kez geride bırakan Yeşiller’i, “Yeterince NATO’cu olmamakla” suçluyor. Şu ifadelerle: “Yeşiller lideri NATO’dan çıkmak istiyor. Bu, Putin’in Ukrayna’daki yasadışı savaşında elini güçlendirecek tamamen sorumsuzca bir tutum. İşçi Partisi’nin NATO’ya bağlılığı sarsılmazdır.”
Özetle, dünyada sosyal demokrasinin belirleyici partilerinden İngiltere İşçi Partisi’nde, ABD’yle kimin daha iyi çalışacağının kavgası var.
İşçi Partisi, on yılları aşan bir tutarlılıkla emperyalist dünyada “ben de belirleyiciyim” diyor. Türkiye’de ana muhalefetin “kardeş partimiz” dediği, Ekrem İmamoğlu için ses çıkarmadıkları için sitem ettiği İngiliz İşçi Partisi’nin gerçekliği bu.
Chilcot Soruşturması: Bir yargılamama hikâyesi
2016’da İngiltere'de açılan Chilcot Soruşturması, 2003’teki Irak işgalinde İngiltere'nin tüm barışçıl seçenekler tükenmeden savaşa girdiği ve Tony Blair'in, Saddam Hüseyin'in oluşturduğu "kitle imha silahı tehdidini" abarttığı sonucuna varmıştı.
Raporda şunlar öne çıktı:
- Irak işgaline varan politika, yanlış istihbarat değerlendirmeleriyle belirlendi. Bu hataların üstüne gidilmedi.
- 2003 Mart’ında İngiltere Irak işgaline dahil olduğunda Saddam Hüseyin acil bir tehdit teşkil etmiyordu.
- Irak’ın kitle imha silahlarına ilişkin kesinlik içeren değerlendirmeler temelsizdi.
Tony Blair raporun açıklanmasından sonra, “yapılan tüm hatalar için” özür diledi, ancak savaşa girme kararı için özür dilemedi.
Chilcot soruşturmasını ve vardığı sonuçları küçümsemek yanlış olur. Emperyalist işgallerin nasıl başlatıldığı üzerine tarihi bir metinden bahsediyoruz.
Ancak bu soruşturmanın siyasi sonuçlarının ne kadar yetersiz olduğunu da görmezden gelmemek gerekiyor. Soruşturma “yeterli gerekçe yokken” işgale girişildiğini söylüyor ancak Blair ve ekibinin uluslararası hukuku çiğnediğini söylemekten uzak duruyor.
Rapor, “Saddam Hüseyin’e karşı askeri müdahale bir gün gerekebilirdi, ancak işgal başladığı sıra bu gereklilik yoktu” diyor ve emperyalist işgali kategorik olarak dışlamıyor.
Kaldı ki 2016’daki rapordan sonra Blair’in “itibarını bir daha toparlayamayacağı” söyleniyordu ancak 2025’te Gazze’nin başına “sömürge valisi” olarak atanması konuşulan isim yine Blair oldu.
Gazze’yi yönetmeye aday milyarderler çetesi
Ekim ayının başında basına sızan Gazze planında, Blair’in ekibinde yer almak üzere ismi geçenler arasında milyarderler ve “iş insanları” tepede yer alıyor. Altlarında ise “zararsız” kabul edilen Filistinli bazı isimler var.
Raporda en yetkili heyette ismi geçen dört kişiden birisi Sigrid Kaag, Hollanda’da Dışişleri Bakanlığı dahil birçok hükümet görevinde bulundu ve BM Lübnan Özel Temsilciliği yaptı.
Diğer üç isim ise “yöneticilik ve mali deneyimleriyle” öne çıkan kişiler olarak lanse ediliyor ve Trump ailesiyle de yakından ilişkililer.
Wall Street’in en zenginlerinden biri olarak anılan ABD’li milyarder Marc Rowan, Trump’ı seçim kampanyasında fonlayanlar arasında ve kendisini “İsrail’in dostu” olarak tanımlıyor.
“Mısır’ın en zengini” olarak bilinen Naguib Sawiris, Tony Blair ile on yıllara dayanan bir dostluğa sahip ve Afganistan işgalinden önce “ülkeyi yeniden inşa etmek” üzere hazırlanan projelerde Blair ile birlikte yer almıştı.
Bir diğer isim, Aryeh Lightstone, Gazze’de ABD ve İsrail desteğiyle kurulan ve “ölüm tuzağı”na dönüşen, binlerce kişinin ölümüne ve yaralanmasına neden olan yardım noktalarının arkasındaki isimlerden.
Ortaklaşa dergisinin Kasım 2025 sayısının dosya konusu, Ekim Devrimi. Derginin bu sayısında ayrıca AKP'nin yönetme krizinden Amerikancılığa, Korkut Boratav'la söyleşiden Türkiye'nin beşinci nesil savaş uçağı yapım sürecine, spordan bienale, Rusya'dan Latin Amerika'ya çok çeşitli konularda yazılara yer verdik.