Ekim Devrimi hakkında 5 çarpıtma
Ekim Devrimi emperyalist rekabetin bir dünya savaşına yol açtığı ve tüm dengelerin alt üst olduğu bir dönemde, birçok iç ve dış faktörün iç içe geçtiği bir uğrakta gerçekleşti. Bolşevikler ve Lenin, içeride yıllardır biriken çelişkilerden bir devrim çıkarmayı başardı. Bu siyasal karmaşa içinde, doğru zamanda doğru müdahale yapıldı. Müdahalenin yönü ve doğrultusu net bir sosyalist kuruluş sürecine işaret ediyordu.
Bu son derece dinamik süreçte Bolşeviklerin yolu açan anlık müdahaleleri, manevraları ve dış dengelerin Rusya siyasetine etkileri Ekim Devrimi’ne ve Bolşeviklerin devrimci hamlelerine yönelik çok sayıda eleştiriyi de beraberinde getirdi. Bu eleştiri ve iddialar yıllar içinde Ekim Devrimi ile ilgili kimi yanlış değerlendirmelerin kabul görmesini kolaylaştırdı. Bu yazıda Ekim Devrimi’nin ilk günlerine dair çok tekrarlanan kimi eleştiri ve ön kabullere daha yakından bakacağız.
Ekim kanlı bir devrim miydi?
Tarihte genel olarak devrimlerin üzerine atılan kara çalmadan Ekim Devrimi de nasibini aldı, kanlı bir devrim olduğu iddia edildi.
Devrimler eşyanın tabiatı gereği zora dayanır; hiçbir egemen sınıf, iktidarı altın tepside sömü- rülen sınıflara sunmaz. Ekim Devrimi’nde de böyle oldu, iktidar silah gücü ve şiddet yoluyla zor kullanılarak ele geçirildi. Ancak devrimin öncesinde Bolşeviklerin halk içindeki örgütlülüğü ve meşruiyeti o kadar artmıştı ki siyasi gücü iyiden iyiye zayıflayan Geçici Hükümet, bu göstere göstere gelen devrimin önüne geçememişti.
Devrim sahiden de göstere göstere geldi. Bununla sadece ayaklanmanın tarihinin sızdırılmasını kastetmiyoruz. Tarihin belirlendiği 10 Ekim’deki Merkez Komitesi toplantısının hemen sonrasında gerçekleştirilen Petrograd Askeri Sovyeti, Petrograd ve Moskova Konferansları, 30’a yakın bölge, il ve şehir konferansı, işyeri ve fabrika komite top- lantıları, sayıları çok kısa sürede 200 bine ulaşan Kızıl Muhafız Birlikleri ayaklanma hazırlığının saklanacak boyutta olmadığını gösteriyor. Tüm bu toplantı ve hazırlıklar, Bolşeviklerin ayaklanma kararını Sovyetlerin emrine dönüştürdü ve 24 Ekim gecesi Kızıl Muhafız Birlikleri’nin stratejik noktaları hemen hiç kan dökmeden ele geçirmesini sağladı.
Devrim mi darbe mi?
Peki Bolşevikler gibi küçük ve üstelik genç bir örgüt, nasıl olmuştu da “devrim” yapmıştı? Diğer bir ifadeyle gerçekleşen bir devrim miydi yoksa darbe mi?
Bolşeviklerin, Rus Sosyal Demokrat İşçi Partisi’nin 1903’teki 2. Kongresi’nde partinin genel siyasi çizgisinden ayrışan bir grup olarak ortaya çıktığı kabul edildiğinde henüz 15 yıllık, genç bir örgüt oldukları doğrudur. 1917’nin başlarında küçük bir örgüt oldukları da doğrudur; ancak devrime giden süreçte inanılmaz bir hızla büyüyerek kilit fabrikalarda, sanayi bölgelerinde ve askerler arasında çoğunluğu oluşturmuşlardır. Örneğin Şubat 1917’de devrimin kalbi olan Petrograd’da 2 bin Bolşevik varken Haziran ayının sonuna doğru bu sayı 32 bine çıkmıştı. Yine Haziran sonuna doğru 2 bin garnizon askeri Bolşevik Askeri Örgütü’ne katılmış, 4 bin asker de “Pravda Kulübü”ne üye olmuştu. Kışlık Saray’ın düşmesinden birkaç saat önce başlayan 2. Sovyet Kongresi’ndeki 673 delegenin 390’ının Bolşevik oluşu, kongre çoğunluğunun Bolşeviklerde olduğunu gösteriyordu.
Şubat’tan Ekim’e giden süreçte Bolşevikler, kendilerini halkın gözünde uzlaşmacı sosyal demokrat çizgiden ayrıştırıp emekçi halkın taleplerinin sözcüsü konumuna getirmeyi başarmışlar ve bu sayede ayaklanma anında iktidarı alabilecek büyüklük ve yeterlilikte bir parti haline gelmişlerdi.
Ekim Devrimi’nin kökü dışarıda mı?
Ekim Devrimi’ne yönelik “kökü dışarıda” suçlaması, Lenin’in Alman ajanı oldu- ğundan Ekim Devrimi’nin Almanya’nın desteğiyle yapıldığına kadar uzayıp gider.
1917 Şubat’ı öncesinde devrimci kadroların azımsanmayacak bir kısmı ya hapiste, ya sürgünde ya da tutuklanma tehdidi nedeniyle yurtdışındaydı. Şubat Devrimi sonucu Çar’ın devrilmesi, yurt dışındaki kadrolarda ülkeye dönüş umudunu doğurdu. Bu umutla sınırları zorlayanlardan biri de Lenin’di. İsviçre’den dönüş için en az tehlikeli yol trenle Almanya üzerinden geçiyordu. Lenin ve beraberindeki yoldaşları riskli bir yolculuk sonunda mühürlü vagonla Petrograd’a ulaştı.
İşte bu yolculuk, Almanya’nın dahil olduğu İttifak devletleri ile savaşta olan Rusya’daki burju- vazinin ve monarşi yanlılarının eline bir koz verdi: Bolşevikler ne zaman ayaklarına bassa “Alman ajanlığı” yalanına sarıldılar. Örneğin Temmuz’daki işçi ayak- lanmasından Bolşevikler güç kazanarak çıkınca iktidar çevre- lerince Lenin’in “Alman ajanı” olduğuna dair düzmece belgeler yayınlandı. Üstüne, vatana ihanet ve silahlı ayaklanma düzenlemek- ten tutuklanması emri verildi.
Bu çabaların tek bir amacı vardı, devrimin önünü kesmek ve meşruiyetine gölge düşürmek…
‘Brest-Litovsk’ dünya devrimine ihanet miydi?
24 Ekim 1917’de gerçekleşen Ekim Devrimi’nin ardından kurulan Sovyet iktidarı, kendisini iç ve dış tehditlerle kuşatılmış halde buldu. Savaşmaktan bıkmış askerler ve sefil durumdaki halk barış istiyordu.
Sovyetler ise üç cephede birden savaş- mak zorundaydı: Almanya’nın dahil olduğu İttifak cephesi, İç Savaş’ın Beyaz Orduları ve onların arkasındaki İtilaf Devletleri. Sovyetlerin yaşaması için savaştan çekilmek bir zorunluluktu.
Bu nedenle Sovyet hükümetinin ilk adımı, “Barış Kararnamesi” imzalamak oldu. Bununla bütün muharip ülkelere demokratik, genel, ilhaksız ve tazminatsız bir barış teklif edildi. Ancak İtilaf Devletlerinin (İngiltere, Fransa, ABD) bu teklifi reddetmesi üzerine Sovyetlere, Almanya ve müttefikleriyle Brest-Litovsk’ta ayrı barış görüşmeleri yapmak dışında seçenek kalmadı.
Almanların çok ağır barış şartları Bolşevik Partisi’nde şiddetli tartışmalara yol açtı. Lenin, devrimin kalesi olan Sovyet iktidarını korumanın en öncelikli görev olduğunu savunurken, Trotskiy ve “Sol Komünistler” grubu, Almanlara karşı devrimci bir savaş başlatmanın Almanya’da devrime yol açacağını düşünüyordu. Parti ve işçi konferanslarında çoğunluk, barıştan yana oy kullandı.
Ancak barış görüşmelerine başkanlık eden Trotskiy, partinin kararına rağmen Alman teklifini reddetti ve Almanların saldırmayacağı varsayımıyla ordunun terhis edilmesi gibi büyük bir taktiksel hata yaptı. Almanlar tüm cephede büyük bir saldırı başlatarak Petrograd’a doğru ilerlemeye başladı. Sonuçta Sovyetler, çok daha ağır yeni barış koşullarını kabul etmek zorunda kaldı. Sovyet iktidarı, barış kararı sayesinde ayakta kalmayı başardı.
Lenin aceleci mi davrandı?
Ekim Devrimi’ne dair tedavüle sokulan bir diğer eleştiri de devrimin erken bir zorlama olduğu ve Lenin’in aceleci davrandığıdır. Marx ve Engels’in Komünist Manifesto’daki öngörüsüne göre devrimin fitili, esas olarak kapitalizmin toplumsal olarak en çok geliştiği Avrupa’dan ateşlenecekti. Bununla beraber her ülkenin özgün koşulları olduğu vurgulanıyor; örnek olarak da Rusya ve İrlanda veriliyordu.
Kimi “Marksistler”, eserin bu vurgusunu bir kenara atıp “Avrupa beklentisini” cımbızlıyor ve kapitalizmin yeni yeni gelişmekte olduğu, işçi sınıfının henüz çoğunluğu oluşturmadığı Rusya’da “Marksizm’e aykırı” bir devrim gerçekleştiğini iddia ediyorlardı: Sabırsız Lenin, acele etmişti.
Evet, Lenin sahiden de acele etti. Aksi halde yeni iktidara gelmiş burjuvazi kendi iktidarını kurumsallaştıracak ve güçlenecekti. Oysa Lenin Nisan ayında, Şubat 1917’de Çar’ın devrilmesiyle Rusya’da burjuva devriminin tamamlandığını, artık sosyalist devrimin zamanı olduğunu ilan ediyordu.
Devrimin saatine dair o güne dek söylenenleri altüst eden bu tez, devrim niteliğindeydi. Lenin’e kadar sosyalist devrimlerin kapitalizmin geliştiği, işçi sınıfının çoğaldığı ve bilinçlendiği bir toplumsal gelişim sürecinin ürünü olacağı kabul ediliyordu. Lenin kapitalizmin dünyanın her yerine geri döndürülemez şekilde hızla yayılarak emperyalizm aşamasına geçtiğini, bu nedenle de sosyalizmin dünyanın her yerinde güncel olduğunu söylüyordu.
Rusya, nüfusun çok büyük bir kesiminin tarımla uğraştığı bir ülkeydi ama kapitalizm yalnız kentlerde değil kırlarda da gelişiyordu. İşçi sınıfı, ilk devrim provası olan 1905’ten bu yana halkın sürükleyici gücüydü, siyasi mücadelenin içinde pişiyor ve hızla örgütleniyordu. Rusya iktisadi açıdan belki Batı Avrupa ülkelerine göre gerideydi, fakat sanayi proletaryası nicel olarak yükseliyordu; daha önemlisi ise işçi sınıfının siyasi açıdan gelişkinlik düzeyi çok ilerideydi. Bu sayede çelişkiler daha da yoğunlaştı ve birikti.
Lenin, bu biriken çelişkileri doğru zamanda doğru müdahaleler yaparak devrimi gerçekleştirmek için değerlendirdi. Şubat’tan Ekim’e uzanan kısa zaman aralığı, bir devrimin başarıya ulaşması için taktiklerin ve siyasi manevraların ne kadar önemli olduğunu ortaya koyar. Bunun en iyi örneklerinden biri, işçi-köylü ittifakıdır.
Lenin ve Bolşevikler, birer hayalci veya ütopyacı değillerdi. Her ne kadar işçi sınıfının nitelik ve niceliği hızla ivmelense de Rusya’da gerçekleşecek bir devrimin, tamamen işçi sınıfına dayanması imkânsızdı. Bu nedenle yoksul köylülükle ittifak yapıldı ve bu, devrimi başarıya taşıyan en kritik adımlardan biri oldu.
Devrim: Yırtılıp atılan şablonlar
Sosyalist devrim, yüzyıllardır süren inanışların, ön kabullerin, kutsalların tersyüz olduğu, Komünist Manifesto’daki ifadeyle “katı olan her şeyin buharlaştığı” aydınlanma çağının çocuğudur. Yaşamın üzerine din ve kilise eliyle sıkıca örtülmüş karanlık perde, bilim ve akılla aralanmakta; insanlık gerçeğin, öğrenmenin büyüsüne kapılıp akmaktadır. Doğaya, yaşama, olgusal olana dair çoğalan bilgi ve artan merak, toplumsal olana da nüfuz eder.
Tarihin ve toplumun da kendine özgü yasaları, bu yasaları oluşturan veya harekete geçiren bir mantığının olabileceği keşfedilir. Tanrı öldüyse, tarihin mantığını harekete geçiren kimdir veya nedir? Marx bunun yanıtını sınıf mücadeleleri olarak verirken sınıfları toplumun içinde olmuş bir şeyden çok, olmaya devam eden, toplumu da olduran, dönüştüren bir şey olarak ele alır. İşte bireye, özneye, siyasete ve dolayısıyla değişime alan açan ve bu yönüyle toplumsal yasaları olgusal yasalardan ayrı kılan budur. Lenin’in girdiği ve devrime dair şablonları yırtıp attığı kapı da budur.
Devrimler söz konusu olduğunda “kitabına uygun muydu”, “teoriye aykırı bir pratik miydi” soruları bir yerden sonra anlamsızdır. Bolşevikler Rusya’da devrime öncülük etmiş ve iktidarı ele geçirmişlerdir. Sosyalizm bir köylü ülkesini 30 yıl içinde dünyanın iki büyük gücünden birine dönüştürdüğüne göre, demek ki öznel ve nesnel koşullar uygundur.
Ekim Devrimi aradan 108 yıl geçmesine rağmen hâlâ konuşulmaya, tartışılmaya devam ediyor; çünkü sosyalist devrim hâlâ güncel.
Ortaklaşa dergisinin Kasım 2025 sayısının dosya konusu, Ekim Devrimi. Derginin bu sayısında ayrıca AKP'nin yönetme krizinden Amerikancılığa, Korkut Boratav'la söyleşiden Türkiye'nin beşinci nesil savaş uçağı yapım sürecine, spordan bienale, Rusya'dan Latin Amerika'ya çok çeşitli konularda yazılara yer verdik.