Ana içeriğe atla
0%
  • soltv-logosoltv-light-logo
  • soltv-logosoltv-dark-logo
  • soltv-logosoltv-dark-logo
  • gelenek-logo

Home

soL Haber'de reklam yok, sadece haber var. Bunu birlikte sürdürüyoruz. Abone olarak desteğinizi gösterin.

Ortaklaşa
konstantin_yuon

EKİM DEVRİMİ | AKP, Yönetme Krizi, NATO, Su Sorunu, KAAN, Latin Amerika

Beşinci nesil savaş uçakları ve Türkiye: KAAN bile ABD’ye hizalanıyor

Ogün Eratalay

Yayın Tarihi: 06.11.2025 , 23:14 "0 dakikalık okuma süresi"
Erdoğan-Trump görüşmesi sonrasında yeniden gündeme gelen F-35 ve KAAN savaş uçakları hakkındaki gerçekler kamuoyundan saklanıyor. Beşinci nesil olarak adlandırılan bu uçaklar savaşların geleceğinde belirleyici bir rol oynayacak.

Beşinci nesil savaş uçakları, 21. yüzyılın ilk dönemlerinde teknoloji alanında kat edilen önemli gelişmelere dayanan bir jet uçağı sınıflandırması. Sınıflandırma uçağın özelliklerine, kabiliyetlerine ve gerçekleştirebildiği görevlere göre değişiyor. 

Birinci nesil savaş uçakları ilk jet savaş uçaklarıydı. Arkaya doğru yatık kanat uygulamasıyla ses hızına yaklaşan hızlarda gidebilen Sovyet yapımı Mig-15 bu nesil savaş uçaklarında çığır açmıştı. Kore Savaşı’nın ardından meydana gelen gelişmelerle ortaya çıkan ikinci neslin öne çıkanları Sovyet yapımı Mig-21 ve ABD yapımı Lockheed F-104 oldu. Cephe hattında yerine getirdikleri farklı görevlerle tanımlanan üçüncü nesil uçaklar arasında en yaygın üretileni McDonnell Douglas F-4 Phantom olurken, dikey iniş kalkış özelliği olan İngiliz Harrier jetleri de bu kapsamda sayılabilir. General Dynamics F-16 ve Sovyet yapımı Suhoi Su-27 gibi dördüncü nesil savaş uçakları gelişen aviyonik, daha verimli motorlar, gelişmiş kompozit malzeme teknolojisi ve gelişmiş radar ile görünmezlik özelliğini barındırır. 1990’lı yıllarda başlayan işletim, veri alışverişi ve bilgisayar teknolojilerindeki gelişmeler artık tüm cephe boyunca komuta, kontrol ve iletişimi sağlayan uçaklara olanak vermeye başladı. Radarda az görülme özelliğinin yanısıra, gelişmiş radar sistemleri, ileri teknoloji aviyonik sistemleri, akıllı pilot kaskları, gelişmiş silah sistemleri, yapay zekâ uygulamalarının yanı sıra uçak dışındaki platformları komuta edebilme özelliği sayesinde beşinci nesil uçakları çok önemli silahlar haline geldi. Bunların ilki Lockheed Martin F-22 olarak kabul edilir. Yine ABD yapımı Lockheed Martin F-35, Çin yapımı Chengdu J-20 ile Rusya yapımı Suhoi Su-57 de bu nesile dahildir.

F-35 neden uluslararası bir proje?

F-35 projesi ABD Silahlı Kuvvetleri’nin farklı birimlerinin ihtiyaçları ve geleneksel müttefiklerinin talepleri doğrultusunda geliştirilmiştir. İsrail Hava Kuvvetleri kendi görevleri için özel varyantlar ürettirmiş, bunları Lübnan, İran, Suriye, Gazze gibi bölgelerde kullanmıştır. F-35’in üretiminde NATO üyesi ülkelerin yoğun görev alması ise ABD emperyalizminin silah sanayisi alanında müttefik ülkeler arasındaki ilişkiyi derinleştirerek kendisine daha bağlı hale getirme girişimi olarak görülebilir.

Türkiye'nin F-35 projesindeki durumu

Projeye başından bu yana dahil olan Türkiye, siyasi gelişmeler sonucunda AKP iktidarının Rusya’dan S-400 savunma sistemlerini satın alması üzerine projeden çıkarıldı. Bu aşamaya kadar TAİ, Kale Kalıp, Alp Havacılık, TÜBİTAK SAGE, Aydın Yazılım gibi firmalar F-35’e ait iniş takımı, yakıt sistemi, silah sistemi bağlantıları gibi yaklaşık 800 kalem imal ediyordu. Türkiye satın almış olduğu 4 adet F-35 için 900 milyon dolar ödeme yapmış ve savunma sanayisine de yaklaşık 1,2 milyar dolar yatırım yapmıştı. ABD’nin Düşmanlarına Yaptırımlarla Karşı Koyma Yasası (CAATSA) kapsamında uygulanan tedbirler sonucunda Türkiye F-35 programından çıkarılsa da tedarik zincirinin Türkiye’deki ayağı aslında emperyalizmle uyumlu faaliyetine diğer projelerle devam ediyor. Bu kapsamda TAİ yakıt depoları, kompozit parçalar konusunda Northrop Grumman ile işbirliğini sürdürürken, Kale Grubu motor aksamı alanında Pratt & Whitney’in ortağı konumunda. Alp Havacılık ise Sikorky’nin ana tedarikçileri arasında. 

AKP'nin yerli ve milli masalının aktörü KAAN

Resmi ismiyle TAİ TF Kaan, Türkiye’nin gündemine ilk kez Mart 2023’te pistte taksi yaparak ve 21 Şubat 2024’te ilk uçuşunu gerçekleştirerek girmişti. Tüm hava koşullarında uçabilecek, radarda düşük ize sahip “stealth” özelliği olacak, çift motorlu bir savaş uçağı olması planlanıyor. “Hedeflenen” uçağın beşinci nesil olacağı belirtilse de bunun için gerekli kriterleri henüz tam olarak karşılamadığı ortada. 

TAİ başta olmak üzere Türk silah sanayisi özellikle F-16 montajı ve lisanslı üretim konusunda 40 yıla yakın bir deneyim biriktirmiş durumda. Türkiye’deki silah şirketleri emperyalist ülkelerin önde gelen şirketleriyle geniş çaplı bir işbirliği içinde. Dolayısıyla F-16 savaş uçağının bir benzerinin Türkiye’de üretilmesi şaşırtıcı değil. Şaşırtıcı olan Türk silah sanayisinin emperyalist ülkelere bağımlılığının görmezden gelinerek projenin yerli ve milli ilan edilmesi. Jet motoru önemli bir engel oluşturuyor. KAAN için özel olarak geliştirilme aşamasında olan TEİ yapımı jet motorlarının hazır olmadığı ortada. Prototip üretimlerinde F-16’nın General Electric F100 kodlu motorları kullanılıyor. Bunun dışında özellikle avyonik, elektro-optik sensörler, füze güdüm sistem alt bileşenleri gibi kalemlerde dışa bağımlılık sürmekte.

Kamuoyunun yanıltıldığı bir diğer önemli başlık ise yepyeni bir tasarım savaş uçağının ordu envanterine giriş sürecinin ne kadar uzun ve karmaşık olduğunun göz ardı edilmesi. Burada örnek verdiğimiz F-35 savaş uçağının hâlâ sık sık kaza kırıma uğradığını hatırlatalım. Genel tasarımın 1997 yılında başlaması ve jet motorunun geliştirilip ilk gelişkin prototipin 2006 yılında uçması; sonrasında uzun testlerden, konfigürasyon güncellemelerinden geçip ancak 2018 yılında envantere girmesi projenin ne kadar uzun soluklu olduğunu göstermektedir. Yerli motorun üretimi tamamlansa da üretimde kullanılan tezgâhların, yazılımların, aparatların farklı yabancı tekellere ait olduğunu söylersek bağımlılığın boyutunu tarif etmiş oluruz. 

Türkiye’deki silah şirketleri AKP iktidarında önemli atılımlar yaptı. Kabuğunu kıran Türk sermayesinin gözünü daha büyük hedeflere dikerek sınır dışına açıldığı bu dönemde önemli projelere imza atıldı, ciddi üretim kabiliyeti yakalandı. Ancak Türkiye’nin emperyalist hiyerarşideki konumu bu sektörde de belirleyici oluyor. Egemenliği NATO’ya emanet, ekonomisi dış yardımlara muhtaç bir ülkede silah şirketlerinin tamamen yerli ve milli olabileceğini düşünmek hayalcilik olacaktır.


Beşinci nesil savaş uçakları ve aralarındaki farklar 

ABD yapımı Lockheed Martin F-35, Çin yapımı Chengdu J-20 ile Rusya yapımı Suhoi Su-57 arasında tasarım felsefesi, teknik kabiliyetler ve görev kapsamı açısından temel farklılıklar mevcuttur.

Tasarım farklılıkları ve görünmezlik

F-35 çok farklı görevler için tasarlanmıştır. Bu kapsamda özellikle düşman radarlarına yakalanmama özelliği öne çıkmıştır. Uçağın düşük radar izi sayesinde düşman bölgelerine radarlar tarafından tespit edilmeden girme kabiliyetine önem verilmektedir. J-20 uzun mesafe görevleri için tasarlandığından cepheye dönük radara karşı önlem alınmıştır. Ancak J-20 radar izi F-35’e göre daha büyüktür. J-20’nin yatay stabilizatörlü delta kanatları sayesinde manevra kabiliyeti daha gelişkindir. Su-57 ise F-35 gibi farklı görevler için tasarlanmıştır. Kuyruksuz delta kanat sayesinde ileri manevra kabiliyetine sahip olsa da radar izi F-35’e göre daha büyüktür. 

Aviyonik sistemler

F-35 kullandığı gelişkin radar ve elektro-optik hedef sistemleriyle cephedeki durumu bütünlüklü şekilde algılarken, kokpit ve pilot kaskına entegre sistemler önemli verileri doğrudan pilota aktarmaktadır. J-20 de benzer şekilde son teknoloji ürünü radar kullanırken, kokpit ve veri entegrasyonu F-35 seviyesindedir. Su-57 bünyesindeki radar son teknoloji olsa da tüm sistem entegrasyonu hâlâ geliştirme aşamasındadır. Su-57 kokpiti geleneksel yerleşimde olsa da pilot kasklarına entegre sistem burada da mevcuttur.

Performans ve manevra kabiliyeti

F-35, Su-57 gibi it dalaşı yapacak bir savaş uçağı olarak tasarlanmamıştır. F-35 için öncelik radarda olabildiğince düşük iz bırakmak, tespit edilmemektir. Üç uçak arasında manevra kabiliyeti en yüksek olan Rus yapımı uçaktır. J-20 ise F-35’e göre manevra açısından daha yetenekli olsa da o da uzun menzilli bombardıman uçağı olarak tasarlanmıştır.

Silah sistemleri ve faydalı yük

F-35 görev türüne göre hava, kara veya deniz hedefleri için özel silahlar taşıyabilir. Dışında da silah taşıdığı senaryolarda toplam 9 ton silah taşımalık kabiliyeti, radara görünmeme şartı varsa silahların gövde içinde taşınma durumu olacağından gözle görülür oranda düşecektir. J-20 de benzer şekilde görev tanımına göre her durum için farklı silah taşıyabilmektedir ve kapasitesi 11 tondur. Rus Su-57 de diğer iki uçağın kabiliyetinin benzerine sahiptir ancak silah kapasitesi 7,5 ton düzeyindedir. Her üç uçağın da nükleer silah taşıma kabiliyeti bulunmaktadır.

F-35 çok yönlülük açısından öne çıkarken, J-20 uzun menzili ile dikkat çekiyor. Su-57 ise yakın muharebe ve manevra kabiliyeti ile öne çıkıyor.


KAAN Ekonomisi

KAAN projesi aslında Türkiye sermayesinin genel kabiliyetleriyle gayet uyumlu. Önemli bir üretim tecrübesi, teknoloji kullanımı bulunan Türk silah sanayisinin kritik başlıklarda emperyalist ülkelere bağımlılığı devam ediyor. Buna rağmen özellikle Endonezya, İspanya gibi ülkelerle yapılan çerçeve anlaşmalarından görüldüğü üzere, sürecin sonunda çıkacak ürünün alıcısı mevcut. TAİ, Aselsan, Roketsan gibi dünya çapında silah sektöründe öne çıkan firmaların yeni teknolojik alanlara yatırım yapması, tedarikçilerini de buraya doğru çekmesi bir kültür yaratıyor; bu çok açık. Genel olarak silah sanayisinde Türkiye üretimi ürünler, metal-malzeme sektörleri başta olmak üzere tedarikçi sektörlerin gelişkin altyapısı, mühendislik maliyetlerinin kalitesine göre düşük oluşu ve ucuz işçilik sebebiyle görece ucuz fiyat ve ortalamanın üzerinde kalitesiyle dünya çapındaki sektörde kendisine yer bulabiliyor. Öte yandan AKP rejiminin simgesel olarak öne çıkardığı Baykar gibi aktörler kamunun her türlü olanağıyla destekleniyor. Gerekirse bu uğurda benzer projelerin önü kesiliyor. Örneğin, TAİ üretimi ANKA İHA projesi bu yolla önü açılan projelerden. Hatırlanacağı gibi bu projede direktör görevinde bulunan Remzi Barlas 2023 yılında konuyu kamuoyunun bilgisine taşıyarak devletin zararına Baykar’ın desteklendiğini belirtmişti.

konstantin_yuon
Ortaklaşa

Ortaklaşa dergisinin Kasım 2025 sayısının dosya konusu, Ekim Devrimi. Derginin bu sayısında ayrıca AKP'nin yönetme krizinden Amerikancılığa, Korkut Boratav'la söyleşiden Türkiye'nin beşinci nesil savaş uçağı yapım sürecine, spordan bienale, Rusya'dan Latin Amerika'ya çok çeşitli konularda yazılara yer verdik.