Devrim’in hukuku: İkili iktidardan Sovyet Anayasası’na
Özge Fındık
Ekim Devrimi yalnızca siyasal iktidarın el değiştirmesi değil, hukuk kavrayışının kökten dönüşmesidir. 1917’nin ardından Rusya’da karşı karşıya gelinen sorun, “hangi normun geçerli olduğu” değil, “hukukun kaynağının kim olduğu” sorusuydu. İşte tam bu noktada, ikili iktidar dönemi bir anayasal kriz olarak ortaya çıktı: bir yanda burjuva karakterli Kurucu Meclis, öte yanda fiilen meşruiyet sahibi Sovyetler. Bu gerilim, devrimci hukukun doğuşunu hazırladı. Lenin’in “ikili iktidar” olarak tanımladığı bu özgün durum, devrimci meşruiyetin ne anlama geldiğini gösteren bir laboratuvar gibi çalıştı.
'Devrimci yasallığın' doğuşu
İkili iktidar, 1917 Şubat Devrimi’nden Ekim Devrimi’ne kadar geçen sekiz aylık dönemde Rusya’da oluşan özgün bir siyasi yapıydı. Şubat Devrimi Çar II. Nikolay’ı tahtan indirmiş, monarşi yıkılmıştı. Ancak yerine kurulan Geçici Hükümet, esasen eski düzenin kadrolarının ve liberal partilerin kontrolündeydi ve savaşın sürdürülmesini, özel mülkiyetin korunmasını, kapitalist üretim ilişkilerinin devamını savunuyordu. Bu, iktidarın burjuvazinin elinde kalması demekti. Petrograd’da ve diğer büyük kentlerde işçiler ve askerler kendi temsil organlarını kurdular. Geçici Hükümet, klasik burjuva yasallığını “Kurucu Meclis” üzerinden inşa etmeye çalışırken, Sovyetler doğrudan halk iradesine dayalı fiili bir hukuk düzeni geliştirdi. Fabrikalarda, kışlalarda ve köylerde seçilen temsilciler aracılığıyla kararlar alındı, uygulandı ve yeni bir “devrimci yasallık” doğdu.
Nisan 1917’de İsviçre’den Petrograd’a dönen Lenin, Nisan Tezleri’yle bu ara dönemi teşhis etti. Lenin’in ifadesiyle, burjuvazinin çabasına karşı, “Devrimci bir diktatörlük, yani merkezi bir devlet iktidarının yürürlüğe koyduğu bir yasaya değil, iktidarın devrimci bir şekilde ele geçirilmesine, halkın tabandan gelen doğrudan inisiyatifine dayanan bir iktidar” söz konusuydu. Ona göre “ikili iktidar”, devrimci sürecin ara formuydu. Burjuvazinin elindeki siyasal güç, devrimin yükselen sınıfı olan proletarya ve köylülük tarafından çoktan örtülü biçimde kuşatılmıştı. Lenin, bu ikili yapının sürdürülemez olduğunu vurgularken, meselenin yalnızca siyasal iktidar değil, meşruiyetin kaynağı olduğunu da ortaya koydu. Bu yüzden Lenin’in “Bütün iktidar Sovyetlere!” çağrısı, yalnızca politik bir slogan değil, aynı zamanda devrimci hukuk düşüncesinin özlü ifadesiydi.
Nisan Tezleri bu anlamda, devletin ve hukukun kaynağını yeniden tanımlayan bir dönemeçti: Burjuva parlamenter modelin yerini, emekçi sınıfın doğrudan iktidar organı olarak, Sovyetler alacaktı. Devrim, böylece yalnızca egemenliği değil, egemenliğin hukuken haklı olma biçimini de değiştirmişti.
Devletin dağılması, hukukun yeniden kuruluşu
1917 bahar ve yaz aylarında yaşanan bir dizi siyasal kriz, “ikili iktidar” yapısının sürdürülemezliğini açık biçimde ortaya koydu. Milyukov Krizi (Nisan 1917), Geçici Hükümet’in savaş politikasını sürdürme niyetini açığa çıkardı; halk “savaşa hayır” sloganlarıyla sokaklara dökülürken, Dışişleri Bakanı Pavel Milyukov ve Savaş Bakanı Aleksandr Guçkov istifa etmek zorunda kaldı. Bu olay, meşruiyetin artık “hükümette” değil, savaş karşıtı işçi ve asker Sovyetlerinde olduğunun ilanı gibiydi. Ardından gelen Kronştadt Krizi (Mayıs-Haziran 1917), Bolşeviklerin etkili olduğu deniz üssünde Sovyetlerin iktidarı devralmasıyla sonuçlandı, bu olay devletin yetkisini fiilen kaybettiğini gösterdi.

Haziran Gösterisi (18 Haziran 1917), Menşevikler ve SR’ler önderliğinde hükümete destek amacıyla düzenlenmişti ancak 400.000 işçinin ve askerin yürüyüşü “Bütün İktidar Sovyetlere!” sloganına dönüştü. Temmuz Olayları’nda (3- 5 Temmuz 1917) Petrograd’daki işçiler ve askerler Sovyet iktidarı talep etti fakat Bolşevikler ülke çapında devrimci hazırlığın henüz olgunlaşmadığı gerekçesiyle geri durdu. Hükümet bu fırsatı kullanarak Bolşeviklere baskı uyguladı, Lenin’e “Alman ajanı” suçlaması yöneltildi, parti önderleri tutuklandı. Ancak bu kısa gerileme, Ekim öncesi son büyük kırılmanın zeminini hazırladı. Nihayet Kornilov Olayı (Ağustos 1917) sırasında General Lavr Kornilov’un Petrograd’a yürüyüşü, Geçici Hükümet’in ordu üzerindeki otoritesinin çöktüğünü kanıtladı. Bolşevikler darbeyi bastırarak şehir savunmasını örgütlediler; bu, halk nezdinde hukuki ve siyasi meşruiyetin artık tamamen Sovyetlere geçtiği andı. Böylece 1917 yazı, devrimci meşruiyetin burjuva hukukunun yerini aldığı bir kriz dönemine dönüştü, Ekim Devrimi bu sürecin zorunlu sonucuydu.
Ekim Devrimi’nin uluslararası hukuk alanındaki etkisi de dikkat çekicidir. Bolşevikler, iktidarı aldıktan hemen sonra Çarlık rejiminin emperyalist devletlerle yaptığı gizli anlaşmaları ifşa etti. Bu, yalnızca diplomatik bir jest değil, dünya hukuk tarihinde köklü bir kırılmaydı. “Açık diplomasi” ilkesi, devletlerarası ilişkilerin ilk kez halkın denetimine açılmasını sağladı. Böylece Sovyet hukuku, yalnızca ulusal ölçekte değil, küresel düzeyde de devrimci bir içerik kazandı.
Lenin’in Devlet ve Devrim’de vurguladığı üzere, yeni hukuk, eski devlet aygıtı parçalanmadan kurulamazdı. Lenin’in sözüyle, “Kapitalistleri bir kez alaşağı ettikten, bu sömürücülerin direnişini silahlı işçilerin demir pençesiyle ezdikten ve modern devletin bürokratik düzeneğini parçaladıktan sonra, elimizde çok iyi donatılmış, ‘asalak’tan arındırılmış bir mekanizma olacak. Bu mekanizma pekâlâ birleşmiş işçilerin kendileri tarafından, teknisyenler, ustabaşılar ve muhasebeciler istihdam edilerek, bunlara ve hatta bütün ‘devlet’ memurlarına işçi ücretleri ödenerek oluşturulabilir.” Böylece bürokrasi, polis ve ordu dağıtıldı, yerlerini Sovyet temsil sistemine bıraktı. Bu temsil mekanizması, yalnızca demokratik bir platform değil, yeni bir devletin ve hukukun embriyonu olarak işlev gördü.
Aile kanunu ve özel alanın devrimci dönüşümü
Halk mahkemeleri, fabrika ve köylü komiteleri, adaletin fiilen yeniden kurulmasının ilk biçimleri oldu. Bu adımlar kısa sürede kurumsallaştı. 1918 RSFSC Anayasası, egemenliği işçi ve köylü Sovyetlerine verdi, oy hakkını yalnızca emekçi sınıflara tanıdı ve burjuvaziyi siyasi alandan dışladı. Toprak Kararnamesi, büyük mülkleri tasfiye ederek toprağı köylülerin kullanımına sundu. Mahkemeler Hakkında Kararnameler, halkın seçtiği yargıçlarla yeni bir adalet düzeni tesis etti. 1918 Aile Kanunu, medeni haklar tanıyarak kadın-erkek eşitliğini hukuksal güvenceye kavuşturdu.
Kadınlar için bu, düzenin boyunduruğundan kurtuluşun somut ifadesiydi. Aile Kanunu, özel alanın da devrimin konusu olduğunu ilan etti: Yalnız üretim araçları değil, gündelik yaşamın ilişkileri de dönüşüyordu.
Lenin’in söylediği gibi, “İnsanlık henüz İşçi, Tarım Emekçisi, Köylü ve Asker Vekilleri Sovyetlerinden daha üstün ve daha iyi bir hükümet tipi ortaya çıkaracak düzeye evrilmedi.” Bugünden bakıldığında Ekim, hukukun yalnızca hukuk kitaplarında değil, hayatın içinde, fabrikalarda, köylerde, barikatlarda yeniden yazılabileceğini gösterdi ve bu ders, hâlâ geçerli: Adalet, ancak emekçi halkın iktidarı ile mümkündür.
Evdeki devrim: 1918 Aile Kanunu
1918 tarihli Aile Kanunu, devrimin toplumsal yapıyı dönüştürme iddiasının en çarpıcı örneklerinden biriydi. Kilise nikâhı kaldırılarak yalnızca medeni hukuk ile tanınan evlilik geçerli sayıldı. Kadın ve erkek eşitliği anayasal güvenceye bağlandı, kanunun 133. maddesiyle “meşru” ve “gayrimeşru” çocuk ayrımı kaldırıldı, tüm çocuklara eşit statü tanındı. 1917 öncesinde doğmuş çocuklar da bu eşitlik kapsamına alındı.
En radikal yenilik ise boşanma özgürlüğüydü: Evliliğin sona ermesi için kusur aranmıyor, eşlerden birinin talebi yeterli oluyordu. Bu husus kanunun 87. maddesinde “Eşlerin karşılıklı rızası ya da yalnızca eşlerden birinin boşanmak istemesi boşanma için yeterli gerekçe sayılır” denilerek yasalaştırılmıştı. Bu uygulama, birkaç yıl içinde “boşanma patlaması”na yol açtı. 1925’e gelindiğinde Sovyetler Birliği, Avrupa’daki ülkelerin tamamından daha yüksek bir boşanma oranına sahipti; Moskova’da neredeyse her iki evlilikten biri boşanmayla sonuçlanıyordu. Ancak bu artış, boşanmanın kolaylaşmasından çok, devrim öncesi evliliklerin özellikle kadınlar için hukuki ve ekonomik bir prangaya dönüşmüş olmasıyla ilişkiliydi.
Ortaklaşa dergisinin Kasım 2025 sayısının dosya konusu, Ekim Devrimi. Derginin bu sayısında ayrıca AKP'nin yönetme krizinden Amerikancılığa, Korkut Boratav'la söyleşiden Türkiye'nin beşinci nesil savaş uçağı yapım sürecine, spordan bienale, Rusya'dan Latin Amerika'ya çok çeşitli konularda yazılara yer verdik.