Putin düşman eksiltmeye çalışıyor
Putin, Valdai Kulübü’nde konuşurken.
Gamze Erbil
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in 2 Ekim günü Soçi’deki Valdai Tartışma Kulübü toplantısında yaptığı konuşma, uluslararası siyasette hegemonya tartışmalarını bir kez daha alevlendirdi.
Konuşmanın odağında geçen yıllarda daha düşük bir tonda dillendirilen “çok kutupluluk” teması yer alıyordu ve geçen yılkinden farklı olarak Rusya Devlet Başkanı’nın daha net siyasi hedefler belirlemiş oluşu dikkat çekiyordu. Kulübün 2024 yılı buluşması ABD seçimlerinin yapıldığı tarihe denk geliyordu ve Putin konuşmasını Trump’ın seçilmesinin hemen ardından (7 Kasım) yapmıştı. Haliyle henüz belirsiz bir uluslararası ortam vardı ve konuşma da daha esnek bir içerik taşıyordu.
Putin o konuşmada da “çok kutupluluk” temasını işlemişti; ancak daha ziyade “yeni bir dünyanın şekillenmekte olduğu ve çok kutupluluk yönünde geliştiği” şeklinde bir çerçevede. Bu yılki konuşmada daha açık biçimde çok kutupluluğu vurguladı ve -Batılı emperyalist fikir üretim odaklarının gündemindeki tartışmaları da kaşıyacak şekilde- bunun “Batı emperyalizminin dünya hegemonyası konusundaki saldırgan ve ısrarlı tutumunun bir sonucu olduğu” tezini öne çıkardı.
Dikkat çekici olansa, Rusya Devlet Başkanı’nın, çok kutupluluk konusundaki vurgusunda Batı emperyalizmini hedef alırken, bir dizi başlıkta ABD ve AB odakları arasındaki gerilime hitap etmesiydi.
Emperyalizm mağdurlarına 'küresel güney' yanılsaması
Dünya sisteminin karmaşık dinamiklerinden bahsederek karşılıklı bağımlılık ilişkilerine dikkat çeken Putin, Rusya’nın sistemin dışına itilmek istendiğini ancak sistemin bunu kabul etmediğini belirtti. Konuşmasında sıklıkla Batı emperyalist merkezlerindeki “gelişen dünyayı anlayamayan eski kafalı ve kibirli” siyasi odakları hedef alan Putin, ideolojik ayrılıkların kalmadığı bir dünyada -açıkça komünist tehdidin olmadığı bir dünyada- yaratılan düşmanlıkların sebepsizliğinden dem vurdu. Kendi iç sorunlarını çözemeyen Batılı yönetimleri, blok politikaları ve dış düşman yaratma yöntemleriyle idare etmeye çalışmakla eleştirdi, bunun defalarca başarısızlık getirdiğini belirtti.
Konuşmada emperyalizmin hegemonya krizi, güç savaşları ve halkların kıyımı, tekeller arası rekabet, sınıfsal uçurumun derinleşmesi konuları yoktu. Ama bunları anmadan sonuçları üzerinden konuşan ve büyük bir cüretle “eşitlik” ve “barış”tan bahseden bir diplomasi dili vardı. Evet, Batılı emperyalistlerin on yıllardır süren zulmünün mağduru çok geniş kesimler bir alternatif söyleme tutunmaya öylesine açık halde ki, kimse bunu sorgulama ihtiyacı duymuyor.
Gizli gündem: Rusya ABD'nin yolunda
Konuşmanın bütününe başarılı bir biçimde yedirilmiş “gizli gündem”, Trump yönetimine ve ABD siyasetindeki izolasyoncu kampa çiçek atacak şekilde yaptığı AB düşmanlığıydı.
Batı saldırganlığının bugünkü çok kutupluluğun asıl sebebi olduğunu tekrarladı ancak belirgin biçimde Avrupa’nın Rusya’ya düşmanlığını öne çıkarttı. Gelinen noktada, Trump’ın Ukrayna konusundaki dalgalı tutumu ve Avrupa’nın kendi göbeğini kesme zorunluluğunu dikkate alacak olursak Putin sürecin bu yönde ilerlemesini neredeyse destekleyen bir tavır sergilemiş oldu.
SDG dosyası ve Kamışlı Havaalanı’ndaki Rus askeri varlığı gibi konular masadaydı. Ayrıca Şam’ın Rusya’dan Suriye Ordusu’nun silahlandırılmasını ve İsrail Ordusu’nun ihlallerini engellemek için Rus askeri polisinin Güney Suriye’ye yeniden konuşlandırılmasını istediği öne sürüldü.
Putin’in konuşmasındaki sözde savunmacı ama Avrupa’yı kesinlikle düşmanca bir biçimde karşısına alan ve büyük bir silahlanma ve savaş provokasyonunun önünü açan vurgular, Trump yönetiminin Avrupa’nın yükünü taşımama tercihi ve kıtayı “kendi savunma maliyetlerini üstlenme” konusunda zorlamasıyla paralel düşünüldüğünde ayrı bir anlam kazanıyor.
Rusya ile çatışma politikasını gevşetme çizgisi, ikinci Trump yönetiminin ABD emperyalizminin manevra alanını epey genişleten bir açılımı. Ukrayna Savaşı öncesinde ABD’nin başını ağrıtan Avrupalı ortakların Rusya’yla “iş”birliği olasılığının ortadan kalkmış olması açılımı kolaylaştırıyor. İngiltere’yi Avrupa’dan ayrı değerlendirmek gerekiyor. Son dönemin uluslararası krizlerinde keskin viraj alınan olaylarda, ABD-İngiltere işbirliğinin daha belirgin hale geldiği gözlemlenebiliyor. Suriye’de Esad’ın düşüşündeki gizli diplomasi ve operasyonlarda izlerini takip edebildiğimiz ABD–İngiltere derin işbirliğinin son sürprizi, Ortadoğu krizinde eski Britanya Başbakanı Tony Blair’ın sahne alması olmuştu.
Trump’ın ikinci kez seçilmesinin neden 2020 değil de 2024’te olduğunun yanıtı da biraz burada saklı. Trump devrinin zamanı bu seçimde geldi.
Valdai Tartışma Kulübü nedir?
Rusya Putin döneminde, Batı emperyalizminin hegemonya mekanizmalarının benzerlerini uyarladı. Sovyetler Birliği’nden devrolan askeri sınai kompleks ve bilimsel-teknolojik altyapının merkezinde durduğu Rusya emperyalizminin karar organları için fikir üreten düşünce kuruluşları, yıllık yapılan Münih Güvenlik Konferansı benzeri uluslararası istişare toplantıları, yine buna paralel “savunma” fuarı organizasyonları gibi kurumlaşmaları bulunuyor.
Valdai Tartışma Kulübü de uluslararası politikada hem bu anlamda bir düşünsel üretimi hem de Rusya’nın etki alanındakiler dahil başka ülkelerden uzman/gazeteci/akademisyenlerin fikir alışverişi gerçekleştirmesi için tasarlanmış bir düşünce kuruluşu.
2004 yılında Putin’in yönlendiriciliğinde ilgili devlet kurumlarının koordinasyonuyla kurulan Tartışma Kulübü, daha sonra vakıf şeklinde kurumlaştı. İsmini, ilk toplantısının yapıldığı Velikiy Novgorod yakınlarındaki Valdai Gölü’nden alan kurumun her yıl Eylül-Ekim aylarında yaptığı (ABD seçimleri olduğunda Kasım) uluslararası buluşmaların ana oturumunda Rusya Devlet Başkanı konuklara uzun değerlendirmeler yaparak Rusya’nın yakın dönem stratejik yönelimlerini aktarıyor.
AB yeni dönemin ruhuna uyabilir mi?
NATO’da savunma harcamalarını hızla artıran ve yeniden “Avrupa Ordusu”nu tartışmaya başlayan Avroemperyalistlerin “Trump’ın sözünü dinlediği” iddiası basit bir Amerikan kibri olarak görülemez; güncel durum onlara bunu dayattı ve hızla gereğini yapmaya başladılar. Bilindiği gibi, Trump ilk döneminde, NATO’nun 2018 toplantısında diğer ortaklara zorlu anlar yaşatmış ve savunma harcamalarını artırmamaları halinde ABD’nin NATO’dan çıkacağı tehditlerini savurmuştu. Trump’ın “Sizi savunmak için sizden fazla para harcamayacağız” yaklaşımı, aslında Batı emperyalizminin, yeni dönemin ruhuna uygun bir yeniden yapılanma ihtiyacına da denk düşüyor.
Emperyalist hegemonya krizi ve bunun ürünü çatışmalar sürerken Batı cephesinde Rusya’yı markaj görevinin Avroemperyalistlere devredildiği bir tablo öngörebiliyoruz.
NATO’nun ve Rusya’nın tatbikat ve yoklamalarının Baltıklar-Polonya hattında ısınmakta olduğu günlerde, Putin’in daha çok Avrupalı siyasetçileri provokasyon yapmakla suçlayarak yaptığı provokasyonlar ve meydan okuma, ABD emperyalizminin yeni dönemdeki tercihlerine denk düşen bir rotayı önüne koyduğunu, ikinci Trump döneminin ruhunu kavradığını gösteriyor.
Avroemperyalistlerin birleşik bir odak olarak bu yola girmeye razı geleceği ise çok tartışmalı. Tartışılan bir dizi başlık arasında Avrupa Birliği’nin bu yeni dönemin ruhuna uyum sağlamayı başarıp başaramayacağı da bulunuyor ki, içinden geçilen dönemin niteliği ve Birlik’in son on yıllardaki performansına bakıldığında üzerinde durulması gereken bir başlık.
Çin ve Rusya diplomasisi barışçı mı?
Batılı ideologlar, Çin ve Rusya arasındaki ilişkiyi “çıkar odaklı stratejik koordinasyon” olarak tarif ediyor. Kimilerine göre “pragmatik bir evlilik”.
Bu evlilikte maalesef türümüzün bir bölümünün çok inanmak istediği “aşk” değil, “maddiyat” belirleyici. Uluslararası sistemde son dönem hakim olan “müttefiklik” anlayışı da böyle. Dolayısıyla kritik krizlerde yürütülen kim kime “ihanet” ediyor tartışmaları yersiz.
Çin ve Rusya, ABD merkezli Batı’nın uluslararası hegemonyasına alternatif bir söylemi -kendilerinin de altını çizdiği gibi bir blok siyasetini değil- şekillendirme konusunda adımlar atarken, bunu çift dilli bir biçimde gerçekleştiriyor. Batı’nın şekillendirdiği “uluslararası toplum”a hitap eden barışçı diplomasi-yumuşak güç gibi kavramlar üzerinden tarif edilen ve son dönemde “çok kutupluluk” olarak öne çıkarılan diplomasi dili, kimi sıcak coğrafyalarda kıran kırana süren hegemonya savaşında bu aktörlerin rolünü perdelemeye yarıyor.
ABD, İran’a saldırırken Çin’in son geliştirdiği silahları burada sınaması, Rusya ve İran’ın Suriye’deki savaşın gelişimine yaptığı müdahaleler, Ukrayna’da savaşan Rusya’ya İran yahut Çin desteği gibi konulardaki “işbirlikleri”... “Barışçı diplomasi”den bahsedenlere “şaka mı” demek için yeterli değil mi?
Ortaklaşa dergisinin Kasım 2025 sayısının dosya konusu, Ekim Devrimi. Derginin bu sayısında ayrıca AKP'nin yönetme krizinden Amerikancılığa, Korkut Boratav'la söyleşiden Türkiye'nin beşinci nesil savaş uçağı yapım sürecine, spordan bienale, Rusya'dan Latin Amerika'ya çok çeşitli konularda yazılara yer verdik.