Ana içeriğe atla
0%
  • soltv-logosoltv-light-logo
  • soltv-logosoltv-dark-logo
  • soltv-logosoltv-dark-logo
  • gelenek-logo

Home

soL Haber'de reklam yok, sadece haber var. Bunu birlikte sürdürüyoruz. Abone olarak desteğinizi gösterin.

Ortaklaşa
konstantin_yuon

EKİM DEVRİMİ | AKP, Yönetme Krizi, NATO, Su Sorunu, KAAN, Latin Amerika

Ekim Devrimi’ni boğmaya çalışan devasa cephe: İşçi sınıfı iktidarı kuşatmayı nasıl aştı?

Erhan Nalçacı

Yayın Tarihi: 06.11.2025 , 23:12 "0 dakikalık okuma süresi"
Burjuvazi, büyük toprak sahibi köylüler ve feodal gericiler bütün emperyalist devletlerin desteği ile bir araya geldi ve karşıdevrimci devasa bir cephe oluşturdu, Ekim Devrimi’ni boğmaya çalıştı. Bu cepheye Menşevikler ve başlangıçta sol kanadıyla Bolşevikler tarafından kapsanan SR de dahildi. Bolşeviklerin bu kuşatmayı yarıp iktidarı ellerinde tutmayı başarması geçen yüzyılın en becerikli ve en umut dolu olayıdır.

Ekim Devrimi muhtemelen dünya tarihinde insanlığın gösterdiği en büyük başarıydı. Altı bin yıldır topluma musallat olan insanın insanı sömürüsüne karşı eşitlik ve özgürlük adına en kapsamlı, en cesur ve en uzun süren deneyim olarak tarihe geçti.

Emperyalist devletler, feodal güçler ve burjuvazi daha doğar doğmaz devrimi boğmayı zorunluluk olarak gördüler. Çok genç işçi sınıfı devleti, işgal ve İç Savaş’ın yanı sıra büyük bir toplumsal izolasyonla kuşatıldı. 

Bu kuşatmanın nasıl kırıldığının hikayesinin çok heyecan verici olması bir yana günümüzde devrimci olan herkesin ders çıkarması gereken bir süreç olduğunu söylemeliyiz. Günümüzde emperyalist rekabetin ulaştığı aşama, çürümenin geldiği boyut ve emekçi sınıfların toplumsal olarak itildiği yer Türkiye içinde olmak üzere dünyanın birçok siyasi coğrafyasında devrimi çağırıyor. Ekim Devrimi’ni zafere ulaştıran kadroların elinde sadece 1871 Paris Komünü vardı deneyim olarak. Ondan dersler çıkararak bu eşsiz toplumsal dönüşüme hazırlandılar. Şimdi bizim elimizde engin boyutlarıyla deneyim devşirmeye çalışacağımız bir örnek bulunuyor.  

Bu yazıda emperyalist devletler tarafından izole edilmiş tek ülkede sosyalizmin özellikle devrimin ilk yıllarında nasıl ayakta kaldığına odaklanacağız. Tabii ki tarihsel olaylar birbirinin aynı şekilde tekrar etmez, ancak elde edeceğimiz soyutlamalar önümüzdeki dönem işimize yarayacak.

Ekim Devrimi süreci bize devrimin öncü kadrolarının hep zıtların birliği ve çelişkisi içinde hareket ettiğini gösteriyor, bu süreçte ağırlık noktasını zamanında değiştirmezseniz siyasi bir sapmaya yol açıyor ve devrime zarar vermeye başlıyor. Neyse ki devrimin ilk on yıllarında genellikle yönetici kadrolar zamanında ağırlık değişimlerini yapabiliyorlar, yapamayanlar bir sapmayı mutlaklaştırıp karşıdevrimci durumuna düşüyorlar.

Ekim'i boğmaya çalışan devasa cephe

Bilindiği gibi burjuva hükümetinin toplandığı Kışlık Saray’ın basılması ve yönetimin Bolşeviklerin eline geçmesi nispeten “kolay” olmuştur. Kolayı çok tereddütle söylüyoruz çünkü arkasında en az 15 yıllık olağanüstü bir kuramsal ve pratik siyasi emek vardır.

Ancak asıl zorluğun iktidarı ele geçirmek değil onu elde tutmak olduğu anlaşıldı. Evet, Rusya eşitsiz gelişimin müthiş bir halkasıydı. Toplumsal çelişkiler, burjuva devriminin gecikmesi, köylülüğün yakıcı istekleri ve işçi sınıfının devrimine susaması üst üste çakışmıştır. Şimdi ise işçi sınıfı devrimine karşı burjuvazi, büyük toprak sahibi köylüler ve feodal gericiler bütün emperyalist devletlerin desteği ile bir araya gelmiş ve karşıdevrimci devasa bir cepheyi oluşturmuştur.

Bu cepheye Menşevikler ve başlangıçta sol kanadıyla Bolşevikler tarafından kapsanan köylü partisi (SR) de dahildir. Bolşeviklerin bu koşullarda iktidarı ellerinde tutmayı başarmaları geçen yüzyılın en becerikli ve en umut dolu olayıdır.  

İçeriden ve dışarıdan kim, nasıl kuşattı?

Ekim Devrimi 1917’de Birinci Dünya Savaşı bütün hızıyla sürerken gerçekleşti. Rus Çarlığı İngiliz ve Fransız Devletleriyle birlikte Alman emperyalizminin liderliğindeki, içinde Osmanlı Devleti’nin de olduğu ittifaka karşı savaşıyordu. Ancak daha sonra İkinci Dünya Savaşı’nda göreceğimiz gibi aralarındaki öldürücü rekabete rağmen emperyalist devletlerin tümü Rusya’daki işçi sınıfı iktidarına saldırmakta ortaklaştılar.

Rusya yüzölçümü olarak çok büyük bir coğrafyaydı ve her yerinden işgale uğradı. Almanya, Bolşeviklerin savaştan çekilmek istemesine rağmen acımasızca saldırdı Rus topraklarına. 1918’de Japonya Pasifik kıyısındaki Vladivostok’u işgal ederek yerel Sovyet’i dağıttı. İngiliz ve Fransız donanması Karadeniz’de Odessa’ya asker çıkarırken Baltık ve Kuzey Denizi’ndeki bütün Rus limanlarını kuşatarak veya işgal ederek Sovyetlerin dünya ile bağlantısını büyük ölçüde engelledi.

Menşevikler Gürcistan’da iktidarı ele geçirmişlerdi. Romanya egemen sınıfı ise ABD, İngiltere ve Fransa’nın teşvikiyle Moldova’yı işgal etti. İngilizler Bakü’ye girerek, Bakü Komünü’nü dağıtarak 26 işçi önderini katletti.

İç Savaş hareketlerini ve Sovyet Rusya sınırlarının değişimini gösteren harita.

Burada önemli olan bir nokta ABD’nin Rusya’nın Sevr’ini önermiş olmasıdır. 1919’da yayınlanan bir harita Rusya’yı ortalarda bir yere sıkıştırıyor ve geri kalan toprakları emperyalizmin güdümündeki çok sayıda bağımsız devletlere bölünmüş olarak gösteriyordu. ABD emperyalizminin hâlâ aynı stratejiyle davranabilmesi ibret verici olmalı hepimiz için.

Öte yandan durumu daha da kötüleştiren Rusya’nın eski düzeninden kalan bütün gericilerinin, -Çar generalleri, burjuvazi, büyük toprak sahipleri, Menşevikler, SR’lar- emperyalizmin yönlendirmesi, mali ve askeri desteği ile açtıkları gerici iç cephelerdi. Köylülerin bir kısmını silah altına alan bu güçler yıllarca süren kanlı bir İç Savaş’a neden oldular. Doğuda Kolçak’ın, güneyde General Denikin yönetimindeki Beyaz Ordular büyük bir tehdit yarattılar.

Ayrıca ikili iktidarlar daha çok devrimci süreçlerle ilişkilendirir oysa karşıdevrimin de ürünü olarak ortaya çıkabilirler. İç Savaş’a dahil olan ve Rusya’nın bir kısmını işgal eden güçler kendilerini Rus Hükümeti olarak tanıtıyor ve doğal olarak emperyalist dünya bu sahtekârlığa onları tanıyarak destek oluyordu.

Bu berbat durum bir de SR’ların başvurduğu terör yöntemleri ile daha da fenalaştı, hatta devrimin önderi Lenin 1918 Ağustos’unda suikasta uğrayarak ağır şekilde yaralandı.

Böylesine bir kuşatmanın ve üst üste yığılmış gericiliğin karşısında belki de işçi sınıfının mücadeleyi yitirmesi beklenirdi. Ancak tam tersi oldu, Japonların Rusya’dan çıkartılması 1922’ye kadar uzasa da 1920’de Kızıl Ordu kesin bir zafer kazanmıştı.

Sosyalizmin kazanımları zafer getirdi

Bu tarihsel zaferin nedenlerine baktığımız zaman Rusya’daki emekçi halkın sosyalizmin kazanımlarının farkına varmasının kritik bir önem taşıdığını görüyoruz. Patron için çalışmama, 8 saatlik iş günü, köylülerin toprak kazanımı gerici güçlerin yönetime geldiği yerlerde hemen kaybediliyordu. 1920 yılına gelindiğinde Kızıl Ordu’nun saflarına katılan çoğu köylü yeni asker sayısı Beyaz Ordu’nunkinin beş katına ulaşmıştı. O yıl Kızıl Ordu’da savaşan gönüllü işçi ve köylülerin sayısı 5 milyonu buluyordu.

Öte yandan işçi sınıfı iktidarının uyguladığı “Savaş Komünizmi” başka zaman olsa feodal sömürü olarak kabul edilebilecekken zemekçi sınıfların zaferinin ekonomik arka planını döşemişti.

Emperyalist güçler ise savaş yorgunu olmalarının yanı sıra kendi ülkelerindeki halkın ve askerlerin Ekim Devrimi’ni desteklemelerinden de çekiniyorlardı. Çeşitli ülkelerden binlerce kişi Kızıl Ordu’nun yanında çarpışmak için Rusya’ya geçmişti. 1919’da işçi sınıfının devrimci partilerini bir araya getiren Komintern emperyalizmin yarattığı tehdidi bu sefer onlara karşı çevirmişti.

Bu süreçte on binlerce komünistin ön cephede savaştığını, işçi müfrezelerinden Frunze gibi önemli Sovyet komutanlarının yetiştiğini de hatırlamalıyız.

Almanya ile barış neden önemliydi?

İşçi sınıfının Ekim Devrimi ile iktidarı almasında emperyalist paylaşım savaşından Bolşeviklerin hemen çekilme isteğinin büyük rol oynadığını biliyoruz. Ancak Alman emperyalizmi devrimi fırsat bilerek acımasızca saldırmış ve büyük toprak kayıplarına yol açan koşullar dayamıştı.

Savaş nasıl burjuva egemenliğini koruyan zırhı zayıflatarak devrimler için olanak yaratırsa aynı şekilde savaşın sürdürülmesi işçi sınıfı iktidarını da tehdit eden bir boyuta ulaşacaktı.

Almanlarla barış meselesi Bolşevikler arasında da bir yarılma yaratmıştı. 1917 civarında herkes, başta Almanya olmak üzere, Avrupa’da bir devrim beklentisi içindeydi. Sosyalizmin kuruluşunda kendi ülkesine ve işçi sınıfına güvenmeyenler barışı engellemeye çalıştılar. Trotskiy, Buharin gibi kadroların olduğu bu ekibin 1930’lardaki gerici bloğun içinde yer almalarına şaşırmıyoruz.

Sonunda Lenin’in ağır basmasıyla 3 Mart 1918’de ağır kayıplara rağmen Almanya ile Brest-Litovsk Antlaşması imzalandı. Bu anlaşma Ekim Devrimi’ni garantiye alan çok önemli bir aşama olacaktı.

Emperyalizmin zayıf noktalarından yararlanmak

1921’de Avrupa devriminin gerçekleşmeyeceği anlaşılınca Sovyetler Birliği’nde sosyalizmi kurmak ve emperyalist kuşatmaya direnerek bu inşayı sağlamak zorunlu hale geldi. 1921’de İngiliz-Sovyet Ticaret Antlaşması imzalandı, ancak İngiliz burjuvazisinin düşmanca tavrı nedeniyle ilerleme sağlanamadı.

Cenova Konferansı’nın ardından 1922’de Sovyet Rusya ile Almanya arasında Rapallo Antlaşması imzalandı. Genç işçi devletinin karşısındaki devasa cephede askeri, ekonomik, diplomatik boyutlarda yürüttüğü kararlı mücadelenin önemli sonuçlarından biri olan antlaşma kuşatmanın yarılması ve sanayi gelişim için olanaklar yarattı. Alman Şansölyesi Joseph Wirth ve Sovyet delegasyonundan Leonid Krasin, Georgi Çiçerin, Adolf Joffe.

Aynı yıl Cenova’da uluslararası bir konferansa ilk kez Sovyet heyeti davet edilmişti. Burada silahsızlandırılmış ve büyük bir ekonomik abluka altına alınmış Alman heyetiyle temas sağlandı. 16 Nisan 1922’de Rapallo’da iki devlet arasında yapılan anlaşma Sovyetler Birliği’nin sanayisini kurması için büyük bir olanak yarattı. Bu karşılıklı ilişki 1933’te Naziler iktidara gelinceye kadar sürecekti.

Yine 1921’de emperyalizmin boğmak istediği ulusal devletlerle yapılan ikili anlaşmalar hem bu devletler hem Sovyetler Birliği için sağlam bir soluk borusu yaratmış oldu. Genç Türkiye Cumhuriyeti ile yapılan antlaşmanın yanı sıra İran ve Afganistan Antlaşmalarını bu kapsamda sayabiliriz. 

Emperyalizme karşı bağımsızlık mücadelesi veren burjuvazilere Sovyet Birliği’nin verdiği destek, sonunda hepsi işçi sınıfı devletine arkalarını dönseler de geçen yüzyılın tarihini değiştiren önemli bir rol oynadı.  


Eşitsizliğin ulaştığı boyut devrime işaret ediyor

20. yüzyıl başında kapitalizm çok hızlı bir gelişim sergiledi. Ki bu muazzam hız Lenin’in kapitalizmin yeni aşaması olarak emperyalizm teşhisini kolaylaştıran unsurlardan biri olmakla kalmadı, Rusya’da devrimin kapısını araladı. Çünkü söz konusu gelişim aynı zamanda eşitsizliklerin de korkunç şekilde artması, derinleşmesi anlamına geliyordu. Ampirik ölçümler ve karşılaştırmalar önemli eksikler ve yetersizlikler barındırmakla beraber 1910’ların dünyasıyla 2020’lerin dünyasını eşitsizlikler açısından kıyaslamak mümkün. 

Çalışmalara göre 1910 yılı eşitsizliklerin zirve yaptığı yıldı. 1820-1910 döneminde ülkeler arası eşitsizlik çok hızla artış gösterirken ülke içi eşitsizlikler de çok yüksekti. Emperyalist ülkelerin yayılmacı politikaları ve sermaye ihracıyla birlikte üretken güçlerin çok hızlı gelişim göstermesi olağanüstü bir ekonomik büyümeye yol açtı. Elektrik enerjisinin yaygınlaşması, içten yanmalı motorlar, su türbinlerinin ortaya çıkışı, petrol türevlerinin kullanımı, telsiz-telgraf-telefonun vicadı başta olmak üzere teknolojik gelişme çok hızlıydı. 1910 yılında en zengin binde 1’in ortalama geliri, en alttaki yüzde 50’nin ortalama gelirinin 875 katıydı. 1820’de bu çarpan 320 idi.

1910-2020 arasında ülkeler arası eşitsizlikler, emperyalizmin güçlenmesi, kapitalist gelişmenin devam etmesine paralel artmaya devam etti. Ülke içi eşitsizliklerde kısmi iyileşmeler görüldü. İkincisinde Sovyetler Birliği başta olmak üzere sosyalist ülkelerin etkisi yüksekti. Nitekim 2000’lerden itibaren ülke içi eşitsizlikler de yeniden arttı. En zengin binde 1’in ortalama geliri ile en yoksul yüzde 50’nin ortalama geliri de 1910 seviyesine yeniden yaklaştı.

1910 ile 2020 dünyasını karşılaştırırken toplam çalışan nüfus ve toplam üretimdeki genişlemeyi, dolayısıyla binde 1 ile yüzde 50’nin mutlak gelirleri arasındaki uçurumun muazzam şekilde büyüdüğünü not düşmek gerekiyor.

konstantin_yuon
Ortaklaşa

Ortaklaşa dergisinin Kasım 2025 sayısının dosya konusu, Ekim Devrimi. Derginin bu sayısında ayrıca AKP'nin yönetme krizinden Amerikancılığa, Korkut Boratav'la söyleşiden Türkiye'nin beşinci nesil savaş uçağı yapım sürecine, spordan bienale, Rusya'dan Latin Amerika'ya çok çeşitli konularda yazılara yer verdik.