Ana içeriğe atla
0%
  • soltv-logosoltv-light-logo
  • soltv-logosoltv-dark-logo
  • soltv-logosoltv-dark-logo
  • gelenek-logo

Home

soL Haber'de reklam yok, sadece haber var. Bunu birlikte sürdürüyoruz. Abone olarak desteğinizi gösterin.

Ortaklaşa
konstantin_yuon

EKİM DEVRİMİ | AKP, Yönetme Krizi, NATO, Su Sorunu, KAAN, Latin Amerika

Süreç masada durduğu gibi durmaz: PKK ve DEM Parti aslında ne diyor?

Orhan Gökdemir

Yayın Tarihi: 06.11.2025 , 23:11 "0 dakikalık okuma süresi"
Süreç boyunca masanın iki tarafı, Cumhuriyet’in bazı milatlarını yok saymakta uzlaştılar. Lozan’ın yok sayılması Türkiye’nin, 1924 Anayasası’nın yok sayılması laik Cumhuriyet’in silinmesi anlamına geliyor. Bunlar silindiğinde elde kalanlar Sevr, yıkık dökük Osmanlı, Hilafet ve Saltanat’tan ibaret. Tabii Şeriat da cabası.

PKK’nın bir bildirge ile silahlı mücadeleyi sonlandırdığını açıkladığında mayıs ayıydı. Bildirgede, “Partimiz PKK; kaynağını Lozan Antlaşması ve 1924 Anayasası’ndan alan Kürt inkâr ve imha siyasetine karşı, halkımızın özgürlük hareketi olarak tarih sahnesine çıktı” deniyor, Lozan ve 1924 Anayasası Kürt sorununun kaynağı olarak not ediliyordu.

Lozan Türkiye’nin, 1924 Anayasası ise Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucu metinleriydi. Bu metinler yeni bir rejim kurmaya çalışan iktidar partisi AKP’nin de hedefindeydi. Böylece yeni sürecin ortak paydaları da ortaya çıkmış oluyor. 

Peki neden 1924 Anayasası’ndan hazzetmeyenler, PKK ve AKP, 1921 Anayasası’nı örnek gösteriyor?

Bazı ipuçlarımız var. Örneğin DEM Parti Milletvekili Cengiz Çandar, “Bazı Kürt çevrelerinin 1924 Anayasası’nı, 1921 Anayasası’nı inkâr ederek, Türkiye’de anayasal düzlem üzerinde Kürt inkârına gitmenin hukuki miladı olarak algıladığını” söylüyor. Bu durumda sorunun çözümü için geriye dönmek şart. Çandar, “Yeni bir anayasa ihtiyacında Kürt sorununun nihai çözümünden yana olan herkes 1924 değil, 1921’e gönderme yapılması eğiliminde” diye ekliyor.

1924 Anayasası’nın Kürtler açısından birçok özgürlüğün kaybı anlamına geldiği başka DEM Parti milletvekilleri tarafından da gündeme getiriliyor. DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan bunu şöyle ifade ediyor: “Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşunda Türkler, Kürtler ve diğer halklar büyük emekler verdiler ve bir ittifak oluşturdular. Zaten 1920 Meclisi de bu ittifakı yansıtan bir çeşitlilikteydi, bütün renkleri kapsıyordu. 1921 Anayasası da aynı zamanda bu tarihsel ittifaka uygun bir önemdeydi. Fakat zaman içerisinde hem o kurucu meclis hem tarihi Kürt-Türk ittifakı hem de 1921 Anayasası’ndaki herkesi kapsayan anlayış inkâr edildi, reddedildi.” İddiasına göre 1921 Anayasası’nda tanınan Kürtçe yayın, eğitim ve yerel yönetime dair haklar ve vaatler 1924 Anayasası ile tamamen ortadan kalkmıştı.

DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları ise “Tarihsel inkâr, temel referanslarını ülkenin tüm farklılıklarını yok sayan 1924 Anayasası’ndan almaktadır” diyor. Bu durumda Kürt sorunu 1924 Anayasası’nın kabulü ile başlıyordu. 

Lozan Antlaşması ve 1924 Anayasası

1924 Anayasası Türkiye’yi laik bir cumhuriyet olarak tanımlayan bir metin. Öncesinde Lozan Antlaşması var. 1924 metnine itirazlar da Lozan Antlaşması’na itirazdan kaynaklanıyor. Lozan’ın 100. yılı nedeniyle, 2023’te, ortak bir açıklama yayımlayan Kürt partileri Lozan Antlaşması’nı tanımadıklarını belirterek “yapılacak yeni bir anayasa ile Kürt halkının varlığı ve ulus olmaktan kaynaklanan hakları resmen tanınsın” talebinde bulunmuştu. PKK bildirgesindeki Lozan ve 1924 Anayasası göndermelerinin arka planı böyle. 

Antlaşmanın PKK ve DEM Parti tarafından eleştirilmesinin nedeni Lozan ile azınlık statüsünün sadece gayrimüslim topluluklara tanınmış olması. 1920 tarihli Sevr Antlaşması Kürtler için özerk bir bölge veya bağımsızlık ihtimali içeriyordu, Lozan Antlaşması bu kapıyı kapatmıştı. 

Ancak bu milatların silinmesinin Türkiye açısından yıkıcı sonuçları olması kaçınılmaz. Lozan’ın yok sayılması Türkiye’nin, 1924 Anayasası’nın yok sayılması laik cumhuriyetin silinmesi anlamına geliyor çünkü. Bunlar silindiğinde elde kalanlar Sevr, yıkık dökük Osmanlı, Hilafet ve Saltanat’tan ibaret. Tabii Şeriat da cabası. 

1921 Anayasası savaş ortamında hazırlanmıştı. Geçici bir metindi, temel hak ve özgürlüklere, vatandaşlık tanımına ve devlet örgütüne yer verilmemişti. Asıl önemlisi içinde cumhuriyet yoktu. Laik Cumhuriyet’i yıkıp üzerinde yeni bir rejim inşa etmeye çalışanlar için her türlü yeni yazıma açık bir metin olarak görülmesinin nedeni taşıdığı bu belirsizlikler.  

Demokrasi sihirli değnek

Abdullah Öcalan, PKK tarafından toplanan 12. Kongre’ye gönderdiği 27 Nisan 2025 tarihli perspektif metninde, Marksizm’e de köklü eleştirilerini yineleyerek Kongre’ye alternatif teoriler önerdi: “Tarihsel materyalizm sınıf savaşı yerine ‘komünü’ ikame etmeli. Marksizm’i gözden geçirmeyi bu kavram yerine gerçekleştirmeyi daha doğru buluyorum. Tarih bir sınıf savaşımı tarihi değil, bir devlet ve komün çatışmasından ibarettir” dedi. 

Öcalan’a göre kapitalizm, ulus devlet ve endüstriyalizm; modernizm mahşerinin üç atlısıydı. Çözümü moderniteyi demokratikleştirmekteydi. Ulus devlet yerine demokratik ulus, kapitalizm yerine komün-komünalite, endüstriyalizm yerine eko-ekonomi gelmeliydi. Toplumsal çelişkilerin kaynağını da bulmuştu. “Esas sorunsallık” toplumda eril dişil öğenin çatışmasıyla başlıyordu. Sınıfsallıktan değil kadın erkek ilişkilerinden doğuyordu.

Marksizmi bu şekilde tarihin karanlık dehlizlerine kaldırınca Türk-Kürt tarihinin yeniden çözümlenmesi de kolaylaşıyordu. Türklerle Kürtler arasında, Lozan ve 1924 Anayasası’na kadar, tarihsel bir ittifak vardı. Öcalan tarihi ve her şeyi ters yüz ederek ilerliyordu. Toplum demokratik ulus, eko-ekonomi ve komünalizm temelinde yeniden inşa edilecekti. Ulus devlet fikrinin yerine demokratik ulus fikri konulacaktı. Demokrasi her işin başıydı. Bu yaklaşımla modernizm ve ulus demokratikleşince Kürtler için gereken alan da kendiliğinden açılmış oluyordu.

Aşiretsiz olmaz

Ağustos ayı başında İmralı’ya giden DEM Partili Ömer Öcalan sürecin bir şartını daha açıkladı. Abdullah Öcalan İzol, Bucak, Karakeçili, Kalendar, Uzun, Türkan aşiretlerinin ismini zikrederek sürece katılmaları gerektiğini bildirmişti. Kürtlerin yüzyıllar boyunca aşiret yapısıyla kimliğini koruduğu kanısındaydı. Yıllarca aşiretlerle savaşan ve ağalık düzeninin kaldıracağını iddia eden PKK artık bunlarla barışacaktı. Hatta DEM Partili yetkililerden aşiret sisteminin Kürt halkının doğal öz savunma yapılanması olduğunu belirtenler olmuştu. Kısa bir süre sonra, Rojava ve Suriye’deki Arap aşiretlere de Suriye Demokratik Güçleri’ne (SDG) destek vermelerini isteyen Öcalan’ın mesajı ulaştırıldı.

İttifakın kökleri Malazgirt Muhaberesi'nde

Öcalan’ın PKK Kongresi’ne gönderdiği mesajında bir tarih tezi de vardı. Büyük Selçuklu İmparatorluğu Sultanı Alparslan, Malazgirt zaferini “yüzde yüz Kürt ittifakıyla” başarmıştı. Alparslan’ın etrafı Kürtlerle doluydu. Yani Türklerin Anadolu’ya yerleşmesi tamamen Kürtlerin eseriydi. Öcalan bununla da yetinmiyor, “Acaba Selçuklu Sultanı Kürt sultanı değil midir?” diye soruyordu. Cevabı açıktı, Alparslan “bir Türk emiri olmaktan çok, bir Kürt emiri”ydi. 

MHP lideri Devlet Bahçeli ve DEM Partili Malazgirt Belediye Başkanı Ahmet Kenan Türker

Bütün bunlar “Kürtler Osmanlı İmparatorluğu’nun asıl kurucu unsurlarından biri” demeye hazırlıktı. Osmanlı döneminde de Malazgirt’teki Kürt-Türk ittifakı devam etmişti. Yavuz Sultan Selim ile İdris-i Bitlisi ilişkisi buna örnekti. Bu ittifak Osmanlı’nın Ortadoğu imparatorluğu haline gelmesinde rol oynamıştı. İttifak cumhuriyet kurulduktan sonra bozulmuştu. “Cumhuriyet’in asli kurucusu olan Kürtler, Cumhuriyet kurulduktan bir yıl sonra yok sayıldı, Kürt kimliği yasaklandı” diyen Öcalan, bu durumu tarihsel bir ihanet olarak değerlendiriyordu. 

Son sürecin mimarı Devlet Bahçeli’nin PKK fesih açıklaması için 4 Mayıs tarihini ve kongrenin toplanma yeri olarak da Muş’un Malazgirt ilçesini önermesi, Öcalan’ın bu tarih teziyle uyumluydu. Cumhuriyet olmamıştı, Malazgirt yeni bir Türk-Kürt ittifakı için uygun bir başlangıç sayılabilirdi.

Siyonist Kürtlerin itirazı var

“Lozan Kürt Enstitüsü” Lozan’da tam da sürecin ateşinin harlandığı mayıs ayında açıldı. Kurucularından Necat Zanyar “Lozan Kürtler için sembolik bir yer” diyerek gerekçelendirmişti bu adı. Zanyar, son günlerdeki İmralı görüşmelerinin tutanaklarından yola çıkarak Öcalan’a ciddi eleştiriler yöneltiyordu. Bu eleştirinin odağında, Öcalan’ın MİT görevlilerinin de hazır bulunduğu görüşmelerde, DEM temsilcilerine SDG’den “İsrail’in etkisinde” diye söz etmesi duruyordu. 

İmralı’da SDG için yapılan bu değerlendirme siyaset düzleminde de çok çeşitli biçimlerde dillendiriliyor. Örneğin DEM’li Sezai Temelli, “Türkiye’de barışı inşa etmek belki İsrail’i de durduracaktır; evet, bu kadar iddialıyız” dedi o günlerde. Bu sözler İmralı görüşmelerinde konuşulanların bir yansımasıydı. Pazarlık İsrail etkisini kırmak üzerinden yürütülüyordu. Öcalan da masada devlete karşı bir müzakereci olarak değil, devlet yetkilileriyle birlikte Amerika ve İsrail’in planlarını boşa çıkarmak üzere oturuyordu. 

Necat Zanyar ve Enstitüsü bu anti-İsrail ittifaka cepheden itiraz ediyordu. Kürtlerin İsrail’le düşmanlıktan kazanacağı bir şey yoktu. Büyük Kürdistan’ın kuruluşu için İsrail’le dostluk şarttı. Bu itiraz Eylül ayında Berlin’de yapılan bir etkinlikle taçlandırıldı. Kürt-Yahudi Kongresi ilk kez düzenleniyordu. Etkinliğin düzenleyicisi “Yahudi-Alman Değerler Girişimi” ve “Almanya Kürt Toplumu”ydu. Ayrıca Alman ve İsrail devleti de destek veriyordu. Kongre açıkça İsrail yanlısı ve Siyonist bir tutum aldı. Bu, sürecin kıyısındaki bir başka kavgaydı. 

‘Ortadoğu'da yer tutmak isteyen Kürtlerle barışır’

DEM Parti Dış İlişkiler Komisyonu Eş Sözcüsü Ebru Günay, savaş çemberindeki Ortadoğu’da Kürtlerin artık politik özne olduğunu belirterek, “Bugün Kürtlerin pozisyonu Ortadoğu’nun geleceğini belirleyecek güçtedir. Özetle ‘Kürtlerle barışan, bu savaştan en az zararı görür’ demek doğru bir tespittir” dedi. Kürtlerle barışanın kim olduğunun bir önemi yoktu, önemli olan barışanın her şartta kârlı çıkacak olmasıydı. Tülay Hatimoğulları o barışın Türk tarafı için şunları söylüyordu; “Türkiye’nin stratejik olarak Kürtlerle barışmaya ihtiyacı var… Artık birinin ötekini ezdiği ulus devlet anlayışı gerçekten tükenmiştir.” Peki bu durumda çıkış yolu nasıl bulunacak? Konuşma şöyle devam ediyor: “Cumhuriyetin ikinci yüzyılında krizlerden çıkışın yolu 1920 ruhuyla 1921’de yapılan toplumsal mutabakatın güncellenmesinden geçmektedir.”

Lozan’ı, Cumhuriyet’i, laikliği bu kadar açık biçimde karşısına alan süreç zaman zaman eleştirilerle de karşılaştı. Gözlerden ırak planlanan ve Komisyon aracılığıyla meşruiyet kazandırılan sürecin ikna edemedikleri vardı. Bu eleştirilerin yarattığı rahatsızlık sanılandan büyüktü. DEM Partili Pervin Buldan çareyi AKP iktidarını bu eleştirileri susturmak için harekete geçmeye çağırmakta buldu. Buldan özetle “Yargı AKP’nin elinde, açılıma karşı çıkan gazetecileri sustursun” diyordu. Ancak o çağrısında her şeye eklediği sihirli sözcük “demokrasiyi” bu kez unutmuştu!

konstantin_yuon
Ortaklaşa

Ortaklaşa dergisinin Kasım 2025 sayısının dosya konusu, Ekim Devrimi. Derginin bu sayısında ayrıca AKP'nin yönetme krizinden Amerikancılığa, Korkut Boratav'la söyleşiden Türkiye'nin beşinci nesil savaş uçağı yapım sürecine, spordan bienale, Rusya'dan Latin Amerika'ya çok çeşitli konularda yazılara yer verdik.