İşgal koşullarında kesişen yollar: Beyazlar İstanbul’da, Kızıllar Petrograd’da
Aşkın Süzük
1920 yılına gelirken 1. Dünya Savaşı sona ermiş, Rusya’da Bolşeviklerin öncülüğünde işçi sınıfı iktidarı almış; Osmanlı İmparatorluğu parçalanmış ve kalan toprakları işgal edilmiş durumdaydı. 1920’nin ilk günlerinden itibaren ise Rusya’da devrim, gerici iç ve dış baskıyı göğüslemeye çalışırken İç Savaş’ta finale doğru gidiliyordu. Anadolu’da ise işgale karşı mücadele yükseliyor ve Cumhuriyet’e giden süreç örülmeye başlanıyordu. 1920 Nisan ayında Ankara’da hükümet kurulmuş ve İstanbul’daki Osmanlı hükümeti dışında bir siyasi irade ortaya çıkmıştı.
İç Savaş’ta Bolşeviklere karşı savaşan Beyaz Ordu mensupları, aileleri, devrim karşıtı aristokratlar ve zenginler, siyasal açıdan gelişmelerin hızlı ve karmaşık aktığı günlerde Rusya’dan işgal altındaki İstanbul’a göç ettiler. Büyük ölçüde geçici olan ve bir kaçış olarak nitelenebilecek bu göç, tarihsel bakımdan birkaç yıllık ikametten daha fazlasını ifade edecekti.
Kızıl ordu devrimi savunuyor
Ekim Devrimi’nin ardından kısa bir süre sonra başlayan İç Savaş süreci, Polonya’nın Sovyet Rusya’ya dönük Nisan 1920’de başlattığı saldırı ile başka bir boyut kazanmıştı. Aslına bakılırsa 1. Dünya Savaşı sonlanmış olmasına rağmen Sovyet Rusya ile Polonya arasında çatışmalar bitmiş değildi. Bu gerilimin temel nedeni, Polonya milliyetçilerinin Sovyet Rusya’nın etkisi altındaki topraklarda nüfuz iddiasının olmasıydı.
Bolşeviklerin tüm aksi yöndeki çabalarına karşın, arkasına emperyalist ülkelerin ve gericiliğin desteğini alan Polonya, Soyvet Rusya’ya saldırdı. Kızıl Ordu karşı hamle ile topraklarını Ukrayna’ya uzanan Polonya ordusundan, temizlerken Kırım’da konuşlanmış olan ve Haziran’dan itibaren ordusu ile kuzeye ilerlemeye çalışan General P. N. Wrangel komutasındaki Beyaz Ordu da bir başka tehdit durumundaydı. Beyaz Ordu Kırım’da Karadeniz üzerinden doğrudan İngiltere’nin ve bir süre sonra da Fransa’nın desteğini almaktaydı (K. Okuyan, Devrimin Gölgesinde: Berlin-Varşova-Ankara 1920, Yazılama Yayınevi). Kızıl Ordu tarafından Polonya cephesinin bir şekilde yoluna koyulmasından sonra emperyalistlerin desteklediği Wrangel komutasındaki Beyaz Ordu da Kırım’dan sökülüp atıldı. Kasım ayında Wrangel, komuta ettiği ordudan kalanlarla beraber Rusya’yı terk etmek zorunda kaldı.
Beyazların İstanbul'a geçişi
Beyazlar, devrimden hemen sonra Güney Rusya’da devrimin ilerici değerlerine karşı ve “mülkiyet hakkı”nı savunanlar dahil eski düzenin bazı unsurlarını destekleyen bir toplumsallığa dayanıyordu. Homojen olmayan bu karşıdevrimci toplamın oluşturduğu Beyaz Ordu’nun son komutanı ise Wrangel idi.
İç Savaş boyunca hem Beyaz Ordu’nun hem de Bolşeviklere karşı çıkan -içlerinde zengin, soylu ve Çarlık Rusya’sında imtiyazlara sahip kesimlerin bulunduğu- nüfusun emperyalist ülkeler tarafından hep bir koz olarak elde tutulduğu, kimi zaman da doğrudan yönlendirildikleri görülüyordu. Ama aslında Beyazlar, Ekim Devrimi’nin ve kurulan yeni iktidarın meşruiyetini zayıflatmak isteyen emperyalistler açısından, gerektiğinde arkasından desteğin çekilebileceği bir pazarlık unsurundan başka bir şey değildi.
Wrangel’den önce Beyaz Ordu’ya komuta eden Rus General Anton Denikin de İç Savaş’ta aldığı yenilgilerin ardından 1920 yılının başında kurmayları, bir grup subay ve aileleriyle İstanbul’a geçmiş ve oradan Prens Adaları’nda bir süre konuk olmuştu.
Ayrıca Wrangel’in komuta ettiği ordunun nicel olarak azımsanmayacak bölümü subaylardan ve asilzadelerden oluşmaktaydı. Sayıları en fazla 20 bin olduğu düşünülen köylüler, tehditle savaşmaya zorlanarak silah altına alınmıştı. (O.D.Macar-E. Macar, Beyaz Rus Ordusu Türkiye’de, Libra Yayıncılık)
Beyaz Ordu’nun yenilgisinin kesinleşmesi ile birlikte 1920 Kasım ayında son tahliye operasyonu gerçekleştirilmiş ve çeşitli raporlara göre Kırım Limanı’ndan Kazak savaş bölüğünden 15 bin asker, 12 bin subay ve düzenli birliklerden 4-5 bin asker, 10 bin harbiyeli, 7 bin yaralı subay, geri birlikler ve kurumlardan 30 binden fazla subay ve yetkili, çoğunluğu subay ve görevlilerin ailelerinin oluşturduğu 60 bin sivil ayrılmıştı. (İppolitov, Karpenko, Pivovar, 1920’lerin Başında İstanbul’a Rus Göçü: Sayıları, Maddi Durumları, Ülkelerine Geri Dönüşleri, Çev. Elnur Ağayev)
Bu tahliyelerle birlikte bazı kaynaklara göre Kırım’dan İstanbul’a 135 bin kişinin geldiği ve önceki göçlerle birlikte İstanbul ve diğer civar kentlerdeki Rus sayısının toplam 150-200 bin dolayına çıktığı belirtilmektedir. Kırım’dan ayrılan gemiler İstanbul’da Moda ve Kalamış önünde günlerce demirlemişti. Bu kitlesel göç sırasında özellikle Kasım ve Aralık aylarında İstanbul’da Beyazlar zor koşullarla karşılaşmış, barınma ve sağlık açısından çeşitli sorunlarla baş etmek durumunda kalmışlardı. İçlerinde beraberlerinde kaçırabildikleri serveti olanlar ise İstanbul günlerini daha elverişli koşullarda geçirmişlerdi.
Karadeniz üzerinden İstanbul’a son geçişlerin çoğunluğu Beyaz Ordu subayları, askerleri ve aileleri iken daha önce ağırlığını zenginlerin, soylu ve aristokratların oluşturduğu göçler de yaşanmıştı. Ekim Devrimi’nin karşısına konumlanan ve 1919 yılından itibaren İstanbul’a geçen zenginlerin çoğunluğu Rusya’da 1. Dünya Savaşı ve ardından İç Savaş boyunca zenginleşmiş kesimlerden oluşuyordu.
İşgalcilerle İstanbul'da buluşma
İstanbul’a -Beyazları taşıyan gemilerden yaklaşık iki yıl önce- işgal güçlerinin gemileri demirlemişti. İşgal, 16 Mart 1920’de İtilaf Devletleri güçlerinin şehrin tüm idaresini ellerine almasıyla perçinlenmişti. Dolayısıyla İstanbul’un Rusya’dan gelen misafirlerini karşılayanlar, Mustafa Kemal’in “Geldikleri gibi giderler” dediği işgalcilerdi.
İç Savaş sırasında önce ve özellikle İngiltere’nin desteğini arkasına almış olan Beyaz Ordu’ya yenilginin ardından Kırım’dan son ve büyük tahliye için Fransa destek olmuştu. Ancak büyük bir maliyet gerektiren bu operasyona ve İstanbul’daki geçici ikamete destek vermek karşılığında Fransız birlikleri, ordu mensuplarının ve sivillerin gemilerdeki kişisel servetlerine, istihkaka ve erzağa el koyması konusunda Wrangel ile anlaşma yaptı.
İtilaf Devletlerinin kontrolü altındaki İstanbul birçok nedenle Beyaz Ordu’nun ve sivillerin geçişi için en uygun rotada bulunuyordu. Beyaz Ordu’nun tahliyesi bir şekilde planlanırken İtilaf Devletleri bu ordunun tasfiyesinden kaçınmışlardı. Beyaz Ordu, bir ordu düzeni ile muhafaza edilmeye çalışıldı. İstanbul’a geldikten sonra ordu ve savaş gemileri Çatalca, Gelibolu ve Limni Adası’na yerleştirildi. Çeşitli kaynaklar, emperyalist ülkelerin Rusya’da karşıdevrimcilerin yeniden toparlanması olasılığında kullanılmak üzere orduyu muhafaza etmek istedikleri ve hatta Anadolu’da yükselen işgale karşı mücadeleyi boğmak için Yunan güçleri ile birlikte savaşa sürmek istediklerini de iddia ediyor. Emperyalistlerin bu çerçevede, tüm ihtimalleri ve potansiyeli işgal politikalarında hesaba katmaya çalışmaları şaşırtıcı olmazdı. Ancak bu ihtimal ve hesap tutmadı, tarihin o kesitinde ve o canlı coğrafyada karmaşık dengeler buna izin vermedi.
Beyazların ekseriyeti Ankara’nın galip gelmesi ve İstanbul’u da işgalden kurtarıp kontrol etmesinden çekiniyordu. Bu korkunun nedeni elbette Ankara hükümetinin Bolşeviklerle işbirliği içinde olmasıydı. Ayrıca, Rusya’dan gelen aristokratlar arasında yabancı dil bilenlerin bir kısmı İstanbul’da İngiltere ve Fransa güçleri tarafından ajan haline getirilmiş ve zor durumlarından faydalanılmaya başlanmıştı. Beyaz Ordu askerlerinden küçük bir kısmının ise açlık, zor koşullar ve İtilaf Devletleri güçlerinden gördükleri baskılar nedeniyle Ankara hükümeti ordusuna katılmaya çalıştığı da bazı kaynaklarda belirtiliyor.
Ankara’da ulusal kurtuluş hareketinin ve Mustafa Kemal’in Beyaz Ordu’nun İstanbul’a geçmesine karşı oldukları biliniyor. İtilaf Devletleri nezaretindeki bu operasyonun Sovyet Rusya ile kurulan yakın ilişkileri olumsuz etkileyeceği düşünülüyordu.
İlerleyen birkaç yılda Sovyetler Birliği’nin kaçan nüfusu belli şartlarda geri çağırması, Beyazların önemli bir kısmının Sırp-Hırvat-Sloven Krallığı, Bulgaristan ve Yunanistan’a geçmesi sonucu İstanbul’da kalanların sayısı hayli azaldı. 1923 yılında İstanbul’un işgalden kurtulduğu sırada kente gelmiş Beyazların sayısı 10 bine kadar düşmüştü. Beyazların yoğunlukla 3-4 yıllık İstanbul misafirliği, geride İstanbul’un kent yaşamı ve kültürüne de yansıyan birçok iz bırakırken devrim ve karşıdevrim cephesinin mücadelesinde ortaya çıkan önemli bir olay olarak tarihteki yerini aldı.
Ortaklaşa dergisinin Kasım 2025 sayısının dosya konusu, Ekim Devrimi. Derginin bu sayısında ayrıca AKP'nin yönetme krizinden Amerikancılığa, Korkut Boratav'la söyleşiden Türkiye'nin beşinci nesil savaş uçağı yapım sürecine, spordan bienale, Rusya'dan Latin Amerika'ya çok çeşitli konularda yazılara yer verdik.