Ana içeriğe atla
0%
  • soltv-logosoltv-light-logo
  • soltv-logosoltv-dark-logo
  • soltv-logosoltv-dark-logo
  • gelenek-logo

Home

soL Haber'de reklam yok, sadece haber var. Bunu birlikte sürdürüyoruz. Abone olarak desteğinizi gösterin.

Ortaklaşa
konstantin_yuon

EKİM DEVRİMİ | AKP, Yönetme Krizi, NATO, Su Sorunu, KAAN, Latin Amerika

Hamas: İslamcılıktan ‘milli’ çizgiye

Mustafa Kemal Erdemol

Yayın Tarihi: 06.11.2025 , 23:14 "0 dakikalık okuma süresi"
Hamas’ın Gazze’de emperyalistlerin önerdiği planı kabul etmiş olması, Hamas’ın yok olacağı ya da emperyalizmin istediğini yapabileceği bir dönemin açıldığı anlamına gelmiyor. Direnişin dinamikleri varlığını sürdürüyor.

Filistin’de seküler/sol direniş örgütlerince sürdürülen mücadele, iç dinamiklerle bölgesel jeopolitiğin değişmesinin ardından güç kaybedeli hayli zaman oldu. Söz konusu çizgideki yapıların bolca taktik hatalarının da sonucunda direniş ekseninin yükseldiği zemin İslamcı örgütler lehine kaydı. Hamas’ın yükselişini bu zemin üzerinde değerlendirmek gerekecek. 

Filistin’in kurtuluş mücadelesinin başlangıç yıllarından Filistin Kurtuluş Örgütü’nün etkisini yitirdiği zamana kadar İslamcıların Filistin’in kurtuluşuyla bir ilgileri yoktu oysa. Mücadeleye katılmaları hayli geç olmuştur. Bu nedenle uzun bir süredir direnişi sürdürdüğü görülen Hamas’ın nasıl ortaya çıktığına bakmadan önce, özetle İslamcı hareketlerin “Filistin Direnişi”ne neden geç katıldıklarına göz atmakta fayda var. 

İslamcı örgütlerin, özellikle Müslüman Kardeşler Filistin Kolu’nun (MKFK) direnişe geç katılmasının nedeni, önceliği Filistin toplumunu İslamileştirmeye vermiş olmasıydı. Mısır kökenli Müslüman Kardeşler (İhvan) daha 1957’de Halil el-Vezir adlı bir liderin Filistin’i özgürleştirmek için bir grup kurma önerisini desteklememe kararı almıştı. 

MKFK de 1950’ler, 60’lar, 70’ler boyunca, 1987’ye kadar İsrail işgaline karşı savaşmama gerekçesini buna bağlıyordu. Laik, solcu, milliyetçi örgütler tarafından korkaklıkla suçlanmalarına karşın bu tutumlarını yıllarca sürdürdüler. Amaç İslami bir toplum için “nesilleri hazırlamak”tı öncelikle. Yozlaşmış, İslami olmayan bir orduyla İsrail’e karşı savaşmanın sonuçsuz olduğuna da inanıyorlardı ayrıca. İslamcıların, seküler/milliyetçi Filistin hareketinin bağımsız bir Filistin kurma mücadelesi vermelerinden ötürü küresel çapta kazandıkları sempatiyi asla yakalayamayacaklarına inanmış olmaları da bu “çekingenliklerinde” etkilidir kuşkusuz. 

Ancak seküler/sol direniş örgütlerinin sorunun uluslararası kamuoyunca görünür kılınmasındaki başarıları, ne yazık ki sonuca gitmeyi olanaksız hale getiren yanlış ittifak politikaları ya da “antlaşmalar” yoluyla sürdürülemedi. Dolayısıyla zamanla elde edilen kazanımlar da büyük bir hızla yitirilmiş oldu. Bu açık başarısızlıkların yarattığı boşlukların İslamcı hareketlerce doldurulması, giderek bu hareketlerin halktan destek görmesi kolaylaştı. 

Sovyetler Birliği varken, Ortadoğu’daki İslamcı yapıların -bir iki istisna hariç- asıl “mesaisi”, ABD öncülüğündeki “komünizmi durdurma” misyonunun bir parçası olarak “görev” yapmaktı. Bu, Filistin’in kurtuluşundan daha önemli bir misyon olmuştur her zaman bu örgütler için. Ancak, bu öncelikli “mesaiyi” ihmal etmeden Filistin’in kurtuluşuyla ilgilenmelerinde “hızlandırıcı” kimi faktörler de belirmiş, “meseleyle” ilgilenme fırsatı bu örgütler için de nihayet doğmuştur. Gittikçe gelişen sol/laik Filistin mücadelesinin hem bölgede “komünizmin” gelişmesine, dolayısıyla Sovyetlerin müttefik kazanmasına yol açacağı endişesi hem de emperyalizmin önemli istasyonu İsrail’in zayıflayacağı korkusu bu çevreler tarafından İslamcı örgütlerin önünün açılmasını da beraberinde getirmiştir. Bu Hamas için de geçerlidir. Örgüt 1990’ların başında daha görünür olduğunda ABD’nin ilgisini çekti örneğin. Bölgedeki ABD büyükelçileri ya da kimi kişiler aracılığıyla Hamas’a mesajlar iletti ABD. Burada amaçlanan Hamas’ı tanımak, ne yapacağını anlayabilmekti. 1992’nin sonları ile 1993’ün başlarında ABD Amman’daki büyükelçiliği aracılığıyla Hamas’ın üst düzey yöneticileriye resmi temaslarda da bulundu. Hamas’ın gün gelip El Fetih’i etkisiz hale getireceğinden emin olan İsrail de ABD’nin bu temaslarını dolaylı olarak onayladı. 

FKÖ’nün yanlışları büyüktü

İslamcıların Filistin direnişine katılmalarında etkili olan faktörler arasında FKÖ liderliğinin 1967-70 yılları arasında Lübnan’a göç etmesi ile 1982’de İsrail’in Lübnan’ı işgal etmesinin ardından Tunus’a çekilmek zorunda kalması da sayılabilir. Bu uzak FKÖ liderliği işgal altındaki Filistin topraklarında Birinci İntifada gibi tabandan gelen gelişmelere öncülük etmek yerine tam tersini yapıp gelişmeye tepki göstermiştir. Bunun Filistinliler üzerinde FKÖ özelinde seküler/milliyetçi yapılara mesafeli olmasını doğuran bir sonucu olmuştur.

FKÖ ile benzeri yapıların yarattığı boşluğun Hamas’tan önce var olan İslamcı örgütlerle doldurulmaya başlaması bu döneme rastlar. Bunlardan en bilineni Hamas’ın kuruluşundan beş yıl önce ortaya çıkan İslami Cihad (İC) örgütüydü. 

Hamas nasıl siyasi bir güç oldu?

Birinci İntifada’nın patlak vermesinden kısa bir süre sonra kuruluşu resmen ilan edilen Hamas’ın ortaya çıkışı İC’nin gücünü yitirdiği dönemlere rastlar. Aslında kökeni Müslüman Kardeşler’e dayanan Hamas, yani “Harakat al Muqawama al-İslamiyya” hayırseverliğin motive ettiği, hayır işlerine adanmış bir sosyal projeden doğdu. Adının da bir parçası olan Direniş (Muqawama) kavramı örgütün düşüncesinde, oluşumundaki en merkezi ilkedir. Örgütün baş harflerinden oluşan Hamas’ın da ayrı bir anlamı vardır: gayret ya da coşku.

Hamas İsrailli esirleri bırakıyor. 

Bazı farklı anlatımlar da vardır tabii. Örneğin HAMAS’ın Mısır’dan Gazze’ye döndükten sonra son derece popüler bir vaiz/alim haline gelen Şeyh Ahmed Yasin tarafından kurulan Mücama’i İslami adlı örgütten ortaya çıktığı ifade edilir. Hamas’ın Müslüman Kardeşler’in Filistin ayağı olması, etkili olmasında önemli değildir. Aksine MK’dan -ideolojik değilse de pratik olarak- kopması gücünü arttıran bir etki yapmıştır. Çünkü MK’nın özel olarak Filistin meselesindeki pasif tutumunu reddetmesiyle ivme kazanmış bir harekettir.

Hamas da FKÖ gibi bildiriler dağıtmaya başladı. Kimileri Hamas’ın adını taşıyan ilk bildirinin 11 Şubat 1988’de yayımlandığını, kendisini “Müslüman Kardeşler Birliği’nin güçlü kolu” olarak tanımladığını iddia etse de hareketin liderleri ilk bildirinin 14 Aralık 1987’de, ayaklanmanın başlamasından sadece beş gün sonra Gazze sokaklarına atıldığı konusunda ısrarcıdır. Hamas’ın broşürleri ideolojiden sivil saldırıların lojistiğine kadar çeşitli konuları ele alıyordu. Hamas ile El Fetih/FKÖ arasındaki mücadele bu noktada başlar.

El Fetih'in geri adımları

Hamas’ın birinci siyasi güç haline gelmesinde tek neden değilse de en önemli neden El Fetih/FKÖ/Filistin Yönetimi’nin işbirlikçiliğe varan yaklaşımı olmuştur. Kurulduğu yıl 1987’de İslam/Arap dünyası Mısır’ın İsrail’i tanımasının, iki ülke arasında 1982’de imzalanan antlaşmanın sarsıntılarını yaşıyordu. Dolayısıyla silahlı mücadele yerine müzakere anlayışının öne çıktığı bir dönemdi bu. Silahlı direnişe ilk darbe bu ortamdı. İkincisi ise FKÖ’nün 1982’de İsrail tarafından yenilgiye uğratılarak liderlerinin Tunus’a sürülmesiydi. Tunus, bir Kuzey Afrika ülkesi, Filistin topraklarına uzak. Bunlar direnişin silahlı yapılmasını zorlaştıran etkenlerdi.

Bu nedenle Hamas, direniş kavramını yenileyerek İsrail’le herhangi bir müzakereyi kabul etmedi. Direniş işgal bitinceye kadar sürecekti. FKÖ ile 1993/4’de Batı Şeria ile Gazze’de kurulan Filistin Yönetimi “iki devletli çözüm” ile İsrail’i tanıma konusunda uzlaşmaya varmışken Hamas bunu da sürekli reddetti. Direnişin tek çözüm olduğunda ısrarını sürdürdü.

Direnişin işe yaradığına örnek olarak Hamas, İsrail’in 2005 yılında Gazze Şeridi’nden tek taraflı çekilişini göstermekte, bunun direnişin bir sonucu olduğuna inanmaktadır. Ancak diğer Filistinli gruplar buna katılmamakta, İsrail’in çekilmesindeki gerçek amacın şüpheli olduğunu düşünmekteydi. Bu endişede doğruluk payı vardı, çünkü Gazze Şeridi İsrail için stratejik ya da dini önemi olan bir yer değildi. Asıl savaşın yaşandığı Batı Şeria ile Kudüs üzerinde daha çok kontrol gücüne sahip olmak için gücünü Gazze’den çekip bu bölgelerde yoğunlaştırmıştı.

Hamas Batı Şeria’da da direnişin İsrail varlığını sürdüremez hale getireceğine inanıyordu. İsrail’de 2006 seçimlerini kazanan Kadima Partisi Batı Şeria’daki bazı bölgelerden kısmen tek taraflı çekilme niyetinde olduğunu açıkladığında, Hamas bunun da kendi direniş hattının sonucu olduğunu düşündü.

Hamas'ın varlığı devam edecek

Başlangıçtaki İslam devleti kurma amacını erteleyen Hamas, nihai amacını “Ürdün Nehri’nden Akdeniz’e kadar uzanan tarihi Filistin topraklarını özgürleştirmek” olarak açıklıyor. Silahlı mücadeleyi sürdürdüğü dönemde yasal olarak da kendini var etme konusunda ilk ciddi adımı 2006’da Gazze’de yapılan Filistin Yasama Konseyi seçimlerini kazanarak attı Hamas. Bu, 1987’de kurulduğundan bu yana ilk kez sosyopolitik, popüler güç haline dönüştüğü anlamına geliyor. Filistinlilerin günlük sorunlarına çözüm bulma çabası silahlı mücadele fikrini lüks hale getirdi. 

2006’da seçimleri kazandıktan sonra İsrail işgaline açıkça direnme, ancak iki devletli çözümü isteksizce kabul etme noktasına geldiğini anımsatalım. Bu arada dini söylemi azalttığını, hukuki jargonu benimsediğini, uluslararası hukuka sığındını da. 

Hamas’ın gerçekte bir ulusal kurtuluş hareketi mi yoksa dini bir hareket mi olduğu sorusu önemlidir. Ama görünen o ki örgüt “milliliği” ağır basmak koşuluyla her ikisinin karışımıdır. Dolayısıyla tüm eylemleri çift karakterli bir özellik taşır. Bu özellik Hamas’ın takipçilerini arttırdı. Çünkü hem milliyetçi duygulara hem de İslami duyarlılığa sahip olanlar için bir merkez hareket haline dönüştü. 

Hamas’ın 7 Ekim 2023 saldırıları ile sonrasındaki gelişmeler ayrı bir yazının konusudur (yakında Yazılama Yayınevi’nden çıkacak olan Hamas kitabında ayrıntılı olarak yer verdim). Dolayısıyla Gazze soykırımından sonra Hamas’ın varlığını sürdürüp sürdürmeyeceği konusu gündemdedir. Ancak merkezi yapısı dağıtılsa da -ki dağılmamıştır- liderliği etkisiz hale getirilse de “halklaşmış” bir özellik göstermesi, farklı biçimlerde var olmaya devam edeceğini gösteriyor. Bu hem ABD hem de İsrail istihbaratının raporlarında da ifade edilmekte. 

konstantin_yuon
Ortaklaşa

Ortaklaşa dergisinin Kasım 2025 sayısının dosya konusu, Ekim Devrimi. Derginin bu sayısında ayrıca AKP'nin yönetme krizinden Amerikancılığa, Korkut Boratav'la söyleşiden Türkiye'nin beşinci nesil savaş uçağı yapım sürecine, spordan bienale, Rusya'dan Latin Amerika'ya çok çeşitli konularda yazılara yer verdik.