Spor ve bahis: Bu kumar tutmaz
İsmail Sarp Aykurt
Sporun modern tarihinde parasal ilişkilerin baskın olduğu dönemler her zaman oldu. Ancak sporun ve özellikle de futbolun, reel sosyalizmin yokluğunda bu kadar büyük bir karşı saldırıya maruz kaldığı, bir sağlık, eğlence ya da sosyalleşme aracı olmaktan çıkıp toplumsal ve kamusal özelliklerini tamamen yitirdiği bir dönem yaşanmadı. Kapitalizmin emperyalist aşaması olan bu dönemde meta üretimi ve rekabet egemen olur; ancak durağanlaşma ve çürüme eğilimi işlemeye devam eder.
Ve bu çürüme, emperyalist dönemde sporun küresel kuralları ve uzuvları için de geçerli olmayı sürdürüyor. Toplumsal çürümenin en keskin halini ise yasal ya da yasa dışı bahis, kumar ve sporun dahil edildiği her tür ticari rekabet ve yarış oluşturuyor. Buna sponsorluk ağları, sporcular arasında performans arttırıcı madde kullanımının yaygınlaşması, şike soruşturmaları, kara para aklama, kurumsal yolsuzluklar, sporla aklama ve aklanma propagandası gibi birçok antisportif başlık eşlik ediyor. Bugün sporun en önemli gelir kalemlerinden biri haline gelen bahis, hem sporcuların hem kulüplerin hem de taraftarların davranışlarını yönlendiren ve sonucu etkileyen kompleks ve gayrimeşru bir yapıya dönüşmüş durumda. Bu da spordaki etik ve adalet duygusunu derinden aşındırıyor.
Kapitalizm, spor alanını dönüştürürken bu devasa alanı rant, reklam ve kâr için sömüren patronlara terk etti. Kapitalizm, sporu yalnızca agresif bir rekabet alanı değil dev bir ekonomik sektör olarak biçimlendirmiş durumda. Bahis sistemi bu sürecin en görünür ve yıkıcı boyutlarından biri olarak sivrilmekle kalmıyor; sistemi ekonomik ve ideolojik olarak da tahkim ediyor.
Çoğu zaman sporla ilişkilendirilen ancak bunun sınıfsal bir olgu olduğunu kavramayan birçok yakıştırma, sporun adil rekabet, dayanışma ve emeğe dayalı başarı gibi değerlerinin “doğal/doğuştan” olduğunu iddia etse de sporun da bu toplumcu değerlerle yeniden üretilmesi bir emekçi cumhuriyetinin ve devletleştirilmiş spor anlayışının tesis edilmesiyle, yani siyasi iktidar ile direkt ilişkili olmayı sürdürüyor. O nedenle, kimlik bunalımı yaşayan spor, yeni bir çıkış yoluna ihtiyaç duyuyor.
Bahisin gayrimeşru tarihinden notlar
Aslında bahis “kültürü” çok eskiye dayanıyor. İlk örnekleri Antik Yunan ve Roma’da görülen bahisin, Antik Yunan’da Olimpiyat oyunları ve gladyatör dövüşleri üzerinde çeşitlendiği de bir gerçek. Romalılar ise özellikle araba yarışları (örneğin Circus Maximus) ve gladyatör dövüşlerinde bahis oynamayı gündelik bir rutine dönüştüren örneklerden. Her ne kadar Avrupa’da kilise yasaları şans oyunlarını ahlaka aykırı saysa da aristokrasi arasında at yarışı ve kart oyunları üzerinden bahisin oldukça popüler olduğunu biliyoruz. İngiltere’de ise at yarışlarına dayalı modern bahis sistemleri, 1750’li yıllarda “Jockey Club”un kurulmasıyla ve düzenli bahis oranları sistemi geliştirilmesiyle aşama kaydediyor.
Sanayi devrimiyle birlikte ise başka bir perde açılıyor. Bahis mekânları yasal veya yarı yasal şekilde faaliyet göstermeye başlarken, iletişim teknolojilerinin gelişmesi bahisleri daha geniş kitlelere ulaştırmaya başlıyor. 1960’lı yıllarda İngiltere, bahis dükkânlarını yasal hale getiriyor. Ancak sürecin en kritik halkası, futbolun 19. yüzyıl sonlarında İngiltere’de profesyonelleşmesiyle birlikte insanların maç sonuçları hakkında tahminde bulunmaya başlamasıyla olgunlaşıyor. İlk resmi “futbol havuzları” 1920’lerde İngiltere’de ortaya çıkıyor. Oyuncular, haftalık kuponlarda maç sonuçlarını tahmin etmeye başlıyor ve 1990’ların sonu ve 2000’lerin başında ise internetin yayılmasıyla çevrimiçi bahis siteleri hızla büyüyor. Bunlar büyümekle de kalmıyor, artık sadece maç sonucu değil farklı mikro-bahisler yapılabiliyor. Öte yandan “canlı bahis” kavramı da bu dönemde gelişmeye başlıyor.
Patronlar niye kulüp satın alır?Patronlar, spor kulüplerini çoğu zaman finansal getiri kadar politik, sosyal ve kişisel nedenlerle satın alırken kulüp sahipliği, patronlar için prestij, kamuoyunda ve siyasetle ilişkilerde bir güç aracı olarak anlam kazanıyor. Patronlar için bu, kara para aklama ya da sermaye transferi için de uygun bir zemin oluşturuyor. Spor kulüpleri, büyük nakit akışları, sponsorluk ilişkileri ve düşük denetim mekanizmaları gibi nedenlerle yürütülen şeffaf olmayan finansal işlemler için ideal bir yapı sunuyor. Dolayısıyla kulüp mülkiyeti, modern kapitalizmde bir yandan statü sembolü, diğer yandan finansal ve politik araç haline geliyor, sportif propaganda için de eşsiz bir zemin sağlıyor. Son dönemdeki bahis operasyonları, yalnızca suçla mücadele değil, aynı zamanda belirli iş çevrelerini politik olarak zayıflatma amacı taşıyor. Ciner Grubu gibi bazı sermaye gruplarına yöneltilen suçlamalar, iktidar içi ekonomik ve politik mücadelelerin yansıması olarak da değerlendirilebilir. Bahis dosyaları, hem kara para ve medya hem de futbol ekonomisi üzerinden farklı güç dengelerini etkileyen önemli bir enstrüman. |
Bahis ekonomisi ve sponsorluklar
Futbolda büyük ligler ve turnuvalar (Dünya Kupası, Şampiyonlar Ligi) milyarlarca dolarlık bahis hacmine sahip. Sponsorluklar yoluyla bahis şirketleri artık sadece forma reklamlarında ve stadyum isim haklarında da yer almıyor, şirketler sporla ilgili her şeyin doğrudan ya da gizli bir bileşeni durumunda. Bahis ekonomisi kadar sponsorluk mekanizması da tekelci futbol döneminde oldukça etkin ve sistemin işlerliğini sağlıyor.
Türkiye’de yalnızca yasal olarak yetkilendirilmiş platformlar üzerinden bahis yapılabiliyor. Yasa dışı bahis, kara para aklama, bağımlılık ve manipülasyon (şike) riskleri nedeniyle ciddi tartışmaların merkezinde. Yasa dışı bahisin, kara para trafiğinin içerisinde önemli bir yer tuttuğunu biliyoruz. Bahis, spor kulüplerine finansman sağlıyor, spor alanını bir pazara çeviren patronlar ise bahis ekonomisi üzerinden ciddi kazançlar sağlıyor.
Avrupa Oyun ve Bahis Birliği’nin 2025 yılı raporuna göre yasal ve yasa dışı bahis piyasası, küresel ekonomide de trilyon doların üzerinde hacme sahip. Bu miktarın büyük kısmı Asya merkezli yasa dışı bahis ağları üzerinden dönüyor. Avrupa ve Amerika’da ise bahis şirketleri resmi sponsorluklar, dijital yayın anlaşmaları ve reklamlar üzerinden sporu finanse eden başlıca aktörler haline geldi. Bugün kapitalist sporun finansal sürdürülebilirliği, doğrudan bahis endüstrisine bağımlı hale gelmiş durumda. Bu bağımlılık ilişkisi kendisini, başka bir “bağımlılık” haline dönüştürülen “insanların bahis bağımlılığı” üzerinden var ediyor. Geçim sıkıntısı yaşayan, yoksulluk ve açlık sınırında yaşamaya itilen, kendini sosyal olarak tarif etmekten uzaklaşan ve “suça sürüklenen” insan, bu kez bahise ideolojik olarak da ikna ediliyor. Kuşku yok, kapitalist iktidarlar için toplumsal rıza bu kez spor üzerinden, bahis ve benzeri yollarla döşeniyor.
Avrupa kumar pazarı 2024’te 123,4 milyar avroya ulaştı. Çevrimiçi bahisin ise 2029 yılına kadar yaklaşık 149,2 milyar avro büyüklüğe ulaşması bekleniyor ve 2024’te Türkiye çevrimiçi kumar pazarının yaklaşık olarak 1,09 milyar dolar gelir yarattığı da tahmin edilenler arasında. AKP iktidarının yasal bahise daha çok alan açmak ve illegal bahisi baskılamak için yaptığı yüzde 50’lik vergi düşürme hamlesine karşın “Türkiye pazarı” yasa dışı çevrimiçi bahis odaklı bir merkez olmayı sürdürüyor. Yasal ya da değil, sektörün her iki kolunun da büyüme potansiyeli yüksek olmakla birlikte, regülasyon farklılıkları pazar yapısını ciddi biçimde etkiliyor ve sistemin döngülerini korumasını sağlıyor.
Türkiye’de ise spor ekonomisinin önemli bir kısmı doğrudan ya da dolaylı olarak bahis gelirlerine bağlı olmayı sürdürecek. Yasal olarak “Demirörenci” İddaa sistemi üzerinden dönen bahis hacmi de milyarlarca lira düzeyinde. Piyasaya bağımlı hale gelen futbol kulüpleri için sistem başka bir rota önermiyor. Sonuçta, kulüpler, futbol ve taraftarlık olgusu içten içe çürüyor, kokuşuyor. Bu nedenle Türkiye’de sporun mevcut ekonomik koşullar altında bahissiz varlığını sürdürmesi neredeyse imkânsız görünüyor.
Skandal olan bahis mi operasyonlar mı?
Son yıllarda patlayan bahis skandalları, aslında herkesin uzun süredir bildiği bir gerçeği ifşa etmiş oldu. Bahis sektörü, kara para aklamanın en bilindik araçlarından biri haline gelmiş durumda. Türkiye’de yapılan son operasyonlar, sistemin “bazı uzuvlarına” dokunulurken mekanizmanın ayakta kalacak biçimde korunduğunu gösteriyor. Operasyonlarda genellikle belirli figürler hedef alınarak sistemin devamlılığı sağlanıyor. Bahisle ilgili soruşturmalarda gerçekten sonuna kadar gidilmesi, yalnızca adli değil, politik irade gerektiren bir süreç. Ancak böyle bir siyasal iradenin var olmadığını, böyle bir kaygının olamayacağını, sistemin operasyona biçtiği sınırların önceden bilindiğini söylemeye bile gerek yok. Türkiye Futbol Federasyonu’nun (TFF) yapmak istediği, toplumda yeni bir bahis algısının yaratılması ve yasal bahisin teşvik edilip bunun için bir bağırsak temizliği ile organizasyonun iktidar ve sistem lehine yönetilmesidir.
Ayrıca Türkiye’deki yasa dışı bahis ağları, uluslararası bir organizasyonun parçası. Bu ağlar özellikle Doğu Avrupa, Balkanlar ve Asya’ya uzanarak, farklı mafya ve finans çevreleri arasında bağlantılar kuruyor. Türk organize suç yapılarının bu ülkelerde kulüp satın alarak sistemin bir parçası haline geldiği biliniyor. Bu ağlar aracılığıyla kara para aklama, şike, transfer manipülasyonu ve menajerlik ağları üzerinden büyük paralar dönüyor. Tüm bu süreçlere yıllardır göz yumuluyor ve siyasal iktidarın denetiminde bahis sektörü belirli ellerde kontrol altında tutuluyor.
TFF’nin yaptığı burada bir “bağırsak temizliği” gibi görünse de temizlenenin kapitalist futbol düzeninin “yerli ve milli” bağırsağı olduğu görülüyor. Bu nedenle böylesine çürümüş bir toplumsal düzende skandal olan bahis değil bahisi bu kadar meşrulaştıran ve normalleştiren bir sistemin içinde yaşamaya çalışmak ve spor kültürünün hâlâ var olduğuna inanç duymaktır. Son dönemdeki bahis operasyonlarının da yeniden kanıtladığı gibi sporun rotası, toplumcu/emekçi bir iktidara ve devletleştirme politikasına doğru çizilmek zorundadır.
Ortaklaşa'nın Aralık 2025 tarihli üçüncü sayısının dosya konusu, 23 yıl sonra AKP iktidarı. AKP'yi irdeleyen yazıların yanı sıra bu sayıda Kürt sorunundan Ortadoğu'daki gelişmelere, Doğu Akdeniz'deki enerji kavgasından İrlanda'nın sözde zenginliğine, spor ve bahisten yemek kültürüne, çok sayıda konuya dair ürettik.