AKP’nin sofrasına oturanlar: Yancılar, destekçiler, iş tutanlar
Ortaklaşa
AKP, 3 Kasım 2002 Genel Seçimi’nde yüzde 34’ün üzerinde oy ile tek başına iktidar oldu. Siyasi yasaklı olduğu için seçime giremeyen Recep Tayyip Erdoğan’a, milletvekilliği ve başbakanlık yolunu ise dönemin CHP Genel Başkanı Deniz Baykal açtı. “Bir partinin genel başkanı seçimleri kazandıysa demokratik parlamenter sistemin özü gereği hükümetin de başı olur. Başbakan olması lazım” diyerek destek verdiği Anayasa değişikliği ile yenilenen Siirt seçiminde Erdoğan milletvekili seçildi ve ardından Başbakan oldu.
Erdoğan 23 yıl sonra, AKP’nin 2002 yılında tek başına iktidar olmasını TBMM’de yaptığı konuşmasında anarken “3 Kasım halk devrimi” olarak niteledi. 23 yıl önce aynı seçimler için “Anadolu devrimi” diyenler de vardı. Birikim dergisinin Kasım-Aralık 2002 sayısı kapağında “Muhafazakâr demokrat inkılap, 1946-1983 ve sonunda 3 Kasım” başlığıyla çıkmış, liberaller ve liberal “solcular” AKP iktidarının ilk dönemini ve bu dönemde attığı karşıdevrimci adımları ayrı ayrı selamlamıştı.
AKP; sermaye sınıfının, emperyalist merkezlerin ve gerici odakların desteğini alırken bu desteğin karşılığını fazlasıyla verdi. Vaatlerini AB ve demokratikleşme süreci, özelleştirme furyası, Ergenekon ve Balyoz operasyonları, nihayetinde 2010 Anayasa Referandumu ile yerine getirdi; kendinden beklenenleri yaptı. AKP bu icraatları sırasında Cumhuriyet’e düşman olan kesimlerden destek ve güç aldı. AKP’nin günahlarına, “aydın” geçinen liberal entelektüeller, akademisyenler, gazeteciler, patronlar ve hatta “sosyalist” olduğunu iddia eden siyasetçiler alkış tutarak ortak oldular.
İktidar partisinin ideolojik hegemonya kurma çabası nafile olmasına nafileydi ama sanat ve spor camiasında dünyalığının (!) peşinde bazı isimler AKP’nin kurduğu sofralara oturmaktan hiç çekinmediler. AKP, özellikle ilk on yılında Cumhuriyet’i tümüyle tasfiye etme misyonunu yerine getirirken meşruiyetini, Fethullahçıların Abant toplantıları benzeri kuluçka merkezlerinin, AB fonları ve bu fonların ördüğü sivil toplumculuğun, kimlikçi politikaların etkisi altına giren bazı sol unsurların yardımıyla arttırmaya çalıştı.
AKP’nin ve AKP politikalarının o yıllarda yancılarını ve destekçilerini, AKP ile iş tutanları ve ülkeyi karanlığa sürükleyen o partinin sofrasında yer kapmaya çalışanlardan bazılarını Ortaklaşa okurları için derledik.
Ömer Laçiner: 3 Kasım 2002 İnkılabı
“… eğer 1946-50 seçimlerinde Türkiye’nin siyasal düzeninde bir devrim olduğu söylenebiliyorsa; 3 Kasım’da bundan daha kapsamlı ve derinlikli bir devrim gerçekleştiği pekâlâ ileri sürülebilir. Devrim kavramının ihtilale karşılık düşen anlamında değil elbette, ama inkılap -kalıp değiştirme- anlamında bir devrim vuku bulmuştur 3 Kasım’da.” (Birikim, Sayı:163-164, Kasım-Aralık 2002)
Sakıp Sabancı: 2. Özal trenine biniyoruz
“Öyle hissediyorum ki, ikinci Turgut Özal trenine yeniden biniyoruz. Kararlı, istikrarlı, güven veren, işsize iş verecek bizi AB`ye götürecek yeni trene bineceğiz. Halk elini vicdanına koydu ve kararını verdi. Kavga yok, gürültü yok. Demokrasi kazandı. Sonunda halk kararını verdi. Kim gelirse gelsin onun yanındayız. Herkes rahat olsun. Türkiye yeniden inşa edilecek.” (4.11.2002, Hürriyet Gazetesi)
Nabi Yağcı: AKP’ye ikirciksiz destek veriyorum
“Bir vatandaş olarak bakıyorum ve ikirciksiz destek veriyorum. AKP’nin Avrupa Birliği’ne bizi götürmesi, bu süreçte Maastricht kriterlerini uygulaması, çıkarılan uyum yasaları doğru mu? Doğru. Karşı çıkanlara soruyorum: Ekonomide durum dünden daha mı iyi daha mı kötü? Hiç kimse daha kötü diyemiyor. Peki yaptıkları neye karşı çıkıyorsunuz diyorum. ‘Neye karşısınız’ sorusuna cevap yok. O zaman ben bir vatandaş olarak diyorum ki, yapılan işler hepimizin çıkarına olan şeylerdir ve bunun desteklenmesi lazım. Tarihe farklı bakıyorum. AKP’nin yerine farklı bakıyorum.” (17.10.2005, Referans Gazetesi)
Ahmet İnsel: Burjuva demokratik dönüşümde önemli kilometre taşı
“Burjuva demokratik dönüşüm: İster ‘Bu da seçmenin muhtırası’, ister ‘Ekonomik istikrarın referandumu’ olarak tanımlansın, 22 Temmuz 2007 seçimleriyle tescil olunan AKP’nin başarısının esas anlamı, 2002 seçimlerinde ortaya çıkan muhafazakâr-liberal dalgadaki sürekliliktir. AKP, 12 Eylül darbesinin yarattığı büyük toplumsal ve siyasal yıkımdan liberal-muhafazakâr hat üzerinden çıkışın son aşamasını gerçekleştirmek üzere geniş bir seçmen koalisyonundan yetki almıştır. Bu, Türkiye’ye özgü koşullarda yaşanan bir burjuva demokratik dönüşümün önemli kilometre taşlarından biridir.” (Birikim, Sayı: 220-221, Ağustos-Eylül 2007)
Mehmet Ali Birand: Kabul edin kaybettini AB yürüyüşünü engelleyemediniz
[2004 Kıbrıs Annan Planı Referandumu’nda adanın kuzeyinde AKP’nin savunduğu ‘Evet’ sonucunun çıkması üzerine] “Kabul edin ki, kaybettiniz. Türkiye’nin AB’ye doğru yürüyüşünü engelleyemediniz. Bari bunu görün ve biraz susun. (…) Sonunda Türkiye tam üye olacak. Bu ülkenin gençleri kendileri için parlak bir gelecek düşlüyorlar ve bizler de bunu onlara vereceğiz. Hem de sizlere rağmen... Hadi artık yeter. (…) Bırakın da şu birkaç günün tadına varalım. Toplum olarak bazı şeyler başardığımızı görelim. Hep başarısızlık, yenilgi ve Avrupa’dan dayak yiyen ülke psikolojisini üzerimizden atalım. Birinci lige çıktığımızı hissedelim. Kendimize güvenimiz artsın. Memnun olalım.” (21.12.2004, Hürriyet Gazetesi)
Murat Belge: Başka alternatif yok, ülkeyi AKP yönetsin
“Mevcutlar içindekilerden, (ülkeyi) yine AKP yönetsin diyorum şu anda. Başka alternatif yok çünkü. (...) [İstanbul nasıl gidiyor sorusu üzerine] Belediye AKP’nin elinde, tabii mali imkanlar var şimdi. Ulaşımda, suda başarı var. Ben eskiden küvete su doldurur, günlerce o suyla idare ederdim. Şimdi öyle değil. Önceden bir tercihli yol projesi vardı sadece, şimdi toplu taşıma anlamında çok sayıda proje var. Eskiye nazaran daha iyi.” (8.09.2008, Gazeteport)
Perihan Mağden: Erdoğan gibi doğru dürüst politikacı…
“Recep Tayyip Erdoğan gibi doğru dürüst, beyninin damarlarında kan akışı olan, yegâne işi muhtelif yalan dolanları keman çalar gibi tıngırdatmak olmayan bir politikacının ufukta belirmesi, bütün bu avanenin yapışkan varlığı için bir tehdit teşkil ediyor. ‘Yeni’ ve ‘sağlıklı’ olanın belirmesi, hepsinin toz tutmuş varlıklarını gözler önüne seriyor; başka yenilere hasret milletimizi hatırlatıyor.” (Radikal Yazıları ya da Fakat Ne Yazık Ki Sokak Boştu, İletişim Yayınları, 1999)
300 liberal imzacı | Ahtapotun kollarından biri yakalandı
“Türkiye demokrasi güçlerinin, karşılarında bir siyasal kanadın değil devlet içine yuvalanmış çetelerin ve darbeci zihniyetin bulunduğunun bilinciyle Ergenekon davasının derinleşmesi ve öze varması için ortak mücadele vermeleri gereğine inanıyoruz. Demokratik, özgür, hukukun üstünlüğü ve insan haklarına dayalı bir ülkede yaşamak isteyen tüm yurttaşları, aklının ve vicdanının sesini dinleyerek davanın takipçisi olmaya çağırıyoruz.” (13.08.2008)
Ufuk Uras: Ergenekon sonuna kadar götürülmeli
“Çeteler bu cesareti, küstahlığı nereden alıyor? Bu ülke dingonun ahırı değil? Herkes haddini bilmeli. Bu süreçten kim rahatsız oluyorsa suçüstü yakalanmıştır. Mutlaka bu süreçlerle doğrudan veya dolaylı bağlantıları vardır. Demokrasiyi savunmaktan kimse rahatsız olmamalı. Ergenekon soruşturması sonuna kadar götürülmeli. Başımıza ne geldiyse darbelerden geldi. Bu, kanser hastalığı gibidir. Kenarından dolaşarak olmaz. Merkeze gelinmeli. Sadece emekliler üzerinden değil, bu sürecin parçası olan resmi görevlileri de kazımak gerekir. Kazımazsanız yeniden biter.” (3.07.2008, Kanal A)
Rahmi Koç: AKP’nin cesaret ve azmi var, bu halen devam etmekte
“Peki Türkiye bunu nasıl başardı? Öncelikle, 2002’den bu yana ülkede, mecliste güçlü bir çoğunluğa sahip olan bir tek parti hükümeti var. İkincisi, hükümetin zor kararlar alma ve bu kararları meclisten geçirme cesaret ve azmi var ve halen devam etmekte. (...) Erdoğan hükümeti, IMF düzenlemelerine ve Dünya Bankası’ndan davet edilen Sayın Derviş’in ekonomik reçetelerine tam olarak uyulmasından emin oldu. Bu cesur adımları atan hükümet, disiplini korumakta da son derece kararlı davrandı. 2001’den sonra, ekonomiden yargıya, eğitimden sağlığa dek pek çok alanda reformlar gerçekleştirildi. Geçmiş on yılın hükümetleri, bürokratik süreçleri önemli ölçüde basitleştirdiler.” (14.09.2012, Dünya Odalar Federasyonu Çalışma Yemeği, TOBB)
Etyen Mahçupyan: Tarihsel misyonun yüksenicisi olarak AKP
“Geleceğin tarihçileri muhtemelen en az on yıl daha sürecek olan AKP dönemini bugün birçoklarını şaşırtacak bir netlikle ‘olumlu’ olarak değerlendirecekler. Vesayetin bitmesinin, ekonominin sıçramasının, özgürlüklerin artmasının, kurumsal yapının yeniden inşasının altını çizecekler. Çünkü zaman makro nitelikleri öne çıkarır. AKP gibi tarihsel bir misyonun yüklenicisi olan ve bunun bilincinde bir liderliğe sahip hükümetler de genel gidişatın doğru yönde belirlenmesine konsantre olurlar. Gerçekten de esas alanda doğruları takip ettiğiniz sürece, yapılacak yanlışların da hükmü azalır ve önemsizleşir.” (14.11.2014, Akşam Gazetesi)
Sezai Temelli: Evet oyu verdiğim için pişman değilim
“2010 Anayasa Referandumu’nda ‘evet’ oyu verdiğim için pişman değilim. 2010 koşullarında vesayete karşı verilmiş, 12 Eylül ve darbecilerin yargılanması gibi çok çok önemli değişiklikler var orada. Bu, Türkiye’deki askeri vesayete karşı aslında önemli bir hamlenin adresi. Ama bu referandum, AK Parti’nin işine de yaramıştır. AK Parti’nin işine yaramasını engelleyebilirdik. İşte, özeleştiriyi burada verebilirim.” (9.10.2021, Artı Gerçek)

Orhan Pamuk’tan hep destek tam destek
AKP’nin iktidara gelmesinden bir yıl kadar sonra Alman Die Welt gazetesine konuşan Orhan Pamuk, “Türkiye’yi AB’ye yakınlaştırmak için çok sayıda yasa çıkardı. Erdoğan’ın, asıl siyasi düşüncesini gizlediğini ve günün birinde ülkeyi tümüyle dinin kucağına atacağını sanmıyorum. Eskiden, ‘dinciler’ gibi bazı söylemleri vardı, ancak son 10 ay içinde gerçekleştirdiklerini, kendisinden öncekiler 10 yıl içinde başaramamışlardır” diyerek Erdoğan’ı övmüştü. Pamuk’un bu övgülerle girdiği yol, ona Nobel ödülünü getirecekti. Bu açıklamalarından 8 yıl sonra ise bu kez Amerikan PBS televizyonuna konuşan Pamuk, Ergenekon davalarını ciddiye aldığını gazetelerde okuduklarının kendisini ikna ettiğini hatta Türk halkının da buna ikna olduğunu anlatmıştı. Aynı programda ülkede laikliğin gerilediğini düşünmediğinin altını çizen Pamuk, ordunun gücünün azaltılmış olmasından mutlu olduğunu ve Erdoğan’ın en başarılı olduğu konunun bu olduğunu ifade etmişti.
Aksu: Sürecin karşısında duranlar iki cihanda lekeli
2009’da hükümetin demokratikleşme açılımına destek olan müzisyenlerden Sezen Aksu, Erdoğan’ı arayarak, “Açılımınızı ailece canı gönülden destekliyoruz. Bu sürecin karşısında duranları iki cihanda da lekeli kabul ediyoruz” dedi. 2010 Anayasa referandumunda ise “Tabii ki evet diyeceğim. Dört dörtlük, çok daha kapsamlı ve özgürlükçü nihai şeklini alana kadar da evet demeye devam edeceğim!” diyen Aksu yıllar sonra AKP’ye verdiği desteği şu şekilde açıklayacaktı: “Birileri evrensel hukuk kuralları içinde Türkiye’yi demokratikleştireceğine dair bir söz verdi. Ben de bu vaatlere şans tanıdım.”
Erdoğan ve Gül’ün kefili Elif Şafak
Elif Şafak’a 2000’lerin başında Amerika’da en çok sorulan sorulardan biri AKP’nin samimi olup olmamasıymış. Şafak bu soruya nasıl yanıt verdiğini Turkish Daily News’te şöyle anlatıyor: “Evet samimiydi AKP iktidarı. Erdoğan’ın ve Gül’ün rolleri son derece önemliydi ve olumluydu. Siz sadece hükümete odaklanıyorsunuz. Oysa devlet aygıtına odaklanmanız lazım. AKP hükümeti kireçlenmiş devlet aygıtları tarafindan da kısıtlanan bir hükümet.” Aynı Elif Şafak, 2009 yılında AKP Genel Merkezi’nde düzenlenen bir etkinlikte kitabı “Aşk”ı partililere okudu.
Bingöl: Son nefesime kadar!
Yavuz Bingöl’ün AKP’ye ve Erdoğan’a verdiği değer kendi ifadesiyle de ‘ölçülmez’ idi. Kaç TV programında ya da gazetelere verdiği röportajda aynı sözleri tekrarlamış biz sayamadık: “Son nefesime kadar yanındayım.” 2025’in Mayıs’ında İstanbul’daki millet bahçelerinin açılış töreninde Bingöl bu sözlerle sevgisini daha fazla gösteremeyeceğini düşünmüş olmalı ki herkesin şaşkın bakışları içinde eğilerek Erdoğan’ın elini öptü. Bu sevginin çok basit bir nedeni olduğunu söylüyor Bingöl: vefa borcu. Haklı.
Hülya Avşar’dan ebeveyn tavsiyeleri
Gezi Direnişi’ni ergenlik sürecinde kızıyla yaşadığı problemlere benzeten Hülya Avşar, dönemin başbakanı Erdoğan’la gençlerle duygusal bağ sağlamak için görüştüğünü açıklamıştı. Görüşmeden ayrıldıktan sonra basın mensuplarına açıklama yapan Avşar, “Başbakanımız sağolsun beni çok dikkatli dinledi” demiş ve eğer gençler valinin sözünü dinlemezse Gezi’ye müdahale edileceğini açıklamıştı. Başbakan’la görüşmesinden gelecek adına umutlu çıktığını anlatan Avşar, sanatçıların asla Gezi Parkı’na gitmemesi gerektiğini eklemeyi unutmamıştı. 2021’de muhabirlere ekonomiyle ilgili konuşan Avşar’ın çözüm önerisi de uzun süre konuşulmuştu; gerekirse simit yenilecekti ve bu günler atlatılacaktı!
Berhudar Orhan Gencebay
Ünlü arabeskçi Orhan Gencebay, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ı “mazlumun ve mağdurun yanında” biri olarak tanımlamış Milliyet’e verdiği röportajda, Erdoğan’ın bazı yönlerini takdir ettiğini ifade etmişti. Gencebay’a göre Türkiye’nin son dönemde kazandığı bazı “önemli başarılar”da Erdoğan yönetiminin rolü büyüktü ve bazı dış güçler Türkiye’nin başarısından rahatsızdı. Gencebay, 2024 seçim kampanyasında AKP’nin İstanbul adayı Murat Kurum için “Istanbul Again” (İstanbul Yeniden) adlı şarkıyı bestelemiş ve Kurum’a ücretsiz vermişti.
Ezelden Erdoğancı: İbrahim Tatlıses
Türkücü İbrahim Tatlıses 11 Ocak 2025’te AKP Şanlıurfa İl Kongresi’nde Erdoğan’la bir araya gelerek “Urfalıyam Ezelden” türküsünü seslendirdi. Aynı etkinlikte Tatlıses, Erdoğan’a “Önümüzdeki dönem cumhurbaşkanlığına var mısınız?” diye sordu. Erdoğan da “Sen varsan varım” diye yanıt verdi. Tatlıses’in yanıtı “Ölümüne varım, sözü aldık” oldu. AKP’den milletvekili olmayı çok istese de sıra bir türlü ona gelmedi. 2023’te AKP’nin listesine girememesine rağmen “Benim meselem Erdoğan” diyerek bağlılığını ifade etti.
Saray hayranı Bülent Ersoy
Erdoğan’ın düzenlediği iftarlara katılması ile hatırlanan Bülent Ersoy, Cumhurbaşkanlığı Sarayı hakkında konuşurken, “Erdoğan’a Allah uzun ömürler versin... Orası Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin sarayıdır” demiş, sarayın eleştirilmesine karşı çıktığını belirtmişti. Ayrıca, “Bu, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin iftihar meselesidir” ifadelerini kullanmış, sarayın ülke için gurur kaynağı olduğunu savunmuştu.
Doğu Demirkol’un işbirlikçileri
Saba Tümer’in Youtube kanalına konuk olup “Ben FETÖ okullarında yetiştim” diyen ama sonra bu ifadeden rahatsız olarak bölümü yayından kaldırtan komedyen Doğu Demirkol 2024’te Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın oğlu Bilal Erdoğan’ın Yüksek İstişare Kurulu üyesi olduğu Türkiye Gençlik Vakfı etkinliğine katıldı. Demirkol, Cumhurbaşkanı İletişim Başkanı Fahrettin Altun’un müjdelediği TOGG tanıtımı için TRT’ye çekilen “Geleceğin Rotası” belgeselindeki başrol oyuncularından.
AKP’nin sporcuları: Gururla yan yana olanlar
Bugüne kadar AKP’ye desteklerini sunanlar arasında sporcular da var. Türkiye’de futbol diğer sporlara göre hep daha önde olduğu için ilk olarak akla futbolcular geliyor. 2017 Anayasa değişikliği referandumu öncesinde “Güçlü bir Türkiye için EVET” isimli bir kampanya başlatılmıştı. Kampanyanın ilk videosunu çeken Rıdvan Dilmen, “Vatanımız, ülkemiz çok zorlu bir süreçten geçiyor, adeta bir İstiklal Savaşı. Güçlü bir Türkiye istiyoruz. Güçlü bir Türkiye için evet ben de varım” demiş, videonun sonunda Arda Turan’a da “Sevgili Arda sen de var mısın?” sorusunu yöneltmişti. Bunun ardından Arda Turan bir video yayımlamış, aynı sözleri tekrarlayarak topu Burak Yılmaz’a atmıştı. Aynısını yapan Burak Yılmaz ise, zinciri devam ettirecek ünlü futbolcu bulamamış olsalar gerek, şarkıcı Murat Boz’a çağrı yapmıştı.
Bir başka örnek Mesut Özil. Almanya’da doğan ve milli takım tercihini bu ülkeden yana yaparak dünyada “Alman futbolcu” olarak tanınan Özil’in Tayyip Erdoğan’la yakın ilişkisi uzun yıllardır biliniyor. İkili ilk kez 2010’da Berlin’de bir araya gelmiş, Özil defalarca Erdoğan’a olan desteğini dile getirmişti. Bunun ödülünü son kongrede AKP’nin MKYK üyesi olarak aldı. AKP milletvekili olup TBMM’de her kavgada başrol oynayan Alpay Özalan ile milletvekili yapılan, Bakan Yardımcılığı koltuğu verilen ve Vakıfbank Yönetim Kurulu üyesi yapılan güreşçi Hamza Yerlikaya da AKP’ye yanlayanlar arasında.
Bir de zamanında AKP milletvekili olan ama Fethullahçı kimliği nedeniyle yurt dışına giden Hakan Şükür’ü anmak gerekiyor. Aynı durumda Arif Erdem ve başka futbolcular da var. Artık AKP’den uzaktalar. En azından şimdilik.
AKP’ye yakınlığıyla bilinen bir başka sporcu, milli takımın en başarılı döneminde ön plana çıkmış olan basketbolcu Hidayet Türkoğlu. Aktif sporculuğu bıraktıktan sonraki dönemde Türkiye Basketbol Federasyonu’nun CEO’su olarak çalıştı. 2016’da Cumhurbaşkanlığı başdanışmanı olarak atandı. Aynı yıl Basketbol Federasyonu’nun başkanı seçildi. Halen bu görevini sürdürüyor. Zamanının çoğunu ABD’de geçirmesi nedeniyle yapılan tartışmalara rağmen yerinden kıpırdamadı.
Ortaklaşa'nın Aralık 2025 tarihli üçüncü sayısının dosya konusu, 23 yıl sonra AKP iktidarı. AKP'yi irdeleyen yazıların yanı sıra bu sayıda Kürt sorunundan Ortadoğu'daki gelişmelere, Doğu Akdeniz'deki enerji kavgasından İrlanda'nın sözde zenginliğine, spor ve bahisten yemek kültürüne, çok sayıda konuya dair ürettik.