Ana içeriğe atla
0%

Home

soL Haber'de reklam yok, sadece haber var. Bunu birlikte sürdürüyoruz. Abone olarak desteğinizi gösterin.

Ortaklaşa
tkp_eylem

AK değil Kara | Süreç, İsrail, ABD, İş Cinayetleri, Bahis, Karşıdevrim, Özelleştirme

Mesele Mamdani’den çok daha ötesi

Murat Akad

Yayın Tarihi: 11.12.2025 , 23:36 "0 dakikalık okuma süresi"
Güncelleme Tarihi: 11.12.2025 , 23:35
ABD ve Britanya gibi gelişkin kapitalist ülkelerde düzen siyasetinde ciddi çatlaklar oluşmuş durumda. New York’taki seçim bunun önemli bir göstergesi oldu ve başka önemli örnekler de var.

Kasım ayının başlarında ABD’nin New York kentinde yapılan belediye başkanlığı seçimi yalnızca bu ülkenin değil, bütün dünyanın gündemine girdi. Belki de Zohran Mamdani’nin en fazla tartışıldığı ülkelerden biri Türkiye oldu. New York kentinde belediye başkanı 1834 yılından beri doğrudan halkın seçimi ile belirleniyor. Neredeyse 200 yıldır yapılan bu seçimin uluslararası gündemde bu kadar yer kapladığı bir başka örnek yok. Bu seçimin ve Mamdani’nin bazı önemli özellikleri bu açıdan bir ilkin yaşanmasına neden oldu.

Aday adayı olana kadar pek kimsenin ismini bilmediği Mamdani, Trump’ın da destek verdiği bağımsız Andrew Cuomo’ya yaklaşık 9 puanlık bir fark atarak seçildi. Cuomo Cumhuriyetçi Parti’nin adayı değildi. Tıpkı Mamdani gibi Demokrat Parti’den (DP) aday adayı olmuş, ama bu partideki ön seçimde kaybetmişti. Yani seçim, ABD’de alışık olunduğu üzere Demokratlarla Cumhuriyetçiler arasında geçmedi. DP’nin iki farklı ismi yarıştı. Bu açıdan da ilginç ve özgün bir seçim oldu.

Kim bu demokratik sosyalistler?

Cuomo ABD kapitalizminin uzun yıllardır iki temel direğinden biri olan DP’nin daha geleneksel unsurlarını temsil eden, “ılımlı” olarak tanınan ve siyasi yelpazenin merkezinde yer alan bir isim. Mamdani ise DP’nin bir üyesi olsa da kendisini asıl tanımladığı yer “Amerika’nın Demokratik Sosyalistleri” (DSA). DP’de faaliyet gösteren bir oluşum olan DSA 1982’de kuruldu. Kuruluş aşamasında sosyal demokrat bir çizgide duran örgüt, 2016’da Bernie Sanders’ın ABD başkanlığı için DP’nin aday adayı olduğu dönemde ilk kez sesini daha geniş kitlelere duyurdu. Bu tarihe kadar üye sayısı 6 bin civarındayken, 2021’e gelindiğinde bu sayı çok sayıda gencin katılmasıyla 90 bini geçmişti. Çeşitli seçimlerde başta DP olmak üzere bir dizi “merkez sol” partiden ya da bağımsız olarak aday oluyorlar. Sanders’dan sonra öne çıkan isimler, halen ABD Kongresi üyesi olan ve ABD Kongresi’nde uzun zamandır görülmeyen bir sol çizgiyi temsil eden Rashida Tlaib ve Alexandria Ocasio-Cortez.

DSA’nın gevşek örgütlenmesi şubelerinin ideolojik olarak belli bir özerkliğe sahip olmasını beraberinde getiriyor. Örgüt içinde herkes kendisini sosyalist olarak tanımlamakla ve birbirine “yoldaş” şeklinde hitap etmekle birlikte, çok temel konularda farklı düşünceler bir arada bulunabiliyor. Bu niteliği DSA’yı tam bir liberal sol örgüt kıvamına getiriyor. Örneğin Mamdani İsrail’in Gazze’de yürüttüğü politikayı soykırım olarak adlandırırken (tutarlı olduğu tartışmalı olsa da), Sanders uzun süre İsrail’in kendisini savunma hakkı olduğunu iddia etmekte ısrarcı oldu ve soykırım olduğunu ancak geçtiğimiz Eylül ayında kabul etti. Ya da Tlaib ABD emperyalizmini daha açık biçimde eleştirirken, Ocasio-Cortez ABD’nin “demokrasi önderliği”ne olumlu yaklaşıyor. DSA’lıların ortak paydasını büyük ölçüde kapitalizmin reformlarla daha insani kılınma hedefi oluşturuyor.

ABD toplumunda kapitalizme karşı tepkiler

Son yıllarda ABD’de yaşanan kimi gelişmeler, kapitalizmin yarattığı yaşam koşullarına, eşitsizliğe, adaletsizliğe, yoksulluğa karşı toplumun tepki göstermesine neden oluyor. 2020’de siyahi George Floyd’un polis tarafından ırkçı saiklerle katledilmesine yönelik tepkiler çok ciddi bir toplumsallığa ulaştı. Ülkenin dört bir tarafında düzenlenen ve genel olarak polis şiddetini hedef alan gösteriler aylarca sürdü ve 19 kişinin ölümüyle sonuçlandı.

İzleyen dönemde fabrika işçilerinin, kargo emekçilerinin, eğitim emekçilerinin düzenlediği grevler yalnızca ülkede değil, uluslararası düzeyde de dikkat çekti. İsrail’in Filistin’de uyguladığı soykırım, özellikle gençlerin düzene daha büyük tepki duymasının zeminini hazırladı. Üniversitelerde hem büyük hem de farklı türde eylemler yapıldı. Milyonlar iki yıl boyunca sokakları doldurdu. Luigi Mangione isimli bir gencin Aralık 2024’te büyük bir özel sigorta şirketinin CEO’sunu sokakta kurşunlayarak öldürmesi, sıradan bir cinayet olmanın ötesine geçti. Örgütlü bir eylem olmadığı anlaşılan cinayet, Mangione’nin yazdığı manifesto üzerinden siyasi bir anlam kazandı. Mangione ülkedeki özel sağlık sisteminin başındaki asalakların insanların kanını emdiğini, eyleminin siyasi olduğunu ve sağlık sisteminin devrimci bir değişim geçirmesi için bunu yaptığını yazıyordu. Eylem, ABD toplumunun anlamlı bir bölmesinde sempati topladı.

Giderek artan toplumsal tepkiler genel bir yoksullaşma zemininde emekçilerin ve özellikle de gençlerin yüzünü sola dönmesinin yolunu açtı. Ülkede bir sol yükselişten söz etmek için erken, ama sisteme tepkilerin yoğunlaşması ve bir sistem olarak kapitalizmin giderek daha fazla hedef tahtasına konması anlamlı. Ve her ne kadar henüz büyük etki yaratacak düzeye ulaşmış olmasa da sosyalist/komünist partiler ya da gruplarda, sendikalarda örgütlenme eğiliminde artış var.

Sistemin çürümesi durdurulamıyor

Toplumda tepkilerin ortaya çıkmasını sağlayan bir başka olgu, sistemin çürümesinin boyutlarının daha da açığa çıkması. Jeffrey Epstein skandalının boyutları ABD’yi dahi aşıyor. Epstein’ın büyük bir “proje” olduğu ve işin yalnızca pedofili ile sınırlı olmadığı görülüyor. Epstein parasal ve sosyal ilişki ağını son derece geniş tutmuş. Noam Chomsky bile bu ilişki ağına dahil olmuş. Her şekilde kurulan ilişkiler büyük bir etki alanı yaratmış. Bu alanda çeşitli boyutlarıyla çürüme almış başını yürümüş. Çürümenin daha görünür ve hissedilir olmasına neden olan başka örnekler de var.

Krizi yönetmekte zorlanıyorlar

ABD’nin önde gelen sermayedarlarından Peter Thiel’in “Gençleri proleterleştirirseniz, onların sonunda komünist olmalarına şaşmamak gerekir… Gençler eskisine göre kapitalizme daha az sıcak bakıyor… Mamdani’nin en azından sorunları gündeme getirdiği için takdir edilmesi gerekir” gibi sözler sarf etmesini yalnızca Mamdani’yi düzen içinde tutma çabası olarak algılayamayız. Thiel sermaye sınıfına “Aklımızı başımıza toplayalım” uyarısı yapıyor.

Başka gelişkin kapitalist ülkelerde de benzer durumlar yaşanıyor. Toplumlar düzen siyasetinden kopuş eğilimi gösteriyor. Gerçek bir kopuşun gerçekleşmesi güçlü bir düzen dışı alternatifin ortaya çıkmasını gerektiriyor. Mamdani ya da benzer isimlerin böyle bir alternatifi oluşturmadığı açık. Önceki yıllarda aday olması dahi engellenecek olan Mamdani gibi bir siyasi kişiliğin, alışılagelmedik söylemlerle ABD’nin en büyük ve en önemli kentinde bu başarıyı elde etmesi, kapitalizmin ciddi boşluklar yarattığını ve bazı kriz dinamiklerini yönetmekte zorlandığını gösteriyor. Kapitalizmin zorlanması insanlık için umut ifade eder.

Britanya sermayesi de sorun yaşıyor

Kapitalizmin önemli bazı kriz dinamiklerini yönetmekte zorlandığı gelişkin kapitalist ülkelerden biri de Britanya. Bu ülkede on yıllardır Muhafazakâr Parti ile İşçi Partisi’nin, yani merkez sağ ile merkez solun oluşturduğu bir ana gövdeden söz etmek mümkündü. Her ne kadar şu anda İP iktidarda ise de bu gövdenin biçim değiştirdiği bir süreç yaşanıyor.

Muhafazakârların kapitalist sömürünün artışına neden olan politikaları, uzun bir iktidar döneminin ardından partinin toplumsal destek yitirmesine yol açtı. Parti, kendi içinde de sorunlar yaşadı. Kısa aralıklarla parti lideri değişti ama hiçbiri tutunamadı. Geçmişte Churchill ya da Thatcher gibi liderleri çıkaran parti bu zayıf görüntünün altında ezildi. İP bu koşullarda iktidara geldi ama sömürü politikalarını değiştirmediği gibi İsrail’e verilen tam destek, ABD’nin kuyruğundan ayrılmama gibi nedenlerle hızla yıprandı.

Britanya’daki emekçilerin ve gençlerin siyasal refleksleri ABD’dekilere benzer şekilde değişti; onlar da yüzlerini daha sola döndü. Öte yandan merkezdeki iki partinin zayıflaması sağda da hareketlenmeye yol açtı. Son aylardaki anketlerde Avrupa ülkelerindeki benzerleri gibi “popülist aşırı sağcı” olarak adlandırılan Reform Partisi önemli bir farkla birinci sırada görünüyor. Partinin lideri Nigel Farage ise yeni bir isim değil. RP 7 yıllık bir parti olmakla birlikte Farage 2000’li yıllardan bu yana ülke siyasetinde tanınıyor; bu yıllarda, aynı karakterdeki Birleşik Krallık Bağımsızlık Partisi’nin lideri olmuştu. Partinin oyu, Brexit sürecinde aktif olarak yer almasının da etkisiyle 2015 seçimlerinde yüzde 13’ü geçti. Ancak izleyen dönemde Britanya’daki kapitalist düzen, deyim yerindeyse partiyi “kustu”; partinin toplumsal desteği hızla düştü ve günümüzde neredeyse sıfırlandı. Farage da Brexit referandumunun ardından UKIP’den ayrılarak Brexit Partisi’nin kurucusu oldu. Reform adını alan partinin liderliğini Farage yürütüyor. Ve Britanya kapitalizmi Farage’ı kusamıyor.

Britanya solu

İki partili ana gövdenin aşınması sola da yansıdı. Geleneksel olarak bir “sol kanada” sahip olan, işçi sınıfı ve sendikalarda etkin olan partinin bu özelliği Jeremy Corbyn’in (siyonistlerin de içinde olduğu) bir komplo ile partinin liderliğinden uzaklaştırılmasının ardından zayıfladı. Corbyn ve parlamento üyesi Zarah Sultana “Senin Partin” olarak kodlanan sol bir partinin kuruluş çalışmalarına öncülük ediyor. İP’den daha solda konumlanan parti, ABD’deki Demokratik Sosyalistler gibi, düzen dışı bir yönelime sahip değil. Filistin’e destek konusunda kararlı olması ilgi çekiyor. “Kim olursan ol gel” yaklaşımı ile yüzünü sola dönen kesimlerden anlamlı bir destek görüyor. Gerçi bu destek Corbyn ve Sultana hiziplerinin birbirine girmesi ve başka önemli isimlerin hizipleşme çabaları nedeniye azalsa da bir “umut” yaratılıyor.

Son aylarda daha sol bir konuma yerleşen Yeşil Parti de yeni lideri Zack Polanski ile dikkat çekiyor. Sol söylemi ve Filistin’e desteği bu partiye yönelik ilgide artışa neden oluyor.

Britanya siyasetinde taşlar yerinden oynamış durumda. Ama yeni ortam nasıl şekillenecek, bunu söylemek için henüz erken. Belli olan şey, Britanya kapitalizminin süreci yönetmekte zorlandığı.

tkp_eylem
Ortaklaşa

Ortaklaşa'nın Aralık 2025 tarihli üçüncü sayısının dosya konusu, 23 yıl sonra AKP iktidarı. AKP'yi irdeleyen yazıların yanı sıra bu sayıda Kürt sorunundan Ortadoğu'daki gelişmelere, Doğu Akdeniz'deki enerji kavgasından İrlanda'nın sözde zenginliğine, spor ve bahisten yemek kültürüne, çok sayıda konuya dair ürettik.