Murat Taylan: ‘TELE1’e çöktüler’
Sunay Gedik
Ülkede her sabah başka bir gelişmeye uyanıyoruz.
Bunlardan biri de 24 Ekim günüydü. TELE1 Genel Yayın Yönetmeni Merdan Yanardağ hakkında “casusluk” iddiasıyla bir operasyon başlatıldı ve ardından tutuklama kararı geldi.
Tutuklama kararını TELE1’e kayyım atanması hamlesi takip etti.
Yaşananları gazeteci Murat Taylan’la konuştuk.
Sunay Gedik: Çete kurma, yolsuzluk, casusluk gibi suç tanım ve tariflerinin gerçek anlamından uzaklaştırılarak AKP’nin siyasi hamlelerinin bir aparatı haline getirildiğini görüyoruz. Bu operasyonların sonuncusu Merdan Yanardağ ve TELE1’e yönelikti. Öncelikle TELE1’de Genel Koordinatör ve Ana Haber sunucusu olmanın yanı sıra Merdan Yanardağ’ın yakın dostu olarak soruyorum “casusluk” suçunu ilk duyduğunda ne hissettin?
Murat Taylan: Casusluk suçlamasını duyunca “hadi canım sen de” dedim. Merdan ağabey adına yapılabilecek en saçma suçlama ama acaba neye dayanarak bu suçlamayı yapıyorlar diye merak ettim doğrusu. Sonuçta ortaya çıktı ki casusluk iddiası olmadan casusluk suçlaması yöneltiliyor. Bunun için hissedebileceğiniz tek şey memleket adına üzülmek.
Halkın desteğini kaybetmiş bir siyasi iktidarın, iktidarda kalmak için hukuku tamamen askıya aldığı bir dönem bu. İktidarı rahatsız eden tüm kurumların, grupların, kişilerin susturulması, eylemlerine son verilmesi için tutuklanıp cezaevine konulması sıradanlaştı. Bu anlamda iktidarı en çok rahatsız eden televizyonun genel yayın yönetmeninin hedef olduğunu biliyorduk. Suçlamanın niteliğini tahmin edemesek de Yanardağ’a bir operasyon bekliyorduk.
Suçlamanın casusluk olmasının bir önemi yok. Sonuçta liste çok uzun bir liste de değil. Hükümeti yıkmaya teşebbüs etmek, cumhurbaşkanına hakaret, yalan bilgiyi alenen yaymak vb. bir grup popüler suçlama arasında en ilgisiz olanı seçmek sanırım iktidarın gücünü gösterme biçimlerinden biri. Yanardağ tutuklandığında X hesabımdan Muaviye’nin dişi deve hikâyesini paylaşmıştım. Yani öyle bir suçlama yöneltiriz ki herkes bu suçun işlenmediğini bilse de elimizde bunu suç olarak görecek bir güç var. Sonuçta bu ülkede herkes biliyor ki Merdan Yanardağ ve casusluk asla yan yana gelmeyecek iki kavram. Ayrıca ülke pratiği gösteriyor ki Yanardağ casus olsa içeride değil dışarıda olurdu!
TELE1’e kayyım kararı verildiğinde ve ilgili yetkililer kanala girdiğinde canlı yayındaydın. Böyle bir kararı bekliyor muydunuz, nasıl bir süreç işledi?
Yanardağ için gözaltı kararını duyduğumda ilk aklıma gelen kanala kayyım atanması riski oldu. Kanalın sahipliği konusunda bilgiyi netleştirdikten sonra ise kayyım riski yok diye düşünmüştüm.
Haber merkezinde arkadaşlarımıza Merdan Yanardağ ve kanalımız için zorlu bir sürecin başladığını ancak her şeyin Merdan ağabey varmış gibi devam edeceğini duyururken kayyım riskinin olmadığını da söylemiştik. Öngörümüz suçlama yersiz olsa da tutuklamayla sonuçlanacağı, ancak kanalda mücadeleye devam edeceğimiz yönündeydi.
Akşam ana habere girdim ve ilk saat diliminde casusluk operasyonu haberlerini verdikten sonra ikinci bölümde ülke ve dünyadan diğer haberlere girdiğimiz anda son dakika olarak internet sitelerinde “TELE1’e kayyım atandı” haberi geçmeye başladı. Çok şaşırdım, hiç beklemiyordum. Daha Merdan Yanardağ’ın emniyet ifadesi bile alınmamıştı. Ben sosyal medyaya düşen kayyım haberini son dakika olarak ekrandan okurken bir anda rejiden kulağıma yabancı bir ses, “yayını sonlandırın” uyarısında bulundu. kayyımın kanalda bu kadar hızlı şekilde rejiye kadar gelmesi tamamen planlı, organize bir operasyonla karşı karşıya olduğumuzu gösteriyordu. Merdan Yanardağ ve TELE1 izleyicileri için biraz uzun sürecek son söz için konuşmaya başladığımda aynı yabancı sesten bir kez daha uyarı aldım.
8 yılda adım adım inşa ettiğiniz bir evi gelip yıkım makineleriyle yıkmışlar gibi hissettim. Çok ama çok üzüldük. Yalnızca bizim emeğimiz değildi el konulan. Yıllarca bu kanalı maddi manevi destekleriyle ayakta tutan milyonların emeğine el konulmuştu. Haa şaşırdın mı dersen, hayır.
Kayyımdan açıklama: Siz devrimcisiniz
Önümde iki seçenek vardı ya kayyımı ekranda protesto ederek stüdyoyu terk etmeyecektim ya da son mesajı verip programı kapatacaktım. İçeride ne olduğunu, kaç polisle geldiklerini, arkadaşların ne durumda olduğunu, hiçbir şey bilmiyordum ve yayını kesmek için kayyımın bir düğmeye dokunması yeterliydi. Yayında yapacaklarımızın Yanardağ’ın soruşturmasına etki etmesi kaygısı da dahil aklımdan geçen bir sürü seçenek arasında her programı bitirdiğim sözlerimin güne en uygun bitiş sözü olacağını düşünerek, “yalanlara teslim olmayın” diyerek yayını sonlandırdım.
Kayyım olarak atandıkları diğer kanallarda hiçbir yayına benzer bir müdahalede bulunmayan kayyım heyetine, “bizim yayını niye kestiniz” diye sordu arkadaşlarımız. Aldığımız yanıt açıklayıcıydı: “Siz devrimcisiniz arkadaş, yayında ne yapacağınızı bilemezdik ve riske giremezdik.”
Kayyım hemen normal yayını sonlandırıp kanalın önceden hazırladığı belgeselleri yayına soktu. Şimdi size bunun da uzun uzun ne kadar hukuksuz olduğunu anlatırım ama meseleyi tek kelimeyle özetlemek mümkün: “TELE1’e çöktüler”.
TELE1 gazetecileri bu süreçte tutarlı, dayanışmacı ve topluma umut veren bir davranış sergiledi. Bu davranışın Merdan Yanardağ’ın da işaret ettiği “gazetecilerin kurduğu, yönettiği ve ürettiği bir kanal” olmasıyla doğrudan ilişkisi olduğunu düşünüyorum.
Kesinlikle. Kayyım iradesini kabul edecek, penguen yayıncılığı yapmayı sindirecek kimse yoktu. Sonuçta maddi imkânsızlıklara rağmen inandığı işi yapmak isteyen insanların buluştuğu bir kanalda, “Önünüze koyacağımız metni oku, maaşını al” teklifini kimsenin kabul etmesi beklenemezdi. Kaldı ki kayyımla yaptığımız toplantıda, “Ekrana geçin her şey eskisi gibi olacak istediğiniz yayıncılığı yapın deseniz bile Merdan Yanardağ tutukluyken size meşruiyet kazandırmayız” tavrımızı yüzlerine karşı da söyledik.
Kayyım kararının hemen ardından aldığımız istifa kararını Yanardağ ile haberleşmede yaşadığımız sıkıntı nedeniyle 1 hafta sonra açıklayabildik. Ancak istifa duyurumuzda mesajlarımızı çok net verdiğimizi düşünüyorum.
Bu açıklamanın kamuoyunda ve gazeteciler arasında bulduğu desteği de çok anlamlı buluyorum. Ancak kovulduktan sonra çalıştıkları kanalların yayın politikalarını onaylamadıklarını söyleyen ve muhalif tavır takınan gazetecilerin bu kadar çok olduğu bir mecrada tüm haklarını, alacaklarını elinin tersiyle iten bir gazeteci grubu o güne kadar onlara destek verenler için de bu kez “yanılmamanın, hayal kırıklığı yaşamamanın” sevincini yaşattı sanırım. O kadar çok aldatılıyoruz ki, ekrandaki insanların “sahici” olmaları sözünü ettiğiniz umudu yaratmış olabilir.
‘Yalanlara teslim olmayın’
AKP’nin medyaya yönelik operasyonları devam ediyor bir yandan, bu süreci nasıl değerlendiriyorsun ve nasıl kırılabileceğini düşünüyorsun?
Medyanın rolü iktidar açısından hayati önemde. Türkiye’de aklın firar ettiği bir dönemden geçiyoruz. Dolayısıyla gerçeğe sadık kalan herkesin ve elbette yayın organlarının hedef olması dönemin ruhuna uygun.
Size “yalanlara teslim olmayın” sloganının çıkış hikâyesini anlatayım. Kesintisiz 1 hafta yalnızca yandaş medyayı izleyin. Maruz kalacağınız propaganda neticesinde bir süre sonra sağlıklı düşünememeye başlıyorsunuz. Sizin açınızdan apaçık şekilde net olan bir konuda sizin düşüncenize benzer tek bir kelime duymadığınız gibi tam tersine, “Acaba ben de mi bir tuhaflık var” diye düşünmeye başlıyorsunuz.
Bunu en net gördüğüm dönem Ergenekon, Balyoz kumpas davaları dönemidir. İlk başlarda o günlerin muhalif medyasında, “yesinler birbirlerini” denildiği bir dönemdi. Dolayısıyla bu hayatta bir araya gelmeyecek kişilerin nasıl olup da aynı torbaya atıldığını sorgulamanın bile güç olduğu bir dönemdi. Medyanın aklı zehirleme gücüne karşı 7 yıl boyunca, “yalanlara teslim olmayın” diyerek kapattım yaptığım programları.
Bunu kırmanın yolu halka geleneksel mecralar dışında yeni mecralarda da yılmadan gerçeği aktarmaya devam etmek. Yürüyeceğimiz yol sürekli yalana karşı, sürekli gerçek.

Şu anda neler yapıyorsunuz, nasıl devam edeceksiniz?
TELE1’in kapatılması çok çabuk kabul edildi. Oysa iktidar açısından bir eşik aşıldı ve bu noktada TELE1’in kaybı tüm muhalif medyayı hedef alacak büyük bir saldırının ilk adımı. TELE1 çalışanları olarak hedefimiz yeni bir televizyon kurmak. Fakat bu son derece maliyetli ve zaman gerektiren bir iş olduğu için öncelikle kadromuzun bir arada duracağı dijital platformlarda devam etmeyi düşündük. Halka gerçekleri ulaştırma amacıyla Tele2 haber adıyla Youtube kanalında yayına başladık. Kısa sürede dayanışmayla kanalımız büyüdü ve büyümeye devam ediyor. Ortaklaşa dergisi aracılığıyla da gösterilen bu dayanışmaya hem teşekkür ediyorum hem de Tele2’yi hakettiği yere taşıyabilmek için bu dayanışmanın büyümesini diliyorum.
Ortaklaşa'nın Aralık 2025 tarihli üçüncü sayısının dosya konusu, 23 yıl sonra AKP iktidarı. AKP'yi irdeleyen yazıların yanı sıra bu sayıda Kürt sorunundan Ortadoğu'daki gelişmelere, Doğu Akdeniz'deki enerji kavgasından İrlanda'nın sözde zenginliğine, spor ve bahisten yemek kültürüne, çok sayıda konuya dair ürettik.