İrlanda’nın zenginliği kandırmaca
Murat Akad
Murat Akad: İrlanda’nın yeni bir cumhurbaşkanı var. Connolly hakkında ne düşünüyorsunuz? Siyasi çizgisini nasıl değerlendiriyorsunuz?
Gerry Grainger: Her ne kadar İrlanda Cumhurbaşkanı’nın yürütme yetkileri sınırlı ve rolü büyük ölçüde sembolik olsa da, Cumhurbaşkanı bazı önemli anayasal sorumluluklar taşır. Önceki Cumhurbaşkanı Michael D. Higgins, Avrupa-Atlantik ittifakı, Avrupa Birliği ve NATO’nun gündemine bağlı olan, edilgen bir İrlanda hükümetinin başına sık sık dert açan bir isimdi. Bu seçimde sosyal demokrasinin adayı Catherine Connolly olurken, diğer iki aday İrlanda burjuvazisini açıkça temsil ediyordu. Connolly her ne kadar siyasal, toplumsal ve ekonomik değişim taleplerimizi karşılayacak devrimci bir program sunmasa da; sosyal eşitsizlik, enerji yoksulluğu, konut krizi, hayat pahalılığı krizi, sağlık ve eğitim gibi birçok konuda ilerici bir tavır benimsemiş olması, onu hükümet politikalarına karşı olanlar için popüler bir aday haline getirdi.
Genel olarak Avrupa’da neo-faşist partilerin yükselişe geçtiği bir dönem yaşanıyor. Ancak İrlanda’da böyle bir durum görmüyoruz, en azından henüz. Bu durum İrlanda siyaseti ve İrlanda halkı hakkında bize ne söylüyor?
Bu doğru. Öte yandan, son dönemde hem İrlanda Cumhuriyeti’nde hem de Kuzey İrlanda’da aşırı sağ faaliyetler şiddetli gösterilere, isyanlara, azınlık topluluklarına yönelik saldırılara ve göçmen barınma merkezlerine kundaklı saldırılara yol açtı. Aşırı sağ, çoğu çevrimiçi olmak üzere komplo teorilerine dayalı söylemler yayıyor, göçe saplantılı biçimde odaklanıyor ve toplumsal sorunları ve özellikle konut krizini ırkçılık ve yabancı düşmanlığı üzerinden açıklıyor. Filizlenen aşırı sağ hareket, yüksek göç oranları ve konut yetersizliği üzerine duyulan kaygıları istismar ediyor. 2024 genel seçimlerinde zayıf sonuçlar elde etseler de, aşırı sağ İrlanda siyasetinde ırkçılık, yabancı düşmanlığı, homofobi, transfobi ve milliyetçilikten oluşan bir gündemiyle zararlı bir güç olmayı sürdürüyor.
İrlanda halkı, Filistin meselesinde açıkça olumlu bir tavır sergiledi. Bunun nedeni ne? İrlandalıların bağımsızlık mücadelesiyle bağlantılı mı?
İrlanda’da yüz binlerce protestocu, İsrail’in Filistinlilere yönelik soykırım niteliğindeki savaşına karşı sokaklara döküldü ve ABD, AB ve Britanya’nın, İsrail’in savaş suçlarına ortak olmasına son verilmesini talep etti. İrlanda, Filistin’e yönelik en yüksek kamuoyu desteğinin görüldüğü ülkelerden biri; bu, uzun süredir devam eden bir tutum. 1980’de İrlanda, Filistin devletini tanımayı talep eden ilk AB üyesi oldu; İsrail’in Dublin’de büyükelçilik açmasına izin vermek içinse 1993’e kadar bekledi. Gazze savaşı sırasında İrlandalı siyasetçiler Avrupa’nın en sert İsrail eleştirilerini yaptı. Eski Britanya Başbakanı Arthur Balfour, İsrail’in kuruluşunda önemli yeri olan 1917’deki deklarasyonundan önce, 1880’lerde İrlanda’dan sorumlu hükümet üyesiydi ve 1885’te İrlanda için özyönetim hakkına karşı çıkmıştı. 1887’de Mitchelstown’da polis kuvvetlerinin protestocuların üzerine ateş açmasını emretti ve birkaç sivil öldürüldü. Bu nedenle “Kanlı Balfour” olarak anıldı.
İki halkın ortak tarihi
Sömürgeleştirilme ve baskıya ilişkin ortak bir tarih, İrlanda halkının Filistin ile dayanışmasını pekiştirdi bugüne dek. 1920–1921 arasında İngiliz polis gücüne alınan ve sivil halka yönelik ayrım gözetmeyen şiddetleriyle bilinen “Black and Tans” birlikleri, daha sonra Britanya Mandası altındaki Filistin’e gönderildi ve burada Arap halkı üzerinde şiddet uyguladı. Ocak 2011’de İrlanda, Dublin’deki Filistin heyetine diplomatik statü verdi. İrlanda ile Filistin Devleti arasındaki resmi diplomatik ilişkiler 29 Eylül 2024’te kuruldu; Kasım 2024’te Filistin’in İrlanda büyükelçisi göreve başladı. 2024’ün sonunda İsrail, “İrlanda’nın İsrail karşıtı tutumu” gerekçesiyle Dublin’deki büyükelçiliğini kapattı. Nisan 2018’de Dublin Belediye Meclisi, İsrail’e karşı Boykot, Yatırımların Geri Çekilmesi ve Yaptırımlar (BDS) hareketini destekleyen ve İsrail Büyükelçisi’nin sınır dışı edilmesini talep eden kararları onaylayan ilk Avrupa başkenti olmuştu. İrlanda’da geleneksel olarak Filistin halkına, özellikle Filistin Kurtuluş Örgütü’ne güçlü bir destek vardır.

Yıllarca süren ekonomik mücadelenin ardından İrlanda, “en zengin” denilen ülkeler listesinde ilk beşe yükseldi. Bunun nedeni nedir? Yabancı yatırımların ve İrlanda merkezli çok uluslu şirketlerin bundaki rolü nedir?
Kapitalist krizin ardından İrlanda ekonomisi çalkantılı bir dönemden geçti. Yüzeysel istatistikler yüksek büyüme, yüksek talep, yüksek istihdam ve düşük enflasyon ile düşük işsizlik gösteriyor ve güçlü bir ekonomik ortamı işaret ediyor. Ancak çalışanların günlük yaşamı ve kamu altyapısına devletin yıllarca az yatırım yapması başka bir gerçeği ortaya koyuyor. Temel ürünlerin maliyetindeki artış, ulaştırma altyapısına yatırım eksikliği, sağlık, çocuk ve yaşlı bakımı, eğitim gibi alanlardaki acil ihtiyaçlar, büyük bir konut krizinin çözülememesi, enerji fiyatlarının artışı ve iklim aciliyeti gibi sorunlar kalıcı.
Çok uluslu sermayeye bağımlılık
İrlanda ekonomisi, yatırım, üretim, istihdam, ihracat ve vergi gelirleri bakımından az sayıdaki çok uluslu şirkete ciddi biçimde bağımlı. Yaklaşık 1.800 çok uluslu şirket İrlanda’da faaliyet gösteriyor ve doğrudan 300.000’den fazla kişiyi istihdam ediyor. Pek çok büyük teknoloji şirketi, uygun vergi rejimi sayesinde Avrupa merkezlerini İrlanda’ya taşıdı. 2023’te kurumlar vergisi gelirleri 23,8 milyar avroydu ve bu, toplam vergi gelirlerinin %27’sini oluşturuyordu. Bunun %80’den fazlası çok uluslu şirketlerden geliyordu. İrlanda ekonomisi, ABD kurumlar vergisi düzenlemelerinde yapılacak değişikliklere ve bunun doğrudan yabancı yatırım üzerindeki etkilerine açık. Devlet enerji ithalatına ağır biçimde bağımlı ve bu ithalat kesilebilir. Konut fiyatları, kiralar ve hayat pahalılığı yüksek seviyede ve konut arzı düşük.
Kâğıt üzerinde İrlanda Cumhuriyeti kendisini bir başarı hikâyesi olarak sunuyor. Ancak bu zenginlik büyük ölçüde düşük kurumlar vergisi sayesinde çekilen doğrudan yatırımlara dayanıyor. Hükümet bütçe fazlasına sahip olmasına rağmen 75.000 kişinin konut krizini ve diğer acil ihtiyaçlarını karşılamada başarısız oldu. 35 yaş altı yetişkinlerin %40’ı, hayat pahalılığı nedeniyle aileleriyle yaşamaya devam ediyor. Konut fiyatları ortalama gelirin en az 8 katı. Temel ihtiyaçlar karşılanamaz hale gelmiş, kişisel borçlar artmış durumda ve genç yaşlı fark etmeksizin insanlar geçinmekte zorlanıyor. İrlandalıların beşte birinin elinde, kira veya mortgage ödemelerinden sonra yoksulluk sınırında yaşayacakları kadar para kalıyor.
Merkezi İstatistik Ofisi’ne göre 2024’te GSYH %2,6 artmış; ihracat %8,6 yükselirken ithalat %2,7 artmış, net ihracat %26,7 artış göstermiş. Ancak sermaye yatırımları %29,5 oranında sert düşmüş ve 2014’ten bu yana en düşük seviyeye gerilemiş.

Peki ya göçmenlerin İrlanda’daki durumu nasıl?
Gerçekte İrlanda’daki her beş göçmenden biri “gelir yoksulu” ve %14,5’i yoksulluk riski altında. Göçmenlerin çoğu özel kiralık konutlarda yaşıyor, bu yüzden barınma maliyetlerinden orantısız biçimde etkileniyorlar. AB dışından gelen göçmenler en kötü durumdakiler, hane masrafları sonrası %45’ten fazlası yoksulluk riski altında.
İrlanda’daki ve başka yerlerdeki sağcı politikacılar, oy tabanlarını genişletmek için kolayca ırkçı duygulara oynuyor. Ne yazık ki tarihsel olarak veya görünüşte “sol”da konumlanan bazı güçler bile “meşru kaygılar” gibi ifadelerle bu söylemleri benimsemeye başladı; bu ise sadece aşırı sağı cesaretlendir. Gerici milliyetçiliğin işçi hareketine sızmasına yol açar. İşçi sınıfı içinde bölünme yaratır, sınıf bilincini zayıflatır ve aşırı sağın büyümesine zemin tanır.
Savaş, emperyalist müdahaleler ve gerici rejimlerin mağdurları daha güvenli bir yaşam arama hakkına sahiptir. Evsizlik, yüksek kiralar, çöken kamu hizmetleri ve yoksulluk göçmenlerin suçu değil. Bunlar kapitalist sistemin kaçınılmaz sonuçları. Çözüm, savaşları, yoksulluğu ve mültecileri yaratan sistemi ortadan kaldıracak bir mücadelede. Sosyalistler bu gerçeklerden uzaklaşamaz.
Yük işçi sınıfının omuzunda
Bu koşullar altında işçi sınıfının durumu nasıl? Connolly ile bir şey değişebilir mi?
İster İrlanda Cumhuriyeti’nde ister Kuzey İrlanda’da olsun, İrlanda’daki işçi sınıfının koşulları başka yerlerdeki işçilerin koşullarıyla ortak. İşçiler adil ücret, çalışma koşulları, emeklilik hakları için; düşük ücretli, güvencesiz ve esnek çalışmaya, kamusal hizmetlerin özelleştirilmesine karşı mücadele ediyor. Barınma, sağlık, toplu taşıma, eğitim, çocuk bakımı, işçi hakları, hayat pahalılığı, ırkçılık, kadın düşmanlığı, nefret suçları, faşizm, çevre ve savaş konularında protestolara katılıyor.
Ne yazık ki Connolly’nin seçilmesi İrlanda işçi sınıfının kaderini değiştirmeyecek. İşçiler burjuva devletinin insafına bırakılmaya devam edecek. Connolly’nin, son dönemde güneydeki burjuva partiler ve onların Dáil’deki müttefikleri arasında moda haline gelen sınır referandumu konusundaki basit yaklaşımı, Kuzey İrlanda’daki sert mezhepçi gerçekliği görmezden geliyor. Bu tür bir gündem, Britanya ve İrlanda milliyetçiliğinin gerici ve bölücü ideolojilerine dayanan mezhepçi çatışmayı sürdürmekten başka bir işe yaramaz ve adadaki işçilerin birliğini inşa etmek için gereken koşulları oluşturmaz. Böyle bir gündem, İrlanda işçi sınıfına hiçbir şey sunmaz.
Connolly’nin seçilmesi, düzen partilerine bir darbe olsa da eşitsizlik, yoksulluk, sömürü, baskı ve sefalet gibi işçilerin hayatlarının gerçeğini oluşturan temel sorunları çözemez. Bunların çözümü, ancak işçi sınıfının iktidarının güvence altına alındığı sosyalist bir cumhuriyette mümkün olacaktır.
Ortaklaşa'nın Aralık 2025 tarihli üçüncü sayısının dosya konusu, 23 yıl sonra AKP iktidarı. AKP'yi irdeleyen yazıların yanı sıra bu sayıda Kürt sorunundan Ortadoğu'daki gelişmelere, Doğu Akdeniz'deki enerji kavgasından İrlanda'nın sözde zenginliğine, spor ve bahisten yemek kültürüne, çok sayıda konuya dair ürettik.