Ana içeriğe atla
0%

Home

soL Haber'de reklam yok, sadece haber var. Bunu birlikte sürdürüyoruz. Abone olarak desteğinizi gösterin.

Ortaklaşa
tkp_eylem

AK değil Kara | Süreç, İsrail, ABD, İş Cinayetleri, Bahis, Karşıdevrim, Özelleştirme

Eskimeyen sorun: Kıbrıs denklemi bu kez çözülecek mi?

Tufan Erhürman yemin töreni için KKTC Cumhuriyet Meclisi’nde.

Engin Solakoğlu

Yayın Tarihi: 11.12.2025 , 23:38 "0 dakikalık okuma süresi"
Kısa süre önce Ada’nın kuzeyinde yapılan seçimler Kıbrıs sorununda yeni sayfaların açılması için bir vesile olabilir. Ama bu sayfalar emperyalizmin inisiyatifiyle açılacak.

Kıbrıs, Doğu Akdeniz ve Türkiye’nin çok eski bir sorunu ama bir türlü “eskimiyor.” Çoğu zaman arka planda kalsa da bir vesileyle yolunu bulup kendini anımsatıyor.

Kuzey Kıbrıs’ta Cumhurbaşkanlığı seçimleri de bu türden bir vesile oldu. Seçimlerin gerçekleşme tarzı, sonucu ve yol açabileceği gelişmeler bir süreliğine yeniden gündeme girdi.

Seçimlerin gerçekleşme tarzı, daha doğru bir deyişle kampanya sırasında yaşananlar önceki seçimlerle benzeşen ve ayrışan özellikler taşıdı. Benzeşen özelliklerin başında seçimlere Türkiye’nin müdahalesi vardı. Türkiye Kıbrıs’taki her seçimde olduğu gibi, Ada’daki ağırlığını bir adaydan yana koydu ama önceki seçimlerdeki gibi diğer adayın karşısına dikilmedi. Açıklamaya çalışalım.

Türkiye’nin üç ayaklı müdahalesi

Ada’daki ağırlık terimi üç başlık altında anlaşılmalı. Bunlarından birincisi Büyükelçilik ve Kolordu. Bu iki kurum esasen seçim olsun olmasın Kıbrıs Türk siyasi hayatına bir şekilde müdahil olurlar.

Bunun da iki temel aracı bulunur. Biri doğrudan siyasi telkin, ikincisi ekonomik destek veya teşviktir. Somutlaştırmak gerekirse, Ada’daki Büyükelçi ve Kolordu Komutanı, bir aday lehine açık veya örtülü bir kampanya yürütürler. Ekonomik destek için ise Büyükelçiliğe bağlı ve eski adı Yardım Heyeti yeni adı Kalkınma ve Ekonomik İşbirliği Ofisi (KEİ) kullanılır. Ada ölçeğinde geniş sayılabilecek mali kaynağa sahip olan bu kurum, özellikle Ada’nın Türkiyeli göçmenlerinin yaşadığı bölgelerinde etkin faaliyet yürütür. Cami yapar, çeşme yapar, bir de köyde yaşayanlara kime oy vereceklerini söyler.

İkinci ağırlık ise Türkiye merkezlidir. İktidar bütün işi Ada’daki uzantılarına bırakmaz. Türkiye’den yine Ada’daki Türkiyeli nüfus üzerinde etkili olabileceği düşünülen üst düzey siyasetçiler kampanya boyunca köyleri dolaşır, desteklenen aday lehinde propaganda yaparlar.

Üçüncü ağırlık ise Türkiye’nin lider seviyesinde yaptığı destek veya müdahale açıklamalarıdır. Bunun etkisi salt Türkiye kökenli seçmenle sınırlı kalmaz. İki taraf arasındaki asimetrik ilişkiyi bilen Kıbrıslı Türklerin oy verme davranışını da bir noktaya kadar etkiler.

AKP-MHP ortaklığı bu seçimlerde de bu ağırlığı elbette kullandı ama ilk iki bacakla yetindi. Büyükelçilik çalıştı, heyetler adaya taşındı ama 2020 seçimlerinde olduğu gibi, lider seviyesinde ısrarlı müdahalelerde bulunmadı ve desteklenen adayın baş rakibini şeytanlaştırmadı.

Tatar’ın miadı doldu

Bunun ilk sebebi, açık söyleyelim, Tatar gemisinin yeniden yüzdürülemeyecek kadar derine  batmış olmasıydı. AKP’nin önceki seçimlerde alelacele ve Türkiye’yle açıktan kavgaya girişen Mustafa Akıncı’dan kurtulmak için bulup çıkarttığı Ersin Tatar geçen beş yıl içinde berbat kavramını dahi utandıracak bir performans sergiledi.

Bu noktada şunu hatırlatmak gerekiyor. Kıbrıs’ta cumhurbaşkanları aynı zamanda toplum lideridir. Bu sıfat Birleşmiş Milletler nezdinde olduğu kadar, toplumlar nezdinde de önem taşır. Özellikle nüfusu daha düşük olan Kıbrıs Türkleri açısından toplum liderinin belirli özelliklere sahip olması ama her şeyden önce sokakta rahat dolaşabilmesi ve çok basitleştirirsek gidip bir kahvede oturabilmesi gerekir. Hayatının büyük bölümü Ada dışında geçen Tatar, Ankara’nın atadığı düşük nitelikli bir müdür izlenimi uyandırdı ve sağcı Ulusal Birlik Partisi (UBP) seçmenleri tarafından dahi benimsenmedi.

İkinci sebep anketlerdi. Türkiye ve KKTC’de yayınlanan anketlerin çoğunluğunda Tatar’ın önde olduğu veya yarışın başa baş gittiği gibi sonuçlarla karşılaştık. Ancak Büyükelçilik, KKTC Cumhurbaşkanlığı ve Beştepe’nin elindeki sonuçlar Cumhuriyetçi Türk Partisi (CTP) adayı Erhürman’ın kazanacağını gösteriyordu. Tatar her gün Ankara’ya Büyükelçilik veya başka kanallar üzerinden imdat sinyali yolluyordu. Erhürman ise seçimin kazanılacağını, hatta yüzde 60 oranının aşılacağını herhangi bir ankete işaret etmeden rahatlıkla söyleyebiliyordu.

Türkiye’de ve Kıbrıs’ta kamuoyuna farklı sonuçlar yansıtılmasının amacı Kıbrıslı Türk seçmeni umutsuzluğa sevk ederek oy kullanmamaya teşvik etmekti ve muhtemelen Ersin Tatar’ın imdat çığlığının “gereği için” iletildiği “İletişim Şeysi”nin aklına gelen ilk ve tek yöntemdi. 

Anketlerle sonuç arasındaki farkın bu kadar büyümesinde rol oynayan bir diğer etmen ise Kıbrıs Türk halkının siyasileşmiş, eğitimli ve örgütlü bir toplum olmasıydı. Kıbrıs Türk halkı 100 yıla yakın süre Britanya egemenliği altında yaşadıktan sonra son 50 yılı da Türkiye’nin hâkimiyetinde geçirdi. Bu süreçte yönetenleri yönetme ve yanıltma konusunda ciddi bir pratik geliştirdi. Bana kalırsa anketlere ya yanıt vermediler, ya da yanıltıcı yanıtlar vermeyi tercih ettiler. Herkesin birbirini tanıdığı örgütlü bir toplumda bu konuda bir tür koordinasyon sağlamakta hiç güçlük çekmediler.

Özetlemek gerekirse aradaki fark, AKP’nin üçüncü kolu çekmesiyle, yani doğrudan Ankara’dan müdahalede bulunmasıyla kapanacak eşiği çoktan geçmişti ve bunun zararı yararından fazla olacaktı.

AKP’nin Batı’ya yönelmesinin yansımaları

Elbette AKP’nin seçim sonuçlarını kabullenmesinin sebebi bundan ibaret değil. Özellikle 2023 sonrasında Erdoğan’ın Batı’ya yaslanma iradesi ve ihtiyacı büyüdü. AKP rejiminin ABD ve AB ile yakınlaşması önünde üç temel engel vardı. Birincisi Suriye denkleminde dönem dönem Rusya ve İran’la yakınlaşma eğilimiydi. Sona erdi. İkincisi Yunanistan’la ilişkilerde Ege ve Doğu Akdeniz’de yaşanan gerginliklerdi. AB’nin 2025 Türkiye raporunda da belirtildiği gibi Erdoğan burada geri adım attı. Geriye Kıbrıs kaldı.

Kıbrıs’ın salt AKP’nin değil Türkiye’deki bütün burjuva iktidarlarının Batı’yla ilişkilerinde önemli bir koz olduğunu biliyoruz. Bu nedenle Ada’da yeni bir müzakere sürecinin başlaması elbette sürpriz olmayacak.

Trump planı mı geliyor?

Şu sıra Kıbrıs için bir “Trump Planı”ndan söz ediliyor. Rivayet o ki, Trump Erdoğan’la Beyaz Saray’da yaptığı görüşmede konuyu açmış ve Erdoğan da bu yüzden KKTC seçimlerine müdahale bağlamında frene basmış. AKP de bu yüzden sonuçları tanımış. Kısmen doğru olabilir.

Dünyada ve bölgede onca sorun varken,  Kıbrıs adasının neden ABD Başkanı Trump’ın ilgisine mazhar olacağı sorusuna yanıt aramaya çalışalım. Özellikle de, Ada’nın kuzeyinde de güneyinde de ortasındaki İngiliz üslerinde de NATO otururken Kıbrıs gibi bir yandan şeytani ayrıntılar barındıran bir yandan da yıllardır tek silahın dahi ateşlenmediği bir sorunun ABD bakımından ne gibi bir önceliği olabilir?

Trump’ın Ortadoğu tasarımında Kıbrıs’ın şimdiden oynadığı bir rol var. Şayet bir müzakere süreci ve çözüm gündeme gelecekse, bu rol daha da etkin kılınacak ve çözümün emperyalizmin planlarına uygun olması sağlanacaktır.

Burada bir tür verimlilik mantığı gözetilecektir. Tıpkı İran’a topyekûn hücum için Türkiye’de “çözüm süreci”nin başlatılması gibi,  Kıbrıs’ta aynı havayla farklı danslar sergileyen Türkiye, Yunanistan, İsrail, İngiltere gibi ülkelerin yeni bir müzakere süreciyle uyumlu bir halay oluşturmaları istenebilir.

Burada bir İsrail parantezi açabiliriz. İsrail Ada’nın kuzeyinde de güneyinde de yıllardır mevcuttur. Bu mevcudiyetin bölgenin aldığı yeni şekil sebebiyle daha da güçlendiği gerçektir. Bununla birlikte İsrail, Kıbrıs’ta kendi başına belirleyici bir aktör değildir. Ağırlığı, ABD’nin görkemli kitlesi içinde değerlendirilmelidir.

CTP’nin zaferinin anlamı ne olacak?

Parantezi kapatıp konumuza dönersek,  Erhürman ve CTP’nin kazanmasının AKP açısından anlamını değerlendirebiliriz. Öncelikle Erhürman 50 yıllık Türkiye’yle birlikte yaşam  deneyimini süzmüş, sindirmiş ve öğrenmiş bir parti olan CTP’nin gerçekçi ve Türkiye’yi çok iyi tanıyan lideridir.

Cumhuriyetçi Türk Partisi şu anda CHP çizgisinde Batıcı ve açıkça AB yanlısı bir partidir. Bu hedefe ulaşmanın Türkiye’siz ya da en azından Türkiye’nin desteği olmadan gerçekleşmeyeceğinin farkındadır. AKP’nin müzakereler bakımından ihtiyacı ise Kıbrıs Türk toplum liderinin Batı açısından kabul edilebilir olması yanında geniş halk desteğine de sahip bulunmasıdır. Müzakere penceresinden bakarsak, tencere ve kapak uyumludur.

Bütün bunlar, masaya oturulması için koşulların olgunlaştığını gösteriyor. Peki, ne müzakere edilecek? Federasyon mu, konfederasyon mu, iki devletli çözüm mü?

Kıbrıs’ın yaklaşık 70 yıllık bir müzakere tarihi mevcuttur. 70 yıldır Kıbrıs üzerine konuşulan hiçbir parametre kaybolmamıştır. Enosis, Taksim, ortaklık cumhuriyeti derken müzakerelerle oluşan birikime bugün içeriden baktığınızda göreceğiniz  federatif bir çözüm çerçevesidir.

Belki anımsatmak gerek. Federasyon, Kıbrıs’ta Türk tarafının Fatin Rüştü Zorlu döneminden itibaren üretmiş ve geliştirmiş olduğu bir çözüm tezidir. Karıştırmayalım, Enosis ve Taksim çözüm değil, bölünme tezleridir.

Rum-Yunan tarafı ise öteden beri kültürel hakları tanımlanmış bir azınlık barındıran merkezi bir yapıyı savunurlar. 1960’ta kurulan ve 3 yıl ayakta kalabilen Kıbrıs Cumhuriyeti “işlevsel” bir federasyondur. Jeopolitik sebeplerin ötesinde, yıkılma gerekçelerinden ikisi Kıbrıs Türk halkının alınan kararları veto yetkisi ve belediyeler meselesidir. Kıbrıs Türklerinin  ayrı yerel yönetim birimlerini korumaktaki, kendi belediye başkanlarını seçmekteki, yani egemenlik kullanmaktaki ısrarlarıdır. 2004’te Kıbrıs Rum halkının neredeyse dörtte üçünün federatif bir çözüm öngören Annan Planı’nı reddetmelerinin gerisinde de Kıbrıs Türkleri ile egemenliği herhangi bir seviyede paylaşma fikrine duydukları tepki bulunur. 

Her derde deva çözüm: Federasyon

“Federasyon”  bir şapkadır. İçinin nasıl doldurulacağını, daha önce doldurulmuş unsurların nasıl yorumlanacağını  müzakereler ve o günkü konjonktür belirler. Başlık federasyon, içerik “gevşek federasyon” veya konfederasyon olabilir. Konfederasyon da gevşek federasyon da  “iki devlet” iddiasını dahi kaldırabilecek bir içerikte oluşturulabilir. Böyle bir çözümü bir taraf federasyon, bir taraf iki devletli çözüm diye sunabilir.

Şunun altını yeniden çizelim. Amaç Doğu Akdeniz’de ABD’nin Ortadoğu tasarımına en etkin katkıyı sağlayacak formüle ulaşmaktır. Bunun için hepsi aynı yolun yolcusu olan taraflar arasındaki sürtüşmelerin en aza indirileceği bu çözüm çerçevesine erişmek esastır. Bu noktaya ulaşıldığı andan itibaren Ada’da kurulacak düzenin federasyon mu, konfederasyon mu olacağı da Türkiye’nin garantörlüğünün devam edip etmeyeceği de Kıbrıs Rum ve Kıbrıs Türk halklarının çıkarları da önemini yitirecektir.

ABD burnunu soktuğu diğer meselelerden fırsat bulup “haydi çocuklar” derse, Türkiye, Yunanistan, İngiltere BM çatısı altında müzakereleri başlatır, masaya iki toplum liderini oturturlar. Arka planda silahlanmayı ön plana koymuş bir Avrupa Birliği’nin de desteğiyle  Kıbrıs’ı yerli halkların ancak tayfalık yapacakları dev bir uçak gemisine dönüştürecek bir formülü de çözüm diye dayatırlar.

Öylesi bir çözümün ne kadar ayakta kalacağını bölge halklarının emperyalizme karşı verecekleri mücadele belirler. 

tkp_eylem
Ortaklaşa

Ortaklaşa'nın Aralık 2025 tarihli üçüncü sayısının dosya konusu, 23 yıl sonra AKP iktidarı. AKP'yi irdeleyen yazıların yanı sıra bu sayıda Kürt sorunundan Ortadoğu'daki gelişmelere, Doğu Akdeniz'deki enerji kavgasından İrlanda'nın sözde zenginliğine, spor ve bahisten yemek kültürüne, çok sayıda konuya dair ürettik.