Bu düzen dikiş tutmaz: Küflü, çürük ve kirli
Yıldız Koç
Düşünün; Dilovası’nda, Mimar Sinan Mahallesi’nde yaşıyorsunuz, mesela 20’li yaşların sonlarında genç bir kadınsınız, iki de çocuğunuz var, yoksulluk diz boyu. Mahallede de bir atölye var. Parfüm dolum tesisi. Faturalar, kart borcu, evin kirası derken, para yine yetmedi, ay sonu bir türlü gelmedi. “Gideyim çalışayım yine şurada” dediniz. Şartlar kötü, ücretler düşük, tehlikeli bir iş ama, “Yahu yıllardır yapıyor herkes, bir şey olmadı bugüne dek, şimdi mi olacak, şu ayın kirası bir ödensin, sonra bakarız.” Ama koşullar da dayanılır gibi değil, arada parfüm kırılıyor mesela, kuş kadar ücretler, kalıyor kuş yemi kadar. Zaten sigorta filan hak getire. Düzeltmek için patronla konuşmayı deniyorsunuz, “Kapı orada, canın isterse…”
O parfümü satan patronlar var, bir de üretenler. Siz üretenlerden tarafsınız. Lüks parfümleri satanların sesi tek başına da duyulabilir, ama parfümü dolduranlar seslerini ancak hep birlikte haykırdıklarında duyururlar. Henüz bilmiyorsunuz…
Dolum tesisine komşu olmak
Diyelim, Dilovası’nda, Mimar Sinan Mahallesi’nde yaşıyorsunuz. Uzun yıllardır. Babadan kalma bir ev var, cümbür cemaat kalıyorsunuz o evde. Kolay mı bu dönemde kiraya çıkmak, ev biraz sıkışık filan ama idare ediyor. 100 bine dayanmış yoksulluk sınırı, nereye çıkıyorsun? Bir süre önce İŞKUR binasının yakınına bir tesis kuruluyor. Zaten etrafta geri dönüşüm tesisleri filan var, aslında bunların mahalle içinde olmasından rahatsızsınız. Bir de bu tesisi getirip koyuyorlar mahallenin ortasına. Düşünün eviniz orada, “patlarsa” diye korkuyorsunuz, “Çoluk çocuğu sigortasız çalıştırıyorlar, haksızlık” diyorsunuz. Devletimiz var ya hani, ona şikayet ediyorsunuz. Yanıt geliyor, işyerinin unvanı, iletişim bilgisi, çocukların yaşları ve kimlikleri tespit edilerek yeniden başvuru yapılması…
Bir baba evinin olduğu mahalleye sıkışanlar var, bir de İstanbul’un hangi semtindeki evinde oturacağına karar veremeyenler. Siz o sıkışanlardan tarafsınız işte; ne yaptığınız şikayete dönerler, ne itirazınız dikkate alınır.
İşçi mahallesinde muhtar olunca
Misal, Dilovası’nda, Mimar Sinan Mahallesi’nin muhtarısınız. Mahallenizde parfüm dolum tesisi kurulmuş. Kimsenin hiçbir şikayeti dikkate alınmıyor. Siz ise muhtarsınız, mahallenin tüzel kişiliğinin temsilcisi yani, seçilmişsiniz. Mahalle halkına karşı sorumluluğunuz ve yönetsel düzeyde yetkileriniz var. Herhalde sizin yaptığınız şikayetler, paylaştığınız riskler daha bir dikkate alınır değil mi? Değil. Yapıyorsunuz şikayetinizi. İl Çevre Müdürlüğü’nden bir denetim ekibi mahalleye giriyor ama her ne hikmetse adresi bulamıyor. Arıyorlar sizi, “Geldik, bulamadık” diye. Tamam, tabela filan yok, belki ondan bulamamışlardır, iyi niyetle tarif ediyorsunuz, alt katta şu tabela var, üstünde bu, vs. Ama yetkililer adrese uğramadan gidiyor ve Çevre ve Şehircilik İl Müdürlüğü’nün şikayete ilişkin resmi yanıt yazısında deniyor ki, “Adres tespit edilemediğinden…”.
Muhtar da olsanız, hangi mahallenin muhtarı olduğunuza bakıyor bu işler. Akçeli mahallelerin muhtarları var, bir de işçi mahallelerinin muhtarları. Siz işçi mahallesi muhtarıysanız, onca uğraşıp ulaşamadığınız yetkililer, ancak ölümlerde çalar kapınızı, muhtemel bir de seçimlerde.
Göz göre göre gelen cinayet
Yani öylesi bir sıkışmışlık hali… Mahallenin muhtarı da olsanız, fabrikanın işçisi de, komşu da olsanız fark etmiyor. Herkesi riske atan bir üretim tesisine, hiçbir kurala uymadan üretim yapan bir tesise yönelik ne yaptığınız şikayetler dikkate alınıyor, ne patron umursuyor sizi ne CİMER, ne bakanlık. Cinayet adım adım yaklaşırken, önlemeye çalışan kimse önleyemiyor, çünkü her bir kurumuyla çürüyen düzen buna izin vermiyor.
Herkes anladı bu yazının hangi olaydan bahsettiğini herhalde. Ama yine de hatırlayalım. 8 Kasım 2025 Cumartesi sabahı, Kocaeli / Dilovası / Mimar Sinan Mahallesi’nde kurulu parfüm dolum fabrikasındaki patlamayla güne başladık. Üçü çocuk, altı kadın işçi Ravive Kozmetik isimli parfüm dolum tesisindeki patlamada hayatını kaybetti. Biri ağır, yedi işçi ise yaralı olarak hastanelere kaldırıldı. 16 Kasım günü yaralı işçilerden Tuncay Yıldız’ın ölüm haberinin gelmesiyle birlikte, parfüm dolum tesisinde yaşamını yitirenlerin sayısı yediye yükseldi. Günlerdir her yerde yazıyor ama bir kez daha okuyalım, bir kez daha aklımıza yazalım yaşamını yitirenlerin isimlerini: Şengül Yılmaz, Tuğba Taşdemir, Nisa Taşdemir, Cansu Esetoğlu, Esma Dikan, Hanım Gülek, Tuncay Yıldız.
Ortaklaşa dergisinin üçüncü sayısında bu yazı yayımlandığında yaşanan cinayetin üzerinden bir aya yakın süre geçmiş olacak, hepimiz patlamaya ve sonrasına dair yazıları okumuş, üzülmüş, öfkelenmiş ve her gün hem iş cinayetlerinin hem kadın cinayetlerinin yaşandığı ülkemizde bu duyguları kısmen de olsa tüketmiş olacağız. Oysa, en küçüğü 15’indeki bu işçilerin evlerindeki yangın da küçüklerin yaşanamadan söndürülen hayatlarına, büyüklerin bunca yılın emeğinin ardından paylarına düşen ölüme yönelik acılar da devam edecek.
Yazıya başlarken parfüm dolum tesisindeki patlamayı neresinden tutacağını düşünüyor insan haliyle. Hangi eksene oturtulur ki bu yazı? İşçilerin iş cinayetlerinde bir savaş gibi toplu olarak ölümüne mi, çocuk işçiliğe mi; işçi kadınların, tam da 25 Kasım öncesinde şiddetin bir türü olan iş cinayetinde canından oluşuna mı, fason üretimin yarattığı korkunç sömürüye mi, dolum tesisinin İŞKUR’un iki bina yanında olmasına, yapılan şikayetlere rağmen bu cinayetin yaşanmasına mı? Öylesine çürük, küflü, kirli bir düzene bakıyoruz ki, tuttuğumuz her parça kopup elimizde kalıyor.
Bu acı, bu öfke böyle dinmez!
Ravive, tüm yasaların hiçe sayılmasının, bu düzenin kâr hırsının, denetimsizliğin, iktidarın yönetemeyişinin çok çıplak bir örneği oldu. Kimi sorumlular tutuklandı, açığa alınan kamu görevlileri oldu. Birkaç ay sonra bu isimlerin nerelerde, ne yapıyor olacağını elbette bilemeyiz ama iktidar, normalde yapmadığı kadar “bedel ödetiyor” gibi görünüyor şimdilik.
Peki bu kime yeter? Yangında yakınlarını kaybedenler ya da Mimar Sinan Mahallesi halkı ya da ülkenin dört bir yanındaki diğer işçi mahallelerinde yaşayanların pek çoğu, her sabah uyanıp Ravive benzeri yerlere çalışmaya gidiyor, şikâyet etseler yanıt alamıyor, itiraz etseler kapıya konuyorlar. O nedenle, oradaki birkaç tutuklama, birkaç açığa alma, kimsenin içini soğutmuyor.
Çarkların arasına sıkışmak
Ravive’deki patlamayı izleyen günlerde, yine ülkenin dört bir yanından iş cinayeti haberleri, çocuk işçi ölümleri, şiddete maruz kalan kadınların ölüm haberleri gelmeye devam etti. Ama kadın olarak, ama çocuk olarak, ama işçi olarak, her gün ama her gün ölmeye devam ettik.
Yazıyı nereden tutsak demiştik ya, aslında nereden tutarsan tut aynı sonuca bağlanıyor. İşçi sınıfı, ister çocuk yaşta olsun ister emekli, kadın olsun ya da erkek, ölümle burun buruna yaşıyor ve çalışıyor. Bir gün bir parfüm dolum tesisinde, bir gün kamyon kasasında, bir madende veya bir inşaatta payımıza düşenin ölüm olmaması için bu işin sorumluları hesap vermeli. Çocukların atölye yerine okula gitmeleri, hayal kurabilmeleri ve o hayaller için mücadele edebilmeleri için tüm sorumlulardan, yalnızca o tesisin patronlarından değil, bu kirli düzeni meşrulaştıran herkesten hesap sorulmalı.
Çünkü neresini düzelteceksin bu düzenin? Neresinden tutsan, bir paçavra gibi elinde kalıyor. Küflü, çürük ve kirli.

Yasaların uğramadığı tesisHerkes elbette takip etti ama bugüne kadarki süreci kısaca özetlemekte yarar var, çünkü her biri ayrı ayrı, nasıl bir çürümüşlüğün içinde olduğumuzu gösteriyor: Binanın yapı iskân belgesi ve itfaiye uygunluk raporu bulunmuyordu. Yangına dayanıklı olmayan poliüretan panellerle inşa edilmişti; mahalle içinde, konut olarak kullanılan diğer binaların arasında bulunuyordu ve binanın 50 metre ötesinde bir akaryakıt istasyonu da vardı. “Çok tehlikeli sınıfta yer alan” tesiste, işçi sağlığı ve iş güvenliğine yönelik olarak en maliyet yaratmayan tedbirler dahi alınmamıştı. Tesiste, acil çıkış kapıları, yangın uyarı sistemi, yağmurlama sistemi, yangın söndürme ekipmanı gibi malzemeler bulunmuyordu. İşçilere konuya ilişkin eğitimler verilmemiş, iş güvenliği uzmanı ve işyeri hekimi görevlendirilmemişti. Bir yangın tüpü dahi yoktu. Tesis defalarca CİMER’e ve Dilovası Belediyesi’ne şikayet edilmiş ancak, şikayetlere ilişkin denetimler yapılmamıştı. Yapı hakkında yıkım kararı dahi bulunduğu ancak eksikler tamamlanmamış olmasına rağmen üretimin kesintisiz devam ettiği belirtiliyor. Yasalara uymayan hangi çalışma koşulunu arasanız, parfüm dolum tesisinde vardı. Çocuk işçi çalıştırma, kayıt dışı işçi çalıştırma, gece mesaileri, kötü davranış, asgari ücret altı ödeme, kayıtsız göçmen işçilik… Ve tüm bunların yaşandığı bina, İŞKUR’un kapı komşusuydu. Yukarıda yazılanlar, sanayi devriminin ilk yıllarından bir fabrikanın tanımı gibi; yazılanların hepsi, göz göre göre bir cinayeti çağırıyor. Tekrar hatırlamakta fayda var, iş nedeniyle ölümlerde kaza olmaz. İşçilerin, alınması gereken önlemlerin alınmaması, bu önlemlerin uygulanmasına yönelik gerekli adımların atılmaması nedeniyle yaşamlarını yitirmeleri önlenebilir niteliktedir ve bu nedenle “kaza” değil “cinayet” deriz. Ama iş kaynaklı bazı ölümler daha da fazla cinayettir sanki. Bazılarında ölüm bağıra bağıra geliyordur, herkes biliyordur ne yaşandığını orada. “O gün” olmasa da “bir gün” o cinayet işlenecektir, bir Márquez romanı gibi. |
Ortaklaşa'nın Aralık 2025 tarihli üçüncü sayısının dosya konusu, 23 yıl sonra AKP iktidarı. AKP'yi irdeleyen yazıların yanı sıra bu sayıda Kürt sorunundan Ortadoğu'daki gelişmelere, Doğu Akdeniz'deki enerji kavgasından İrlanda'nın sözde zenginliğine, spor ve bahisten yemek kültürüne, çok sayıda konuya dair ürettik.