Yıldız Savaşları’na ‘çevre dostu’ yapay zekâ kılıfı
Mehmet Kuzulugil
Starcloud-1 uydusu 2025 Kasımı’nda dünya yörüngesine yollandı. Bu aslında deneysel bir çalışmaydı. Yörüngeye yollanan 60 kiloluk uyduda NVIDIA’nın H100 prosesörünü içeren bir yapay zekâ sistemi var. Tabii mesele uyduya bir bilgisayar kasasının yüklenip, hoppa uzaya yollanması basitliğinde değil.
Zira Starcloud-1 ile denenen, enerji kullanımı ve çevre etkisi konusunda çığır açacak bir çalışma şekli. Uzayın ucuz ve güçlü enerji kaynaklarını kullanarak enerji maliyeti çok aşağı çekiliyor. Üstelik dünyada soğutma için masraflı ve su kaynaklarını yoğun kullanan sistemlerle çalışılırken, yörüngede maliyetsiz ve çevreye etkisi sıfır olan radyatif soğutma yöntemleri kullanılıyor. Yani çalışırken ürettiği ısıyı soğutma için kullanılan suya veren sistemler yerine uzay boşluğuna ısı radyasyonu olarak salan sistemler geçmiş oluyor.
Starcloud-1 ile şu deneniyor: Enerjiyi sebil foton radyasyonundan alıp, soğutmayı da ısı enerjisini uzay boşluğuna zahmetsiz salan bir yapay zeki makine.
Yetkililerin söylediğine göre tek maliyet ve çevre etkisi uyduyu uzaya yollamak için kullanılan roketlere ait ki zaten, Starcloud-1 için yapılan çalışmanın bir ayağı da onu yörüngeye fırlatan roket. Elon Musk’ın SpaceX’i projenin anahtar ortaklarından birisi. Bu arada Starcloud bir “startup” yani öncü bir yatırım ama arkasında NVIDIA var.
Ortamlarda Shakespeare çalışıyorum dersin
Starcloud-1, 2025’in Aralık ayında müjdeli haberini verdi. Yörüngeye hayırlısıyla yerleştikten sonra H100 tabanlı sistemi çalıştırmışlardı ve onunla bir yapay zekâyı eğitmişlerdi.
Shakespeare’in bütün eserleri kullanılarak OpenAI’ın NanoGPT modeli eğitilmiş ve böylece Shakespeare İngilizcesi kullanan uzayda eğitilmiş ilk dil modeli tarihe kaydedilmişti.
Starcloud-1’de daha sonra Google’in Gemini modeline dayanan Gemma adlı bir açık kaynak LLM (büyük dil modeli) eğitildi. Bu da bir ilkti.
Uydudan, daha doğrusu uydudaki yapay zeki makineden gelen bir mesaj şöyleydi:
“Günaydın, Dünyalılar. Ya da sizi düşünmeyi tercih ettiğim şekliyle mavi ve yeşilin büyüleyici bileşimi.”
Ne kadar müjdeli bir haber değil mi?
Maalesef pek değil.
Yapay zekâ çiftlikleri: Uzaydaki kışlalar
Dış uzayda, yani dünya yörüngesinde makineleri çalıştırmak için enerji ve soğutmak için su ihtiyacı olmadan kurulacak yapay zekâ çiftlikleri gerçekten çığır açıcı bir gelişme.
2025’in çok konuşulan konularından birisi, büyük veri merkezlerinin kurulu olduğu Amerikan kentlerinde yaşanan enerji ve su sıkıntılarıydı. Merkezler öyle bir tüketim kapasitesiyle çalışıyorlardı ki, evlere dağıtılan elektrikte sorunlar yaşanıyor, ev kullanımı için su kalmıyordu.Şimdi işi uzaya havale etmek hem maliyetleri düşürecek hem de çok çevre dostu bir hamle olacak.

Sorun şu ki, bu işe girişenlerin bir şeylerin üzerini örtmeye çalıştıkları çok çabuk anlaşılıyor.
Üzeri örtülen şey şu: Dünya yörüngesindeki uydulara yerleştirilen veri merkezlerinin ekonomi sağlamanın ötesinde nitel bir sıçrama yarattıkları konu, yörüngede üretilen bilgilerin işlenmesi.
Yörüngede, saniyede on üzeri bilmem kaç baytlık veri oluşturuluyor. Kamera görüntüleri, ısı sensörleri, manyetik sensörler vesaire vesaire. Bunlarla savaş gemilerini izlemek, güçlü hava savunma sistemleri için anlık veri üretmek, dünya üzerinde deyim yerindeyse uçan kuşu takip etmek mümkün aslında. Sorun şu ki, bu büyük (çok büyük) verinin işlenmesi için veri merkezlerine, yapay zekâ modellerinin çalıştırıldığı makinelere, dünyaya, ulaştırılması lazım. Bu da veri transfer hızıyla sınırlanan bir şey. Yörüngeden dünyaya internet yavaş biraz!
Dış uzayda yapay zekâ çiftlikleri kurulmasının dudak uçuklatacak asıl sonucu bu: Başka türlü zamanında makineye ulaşıp işlenemeyecek büyük verilerin ayağına yollanıyor makineler.
Peki bundan hiç söz ediliyor mu?
İnanılır gibi değil ama kimse çaktırmıyor. Tabii olabildiği kadar. Starcloud-1 teknoloji dünyasında ve büyük haber kanallarında ilgi gördü. Ve bu “büyük veri merkezlerini uzaya yollarsak ne büyük faydaları oluyor” söylemiyle gerçekleşti.
Çevre dostu bir proje!
Öte yandan bütün bu çevre dostu hikâyesinin (söylenenler yanlış olmadığı halde) Starcloud’ın uzay savaşlarının anahtarı olduğu gerçeğini örttüğünü söylemek gerekir.
CIA’in melek yatırımcı olarak portresi
Starcloud, Aerospace - Defence, Havacılık ve Uzay - Savunma sektöründe sınıflandırılıyor. Şirket CEO’su Philip Johnston’ın açıklamalarına göre, uydu hesaplama hizmetleri öncelikle ABD Savunma Bakanlığı müşterilerine satılıyor. Şirketin kamuya açık (en azından bizim ulaşabildiğimiz) verileri içinde projelerinin hangi müşterilerine nasıl dağıldığı, daha önemlisi araştırma fonlarının kaynakları gibi bilgiler listelenmiyor. Öte yandan andığımız öncelikli müşteri tanımı, ABD Savunma Bakanlığı’nın (yeni ve doğru adıyla Savaş Bakanlığı) şirketin iş modelinin büyük bir bölümünü, tahminen en az yüzde 70’ini oluşturması anlamına geliyor.
Bir başka şeytani detaysa şu: Starcloud’un yatırımcıları arasında In-Q-Tel de var. In-Q-Tel, CIA’in girişim sermayesi kolu olarak görülüyor.
Şirket CEO’su Johnston, Linked-In’de yayınladığı bir mesajda şöyle diyor:
“Şunu paylaşmaktan büyük heyecan duyuyorum: Starcloud, ABD ulusal güvenlik topluluğu ve müttefikleri için ortaya çıkan ticari teknolojileri belirleyen, değerlendiren ve hayata geçiren kâr amacı gütmeyen stratejik yatırımcı IQT (In-Q-Tel)’den stratejik bir yatırım aldı. Starcloud ile IQT arasındaki bu stratejik ortaklık, Starcloud’un yörüngesel veri merkezleri geliştirme çalışmalarını hızlandırmaya yardımcı olacak; müşteri uydularına yörüngede yüksek performanslı yapay zekâ hesaplama yetenekleri sunulmasını sağlayacak.”
“Yörüngeye attık uyduyu, Shakespeare İngilizcesi öğrettik, bizi mizahi bir dille selamladı” gibi hikâyeler emperyalist kitle medyasında yayılırken, Johnston oldukça açık yazıyor: Müşteri uydularına yörüngede yüksek performanslı yapay zekâ hesaplama yetenekleri sunacağız.

Son bir işareti de NVIDIA bloglarından alabiliriz. Starcloud’un, NVIDIA’yla bağlarına değinmiştik. NVIDIA bloglarında bol bol haberleri yapılıyor. Bu haberlerden biri, Starcloud-1’in enerji tüketimi, çevre filan konularında ne kadar yararlı olacağını uzun uzun anlattıktan sonra, dillerin altındaki baklayı da şöylece bir gösteriyor:
“Dünya dışı veri merkezleri için erken kullanım alanlarından biri, tarımsal ürün türlerinin tespiti ve yerel hava durumu tahmini gibi uygulamalara girdi sağlayabilecek dünya gözlem verilerinin analizidir.
Ayrıca uzayda gerçek zamanlı veri işleme, orman yangınlarının tespiti ve acil durum/sinyal çağrılarına müdahale gibi kritik uygulamalar için son derece büyük avantajlar sunar.”
Bekçi baba, bekçi baba! Yangın nerede?
Ve asıl son cümle:
“Verinin toplandığı yerde, yani doğrudan uzayda çıkarım (inference) yapılması; içgörülerin neredeyse anında elde edilmesini sağlar ve müdahale sürelerini saatlerden dakikalara indirir.”
Ne iyi işte, adamlar uzaydan yangınları tespit edip, şak diye müdahale edeceklermiş! Verinin anında değerlendirip sonuçlarının dünyaya bildirilmesi kötü bir şey mi diyebilir misiniz?
Siz diyemeseniz de belli emperyalist propaganda makineleri böyle diyecek.
Şirket CEO’su “CIA’den para aldık, biz zaten savunma uzay sanayi şirketiyiz” diye açıklamalar yaparken...
Unutmadan iyi haberi de verelim, ne kadar iyiyse artık...
Çin’in de aynı yönde çalışmalar yaptığı anlaşılıyor. Yeniden kullanılabilir roketler ve güçlü yapay zekâ çipleri...
Yeniden Yıldız SavaşlarıYıldız Savaşları Projesi, resmi adıyla Stratejik Savunma Girişimi (SDI – Strategic Defense Initiative), ABD Başkanı Ronald Reagan tarafından 1983’te ilan edildi. Projenin görünen hedefi nükleer silahlanma yarışında, anlamlı ismiyle dehşet dengesini bozmaktı. Kabaca, atmosferin dışında, yani dış yörüngede kurulacak savunma sistemleriyle balistik füzeler vurulacaktı. Nükleer savaş olasılığının gündemin en tepesinde olduğu o yıllarda, mevcut silah dengesi karşılıklı yok oluşun kesin olduğu tezini doğuruyordu. MAD (Mutually Assured Destruction) kaçınılmazdı, nükleer silah kullanmak “delilikti”. Sovyetler Birliği, “ilk kullanan olmayacağız” netliğini hiç kaybetmedi ama emperyalist canavarlar erken davranıp imha etmek gibi bir olasılığın olmadığını bildikleri için elleri tetiğe gitmiyordu. Bu meydan okumanın anlamı açıktı, dehşet dengesi ortadan kalkacak ve geriye sadece emperyalist dehşet kalacaktı. Zamanın teknolojisiyle neredeyse imkânsız ve çok pahalı bir projeydi. Sovyetler Birliği’ni terörize etmek ve kendi halkının ortak refahına değil, silahlanmaya para harcamak gibi bir stratejik etkisi oldu. Şimdi ABD’nin başında manyaklıkta Reagan’la yarışan biri var. ![]() |
Ortaklaşa dergisinin 2026 Şubat sayısının dosya konusu seçimler. Seçimleri yalnızca dar anlamda Türkiye'yi bekleyen seçimler bir gündem olarak ele almadık. Ayrıca ülke ve dünyadan çeşitli konularda yazılar da dergide yer alıyor.
