Yeni-Osmanlıcılığa yeni soluk: Öcalan
Kemal Okuyan
Suriye’de yaşananlar ülkemizde uzun bir süredir tanık olduğumuz siyasal ve ideolojik yer değiştirmeleri hızlandıran yeni bir sarsıntı anlamına geldi. Henüz bir durulmadan ve denge halinden uzak olmamıza karşın sözünü ettiğimiz siyasal ve ideolojik hareketliliğin hangi eksen ve doğrultularda yaşandığına ilişkin epey veri birikmiş durumda.
Hiç tereddütsüz söylenmeli ki, bugün yaşananların merkezinde Kürt sorunu yoktur. Bugün yaşananlar, temelde, AKP eliyle başlatılan büyük dönüşüm/yıkım sürecinin Türkiye kapitalizmi açısından hâlâ bir yere bağlanamamasının ürünüdür.
Emperyalistleşme sancısı
1923 Cumhuriyeti’ne dönük saldırıları sadece emperyalist ülkelerin dayatmaları ya da Türkiye gericiliğinin rövanşist tutumu ile açıklayanlar, Türkiye kapitalizminin gelişme dinamikleri ve ihtiyaçlarını ısrarla görmezden geldi. Oysa Türkiye Cumhuriyeti tarihi, bir sınıflar mücadelesi tarihiydi ve geçmişte olduğu gibi bugün de yaşananlar temelde egemen burjuva sınıfının tercihleri, ihtiyaçları ve iç çelişkileri ve buna şu ya da bu ölçüde direnmeye, karşı koymaya çalışan emekçi sınıfların ağırlığı tarafından belirleniyordu.
Türkiye kapitalizminin 1923’ün yüklerinden kurtulma operasyonunun icrasını üstlenen AKP’nin kendi ajandası bu operasyonun şiddetini ve başarı şansını artırsa bile aynı zamanda onun zayıf noktası olageldi. Buna rağmen 24 yıllık sürecin ardından AKP’nin operasyona ilişkin düzen siyasetindeki engelleri neredeyse tamamen ortadan kaldırdığı ortada. Bugün burjuva siyaseti ve devlet kurumlarında yaşanan iç çekişmelerde “Cumhuriyetçi refleksler”in payı son derece zayıf. AKP’nin asıl derdi, toplumun geniş kesimlerinde varlığını hissettiren dirençtir.
Operasyonun mantıki sonucu, Türkiye’nin emperyalistleşme sürecinde bir dönemeci geride bırakarak, Cumhuriyet’i Yeni-Osmanlıcı bir projeyle değiştirmesiydi.
Şu anda tanık olduğumuz, bu değişim doğrultusunda iç ve dış zorlamalardır.
Peki neden Yeni-Osmanlıcılık sermaye egemenliği açısından biricik seçeneğe dönüşmüş durumda?
İslamcılık, “birleştirici” unsur olarak kullanılacağı için Yeni-Osmanlıcılık…
Ulus devletlere dönük yürütülen saldırılar içine yerleştirilebileceği için Yeni-Osmanlıcılık…
Cumhuriyetçi kesimleri ikna edecek “güçlü devlet” imajına uygun olduğu için Yeni-Osmanlıcılık…
ABD’nin bölge tasarımına uyum sağlayabileceği için Yeni-Osmanlıcılık…
İçerideki yoksulluğu ve adaletsizlikleri perdeleyecek bir ideolojik kültürel iklim ihtiyacını karşıladığı için Yeni-Osmanlıcılık…
Sermaye sınıfının gelişkinlik düzeyi ve ihtiyaçları bu projeye denk düşüyordu. Ancak bu projenin uluslararası dengelerde kendisine yer açarken Türkiye’nin geleneksel bağlantı noktaları olan ABD, Almanya ve İngiltere ile ilişkilerde telafisi mümkün olmayan bir tahribata neden olmaması da sağlanmalıydı.

İsrail, İran, Türkiye denklemi
Her durumda, AKP Türkiyesi’nin kalıcılaşması, Yeni-Osmanlı projesinin başarısına, Yeni-Osmanlı projesinin başarısı ise “Kürt” anahtarının kapıyı açmasına bağlıydı.
Proje, ancak İran’ın bölgesel gücü kırıldığında hayata geçirilebilirdi. İran’ın bölgesel gücü kırılmasa da, ciddi ölçülerde zayıflatıldı. Öte yandan bu yalnızca Türkiye’nin önünü açmadı, İsrail de kendi perspektifi doğrultusunda hızla alan kapatmaya başladı.
Devlet Bahçeli’nin “İsrail tehdidi” derken kastettiği, biraz da, bölgesel rekabette İsrail’in elinin güçlenmesiydi. Türkiye’nin geriye dönüşsüz bir biçimde Yeni-Osmanlıcı bir yöne evrilebilmesi için İsrail’le yaşanan gerilimi yönetilebilir hale getirmesi gerekiyordu.
Öcalan kartının hemen kullanılmaması durumunda İsrail’in bu kartı boşa düşürerek kendi ittifak sistemine PKK’yı da ekleyeceğini fark eden bir “devlet aklını” temsil ediyordu Bahçeli. ABD’nin ise bölgede birbiriyle rekabet halindeki bütün müttefikleri yanına çekerek Çin’in ağırlığını kıracak bir bölge tasarımına ihtiyacı vardı.
Suriye’de Colani’yi iktidara getiren uluslararası koalisyonun Kürt Sorunu’nu İsrail’i rahatsız etmeyecek, AKP’ye ise Yeni-Osmanlı projesinde enerji verecek bir ortalamada uzlaşması için Trump ve onun emlakçı temsilcisi Barrack çok çaba harcadılar.
Türkiye İsrail’e Gazze planına ses etmeyerek, Hamas’ı terbiyeye katkı sağlayarak ve Suriye’de siyonizme alan açarak yardımcı olurken, İsrail de cihatçı Colani’nin Suriye’nin doğusuna doğru hamle yapmasına geçit verdi. Bu uzlaşının kalıcı olup olmadığını zaman gösterecek. Emperyalist dünyanın çatışmasız var olamayacağını da bir kez daha göreceğiz elbette.
Yeni-Osmanlı projesinin “Suriye vilayeti”nde durum bu!
Peki hâlâ AKP’ye direncin kendisini gösterdiği Türkiye’de işler ne alemde?

Öcalan imdada yetişiyor
AKP’ye Suriye politikasında selam çakan ve “emperyalist oyunu bozduk” diye böbürlenen sözde Cumhuriyetçiler, içeride yuvarlandığımız eşitsizlik ve adaletsizlik sarmalıyla zerre ilgilenmiyordu. Sanıyorlardı ki, içeride 17 milyon emekliyi ölüme mahkûm eden bir toplumsal düzen, uluslararası alana bağımsızlık, adalet, refah şarkılarıyla çıkacak!
Sanmıyor ve orman kanunlarının hüküm sürdüğü bir dünyada “biraz da biz kurt olalım” diyerek yayılmacı bir projeden kendi gururlarına iyi gelecek bir pay çıkarıyor da olabilirler.
Hatta, emperyalist ülkelerin kendi halklarına azıcık pay aktardığını hatırlayıp bölgesel bir güç olmanın içeriye zenginlik olarak yansıyacağını bile hayal edebilirler.
Bir şey değişmez. “Sözde” sözcüğünün bende yarattığı tiksintinin zaman içinde hafifleyeceğini hiç düşünmüyorum. Bunu bilerek “sözde Cumhuriyetçiler” diyorum.
Bizim Cumhuriyetimiz biraz da kaçınılmaz olarak emperyalizmle hesaplaşarak kuruldu. Şimdi Yeni-Osmanlı projesinin baş ideoloğu olmaya yönelen Öcalan, uzun yıllardır hem Kürt milliyetçileri hem de sağın bazı ideologları tarafından dile getirilen “Türkiye Cumhuriyeti bir İngiliz projesidir” safsatasına “İsrail’in kurulması için Türkiye Cumhuriyeti’ne gereksinim vardı” iddiasını eklemiş durumda.
“Yerli ve millilik” iddiasının artık AKP’ye zarar vermeye başlayan “sandık iradesi”nin yerine geçtiğini fark eden Öcalan, Bahçeli’de hayranlık uyandıran bir hamle yapıyor tarih yazımında. Bu hamle, Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşuna gölge düşürürken, Kurtuluş Savaşı’nı Cumhuriyet’in kuruluşundan ayırıyor ve orada “İslam Birliği vardı, Cumhuriyet bu birliği bozdu” diyor.
Basit bir tarih okuması değildir bu. Bugünkü projeye içerik katkısıdır. Bir sürü saçmalığın içine son derece önemli bazı unsurlar yerleştirilmiştir. Komün sözcüğünü “şirketleşme” anlamında kullandığını vurgulamaktadır Öcalan. Anlayacağınız, Yeni-Osmanlı projesine İslamcılığın yanında çok güçlü bir piyasacılığın eşlik edeceği de müjdelenmektedir. Böylece kendi önerdiği demokratik toplumun alameti farikası olan komünleşmenin “eşitlik” fikrine değil, bölgenin şu andaki karanlık realitesi olan aşiretlere yaslanacağını söylemiş oluyor.
Öcalan’ın Türkiye’nin de demokratikleşmesine hizmet edeceğini vurguladığı bu yerelleşmenin daha önce bir başka yazıda sözünü ettiğim sıvılaştırılmış ya da cıvık devlete denk düştüğü çok açık olsa gerek.
Tekrar ediyorum, Türkiye Cumhuriyeti’nin bir anomali olduğu ve bu topraklara uyum sağlayamadığını savunanlara yeni ve güçlü bir özne katılmıştır. Yıllardır PKK çevrelerinde dile getirilen benzer düşüncelerden farklı olarak Öcalan egemen ideolojinin bir bileşeni olarak hareket etmeye başlamış ve Yeni-Osmanlı- cılığın yeni soluğu olmuştur. Bu katkının “Bookchin taklidi” denerek küçümsenmesi büyük bir hata olur.
Ayrıca Öcalan takviyesinin projenin asıl sahiplerine de ilham verdiği açık bir biçimde görülmektedir.
Cumhuriyetçiliğin de yeni bir soluğa, sola ihtiyacı var
Ortada nereye evrileceğini kimsenin bilemeyeceği bir proje var. Bu belirsizlik, bir avuntu kaynağı olamaz çünkü bu projenin karşısına bir başka proje ile çıkılmadığı sürece her durumda zarardayız.
Bu karşı proje Türkiye kapitalizmini 30-40 yıl ya da 100 yıl öncesine döndürme fantezisi ile geliştirilemez. Böyle bir Türkiye, böyle bir kapitalizm yok.
Bu karşı proje, Türkiye’yi başka bir jeostratejik koordinata yerleştirmeye çalışarak geliştirilemez. Kapitalist bir Türkiye’nin ABD ya da genel olarak Atlantik hattından uzaklaşmasının sınırı olduğu hâlâ görülmüyor mu? Bu uzaklaşma ya da kopuş devletin güvenlik bürokrasisinin alacağı kararla değil emekçi halkın iradesiyle gerçekleşebilir. Uyanan bir halk ise elbette öncelikli olarak kendi ekmeğine, ülkedeki adalete ve eşitliğe odaklanacak, bağımsızlık ve egemenliği bununla ilişkilendirecektir. Yoksullukla boğuşan milyonlarca işçi için Atlantik hattıyla Avrasya hattı arasında bugün bir fark yoktur; işçiler bu farkı anlayacak bir siyasi bilince ve örgütlülüğe ulaştığında ise bu seçenekleri bir tarafa atarak özgür bir vatan inşa etmeye koyulacaktır.
Bu karşı proje, Kürt yurttaşlarımızı dışlayarak, onları Yeni-Osmanlıcılığa teslim ederek de geliştirilemez. Tersine, Kürt yoksullarını da heyecanlandıracak, Cumhuriyetçi bir silkinişe “geri toplumsal yapıları ve sömürüyü ortadan kaldırıyoruz” kararlılığı ile bağlayacak bir cesarete ihtiyacımız var.
“Şimdi zamanı değil” dene dene zaman kalmadı işte!
Boşuna Cumhuriyetçiler yol ayrımında demiyoruz. Bakalım, sosyalizmden uzak durarak bağımsızlık ve laikliğin mümkün olabileceğini düşünenleri Yeni-Osmanlıcılığın Öcalan hamlesi uyandıracak mı? Yoksa hâlâ “bölücü terör örgütü” kodlamasına talim etmeye devam ederek, meselenin “bölünme tehdidi”nin çok ötesine geçtiğini görmezden mi gelecekler?
Ortaklaşa dergisinin 2026 Şubat sayısının dosya konusu seçimler. Seçimleri yalnızca dar anlamda Türkiye'yi bekleyen seçimler bir gündem olarak ele almadık. Ayrıca ülke ve dünyadan çeşitli konularda yazılar da dergide yer alıyor.