Yeni saldırganlık biçimi: Fidye ve fitne yönetimi
2025’in Eylül ayından beri devam eden Venezuela’ya yönelik ABD tacizleri, 3 Ocak sabaha karşı ciddi bir saldırıya dönüştü ve Venezuela Devlet Başkanı Nicolás Maduro ve eşi Cilia Flores ABD ordusunun Delta Gücü tarafından kaçırılarak esir alındı.
ABD’nin aylardır askıda duran Ulusal Güvenlik Stratejisi 5 Aralık’ta yayımlanmıştı. Buna göre Soğuk Savaş’ın emperyalist dünyasının lideri, yeni döneme uygun bir güç tarifini “etki alanı” üzerinden yapıyor ve kendi kıtasında konuşlanmayı hedeflediğini ilan ediyordu. Dokümanın önemli yönü, asıl rakip/tehdit olarak Çin’in tarif edilmesiydi. Bu haliyle ABD’nin yeniden Latin Amerika ve Karayipler üzerine yoğunlaşması ve buradaki Çin varlığıyla hesaplaşmayı önüne koyması beklenen bir durumdu.
Karayipler Isınıyor
Eylül ayından beri Venezuela’ya yönelik “uyuşturucu kaçakçılığı” suçlamaları üzerinden yürütülen provokatif saldırılar ve ABD ordusunun sürekli olarak “hazır ol” durumunda tutulmasıyla da bu beklenti daha yoğun biçimde kendini hissettirir oldu.
Venezuela’da yeni bir Vietnam ya da Domuzlar Körfezi yaşanması olasılığı, ABD yönetimindeki “rejim değişikliği” ya da işgallerin verdiği zararlar konusundaki hassasiyet ve başka bir dizi hukuki sıkıntı yaratan başlık Washington’ın beklenen müdahalesini tereddütlü hale getiriyordu. 3 Ocak’ta gerçekleşen de “beklenen müdahale”den farklı bir müdahale oldu: Devlet başkanını kaçır ve fidye olarak ülkeyi yönet.
ABD’nin müdahalesini tezgâhlarken yürüttüğü planın ayrıntılarını bilemiyoruz; ancak bu sürecin Venezuela yönetimindeki çekirdek ekip içinde-çevresinde fitne yaratma girişimleriyle paralel gittiğini anlıyoruz.
Fidye ve fitne yönetimi kalıcı olamaz
Bu, emperyalist müdahale yöntemlerinin en çürütücü olanlarından biri ve haydut yöntemleri kullanarak lider kaçırma ve hain devşirmenin mümkün olduğu durumlarda -geçici olarak- başarılı sonuçlar verebiliyor. Ancak bir ülkenin kalıcı olarak fidye ve fitne siyasetiyle “yönetilmesi” siyasetin yasalarına aykırı. Trump yönetimi henüz bu dersi çıkarmış değil.
Bu haydutlukla karşı karşıya kalan Venezuela’da görünen o ki, hain de devşirilmiş durumda; ancak yönetimdeki ekibin hızlı bir biçimde bunu bertaraf ettiğini anlayabiliyoruz. ABD’nin fitne siyaseti, Venezuela, Küba gibi örnekler söz konusu olduğunda koşulsuz hizmet veren “saygın” unsurlar dahil, koca bir medya korosu ve sosyal medya aktörlerinin de katkısıyla operasyon öncesinde yoğunlaşmıştı ve hâlâ devam ediyor.
Dudar es traición
Chavist yönetim bu tarz durumlara “Dudar es traición” yani “şüphe etmek ihanettir” mottosuyla yanıt veriyor. Bu, Chávez döneminden miras bir slogan ve son krizden sonra da yeniden görünür hale geldi. Örneğin İçişleri Bakanı Diosdado Cabello gibi isimlerin kitlesel gösterilerde, “Dudar es traición” yazılı şapkayla halka hitap etmeyi tercih ettiğini görüyoruz.
Karşı propagandacılar bunun diktatörlük yönetiminin bir sloganı olduğunu ve “koşulsuz itaat” anlamına geldiğini ileri sürerek değersizleştirmeye çalışıyor. Şüphenin fitne yönetimine son derece elverişli bir ortam sunduğu ve ABD’nin bugün elinde sadece bu müdahale aracının bulunduğu gerçeğini bunun karşısına sertçe dikmek gerekiyor.
Son dönemde Küba lideri Miguel Díaz-Canel’in konuşmalarında sıkça geçen “birlik” vurgusu da yönetimin ısrarla üzerinde durduğu bir vurgu. Yine siyasetin yasalarının işlediğini ve müdahalenin hoyratlığının, yönetim ve halkın birliğini her zamankinden daha gerçek hale getirdiğini/pekiştirdiğini söyleyebiliyoruz.
Sınıf mücadeleleri ve 'Psikolojik harp'
Emperyalist saldırganlığın zirvesini gördüğümüz bir dönemi yaşıyoruz ve saldırı yöntemleri çeşitleniyor. İçinden geçtiğimiz dönemin manipülasyon araçlarının çeşitliliği ve psikolojik saldırıları da içermesi durumu, saldırıları göğüsleme konusunda ek maharet gerektiriyor. Emperyalizm oyunu kuran taraf; haydutluk ve savaş söz konusu olduğunda yüzyıllara dayanan deneyimi ve son dönem teknolojinin sağladığı devasa avantajı elinde tutuyor.
Öte yandan çok klişe bir gerçekliğe tereddütsüz tutunmak mümkün: Savaşlar insan doğasına uygun değil. Kayıplar ve katliamlar dünyamızın bir gerçeği, ama sürdürülebilir değil. Psikolojik savaşlar hiç değil. Çünkü kullandığı yöntemler insani değil. Her zaman geri tepti ve tepmeye mahkûm.
Basitçe, türümüz devam ettiği sürece (ederse) direniş devam edecek ve emperyalizm hep yenilecek. Yeni saldırı yöntemleri, yeni direnme biçimlerini karşısında bulacak.
Biraz da gelişmeler
Venezuela liderini kaçırma ve fidye operasyonunun hemen ertesinde gözler yeni yönetime döndü. Trump “Ben yönetiyorum” dediğinde kendi akilleri dahil, bunun ne anlama geldiğini kimse anlamadı. Sonra operasyonu yapan ekibini işaret etti, bu çok boyutlu “fitne ve fidye siyasetini” ABD’nin yönettiğini anlatıyordu. Sonra geçici devlet başkanı olarak rol üstlenmiş olan Delcy Rodríguez’i hedef aldı ve itaat etmezse sonunun “Maduro’dan daha fena olacağı” tehdidini savurdu. Fidye siyasetinde el yükseltme tehdidini...
Rodríguez, fazla “oyun bozan” bir çıkışın Venezuela’nın krizini daha kötüye götüreceği refleksiyle beklenen “iyi uluslararası ilişkiler kurma” açıklamasını yaptığında bu, fitne için yeni bir zemin anlamına geliyordu. Yaptığı onca konuşmada, boyun eğmeyeceğini, bağımsız ve egemen bir politikaya bağlılığını, mevcut görevinin geçici olduğunu tekrarlasa da, “reform ya da çok yönlü ve uyumlu ilişki kurma” gibi konulardaki söyledikleri öne çıkarılıyor ve “şüphe” oluşturuluyordu. Asıl vurgular, yalnızca petrol tekelleri yöneticileri ya da Trump muhalifleri cephesinde yankı yapıyordu.

Venezuela’ya saldırının içerideki işbirlikçisi olduğu düşünülen Venezuela Başkanlık Onur Muhafızları’nın komutanı ve askeri karşı istihbarat birimi DGCIM’in direktörü Javier Marcano Tábata, 6 Ocak Salı günü tutuklandı. Fitne süreci devam ettiğinden bu konu henüz hassasiyet ve mahremiyetini koruyor ancak sınırlı kaynaklardan derlenen/doğrulanan olguların ışığında söylenebilecek olan, Tábata’nın Meclis toplantısında tutuklandığı ve bunun sonrasında Caracas’ta Ulusal Muhafızlar ve dronların dahil olduğu bir çatışma yaşandığı. İhanetin gerçekleşme biçimi, belki başarısızlıkları gibi gerçekler gri bölgede, ama varsayımlar yoruma açık.
Birlik ve bağımsızlık işaretleri
Venezuela liderinin esir olarak sevk edildiği sıradaki görüntülerinde viral olan bir sahne var. Maduro, kelepçeli ellerinden biriyle V (zafer) işareti yaparken, diğer eliyle de zaferi işaret ediyor. Bu jest, tarihi Meclis toplantısında Maduro yanlısı vekiller tarafından sıklıkla tekrarlandı ve ardından tüm Chavist kitlelerin ruh halini yansıtan yeni sembol haline geldi. Venezuela’da Latin Amerika’nın geleneksel “Kazanacağız” jestinin yerine geçti ve “Dudar es traición” mottosuyla birlikte direnişin simgesi oldu.

Aynı meclis toplantısında -son derece uyumlu ve kararlı biçimde- Devlet Başkanı Maduro’nun kaçırıldığı, geri gelmesinin temel hedef olduğu ve Venezuela’nın boyun eğmeyeceği yönünde mesajlar baskın içeriği oluşturuyordu. Birlik vurgusunun hâkim olduğu toplantıda, fitneye karşı en önemli çıkış, oğul Maduro’nun geçici başkana desteğini açıklarken babasına ve üvey annesine selam gönderdiği konuşma oldu. Maduro, Delcy’ye ismiyle hitap etti ve dış politika anlayışına dair de destekleyici bir çerçeve sundu.
Bağımsızlık ve egemenlik taahhüdüyse içine fitne sokulmaya çalışılan yönetim ekibinin neredeyse tüm açıklamalarında öne çıkıyor. Bu da Latin Amerika siyasetinin bir yasası, kurcaladıkça pekişiyor.
Mücadele devam ediyor
İçişleri Bakanı Diosdado Cabello ve Savunma Bakanı Vladimir Padrino López ile Meclis Başkanı ve geçici Devlet Başkanlığı görevlerini yürüten Rodríguez kardeşler arasındaki “ayrımlar”, başka bazı “ihanet” senaryoları, fitne korosunun gündeminden düşmüyor. Bunların Venezuela’nın içinden geçtiği zorlu dönemde nasıl ek bir yük yarattığını tahmin etmek zor değil. Yeni yönetim içinden çıkan bir hainle bu sayfayı kapatabilir mi? Yoksa yaşanan sıkışma yeni ihanetlerin zeminini canlı tutmaya devam mı edecek? Tarih gösterecek.
Ama bugün egemen olan atmosferin ışığında, 2026’nın birinci raundu için “İnsanlık: 1 - Emperyalizm: 0” kaydını düşebiliyoruz.
DNI – Do bot invite: Tulsi GabbardABD yönetiminin ilk halkalarını oluşturan ekipteki eski Irak ve Afganistan gazileri arasında en başta JD Vance geliyor. Vance’ın 2003-2007 arasında Deniz Piyadeleri’nde görev yaptığı sırada altı aylık bir Irak görevi var, buraya gazeteci olarak gittiği, doğrudan çatışmaya girmediği ancak bir piyade gibi görev yaptığı söyleniyor. Savunma Bakanı Pete Hegseth de ABD ordusundan emekli. Hegseth piyade subayı olarak Guantánamo Körfezi, Irak ve Afganistan’da geniş bir yelpazede hizmet sunmuş. Ulusal Güvenlik Direktörü Tulsi Gabbard da 2003-2004 döneminde Irak’ta bulunmuş olan bir ABD askeri. ![]() Bu isimler çeşitli biçimlerde Trump’ın daha önceki ABD politikalarına dönük eleştirilerini tutkulu biçimde paylaşıyor ve bu reddiyeye de gönülden bağlılar. Özellikle Gabbard’ın “rejim değişikliği” konusundaki özel hassasiyetinin, Venezuela operasyonunun dışında tutulmasına neden olduğu söyleniyor. Beyaz Saray kulislerinde aslında konumu gereği bu toplantılara katılması gerekirken, bu nedenle toplantılara dahil edilmediği belirtiliyor. Hatta son dönemde, açılımı Director of National Intelligence (Ulusal İstihbarat Direktörü) olan DNI sıfatının, Do Not Invite (Davet Etme) olarak anıldığı da söyleniyor.
|
Ortaklaşa dergisinin 2026 Şubat sayısının dosya konusu seçimler. Seçimleri yalnızca dar anlamda Türkiye'yi bekleyen seçimler bir gündem olarak ele almadık. Ayrıca ülke ve dünyadan çeşitli konularda yazılar da dergide yer alıyor.
