ABD gençliği siyasallaşıyor
Söyleşi: Murat Akad
Aslında kuruluşu daha eskiye dayansa da dünya ICE’nin adını Trump ile duydu. Bazı kentleri özellikle hedef alan Trump, ICE ajanlarını buralara yığdı. Sosyal medyada Nazilere benzetilen ICE elemanlarının neredeyse paramiliter bir güç gibi faaliyet gösterdiğini aktaran çok sayıda video izliyoruz. Nedir ICE? Neden böyle öne çıktı? Siyasi işlevi ne?
Bu soruyu cevaplamak için Trump’ın göçmen politikasını ve kökenlerini anlamamız gerekiyor. Trump’ın temel ideolojisi sağcı popülizmdir. Cumhuriyetçi Parti’de daha önce baskın olan ideolojilerin aksine, sağcı popülizm “halk” adına, “küçük adam” adına “elitlere” karşı konuştuğunu iddia eder; ancak özünde halkın sorunları için günah keçilerini suçlar: belgesiz göçmenler, Afrikalı Amerikalılar, Müslümanlar, Meksikalılar, Orta Amerikalılar, Somalililer (Minneapolis’te yoğunlaşmış) ve benzerleri.
Sağcı popülizmin ulusal farklılıkları vardır; ancak Trump birçok açıdan Fransa’da Marine LePen’i, İngiltere’de Nigel Farage’ı, İtalya’da Giorgia Meloni’yi, Macaristan’da Viktor Orban’ı, Almanya’da AfD partisinin lideri Alice Weidel’i ve benzerlerini andırıyor.
Trump’ın tercih ettiği günah keçisi göçmenler. İlk döneminde ABD-Meksika “sınır duvarı” inşa ettikten sonra, ikinci döneminde yasadışı göçmenlerin “kitlesel olarak sınır dışı edileceğine” söz verdi.
ICE (Göçmenlik Kontrol ve Uygulama), Sınır Devriyesi ve Ulusal Muhafızlar federal hükümetin İç Güvenlik Bakanlığı’na bağlı üç kurum olup, kitlesel sınır dışı işlemlerini yürütmektedir. Trump, öncelikle “en kötülerin en kötüsü” olan, şiddet içeren suçlar işlemiş yasadışı göçmenleri hedef alacağına söz vermişti. Ancak gerçekte çok farklı bir politika ortaya çıktı. Minneapolis sakinlerine göre temel taktik, ICE konvoylarının tek başına dolaşan ve beyaz olmayan herhangi bir kişiyi arayıp, araçlardan inip, onları bir minibüse sürükleyip, ardından uzaklaşması gibi görünüyor.
Good’un katledilmesinin ardından ortaya çok ciddi bir toplumsal tepki çıktı. Minneapolis Belediye Başkanı ve Minnesota Valisi de ICE’ye karşı sert bir tutum aldı. Başka siyasetçilerin, hatta bazı Cumhuriyetçilerin de benzer bir tutum aldığını görüyoruz? Bu, ABD siyasetinde nasıl bir yarılmaya denk düşüyor?
Trump’ın göçmen karşıtı baskısı, tam anlamıyla vahşet ve acımasızlıkla ilerledi. Meksikalı ve Orta Amerikalı göçmenlerin toplu olarak sınır dışı edilmesi, genellikle onları uzak ülkelerdeki hapishanelere veya ABD’nin, Florida’nın sıcak ve nemli Everglade bataklıklarında aceleyle inşa edilmiş bir hapishane kampı olan “Alligator Alcatraz” gibi ücra ve izole bölgelerine göndermek anlamına geliyor. Trump, Los Angeles ve Minneapolis gibi Demokrat Partili belediye başkanları tarafından yönetilen büyük şehirlerde binlerce maskeli, ağır silahlı ICE ajanını ve diğer federal birlikleri konuşlandırdı. Bunlar sokakta hedef alınan kişileri yakalayıp hapse atıyor ve bu durum genellikle ebeveynlerin çocuklarından ayrılmasıyla sonuçlanıyor. Bu, on milyonlarca göçmeni dehşete düşürdü ve sadece sol kesim değil, Amerikalıların çoğunluğunun güçlü bir şekilde onaylamadığı bir durumla karşılandı.
Kabul etmek gerekir ki, Trump’ın güney sınırını “güvence altına alma” çabaları çoğunluk tarafından onaylanıyor; bu sınır, Joe Biden döneminde “açık” ve “güvensiz” olarak görülüyordu. ABD-Meksika sınırına doğru yürüyen büyük göçmen kitlelerinin görüntüleri televizyonda sık sık gösteriliyordu.
Trump’ın göçmen politikasında derin bir ırkçı boyut var. Latin Amerika, Orta Amerika ve Afrika’dan gelen göçmenler özellikle hedef alınıyor. Trump Minneapolis’teki Somalilileri “çöp” olarak nitelendirdi. Güvenilir kaynaklara göre ICE’ye Proud Boys gibi beyaz üstünlükçü terör çetelerinden elemanlar alınıyor.
Trump, yeni ve ırkçı bir iltica politikası oluşturdu ve bundan en çok yararlananlar, Trump’ın iddiasına göre Güney Afrika’daki Afrika Ulusal Kongresi hükümeti tarafından zulüm gören beyaz Güney Afrikalılar oldu.
Trump, ABD Anayasası’nın bir ABD vatandaşını ABD’de “doğmuş veya vatandaşlığa kabul edilmiş” kişi olarak tanımlayan hükmü sık sık hedef alıyor. İddiaya göre, yasadışı göçmenler ABD’ye çocuk doğurmak için gelerek, çocuk için vatandaşlık elde etmek amacıyla bu uygulamayı kötüye kullanıyorlar.

Renee Nicole Good olayı, George Floyd olayına benzer şekilde, çok daha büyük çaplı ulusal protestoların kıvılcımı olabilir. Şu anda Minneapolis’te ve ABD genelinde ICE’ye karşı protestolar devam ediyor. Trump, Minneapolis’e daha fazla federal asker göndererek gerilimi tırmandırıyor. Trump’ın baskıyı artırma konusundaki inatçılığı, göçmenlik karşıtı mücadelenin tüm iç politikasının merkezinde yer almasından kaynaklanıyor. ICE’ye karşı protestolar sürekli devam ediyor ve bol miktarda göz yaşartıcı gaz, aydınlatma bombası ve plastik mermi kullanılıyor. Eğer ICE protestocuları Trump’ı geri adım atmaya zorlarsa, bu onun için büyük bir yenilgi olacak ve Kasım ayındaki ara seçimler için iyi bir işaret olmayacak.
On milyonlarca insan Good’un gerçek kurşunlarla öldürüldüğünü televizyonda gördü ve Trump Yönetimi’nin olayla ilgili ortaya koyduğu açıklamayı reddediyorlar. Sorumluluktan kaçınma ve katil ICE ajanının bağımsız bir şekilde soruşturulmasını engelleme yönündeki çabalarına öfkeliler. Başkan yardımcısı J. D. Vance, ICE ajanının “mutlak dokunulmazlığa” sahip olduğunu zaten ilan etti. İç Güvenlikten sorumlu üst düzey yetkili Kristi Noem, Good’u “yerli terörist” olarak nitelendirdi. Oysa o, aslında ABD vatandaşı, üç çocuk annesi, şair ve kilise korosunda şarkıcıydı.
Floyd protestolarının kitleselliği dikkat çekmişti. Ama Filistin’deki soykırıma gösterilen tepkiler çok daha kitlesel oldu. Üniversitelerdeki eylemlilikler kolay kolay rastlanmayacak nitelikteydi. Öte yandan son yıllarda dikkat çekici grevler de yaşanıyor. Özellikle gençliğin daha fazla siyasal bilinç kazandığı görülüyor. Toplumda genel bir siyasallaşmadan söz edebilir miyiz?
Bu daha çok gençler arasında sola doğru bir kayma ve siyasallaşma, henüz toplumun genelinde bir siyasallaşma değil. Gençler arasında sola doğru kesin bir kayma var. Gençler sendika yanlısı; işyerlerinde sendika kurmak gibi zorlu işlere girişmeye daha istekliler. Zaten bir sendikaları varsa, greve gitmeye daha istekliler. İki yıldır ABD destekli İsrail’in Gazze’ye yönelik vahşetini televizyondan izledikten sonra, Filistin yanlısı ve Siyonist propagandadan, eski kuşakların maruz kaldığı on yıllarca süren antikomünist propagandadan daha az etkileniyorlar. Altı yıl önce, George Floyd protestolarına da gençler öncülük etmişti. Zohran Mamdani’nin New York Belediye Başkanı seçilmesinde en büyük etken gençlerdi. Mamdani 34 yaşında, Uganda doğumlu ve Hint kökenli, Müslüman ve kendini “demokratik sosyalist” olarak tanımlayan bir göçmen. Trump da dahil olmak üzere sağ kanattaki rakipleri, kampanya boyunca onu sürekli olarak komünistlikle suçladılar. Ancak bu suçlamaların gençler üzerinde pek bir etkisi olmadı.
2025’in sonlarında yürürlüğe giren Strateji Belgesi’ni, Monroe Doktrini’ne dönüş tartışmalarını nasıl değerlendiriyorsunuz?
Ulusal Güvenlik Stratejisi, başkanın periyodik olarak Kongre’ye gönderdiği, ABD dış politika hedeflerini belirleyen bir belge. Bir soruya yanıt olarak belgenin işlevi şöyle açıklanıyor: Batı yarımküresinin, ABD’ye kitlesel göçü önlemek ve caydırmak için makul ölçüde istikrarlı ve iyi yönetilen bir yapıda kalmasını sağlamak istiyoruz… Hükümetleri uyuşturucu tacirlerine, kartellere ve diğer uluslararası suç örgütlerine karşı bizimle işbirliği yapan bir yarımküre… Yabancı müdahalelerden veya kilit varlıkların ele geçirilmesinden uzak kalan bir yarımküre… Başka bir deyişle, Monroe Doktrini’ne bir “Trump Eki” uygulayacağız ve bunu hayata geçireceğiz.

Başkan James Monroe’nun 1823’te ortaya koyduğu doktrin, Avrupalı güçlerin Batı yarımküresine müdahalesine ABD’nin karşı olduğunu iddia ediyordu. Aslında Monroe, Avrupalı sömürgeci güçlerin yeniden müdahalesine karşı çıkıyordu. 1904’te Monroe Doktrini’ne Theodore Roosevelt’in yaptığı ek, ABD’nin hedef ülkeler üzerinde “polis gücü” uygulayacağını ve mali durumlarını, hükümetlerini ve dış ilişkilerini düzeltmek için büyük bir sopa kullanacağını ilan etti.
Monroe’dan beri, ABD kapitalizmi her zaman Latin Amerika ve Karayipler’i ekonomik ve politik olarak, genellikle yeni sömürgeci yollarla, ancak bazen de Porto Riko’da olduğu gibi açık sömürgeci yollarla domine etmeye çalıştı. Şu an itibariyle, Çin’in Latin Amerika’daki etkisinin genişlemesi, ABD yöneticileri tarafından ABD’nin egemenliğine yönelik yeni bir tehdit olarak algılanıyor. Trump döneminde, Venezuela, sosyalist Küba veya Nikaragua gibi ABD’den bağımsızlıklarını ilan eden devletler, ABD’nin ekonomik yaptırımlarının ve bazen de askeri müdahalelerinin hedefi haline geliyor; bunu 3 Ocak 2026’da Venezuela’da gördük.
Son yıllarda ABD için, daha önce duymadığımız şekilde, iç savaş olasılığından söz ediliyor. Hatta böylesi senaryolar Hollywood dizilerine, filmlerine de konu oluyor. Bu ne kadar mümkün sizce? Bu tür bir iç savaşın tarafları kimler olur?
Mevcut koşullar altında bir iç savaş olasılığı düşük. Bununla birlikte, ABD toplumu son derece silahlanmış bir toplum ve bol miktarda silahlı şiddet var. ABD’de şu anda 348 milyon silah var ve bu, ülke nüfusundan fazla. Silah sahipliği kırsal alanlarda, Güney ve Batı’da yoğunlaşmış durumda. Silahlı şiddet, ülkenin her yerinde büyük bir toplumsal sorun; silah üretim firmalarından ve bazı sağcı kesimlerden oluşan silah lobisi güçlü ve Cumhuriyetçi Parti’de köklü bir yere sahip. Her türlü silaha kolay erişim nedeniyle akıl hastaları, suçlular ve bazen de suikastçılar tarafından gerçekleştirilen katliamlar ve çocukların neden olduğu kazara ölümler yaşanıyor. Okullarda silahlı saldırı olayları yaşandı. İlericiler, toplu silahlı saldırılara karışabilecek kişilerin eline silah geçmesini önlemek için silah sahipliğine kısıtlamalar getirilmesini savunuyor.

Trump yönetiminin göçmenlik baskısında kullandığı artan ve giderek şiddetlenen baskı, daha büyük ölçekli karşı şiddet riskini beraberinde getiriyor. Minneapolis ve diğer yerlerdeki ICE karşıtı protestolar şimdiye kadar barışçıl geçti; ICE karşıtı protestoları yöneten güçler Trump’ın gerilimi tırmandırmak istediğini anlıyor ve bu nedenle bilinçli olarak şiddet içermeyen taktikler izliyorlar. Sokaklardaki kaos ve şiddet sahneleri, artan ICE baskısını haklı çıkarmaya ve göçmen topluluğunu korkutmaya yardımcı oluyor.
Ortaklaşa dergisinin 2026 Şubat sayısının dosya konusu seçimler. Seçimleri yalnızca dar anlamda Türkiye'yi bekleyen seçimler bir gündem olarak ele almadık. Ayrıca ülke ve dünyadan çeşitli konularda yazılar da dergide yer alıyor.