Ana içeriğe atla
0%

Home

soL Haber'de reklam yok, sadece haber var. Bunu birlikte sürdürüyoruz. Abone olarak desteğinizi gösterin.

Ortaklaşa
seçimler

Seçim | AKP, Suriye, Doğu-Batı, Yeni Osmanlıcılık, Deprem, Sosyal Demokrasi, Halk Katılımı

CHP ile DEM arasında: Burjuvazinin yarım işlerini tamamlamak

Orhan Gökdemir

Yayın Tarihi: 09.02.2026 , 22:54 "0 dakikalık okuma süresi"
Bugün Türkiye solunun özellikle seçim dönemlerinde daha görünür hale gelen CHP ve DEM Parti arasında salınmasının bir tarihi var. Sosyalizm ve devrim hedefinden uzaklaşılınca Cumhuriyet tarihinde “yarım atılmış” adımları tamamlamak üzere demokrasiciliğe çapa atılıyor.

CHP yarım bir partidir. Çünkü kurucusu olan sınıf, devriminden vazgeçmiş, karşıdevrimin safına geçmiştir. Artık içinde burjuvazi vardır ancak devrim yoktur. 

O, işini tamamlamadığı için Cumhuriyet’in içinde tarikat ve aşiret kalıntıları kalmıştır. O kalıntılardan, ağalık ve tarikat düzeninden, bir başka “ulusal sorun” ortaya çıkmıştır. Kürt sorunu, işini tamamlamayan burjuvazinin ülkeye armağanıdır. Şimdi, yurttaş olmadığını düşünenler eşit yurttaşlık istemektedir. Kimse için yurttaşlığın olmadığı bir yarım cumhuriyette eşit yurttaşlık, yarım cumhuriyete ortaklıktan ibarettir. Böylece CHP ile DEM arasındaki yarım sola ulaşmış oluyoruz. 

Yarım solun kökleri, 1960’lı yıllarda, MDD-Sosyalist Devrim stratejisi tartışmalarında Birinci TİP’in içinde filizlendi, partinin bölünmesi ile tamama erdi. Milli Demokratik Devrim (MDD) burjuvazinin yarım bıraktığı işleri tamamlama stratejisidir ve yarım sola giriş kapısıdır. 

TİP’in stratejisine göre ülkede yapılması gereken demokratik bir devrim değil, sosyalizm yoluna girmekti. Çözüm sosyalizmdeyse, bu değişimin başlıca dayanağı ve kuvvet üssü de proletarya olacaktı. Bu sadece sıradan bir strateji tartışması değildir. Sosyalist Devrim, arada kalmamış, yarım işlerin peşine takılmamış bir solun da varlık sebebidir. Ülkede olgunlaşmış bir proletaryanın varlığı-yokluğu tartışması da bu tercihlerle ilgilidir. Sosyalist Devrim yoluna giren proletaryayı görür. 

TİP ve Sosyalist Devrim’i, sınıf analizi, Türkiye’nin toplumsal-tarihsel yapısı, siyasi tarihi, köylü ve Kürt sorunu, demokrasi, parti inşası sorunu gibi başlıklarda solun en ileri unsurlarını temsil etmektedir. Buna göre, burjuvazinin yarım işlerini tamamlamaya çalışmak yerine proletaryanın temel görevine odaklanılmalıdır.

Bütün bunlar da Cumhuriyet’in çıkışında olduğu gibi bir antiemperyalist politikayla ekonomik ve siyasal alanda bağımsızlıkla mümkündür. Böyle bakıldığında yarım bırakılmış işlerimizden Kürt sorunu da, TİP’e göre, iktisadi geri kalmışlıktan kaynaklanmaktadır. Cumhuriyet kalkınamadığı ve kalkınmayı doğuya yayamadığı için ortaya çıkmıştır. Demek ki sosyalist devrimde sorun olmaktan çıkacak sorunlarımız arasındadır.

Tartışmanın çıkış ve varış noktasını şöyle özetleyelim; Sosyalist Devrim işçi sınıfı ile, Milli Demokratik Devrim ise burjuvazi ile yapılır. Burjuvazi ise ya “zinde kuvvetler”dir ya da sola meyletmiş gibi görünen CHP’dir.

CHP’NİN MECBURİ SOLCULUĞU

CHP daha 1940’lı yıllarda karşıdevrimci olmuştu ve sağcılaşmıştı. Antiemperyalizmi çoktan unutmuştu; NATO’ya ve ABD’ye bir itirazı yoktu. İsmet İnönü’nün “ortanın solu” ve Bülent Ecevit’in “demokratik sol”u NATO’culuğun ve Amerikancılığın, bir başka deyişle komünizm ve TİP korkusunun bir dışavurumuydu. Bunlar solu ve komünizmi engellemenin bir çaresi olarak icat edilmişti. Sol bir kılığa girilecek ama asla sol olunmayacaktı.

CHP’nin sola meyletmesinde TİP’in parlamentoda yaptığı müthiş muhalefet etkili olmuştu. Böylece CHP yarım bıraktığı işleri de hatırlamıştı. Ama ne bunları tamamlamaya niyeti vardı ne de bunun için bir takatı kalmıştı. TİP 12 Mart 1971 darbesinin ardından kapatıldı, yöneticileri hapse atıldı. 1975’te Behice Boran önderliğinde yeniden örgütlenen parti, eski etkinliğine bir daha ulaşamadı.

MDD tezini benimseyenler ise Türk Solu dergisi etrafından birleşti. Fikir Kulüpleri Federasyonu’nun kurulmasının ardından gençliğin büyük ilgisiyle selamlandı. Yön Hareketi bitmişti. TİP onların heyecanına yanıt vermekten uzaklaşmıştı. MDD, yarım bırakılmış işleri tamamlamak için yeterli bir çerçeve sunuyordu. Ancak 12 Mart’ın dizginsiz şiddeti gençlerin MDD’den de kopmasıyla sonuçlandı. Silahlı mücadeleyi temel alan gençlik hareketlerini de etkiledi. Bu hareketler eylemlerinde radikaldi ama siyasetlerinde sağdaydı. Ecevit rüzgârına kapılmaları kaçınılmazdı. Halbuki bu hareketler o rüzgârın asıl yaratıcısıydı. Öte yandan, 1970’li yıllar Kürt solunun TİP’ten koparak kendi yoluna girmesi ve radikalleşmesine sahne oldu. Sol 12 Eylül fırtınasına işte bu şartlarda yakalandı. Devrime yüz çevirip Ecevit rüzgârına yelken açanlar, bunun bedelini 12 Eylül hücrelerinde çile çekerek ödeyecekti. 

DEVRİM NEREDE? DAĞA KAÇTI!

Solda burjuva siyasal akımlara yedeklenme eğilimi zinde kuvvet arayışı ile başladı. 12 Mart darbesiyle zinde kuvvet teorisi çökünce CHP ve “Halkçı Ecevit” yanılsaması ile devam etti. Sosyalist solun CHP’nin peşine takılması 1970’li yıllarda Ecevit rüzgârı ile birliktedir. Devrimden vazgeçtiler ve Ecevit’in yarım işleri tamamlamasını beklediler.   

İkincisi 1990’lı yıllarda Sosyal Demokrat Halkçı Parti (SHP) ile açıldı. SHP Ecevit’in CHP’sinden daha “sola açık” bir parti olarak görünüyordu. Türk ve Kürt solu sol siyaseti artık bu partinin içinde yapacaktı. Halkın Emek Partisi (HEP) SHP’den ayrılıp ayrı bir yol tutturunca orada daha uygun bir ortam bulundu. Mücadele çok sertti, bütün sağ eğilimler, devlet şiddetinin yarattığı bir radikalizm yanılsaması ile perdeleniyordu. 1970’li yıllarda ortaya çıkan CHP’cilik kendine daha uygun bir sosyal demokrat hareket bulmuştu.  “Demokratik Devrim” gitti “Demokrasi Cephesi” geldi. Yarım bırakılmış “milli görevler” unutuldu yerine “Kürt Ulusal Sorunu” yerleşti. Ana yönelim hep yarım atılmış demokratik adımların tamamlanmasıydı. 

Tabii Sovyetler Birliği’nin çözülüşü demokratik cepheye geçişi kolaylaştırmıştır. Çöküş ile birlikte sosyalizmden umut büsbütün kesilmişti. Buna karşın “Kürt Özgürlük Hareketi”, bütün sorunların içine sığdırılabileceği veya dışarıda bırakılan sosyalist görevlerin sorun edilmeyeceği bir kalkan görevi görüyordu. Devrimi hatırlatanlara dağ işaret ediliyordu artık, devrim oradaydı ve ovada bir gerekliliği kalmamıştı. 1970’li yıllarda CHP’cilik ve 1990’lı yıllarda HADEP’çilik Sosyalist Devrimsiz sosyalist yürüyüşün çareleridir.

Türk solu 1980 darbesi sonrası devlet şiddetiyle büyük oranda ezilip siyasal alandan tasfiye edilirken Kürt solu 1990’lı yıllarla birlikte yeniden canlandı ve bir kitle hareketi ortaya çıkardı. Bu, Kürt siyasal hareketinin içinden çıktığı Türk solunu yedeğine almasının dramatik tarihidir.

Solun eteklerinden gelmesine karşın daha çok Kürt kimliğine yaslanan bu hareket, 1990’lı yıllarda Halkın Emek Partisi-HEP, Demokrasi Partisi-DEP, Özgürlük ve Demokrasi Partisi (ÖZDEP), Halkın Demokrasi Partisi-HADEP, Demokratik Halk Partisi-DEHAP, 2000’li yıllarda Demokratik Toplum Partisi-DTP, Barış ve Demokrasi Partisi-BDP, Halkların Demokratik Partisi-HDP ve Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi-DEM ile yoluna devam etti. 2000’lere kadar oy oranı yüzde 5’in altında kalan ve daha çok 1991 genel seçimlerinde Sosyal Demokrat Halkçı Parti-SHP ile yaptığı seçim ittifakı neticesinde başarı kazanan hareket, 2000’lerde ise büyük atağa kalktı ve önce bağımsız adaylarla meclise girerek, daha sonra da yüzde 10 barajını geçerek Türkiye’deki en önemli siyasi partilerden birisi haline geldi.

Bu gücü onu sosyalist solun dayanağı haline getirdi. Buna karşın, son yıllarda partinin giderek sosyal demokrasiden merkeze yanaşması ve liberal bir dönüşümden geçmesi de dikkate alınmalıdır. Bu hareket içinde sosyalist solun varlığı onun sağa savrulmasına engel olamamıştır.

SOSYALİZM DEĞİL ÖZGÜRLÜK, SINIFLA DEĞİL DAYANIŞMAYLA

1996’da kurulan Özgürlük ve Dayanışma Partisi-ÖDP, HEP ile başlayan ve solu da sürükleyen bu yeni dalganın üzerinde ortaya çıktı. Genel başkanlığa uygun görülen Ufuk Uras, bu yeni dalgaya uygun, sol olmayan bir sol figürdü. Liberaldi, Kürt hareketinin yedeğinde yarım bırakılmış işleri, demokratikleşme, tamamlamaya pek hevesliydi. Demokratikleşme ise sınıfla değil dayanışma ile gelecekti. Bugünkü Sol Parti’nin öncülüdür.

Peki dayanışma kiminle yapılacaktı? ÖDP’nin CHP ile HEP geleneği arasında konumlanmış veya kalmış solun bir prototipi olduğunu söylemeliyiz. ÖDP etkisini yitirince bu rolü günümüzdeki TİP üstlendi. Her iki parti de siyaseten CHP ile HEP geleneği arasına konumlanmış ve gelişmelerin seyrine göre birine veya diğerine yaklaşmıştır.

2023 Cumhurbaşkanlığı ve genel seçimlerinde ortaya çıkan ittifak bu simbiyoz yaşamın son örneğidir. Pek çok sosyalist parti bu seçime “Emek ve Özgürlük İttifakı” adıyla ve Yeşiller ve Sol Gelecek Partisi (YSP) çatısı altında HDP ile birlikte girme kararı aldı. HDP, EHP, TÖP, EMEP, SMF, DBP ve TİP’ten oluşan bir ittifaktı bu. Adı geçen partiler güçleri oranında YSP listelerinden milletvekili çıkarmayı da başardı.

Ancak bu, 1960’lı yıllarda sosyalistlerin meclise girmesinin yarattığına benzer bir etki yaratamazdı. Birinci TİP, meclis yükselirken meclise girmişti. Sonuncusu meclis düşerken meclise girdi. Yani geride mecliste verilecek mücadele ile tamamlanacak bir iş kalmamıştı.

KÜRT SOSYAL DEMOKRASİSİNİN YOLU

Kürt muhalefetinin SHP’den koparak HEP’i kurması alanını daha da özerkleştirdi. 1990’lı yıllarda çatışmaların şiddetlenmesi, faili meçhul cinayetler, köy yakmaları ve tehcirle çeşitlenen büyük yıkımlar legal Kürt siyasetini radikalleştirdi. Bu radikalizm müttefiklerden mutlak bir bağlılık ve itaat bekliyordu.

3 Kasım 2002’de Demokratik Halk Partisi-DEHAP, EMEP ve Sosyalist Demokrasi Partisi-SDP ile ittifak içinde seçimlere girdi. 2004 yerel seçimlerinde DEHAP, ÖDP, EMEP, SDP, Özgür Parti ve SHP ile Demokratik Güç Birliği İttifakı’nı kurdu. Bu ittifak 2007 seçimlerinde “Bin Umut Adayları” adıyla sürdü. 2011 seçimlerinde “Emek, Demokrasi ve Özgürlük Bloku”na dönüştü.

HDP bu ittifaklar siyasetinin ete kemiğe bürünmüş haliydi. Demokratik Bölgeler Partisi- DBP ile aralarında Ezilenlerin Sosyalist Partisi-ESP ve Yeşiller ve Sol Gelecek Partisi -YSGP’nin olduğu yedi partinin ve 30 siyasi yapının yer aldığı Halkların Demokratik Kongresi’nin-HDK siyasal çatı partisiydi. Bununla birlikte HDP’nin ana kitlesi Kürtlerden oluşuyordu.

Bu yedi parti ve 30 siyasi yapının HDP ve DEM içindeki ağırlığı liberal sol elitlerin ağırlığını aşamazdı.Çünkü bunlar HDP-DEM geleneği içinde sayılarıyla ters orantılı bir yer tutuyor. Bu ağırlık, onların Avrupa ve ABD ile yakın ilişkilerinden kaynaklanıyor. Bu ilişki geleneğin yolunu da aydınlatıyor.

60 yıllık bir tarihin sahadaki evriminin bir yanında, CHP ile DEM arasına sıkışmış bir sol var. Onlar için yarım kalmış işleri tamamlama çabasından işçi sınıfına ve sosyalizme hiç sıra gelmedi. Güç olamayanların güç olanların arkasında sürüklenmelerinin hikâyesidir.

seçimler
Ortaklaşa

Ortaklaşa dergisinin 2026 Şubat sayısının dosya konusu seçimler. Seçimleri yalnızca dar anlamda Türkiye'yi bekleyen seçimler bir gündem olarak ele almadık. Ayrıca ülke ve dünyadan çeşitli konularda yazılar da dergide yer alıyor.