Ana içeriğe atla
0%

Home

soL Haber'de reklam yok, sadece haber var. Bunu birlikte sürdürüyoruz. Abone olarak desteğinizi gösterin.

Ortaklaşa
seçimler

Seçim | AKP, Suriye, Doğu-Batı, Yeni Osmanlıcılık, Deprem, Sosyal Demokrasi, Halk Katılımı

Suriye’de tansiyon yükselirken Yeni-Osmanlıcı iştah arttı

Ortaklaşa

Yayın Tarihi: 09.02.2026 , 22:51 "0 dakikalık okuma süresi"
Suriye’de emperyalizm destekli cihatçı koalisyonun hakimiyetinin artması Türkiye’de siyasi iktidarın elini güçlendiriyor. Gelişmeler yeni çözüm sürecinin AKP’nin Yeni-Osmanlıcı hülyaları ve Türkiye sermayesinin emperyal hevesleriyle döşendiğini daha açık biçimde ortaya koyuyor.

Suriye’de HTŞ’nin SDG tarafından kontrol edilen bölgelere düzenlediği operasyonla Haseke ve Kamışlı dışındaki yerleşimlerde hakimiyet sağlaması sonucunda ülkede yeni bir denge oluştu. ABD’li yetkililerin SDG’nin “terörle mücadele”de ana işlevinin sona erdiğine ilişkin açıklamaları ve İsrail’in düzenlenen operasyona yeşil ışık yaktığını gösteren işaretler, yeni dengenin kodlarının emperyalizmin bölgedeki çıkarları ile yazıldığını ortaya koyuyor. 

Türkiye’de Cumhur İttifakı bileşenleri AKP ve MHP tarafından PKK lideri Abdullah Öcalan’a inisiyatif vererek başlatılan süreçte Suriye’deki yeni gelişmeler iktidarın elini güçlendirirken düzen cephesi ve partileri ile sermaye temsilcilerinden arka arkaya birbirini tamamlayan açıklamalar geliyor. Sürecin AKP’nin bölgeye dönük Yeni-Osmanlıcı hülyaları ve Türkiye sermayesinin sınırların ötesine dönük iddiaları ile döşendiği bir kez daha açık hale geliyor. 

Öcalan ile birlikte “Türk-Kürt kardeşliği” dekoru ardında dışa doğru yapılan Yeni-Osmanlıcı hamle içeride Cumhuriyet ile hesaplaşmaya yeni bir ivme yakalama şansı veriyor. Suriye ve bölgede emperyalizmin çıkarları ile rezonansa giren Yeni-Osmanlıcı pozisyon içeride Cumhuriyet’i kemirirken ülkenin yeni belirsizliklere sürüklenmesine neden olacak bir zayıflık yaratıyor.

‘MÜSLÜMANLIĞIMIZI YERİNE GETİRMENİN MEYVELERİNİ TOPLUYORUZ’

Erdoğan, HTŞ’nin SDG’ye yönelik operasyonunun ardından yaptığı açıklamada, bölgede dış politikada “emperyal heveslerini” İslamcılık ile güçlendirdiklerini ima etti: “Yıllardır ülkemiz için endişe kaynağı olan sorunlar birer birer çözüme kavuşuyor. Tarihin doğru tarafında durmamızın, Müslümanlığımızı yerine getirmemizin meyvelerini hamdolsun topluyoruz. Halep, Hama, Humus, Afrin, İdlib’de milyonlar cıvıl cıvıl Türkçe konuşuyor, Türkiye’yi konuşuyor, bize hayır duaları ediyor.”

Erdoğan operasyonun ilk günlerinde HTŞ lideri Ahmet Şara ile yaptığı telefon görüşmesini kamuoyuna aktarırken de “İslam kardeşliği” ve müslümanlığa vurgu yapmış ve büyümenin koşuluna işaret etmişti: “Suriye halkını dün olduğu gibi inşallah yarın da yalnız bırakmayacağız. (...) Kürt bizim kardeşimiz, Arap, Alevi, Şii, Sünni bizim kardeşimiz. Bu nefret, bu hırs ve ihtiras niye? Türkiye Cumhuriyeti buradayken soruyorum; neden başka dostlar, yoldaşlar aranıyor? Neden elinde Müslüman kanı olanlardan medet umuluyor? Neden ayrışıyoruz? Neden aramıza duvarlar örülmesine müsaade ediyoruz? Bu bölgede ne zaman kardeşçe muamele ettiysek işte o zaman büyüdük.”

BAHÇELİ: ‘ŞAM’DAN SONRA KUDÜS’E…’

MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, Suriye’deki son gelişmelerin ardından hem süreçte Abdullah Öcalan’a biçilen rolün altını tekrar çizdi hem de Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’a Osmanlı padişahlarını hatırlatarak Şam’dan sonra Kudüs’ü fethetme çağrısı yaptı: “Hz. Ömer Kudüs’ü fethetti, Selahattin Eyyubi Kudüs’ü fethetti, Yavuz Sultan Selim Kudüs’ü fethetti, Abdülhamit Kudüs’ü ihya etti. Bu dört isim Kudüs için önemlidir ve semboldür. Neden siz beşinci olmuyorsunuz?’ Tarihte Şam ve Kudüs’ün fetihleri arasında bağ vardır. Şam’ı fetheden mutlaka Kudüs’ü fethetmiştir. Bölgede insanlar güvenecekleri güçlü bir lider arıyor.”

Fotoğraf: Anadolu Ajansı

Bahçeli bu çağrısı ile Erdoğan’ı “Şam fatihi” olarak gördüğünü de ortaya koymuş oldu. Ayrıca, Suriye’deki gelişmelerin içeride devam eden süreçte Öcalan’ın rolünü güncelleme ve yeniden vurgulama fırsatı olarak değerlendiren Bahçeli, “‘Öcalan gelsin DEM Grubu’nda konuşsun’ dedim. ‘Terörist elebaşı’ ifadesinden ‘kurucu önderlik’ tanımına geçtim. A noktasından B noktasına ulaşmanın en kısa yolu bir doğru çizmektir. Eğri yolunuzu uzatır. A noktası Türkiye Cumhuriyeti ise B noktası da kurucu önderliktir. Terörü yok etmenin en hızlı yolu budur.” dedi. 

YENİ-OSMANLICILIĞA ÖCALAN KATKISI

Suriye’de SDG’nin geriye çekilmek zorunda kaldığı operasyon sürerken TBMM’de Milli Dayanışma, Demokrasi ve Kardeşlik Komisyonu’nun görevlendirdiği heyet ile Öcalan arasında yapılan görüşmenin tutanağı yayınlandı. Tutanakta, Öcalan’ın iktidarın bölgeye dönük Yeni-Osmanlıcı iddialarına destek veren ve bu iddiaların zeminini güçlendiren açıklamaların yer aldığı görüldü. Tutanağa göre Öcalan, Türkiye merkezli entegrasyona Suriye, Irak ve birlikte çalışmaları halinde İran’ın da mecburen dahil olacağını, orada Azerilerin bulunduğunu ve en az Kürtler kadar önemli olduğunu, onların da demokratik entegrasyona katılmasıyla bunun bir Ortadoğu Birliği olacağını belirtiyordu. Türkiye’de Demokratik Cumhuriyet, Ortadoğu’da Demokratik Ortadoğu olacağını söyleyen Öcalan, büyük ve sorunlarını çözmüş Türkiye istediklerini, en önemlisi de bölgede en yakın dönemde Ortadoğu’daki bütün dinlere, halklara, kültürlere bir ortaklık modeli önereceklerini vurguluyordu.

BÖLGEDE ABD SERMAYESİYLE İŞ TUTMA HEVESİ

Öte yandan Limak Holding Yönetim Kurulu Başkanı Ebru Özdemir, Davos Zirvesi’nde yaptığı açıklamalarla sermaye sınıfının bölgedeki gelişmeler üzerine uyarılan heveslerini özetledi. Suriye’de Türk ve ABD sermayesinin birlikte iş yapabileceğini söyledi. Özdemir, Limak’ın özel olanaklarına da işaret etti: “Bizim sınıra yakın çimento fabrikalarımız var. Ciddi bir talep var. Biz altyapı yatırımcısıyız. Havaalanları, yollar, enerji tesisleri yapıyoruz. Suriye’nin yeniden yapılanma sürecinde Limak olarak bulunmak istiyoruz.” Bölgedeki barış sürecine inandıklarını vurgulayan Limak Yönetim Kurulu Başkanı, Orta Koridor’un Türkiye’ye önemli katkılar sunacağını öne sürdü: “Gelen tüm enerji ve ulaşım hatları Türkiye üzerinden Avrupa’ya gidecek. Bu durum, bölgedeki gücümüzü de artırıyor. Orada yapılacak yatırımlar Türk şirketleri tarafından yapılabilir.”

Ebru Özdemir

Yakın zamanda Türkiye’de kara ve deniz sahalarında ortak petrol ve doğalgaz aramaları için arka arkaya Chevron ve Exxon gibi ABD tekelleri ile anlaşmalara imza atan Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Alparslan Bayraktar ise iktidarın sermaye adına Suriye’deki olanaklara göz diktiğini şu sözlerle dile getirdi: “Petrol kaynaklarının işletilmesi konusunda Şam yönetimi Türkiye ile işbirliği yapmak istiyor. Kaynaklar uzun yıllardır kötü şartlarda yönetiliyordu. Petrol kaynaklarının yönetilmesi ciddi bir konu. Yanlış yönetirseniz kaynakları kaybedebilirsiniz. Kaynakların teknolojik olarak da yenilenmesi gerekiyor. Bu konular ilerleyen süreçte konuşulabilir.”


TKP: ‘Ülkemiz şimdi daha güvenli değil’

Türkiye Komünist Partisi (TKP) tarafından Suriye’deki gelişmelerin ardından yapılan açıklamada aşağıdaki noktalara dikkat çekildi:

İngiliz ve ABD istihbaratı tarafından yetiştirilmiş birinin şefliğindeki cihatçı koalisyonun Suriye’nin birlik ve bütünlüğünü sağlamasının imkansız olduğu kanıtlanmıştır. Emperyalist güçlerin İsrail, İngiltere ve ABD’nin Suriye’nin bütünlüğünden anladıkları, kendi çıkarlarına hizmet edecek, çatışma ve ülkeyi dağıtma dinamiklerini barındıran bir iklimin yaratılmasıdır. 

Cihatçıları, IŞİD kökenli unsurları bünyesinde toplayan HTŞ iktidarını kayıtsız şartsız destekleyen AKP’nin Suriye’nin birliği ve istikrarı için değil, kendi Yeni-Osmanlı projesine dayanak aramak için hareket ettiği zaten ortadadır.

Emperyalist güçlerin de desteğiyle HTŞ Suriye’nin birliğini Kürt, Alevi, Dürzi nüfusa dönük katliamlarla sağlayacağını göstermiştir. Suriye, İsrail için bir engel olmaktan çıkarılmış, ülkenin kaynaklarına çökülmüş ve bütün aktörlerle ilişkilenilerek düşmanlıklar pekiştirilmiştir.

AKP iktidarı bölgesel hesapları için ABD’ye siyasi, askeri, ekonomik bir dizi yeni ödün vermiştir.

Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı Kürtlerin duygusal kopuşunda yeni bir sayfaya imza atılmıştır. Cihatçı toplulukların ilerleyişinden derin haz duyan sözde “laik” kesimlerin de desteğini alan AKP ve hâlâ “umarız Türkiye’deki çözüm süreci zarar görmez” diyebilen DEM yöneticileri ne yaparlarsa yapsınlar “kardeşlik” büyük yara almıştır.

Ortada zarar görecek bir çözüm süreci yoktur çünkü önümüze konan süreç hiçbir zaman bir çözüm süreci olmamıştır. Bu süreç Suriye’de yaşanan iktidar değişikliğine paralel olarak başlatılmıştı. Suriye’de sorun üreten bir sürecin Türkiye’de çözüm üretmesi mümkün değildi. 

Cihatçı koalisyonun Türkiye’nin toplumsal, siyasal, ideolojik dengelerini etkilemesi kaçınılmazdır. Türkiye’de “laik”, Suriye’de “cihatçı” olanlar, Türkiye’de Şeyh Said ve Saidi Nursici olup Suriye’de laikliği savunanlar el birliği ile AKP iktidarına yardım etmektedir.

Bu belaların kaynağında Türkiye’yi, bölgeyi ve bütün dünyayı yaşanmaz hale getiren sömürü düzeni vardır. İnsanlar birbirini boğazlarken “Suriye’ye Amerikan petrol şirketleri yatırım yapacak” diye açıklama yapanlar emperyalist-kapitalist sistemin yol açtığı çürümeyi simgelemektedirler.


‘Kürt halkının ve ezilen tüm Ortadoğu halklarının yanındayız…’

Suriye’deki gelişmeler üzerine, DBP, DEM PARTİ, DEVRİMCİ PARTİ, EHP, EMEP, ESP, HALKEVLERİ, SMF, SODAP, SYKP, TİP, TÖP, YEŞİL SOL PARTİ tarafından yapılan ortak açıklamada “HTŞ ve bağlantılı silahlı çeteler eliyle Kürt halkına yönelik kapsamlı ve planlı bir saldırı süreci başlatılmıştır. Halkların özgür ve eşit yaşam iddiasına yönelen bu saldırılar, Kürt halkının varlığını hedef almakta; demokratik, çoğulcu ve özgür yaşam modelini ve özlemini boğmayı amaçlamaktadır. Bu saldırılar, Kürt–Arap halkları arasına düşmanlık tohumları ekerek büyük bir kırım ve bölgesel kaos yaratmayı amaçlamaktadır. Kürt halkı, Suriye’de ve tüm Ortadoğu’da halklara dayatılan inkâr, imha ve tekçi zorbalığa karşı; IŞİD barbarlığına karşı insanlığın onurunu savunan tarihsel bir mücadele vermiştir. Bugün hedef alınan yalnızca Kürt halkı değil; kadın özgürlüğünü, halkların eşitliğini ve demokratik ortak yaşamı esas alan bu tarihsel kazanımlardır. Kürtler Suriye’de iç savaş boyunca kuşatmalarla, ambargolarla, çete saldırılarıyla sınanmış ve her seferinde direnişle bunlara karşı koymuştur. Silah zoruyla halkların iradesini teslim almaya çalışan anlayış, geçmişte olduğu gibi bugün de insanlığa yalnızca yıkım, acı ve karanlık getirecektir.” denildi. Suriye’de açık katliam tehdidi altında bulunan Kürt halkının yanında olunduğu; demokratik kazanımların savunulmasının, yalnızca Kürt halkının değil, tüm bölge halklarının özgür, eşit ve onurlu geleceğinin savunulması olduğu vurgulandı.


 

seçimler
Ortaklaşa

Ortaklaşa dergisinin 2026 Şubat sayısının dosya konusu seçimler. Seçimleri yalnızca dar anlamda Türkiye'yi bekleyen seçimler bir gündem olarak ele almadık. Ayrıca ülke ve dünyadan çeşitli konularda yazılar da dergide yer alıyor.