Yapboza dönen ‘başarısız’ devletler
2025 yılının bitimine birkaç gün kala, İsrail’in Somaliland’ı tanıdığı haberi medyada yer aldı. Pek çok kişi için Somaliland’ın neresi olduğu meçhuldü. Aslında Somaliland 1991’de bağımsızlığını ilan etmişti ama kısa süre öncesine kadar herhangi bir ülke tarafından tanınmamıştı. Tanıyan ilk ülke İsrail oldu.
İsrail’in Somaliland’ı tanıması, burada askeri varlık bulundurma ve üs açma çabası, Filistinlileri buraya sürgün etmesi, Somaliland’ın Yemen’in hemen karşısında Aden Körfezi’nin diğer yakasında yer alması, Hint Okyanusu’ndan Kızıldeniz’e girişi sağlaması nedeniyle büyük bir stratejik önemi olan Babülmendep Boğazı’na çok yakın olması gibi etmenlerle açıklanabilir.
ÜLKELER PARÇALANIYOR
Somaliland, 18. yüzyıla kadar çeşitli sultanlıkların hüküm sürdüğü bir bölgeydi. Britanya’nın bir emperyalist güç olarak bölgeye gelmesi ve buradaki çeşitli aşiretlerle anlaşmasıyla Somaliland Protektorası ortaya çıktı. 1960’ta Somaliland bağımsızlığını kazandı. Aynı günlerde Somaliland’ın doğusundaki Somali İtalyan Vesayet Bölgesi de İtalyan sömürgesi olmaktan çıkmış ve bağımsızlığını kazanmıştı. Bu iki bölge birleşerek Somali Cumhuriyeti’ni oluşturdu. Ancak ilk yıllardan itibaren ülke istikrara kavuşamadı ve uzun süren bir iç savaşın ardından Somaliland bağımsızlığını ilan etti. Ancak kısa süre öncesine kadar tanınmadı. Birleşmiş Milletler nezdinde tanınan Somali’nin bir parçası olarak kabul edildi.
Somali’nin kendisi de istikrara kavuşan bir ülke olmadı. Uzun süren iç savaşlar bitmek bilmedi ve halen tam anlamıyla bitmiş değil. 2012’de kurulan Somali federal hükümeti de çözüm olmadı. Ülkenin kuzey bölümünü oluşturan Puntland 1998’den bu yana yarı özerk bir bölge. Henüz Somali’den resmi olarak ayrılmış olmamakla birlikte kendi hükümeti var. Puntland hükümeti Mart 2024’te Somali federal hükümetininin otoritesini tanımayacağını açıkladı. Somali’nin bazı bölümleri El Kaide ya da yerel aşiretlerin kontrolünde.
YEMEN’DEKİ TABLO DEĞİŞİYOR
Afrika’dan Asya’ya geçelim ve Somali’nin hemen karşısındaki Yemen’e bakalım. Yemen Krallığı 1962’de Yemen Arap Cumhuriyeti’ne dönüşmüş ve Kuzey Yemen olarak anılmıştı. Bu ülkede aynı yıl başlayan iç savaş sekiz yıl sürdü. Bugünkü Yemen’in doğusunu oluşturan ve 1967’de bağımsızlığını kazanan Aden Protektorası’nda sosyalist Yemen Halk Demokratik Cumhuriyeti kuruldu. Bu ülke de Güney Yemen olarak anıldı. 1990’da bu iki ülke birleşti ve Yemen Cumhuriyeti kuruldu.
Ancak istikrar uzun sürmedi. 2011’de başlayan ve çeşitli aşamalardan geçen iç savaş sonucunda ülke paramparça oldu. Bölge gücü olarak Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri savaşta taraf oldular ve parçalanma süreci uluslararası bir savaş niteliğine büründü.
Bugün gelinen noktada Husiler başkent Sanaa ile kuzey ve batı Yemen’in büyük bölümü kontrol ediyor. Suudi Arabistan’ın desteklediği ve BM nezdinde tanınan hükümet doğu ve güney Yemen’in bir bölümünde, BAE’nin desteklediği ve Güney Yemen’in bağımsızlığını savunan Güney Geçiş Konseyi ise Aden ve çevresini kontrol ediyor. Ayrıca bazı bölgelerde El Kaide ya da IŞİD kontrolü de var.
Çelişkiler, geçtiğimiz haftalarda Suudi Arabistan ve BAE’nin desteklediği güçlerin çatışması noktasına vardı. Bunun üzerine, komşusu ile daha fazla gerilmek istemeyen BAE geri adım attı. BAE ayrıca ülkenin güneyinde Hint Okyanusu’nda yer alan ve önemli bir stratejik konumda bulunan Sokotra adasını işgal etmiş durumda.
SUDAN YİNE BÖLÜNÜYOR
Kuzey Afrika’nın köklü ülkelerinden Sudan’da da yeni bir bölünme süreci yaşanıyor. 1956’da bağımsızlığını ilan eden Sudan, yıllarca süren iç savaş sonucunda 2011’de bölündü ve Güney Sudan kuruldu. Ancak gerici Ömer El-Beşir yönetiminin de etkisiyle karışıklık sürdü.
Ülkenin batısında Darfur’daki ayrılıkçı hareket bir başka iç savaş nedeni olmuştu. 2003’te başlayıp 2020’de biten bu savaşta hükümetin baskısıyla yüzbinlerce insan katledildi. Bu arada Beşir 2019’da bir halk hareketi ile devrildi. Bu halk hareketi Sudan Komünist Partisi dahil ilerici unsurları da kapsıyordu. Ancak halk iktidarı gerçekleşmedi. Kurulan sivil hükümet 2021’deki askeri darbe ile alaşağı edildi.
2023’te ise Sudan Silahlı Kuvvetleri ile Hızlı Destek Güçleri (HDG) arasında bir başka iç savaş başladı. HDG, Darfur’a yönelik hükümet müdahalesinde işlev gören ve katliamlara imza atan bir paramiliter örgütken daha sonraki yönetimin karşısında yer aldı.

Bugün gelinen noktada, iç savaşta büyük hasar gören başkent Hartum’daki Sudan Silahlı Kuvvetleri ülkenin doğusunu ve kuzeyini kontrol ederken, HDG ülkenin orta bölgesi ile Darfur’da hüküm sürüyor. Ayrıca yerel milisler, bazı aşiretler ve başka silahlı gruplar da kendi egemenlik alanlarını oluşturmuş durumda. Sudan Silahlı Kuvvetleri’nin başlıca destekçisi komşu Mısır iken HDG’nin başlıca destekçisi ise yine BAE.
PARÇALANAN DİĞER ÜLKELER
Bu güncel örneklerin yanında elbette yanıbaşımızdaki Suriye, Irak ve Lübnan ile Libya’yı da anmak gerekiyor. Irak, emperyalist güçlerin ülkeyi işgal etmesinin ardından dağılma sürecine girdi. Zaman içinde farklı bölgelerde farklı iktidar odaklarının ortaya çıktığı ülkede hiçbir zaman tam anlamıyla istikrar sağlanamadı. Libya’da uzun süren iç savaşın ardından halen bir merkezi iktidar kurulabilmiş değil; ülke farklı iktidar odaklarınca kontrol ediliyor. Lübnan on yıllardır yaşadığı iç savaşlar ve İsrail işgallerinin ardından merkezi bir iktidara sahip olsa da bu iktidar ülkede tam anlamıyla muktedir değil. Farklı güç odakları kendi siyasal ve toplumsal alanlarını yaratmış durumda.
Suriye’deki durum ise hepimizin malumu. Paramparça olan ülkede istikrarın hayal edilmesi dahi mümkün değil. İran’ın da böyle bir sürece girmesi olasılığı ise yabana atılır gibi değil. Suriye’nin ardından İran’ın da dağılması bölgeyi ürkütücü bir gelecekle başbaşa bırakabilir.
BAŞARISIZ DEVLETLERİ KURTARMAK
“Başarısız devlet” Batı’da sıkça kullanılan bir kavram. Temel işlevlerini yerine getirme yeteneğini yitirmiş olan, topraklarında ve sınırlarında kontrolü sağlayamayan devletler bu terimle tanımlanıyor. İlk kez 1990’lı yılların başlarında ortaya atılmıştı. 1992’de ABD’deki etkili yayınlardan biri olan Foreign Policy’de yayımlanan “Başarısız Devletleri Kurtarmak” (Saving Failed States) isimli ve G. B. Helman ile S. R. Ratnet’in yazdığı makalenin hemen başında “uluslararası topluluğun üyesi olmayı sürdüremeyen başarısız ulus devlet” ifadesi kullanılıyor. Aynı tümcede örnek olarak, yeni parçalanmış olan Yugoslavya ile bu yazıda konu edilen ülkelerden Somali ve Sudan da veriliyor.

Sovyetler Birliği’nin yıkılışının ardından ortaya çıkan yeni uluslararası ortamda emperyalizm bazı devletleri “kurtarma” politikasını hayata geçirirken, bunu meşrulaştırmak için “başarısız devlet” kavramı geliştirilmişti. Somali, başarısız devletin prototipi olarak tanımlanmıştı. Başarısız devletler terörizm ve örgütlü suç yatağı olmaları ve “küresel düzen”e tehdit oluşturmaları iddiasıyla hedef haline geldi.
Somali’yi “kurtarmak” isteyen ABD, 1990’larda iki defa, Birleşmiş Milletler tarafından onaylanan askeri operasyonlara öncülük etti. Teröre karşı mücadele ettiğini açıklayan ABD o günden bu yana çeşitli zamanlarda bu ülkeye hava saldırıları, özel operasyonlar, istihbarat operasyonları düzenledi.
KURTARMAK İSTEYEN YALNIZCA ABD DEĞİL
Başarısız devlet kavramı daha da ileri götürülerek, daha sonra adı Kırılgan Devletler Endeksi olarak değiştirilen Başarısız Devletler Endeksi geliştirildi. Endeksi yayınlayan Barış Fonu, doğrudan ABD devletinin bir uzantısı. Endeksin ilk altı sırasının beşini bu yazıda adı geçen devletler Somali, Sudan, Güney Sudan, Suriye ve Yemen oluşturuyor. (Beşinci sıradaki Kongo Demokratik Cumhuriyeti emperyalizmin de katkısıyla bölünme yolunda ilerliyor.)
Kurtarılmak istenen devletler böyle kategorize edilirken, kurtarma yönteminde de dönemin gerekleri uyarınca değişiklikler oluyor. Geleneksel olarak ABD ya da diğer önde gelen emperyalist ülkeler bu işe girişirken, son yıllarda özellikle Ortadoğu’da farklı dinamikler de devreye girmiş durumda. Emperyalist sistemde giderek daha önemli bir rol oynayan İsrail, geçmişten bu yana bölgesel güç iddiasını sürdüren Suudi Arabistan ve bu konuda ciddi adımlar atan Birleşik Arap Emirlikleri yeni aktörler olarak karşımıza çıkıyor.
Yemen’in bugünkü hale gelmesinde Suudi Arabistan ve BAE’nin büyük bir rolü var. İsrail’in Somaliland’ı tanıma hamlesi aynı çerçevede ele alınmalı. Sudan’da İsrail-BAE işbirliği göze çarpıyor. Libya’da yine BAE aktif bir taraf olmuştu. Suriye’nin dağılmasında İsrail’in oynadığı rol de belirleyici oldu.
Yukarıda verilen başarısız devlet tanımında “uluslararası topluluğun üyesi olmayı sürdüremeyen ulus devletler” ifadesi yer alıyordu. Özellikle Ortadoğu’ya yönelik olan saldırılarda sınırların silinmesi ya da belirsizleşmesi; ulus devletler yerine zayıflamış, başkalaşmış ve silikleşmiş devletlerin, uluslararası sermaye tarafından daha kolay yönetilecek şekilsiz, kırılgan oluşumların ortaya çıkması hedefleniyor. Yine Batılı ülkelerin pek sevdiği bir kavram olan “uluslararası topluluk” da emperyalizmle uyumlu olan ülkeleri anlatıyor. Özetle, emperyalizmle uyumlu olmayan devletlerin bir ulus devlet olarak yoluna devam etme hakkına saldırılıyor. Emperyalizm istikrar ya da barış istemiyor. İstediği şey, sorunları derinleştirmek ve kendisinin yön verebileceği noktada tutmak.
Bu tabloda ülkemiz de büyük bir tehlike altında. Libya ve özellikle Suriye’de emperyalizmin kurduğu denklemlere dahil olarak bölgesel dinamiklere müdahale etme çabası Türkiye’yi de kırılgan bir hale getirdi. Buna direnmek ve geleceğimizi kurtarmak kararlı bir mücadele gerektiriyor.
Ortaklaşa dergisinin 2026 Şubat sayısının dosya konusu seçimler. Seçimleri yalnızca dar anlamda Türkiye'yi bekleyen seçimler bir gündem olarak ele almadık. Ayrıca ülke ve dünyadan çeşitli konularda yazılar da dergide yer alıyor.