Ana içeriğe atla
0%

Home

soL Haber'de reklam yok, sadece haber var. Bunu birlikte sürdürüyoruz. Abone olarak desteğinizi gösterin.

Ortaklaşa
seçimler

Seçim | AKP, Suriye, Doğu-Batı, Yeni Osmanlıcılık, Deprem, Sosyal Demokrasi, Halk Katılımı

İngiltere’de ‘dış güçler’ silahı tekliyor

Engin Karan

Yayın Tarihi: 09.02.2026 , 22:57 "0 dakikalık okuma süresi"
İngiltere’de uzun yıllardır düzen partilerinin toplumda huzursuzluk yaratan sorunları Çin, Rusya ve İran’ın “müdahalelerine” bağlamasında artık bir sona gelindi. Trump yönetiminin diğer “dış güçlere” rahmet okutan salvolarına sessiz kalan İngiltere Başbakanı köşeye sıkıştı.

Londra’da bir günde ortalama 320 cep telefonu çalınıyor. Çalınan bisiklet sayısı ise günde 40-45 civarında. Bunların büyük kısmının organize suç faaliyeti olduğu biliniyor.

Filistin destekçisi protestocuları evlerini basarak gözaltına alan, sokaklardan 70-80 yaşlarındaki eylemcileri ite kaka karakola götüren polis, şiddete ve organize suçlara karşı kılını kıpırdatmıyor. 

Siyasetçiler bunu genelde “polise kaynak ayrılmamasıyla” açıklıyorlardı. Ta ki “dış güçler” tehdidinin yeni bir kullanımını keşfedene kadar. İktidardaki İşçi Partisi milletvekilleri, Londra’nın “dış güçler tarafından kasıtlı olarak tehlikeli gösterilmeye çalışıldığını” iddia etti. 

İşçi Partisi’nin dış ilişkiler komitesine liderlik eden Milletvekili Emily Thornberry, yabancı ülkelerin organize ettiği çevrimiçi dezenformasyonun, “Londra’yı çok tehlikeli bir şehirmiş gibi” gösterdiğini ileri sürdü. 

Demek ki şehirde arşa çıkan telefon ve bisiklet hırsızlıklarından da Rusya, İran ve Çin sorumluymuş. 

Bunun elbette kimse için inandırıcılığı yok. Bu ülkelerin İngiltere’de açık ya da örtük faaliyet yürütmediklerini iddia etmek mümkün değil elbette. Ancak hükümetin argümanlarının altının boş olduğu artık geniş bir kesim tarafından görülüyor.
Aslında İngiliz siyasetinde “dış güçler” teması çok uzun süredir işleniyor. 

İşçi Partisi bugünkü katıksız sağcı liderine kavuşmadan hemen önce partiye bir süre liderlik eden Jeremy Corbyn de “Rusya’nın ajanı olmakla” hedef alınıyordu. İsrail lobisi ve İngiliz bürokrasisinin ortak operasyonuyla koltuğundan edilen Corbyn için BBC’deki bir tartışma programının ürettiği görsel, hafızalardaki yerini koruyor. Görselde Jeremy Corbyn, son derece “sovyetik” bir kostümle, Moskova’da Kızıl Meydan’daki ikonik kubbelerin önünde adeta bir Lenin imitasyonu olarak resmediliyordu. “Dış güçler” kampanyasının varabildiği sakillik o dönemde de birçoklarını dehşete düşürmüştü. 

Oysa şimdi İngiltere’de toplumun gözünde daha somut bir “dış güç” algısı belirmiş durumda: ABD Başkanı Donald Trump ve Elon Musk gibi yancıları, İngiltere siyasetine alışılmadık şiddette darbeler indirirken, kimsenin bunu görmezden gelmesi mümkün olmuyor. İngiliz siyasetinde zemin hızla çatırdarken, “dış güçler” oyuncağı da kaybedilmiş görünüyor. Üstelik ABD’nin hamlelerine yanıt veremeyen hükümetin zayıflığı, içeride yeni krizlere de zemin oluşturabilir.

Yeşil Parti bile 'fino' benzetmesi yapıyor

Trump ve Musk ikilisi uzun süredir İngiliz siyasetine doğrudan müdahale çabasında. 

Londra’nın Müslüman belediye başkanı Sadiq Khan’ın “berbat bir belediye başkanı olduğunu” söyleyen Trump’a, Khan’ın üyesi olduğu İşçi Partisi’nden yanıt bile verilmedi. 

O sırada Elon Musk İngilizlere “hükümeti devirme” çağrıları yapıyor, faşist Neonazi lider Tommy Robinson’un mitingine destek mesajları yolluyordu.

Tüm bunların yanıtsız kalması, Başbakan Keir Starmer’ın “ABD’ye uşaklık ettiği” görüntüsünü toplum nezdinde de pekiştirdi. 

Yükselişteki Yeşil Parti’nin lideri Zack Polanski, Starmer’ın “ABD’nin fino köpeği” gibi davrandığını söylüyor. Genel olarak “liberal değerlere” bağlı olan bir partinin bile bu söylemi benimsemesi, toplumdaki tepkilerin bir tezahürü. Liberal Demokratların lideri Ed Davey de hükümetin ABD’yle yürüttüğü iletişimin başarısız olduğunu ve artık “itiraz etmek gerektiğini” söylemeye başladı. Sosyalist kimlikli Your Party’nin kurucuları Zarah Sultana ve Jeremy Corbyn de Starmer’ı aynı zayıf noktalarından vurma düşüncesinde.

Peki İngiltere’den ABD karşıtı bir toplumsal hareketlilik doğabilir mi?

Bu soruya yanıt vermek için çok erken. Ancak ülkede antiemperyalist gelenek sanıldığından daha köklü ve siyasette yeni krizler ortaya çıkarken bu yönden de bir rüzgâr esmesi imkânsız değil.

Emperyalist dünyanın önde gelen merkezlerinden Britanya’da iç siyasetin çatırdaması, dünyayı kana bulayan kural tanımaz saldırganlığın sekteye uğraması için kayda değer bir gelişme olabilir. Britanya adası, emperyalizmin sonsuz güce sahip olduğu düşüncesinin bir yanılsamadan ibaret olduğuna ilişkin önemli veriler sunuyor.

‘Grönland’a saldırırlarsa ABD üslerini kapatalım’

ABD üsleri, bilindiği gibi tüm Avrupa’ya yayılı durumda. Üslerin kapatılmasını hiçbir Avrupa ülkesi göze alamıyor. Ancak bu, ABD’yle yaşanan gerilimlerde zaman zaman bir koz olarak zikredilebiliyor. İngiltere’de bir kez daha konuşulmaya başlanan bu koz, toplumda karşılık bulursa hükümeti zorlayacak bir başlığa dönüşebilir.
Birleşik Krallık genelinde 13 askeri üssü olan ABD’nin 10 bin civarında da askeri bulunuyor. Yeşil Parti lideri Zack Polanski, Grönland’a saldırması durumunda ABD’nin üslerinin kapatılmasını istedi. Ancak Ukrayna’ya verilen desteğin devamının garanti edilmesi gerektiğini de şart koştu.
Bugün ABD karşıtlığı da düzen içi bir mecrada konumlandırılabiliyor. Ancak Washington’a yönelik tepkiler gelecekte kontrolden çıkabilir. Bu, ancak sınıfsal bir siyasi pozisyonun güç kazanmasına bağlı.

Önce Grönland sonra Chagos Takımadaları

Grönland’ı ilhak etmek isteyen Trump’a ayak direyen ülkeler arasında İngiltere de var. Londra, bu gerilimde Avrupa ülkeleri ile hareket ediyor. Ancak çok daha sönük ve çekingen itirazlarla…

Trump son olarak Avrupa’da kendisine karşı çıkan ülkelere ek gümrük vergileri uygulamaya karar verdi.
İngiltere Dışişleri Bakanı Yvette Cooper, Grönland’ın geleceğine yalnızca “Grönlandlıların ve Danimarkalıların” karar verebileceği yönündeki tutumunu yineledi. Başbakan Starmer da aynı açıklamayı tekrarladı. Ama bir ek yaparak: “Ticaret savaşının kimseye faydası yok.”

Yani herkes İngiltere’nin ABD’den gelen mallara daha yüksek vergiler uygulayacağı “misilleme amaçlı gümrük vergilerine” başvurmayacağını biliyor. Haliyle İngiliz hükümeti bir kez daha Washington’a boyun eğme görüntüsü verecek ve bunun iç siyasette de sonuçları olacak.

Grönland üzerinden ticaret savaşı kızışırken Trump bu kez de Hint Okyanusu’ndaki Chagos Adaları anlaşmasını gündeme getirdi. İngiltere’nin ABD-İngiltere hava üssünün bulunduğu adayı da içeren Chagos Takımadalarının egemenliğini Mauritius’a devretme anlaşmasını “büyük bir aptallık” olarak nitelendirdi.

Washington, geçen yıl adaların egemenliğini Mauritius’a devreden, fakat askeri üssün kontrolünü 99 yıllık bir kira sözleşmesi ile Londra’nın elinde tutan anlaşmaya onay vermişti. 

Şimdi bu anlaşmanın nasıl geri çevrilebileceğini kimse bilmiyor. Ancak Starmer’ın Trump’a karşı “yumuşak tavrını” daha fazla sürdürebilmesi zor görünüyor.

Düzenin emniyet supabı aşırı sağ

ABD karşıtlığı çeşitli şekillerde yaygınlaşırken, düzenin emniyet supabı olarak fonksiyon üstlenen aşırı sağcı Reform UK partisine üst düzey katılımlar sürüyor. Faşistlerle sık sık flört eden merkez sağcı Muhafazakâr Parti’nin eski bakanları ve milletvekilleri, Reform lideri Nigel Farage’la sarmaş dolaş pozlar vererek partiye katılıyor.

Eski Maliye Bakanı, Irak kökenli Nadhim Zahawi, Farage’ı eleştirdiği eski sosyal medya postlarını sildi ve partiye katıldı. Yine eski bakanlardan Robert Jenrick de Reform UK’in kapısını aşındıran isimlerden. Amacın “sağı birleştirmek” olduğunu söylüyor.

Bu geçişkenlik, İngiliz burjuva siyasetinin Reform UK partisine yüklediği misyona ilişkin tutarlı bir manzara sunuyor: Muhafazakâr Parti ve İşçi Partisi ikiliğine güveni azalan toplumu milliyetçi, göçmen karşıtı ama mutlaka düzen içi bir mecrada tutmayı hedefliyorlar.

Trump Londra’ya darbelerini indirirken Reform UK partisi ABD’yi eleştirmek bir yana, en büyük destekçisinin Beyaz Saray’da oturduğunun güveniyle hareket ediyor. Ancak sol bir dalganın yükselmesi halinde bunun altında kalma olasılıkları yüksek.
 


 

seçimler
Ortaklaşa

Ortaklaşa dergisinin 2026 Şubat sayısının dosya konusu seçimler. Seçimleri yalnızca dar anlamda Türkiye'yi bekleyen seçimler bir gündem olarak ele almadık. Ayrıca ülke ve dünyadan çeşitli konularda yazılar da dergide yer alıyor.