Ana içeriğe atla
0%

Home

soL Haber'de reklam yok, sadece haber var. Bunu birlikte sürdürüyoruz. Abone olarak desteğinizi gösterin.

Ortaklaşa
seçimler

Seçim | AKP, Suriye, Doğu-Batı, Yeni Osmanlıcılık, Deprem, Sosyal Demokrasi, Halk Katılımı

6 Şubat’ın ardından: Rant, yıkım ve mücadele

Mert Doğan

Yayın Tarihi: 09.02.2026 , 22:56 "0 dakikalık okuma süresi"
Depremin ardından depremin etkilediği illerde ortaya çıkan yıkım büyük oranda denetimsizlik ve rant temelli imar faaliyetinden kaynaklandı. On binlerce yurttaşımızın yaşamını yitirdiği depremden sonra acılar henüz dinmedi, yaralar sarılmış değil. Sorumlular hakkında başlatılan yargı süreçleri ağır işlerken depremzedeler ve yakınlarını kaybedenler hesap sormak için örgütleniyor.

6 Şubat 2023 tarihinde, Pazarcık ve Elbistan merkezli depremler yaşandı. Depremler birçok ilde ağır kayıplara sebep oldu. Özellikle arama kurtarma faaliyetlerinin plansız ve yavaş yürütülmesi nedeniyle depremin bilançosu arttı, bazı illerde on binlerce yurttaşımız yaşamını yitirdi. 

Can kayıpları ve milyonlarca yurttaşımızın tarifi imkânsız bir acıyla karşı karşıya kalması, depremin yol açtığı yıkımın rant temelli kent politikalarının bir sonucu olmasıyla ilgiliydi. Dolayısıyla, kentsel dönüşüm ve planlı kentleşme konularındaki özensizliğin, afet güvenliği ve kurumlar arasında olağanüstü hallerdeki koordinasyon eksikliğinin sürekli gündemde tutulması gerekiyor. Bunlar, depremde ortaya çıkan zararın nedenlerinden sadece bazıları. Depremin yıkıcılığı rant ve plansızlıkla doğru orantılıydı. 

Depremin ardından

6 Şubat sonrasında gerek ölen ve yaralanan yurttaşlarımız gerekse yıkılan binalar yönünden binlerce soruşturma başlatıldı. Depremin etkilediği illerde Deprem Suçları Soruşturma Büroları kuruldu. Ancak depremin üzerinden geçen üç yılda bu soruşturma bürolarının işlevsizliği açıkça ortaya çıktı. Öyle ki soruşturma bürolarının yapmaları gereken en temel görevlerden biri olan delil toplama dahi yıkılan binaların enkazlarının apar topar kaldırılması neticesinde yerine getirilemedi. Savcılık makamı hazırladığı birçok iddianameyi aldığı tek bilirkişi raporuna dayanarak hazırladı. Maalesef 50 binin üzerinde yurttaşımızın yaşamını yitirdiği bir olay sonrasında dahi son yıllarda yargıda daha güçlü hissedilen hantal ve baştan savma yaklaşım deprem yargılamalarında kendisini yeniden gösterdi. 

Soruşturmalarda en büyük engellerden biri de ceza hukuk sisteminin suçlu kamu görevlilerini koruyan soruşturma izin talebi uygulaması oldu. 4483 Sayılı Memurlar ve Diğer Kamu Görevlilerinin Yargılanması Hakkında Kanun uyarınca deprem nedeniyle ortaya çıkan zararda sorumluluğu bulunan kamu görevlileri hakkında soruşturma izin talepleri gönderildi ve bu talepler ancak ikinci yılında neticelendirildi. Bu kanun uyarınca haklarında suç isnadı olan kamu görevlilerinin, savcılık soruşturmasına tabi tutulabilmesi için öncelikle ilgili ilde bulunan en büyük mülki idare amirinden soruşturma izni alınması gerekiyor. Bu süreç uzadığı ve kimi zaman sonuçsuz kaldığı için bu durum uygulamada soruşturma sürelerini zamana yayıyor ve sağlıklı yargılamayı engelliyor. 

Soruşturmalardan sonra art arda açılan davaların çok azı sonuçlandı. Yargılamaların büyük çoğunluğu tutuklu ve firari sanıklarla devam ediyor. Üçüncü yılın sonunda hâlâ sonuçlanmaktan uzak pek çok yargılama sürüyor. 

Öte yandan siyasi sorumlular ve üst düzey bürokratların hiçbiri henüz yargılanmadı. 

Devlet, müteahhit ve rant üçlüsü 

Deprem soruşturmalarında ve soruşturmalar sonrasında açılan davalarda yıkımın temel nedeninin depremin 7 üstü bir şiddetle gerçekleşmesi değil müteahhit, idare ve rant üçgeninde kurulan temel imar ilişkisi olduğu gözler önüne serildi. İmar planlarının, bilimsel verilerden ziyade inşaat ve gayrimenkul sektörünün maddi hırs ve ihtiyaçlarına göre belirlenmesi, inşaat denetimlerinin formalite haline gelmesi ve yapı stokunun depreme hazır hale getirilmemesi depremin yarattığı yıkımı arttırdı. Depreme hazırlık kapsamında AFAD tarafından 2021’de hazırlanan İRAP (İl Afet Risk Azaltma Planı) raporlarında olası bir depremde meydana gelecek hasar ve yıkımın senaryoları üzerinde durulmuştu. Buna karşın depremin yaşandığı tarihe kadar ilgili rapor doğrultusunda hiçbir önlem alınmadı veya raporların ortaya koyduğu sorunlara ilişkin somut adım atılmadı.

Depremin ardından etkilenen illerde ortaya çıkan yıkım, büyük oranda denetimsizlik ve bu rant temelli imar faaliyetinden kaynaklandı. Hatay’da Asi Nehri’nin havzasında, Kahramanmaraş’ta Ahir Dağı’ndan akan nehirlerin alüvyonlu toprakları üzerinde zemine uygun olmayan imar faaliyetleri yürütülmesi on binlerce yurttaşımızın yaşamını yitirmesine neden oldu. 

İmar planları neredeyse her yerellikte arazi rantının nasıl dağıtılacağına dair belirlenen politikaya uygun yürütülüyor. Yerel müteahhitler ya belediye meclis üyeleri arasında yerlerini alıyor ya da her bir müteahhitin çıkarını koruyan bir meclis üyesi mutlaka bulunuyor. Belediye siyaseti işte bu noktada ya kâr ya can ikilemine giriyor ve sonucunda bu düzende hep kâr galip çıkıyor. Çivi bile çakılmaz denilen yerler hemen parsellenir, belediye meclisi imar planını onaylar ve bir yandaş müteahhit cennetten bir köşe diyerek binayı diker. 

AKP kadrolarının yönettiği şehir

Kahramanmaraş Belediyesi, 1989 yılında Ali Sezal’ın belediye başkanı olmasıyla Refah Partisi’nin yönetimine girdi. Bu tarih, 6 Şubat depreminin yarattığı acının ilk taşının yerleştirildiği tarihtir. Bu tarihten sonra kent hızla Ahir Dağı’nın eteklerinden aşağılardaki alüvyonlu araziye doğru genişlemeye başladı. O tarihe kadar çivi bile çakılmamalı denilen, marul ve patlıcan yetiştirilen araziler yavaş yavaş imara açıldı. Yaklaşık 10 yıl süren Sezal yönetiminde 6 Şubat günü yaşanacakların temelleri atılmış oldu. Sonrasında sırayla Veysi Kaynak, Hanefi Mahçiçek, Mustafa Poyraz, Fatih Mehmet Erkoç ve Hayrettin Güngör de Kahramanmaraş Belediyesi’ni yönetti. 

Ali Sezal’la başlayan bu sürece özellikle 1999 yılında bölgede başlayan kooperatif inşaatları damga vurdu. Başaktör Tevfik Tepebaşı isimli bir Din Kültürü öğretmeniydi. Tepebaşı kooperatif usulüyle müteahhit sıfatını üstüne almadan nasıl müteahhitlik yapacağını öğrenmiş, Kahramanmaraş’ın marul yetişen arazisine saldırmıştı. Tam 22 adet bina dikti Tepebaşı; her biri başka bir kooperatifle yapılmış, kimin yaptığı kâğıt üzerinde belli olmayan 22 adet depreme dayanıklı(!) konut. İsmini de Arapçada “iyi” ve “doğru” anlamına gelen Ebrar koymuştu. İşte Kahramanmaraş’ta binlerce yurttaşımızın yaşamını yitirdiği Ebrar Sitesi’nin inşaatı böyle yapılmıştı. Peki müteahhit hanesi boş olan ve bir kısmında zemin etüt raporu bile olmayan bu siteye yerel idareden kimse dur dememiş miydi? Başta söylediğimiz gibi yerel idare, yerel müteahhit ve kâr üçgeni yine devreye giriyor. Üstelik bu sefer üçgenin bir ucu tanıdık bir isme çıkıyor: Çamlıca Camisi’nin mimarı ve 2025’e kadar İstanbul Çevre ve Şehircilik İl Müdürlüğü yapan, o dönemin İmar Dairesi’nde çalışan mimar Hacı Mehmet Güner. Müteahhit hanesi boş olan ve zemin etüt raporu bulunmayan yapılara imar izni veren kişi, halihazırda üst düzey bir AKP bürokratı. 

Bütün bunlara karşı Kahramanmaraş belki de yakın dönemindeki en süreklileşmiş mücadeleye tanık oluyor. Depremde yakınlarını kaybeden aileler önemli bir örgütlenmeyle depremin ilk gününden beri hesap sormak için meydanlarda ve adliyelerde adalet mücadelesi vermeye devam ediyor.  

Erdoğan’ın mimarbaşı sanık koltuğunda

Kahramanmaraş’ın Onikişubat ilçesinde yer alan Ebrar Sitesi’nde 18 blok yıkıldı, yıkılan binaların altında binlerce yurttaşımız can verdi. Ebrar Sitesi’ne ilişkin yürütülen yargılamadan biri olan K Blok yargılamasında sanık koltuğunda kamuoyunun yakından takip ettiği bir isim oturuyor: Hacı Mehmet Güner. Güner’i Çamlıca Camisi’nin mimarı olarak tanıyabilirsiniz. Ancak bu ününe bir de Ebrar Sitesi K Blok’un yapı iznine zemin etüt raporu ve statik hesap raporu olmadan olur vermesi nedeniyle Kahramanmaraş 3. Ağır Ceza Mahkemesi’nde yargılanmasını da ekleseniz iyi olur. Yargılama halihazırda devam etmekte; doğal olarak Güner’in henüz kesinleşmiş bir cezası yok. Ancak geçtiğimiz ay Kahramanmaraş’ta yapılan bir suç duyurusuyla Güner hakkında içeriği itibariyle sahte resmi belge düzenleme suçundan suç duyurusunda bulunuldu. Yargılamaları ve soruşturmaları devam eden Güner hâlâ Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’nda çalışıyor.

Depremzedeler örgütleniyor

Depremzedeler depremden sonra önemli bir mücadele ortaya koydular. Kimi yerlerde bir şehri yeniden ayağa kaldırma iddiasıyla kimi yerlerde de deprem suçlularından hesap sorma talebiyle yan yana gelen yurttaşlar, enkaz altında kalan kentlerde direnmenin ne demek olduğunu bizlere tekrar gösterdi. 

Deprem sonrasında başlayan yargılamalarda birçok depremzede ve depremzede yakınının temel kaygısı 1999 depremi sonrasında sonuçsuz kalan yargılamaların bir benzerinin yaşanmasıydı. Bu kaygı nedeniyle depremzede, depremde yakınlarını kaybedenler ve deprem yargılamalarında görev alan müşteki avukatlarından oluşan Adalet Peşinde Aileleri Platformu kuruldu. Platform, 6 Şubat depremlerinde hayatını kaybeden yurttaşlarımızın faillerinin yargılandığı davaları takip etmek ve tekrar aynı acıların yaşanmaması için gerekli çalışmaları yapmak amacıyla kuruldu. Platform aktif olarak dava takibi yapıyor ve deprem suçlularının en ağır cezaları almaları için kamuoyu oluşturmaya çalışıyor. Platformun son mücadele başlığı 11. yargı paketinde düzenlenen infaz düzenlemesiyle deprem suçlularının fiilen affedilmelerine karşı düzenlemeden deprem suçlarının çıkartılması talepli oldu. 21 Aralık’ta TBMM parkında ailelerin başlattıkları direniş 24 Aralık’ta sonuca ulaştı, iktidar milletvekilleri geri adım atarak deprem suçlarını düzenlemeden muaf tutmak durumunda kaldılar. 

6 Şubat depreminin yarattığı en büyük yıkımlardan biri de hiç şüphesiz Hatay ili oldu. Depremle yerle bir olan kent hem benzeri görülmemiş acılara hem de yıllarca anlatılacak bir dayanışma ve hayatta kalma mücadelesine tanıklık yaptı. Depremin ilk gününde Armutlu’da kurulan TKP Kriz Masası, tüm varlığıyla yurttaşlara yardım ulaştırmaya gayret gösterdi. Ülkenin yurtseverlerinin gösterdiği dayanışma depremden sonra da devam etti, ortaya çıkan yıkımın sorumlularına karşı yerel seçimi bir kavga konusu haline getirdi. Yıkılmış bir kenti yeniden ayağa kaldırmak için yurttaşlar, TKP adayı Hizam Hasırcı’nın arkasında birleşti, örgütlendi ve rantçı belediyecilik anlayışına karşı etkili bir seçim çalışması yaptı.

 

seçimler
Ortaklaşa

Ortaklaşa dergisinin 2026 Şubat sayısının dosya konusu seçimler. Seçimleri yalnızca dar anlamda Türkiye'yi bekleyen seçimler bir gündem olarak ele almadık. Ayrıca ülke ve dünyadan çeşitli konularda yazılar da dergide yer alıyor.