Ana içeriğe atla
0%

Home

soL Haber'de reklam yok, sadece haber var. Bunu birlikte sürdürüyoruz. Abone olarak desteğinizi gösterin.

Ortaklaşa
ortaklasa_sayi_10_savas

Savaş, CHP, NATO 3.0, Anahtar Parti, Sokak Yemekleri, Silahlanma, Futbol, Sermaye

Yeni sürüm dedikleri bildiğimiz emperyalizm

Murat Akad

Yayın Tarihi: 10.08.2026 , 11:10 "0 dakikalık okuma süresi"
NATO Zirvesi, bu kirli ittifakın yeni dönemdeki ihtiyaçları için gereken çözümlerin şekillendirilmesi açısından “verimli” geçti. Silahlanmanın, militarizasyonun hızlanması için önemli adımlar atıldı. Emperyalizm için verimli olan, dünya halkları için tehlikeli demektir.

“NATO 3.0” terimini NATO’cular çok sevdi. İttifakın önümüzdeki dönemin ihtiyaçlarına uygun olarak yeni stratejiler geliştirme hamlesini, bilgisayar dünyasından alışık olduğumuz şekilde böyle adlandırdılar. Aslında bu ifade hiç de yeni değil. 2010 yılında, dönemin NATO Genel Sekreteri Anders Rasmussen, ittifakın 21. yüzyıldaki yeni tehditlere uyum sağlamasını bu ifade ile değerlendirmişti. Rasmussen’e göre NATO 1.0 Soğuk Savaş dönemini, NATO 2.0 ise Soğuk Savaş sonrası dönemi ifade ediyordu. 

Geçtiğimiz Şubat ayında bu ifade yeniden tedavüle sokuldu. ABD Savunma Bakan yardımcısı Elbridge Colby bir konuşmasında NATO 3.0’ın, Avrupa’nın konvansiyonel savunmanın birincil sorumluluğunu üstlendiği, ABD’nin gerektiğinde devreye girecek stratejik bir destek ve caydırıcılık gücü olarak konumlandığı ve Asya-Pasifik bölgesine odaklandığı bir model olarak tanımladı. NATO Genel Sekreteri Mark Rutte de bu modeli ve ifadeyi benimseyerek sıkça kullandı. Zirvenin başlamasına dakikalar kala Hakan Fidan’ın X hesabından İngilizce yayımlanan bir açıklama, NATO’nun niyetlerine ilişkin önemli ipuçları barındırıyordu.


Hakan Fidan’ın X hesabından yaptığı açıklama: 

"Stratejik ortam değişmektedir. Tehditler artık çok boyutlu, daha hızlı ve daha karmaşıktır. Geleneksel ölçütler bu yeni gerçekliği yansıtmaya artık yeterli değildir. Bugün belirleyici olan, harcanan kaynak değil ortaya konan kapasitedir: konuşlandırılabilir askerî güç, savunma sanayi kapasitesi ve operasyonel hazırlık düzeyi.

Avrupa’nın savunmaya daha güçlü katkıda bulunması hayati önem taşımaktadır. Ancak savunma sanayi alanındaki iş birliğine getirilen kısıtlamalar verimliliği azaltmakta ve krizlere verilecek yanıtı yavaşlatmaktadır... Avrupa savunma girişimleri, NATO’nun tüm müttefiklerini kapsayacak şekilde tam anlamıyla kapsayıcı olmalıdır...

Ankara Zirvesi, İttifakın yapısını karşı karşıya bulunduğu dünyanın koşullarına uyumlu hale getirmesine yön verecektir.”


Nedir bu NATO'nun yeni sürümü?

NATO’nun yeni sürümü ile kastedilenin ne olduğu aslında zirveden önce de kendisini epeyce belli etmişti. Zirvede alınan kararlarla birlikte tablo netleşmiş oldu. Emperyalizm, ortaya çıkışından bu yana belirgin olan saldırganlık karakterini yeni dönemin gereklerine uygun bir çerçeveye oturttu. Bir açıdan bakılırsa, ortada yeni bir şey yok. Emperyalizm saldırgan olmak dışında bir seçeneğe sahip değil. Farklı olan, emperyalistlerin “savunma, barışı koruma” gibi aldatıcı ifadeleri artık sürekli kullanmak zorunluluğu duymamaları. Daha açık davranıyor, daha net ifadeler kullanıyorlar. NATO’nun bir savaş örgütü olduğu gerçeği artık daha açık ifade ediliyor. 

Belli açılardan NATO’nun yeni dönemini Soğuk Savaş’ın ivme kazandığı 1950’li yıllara benzetmek mümkün. Batı ittifakı o yıllarda Sovyetler Birliği ve diğer sosyalist ülkelere dönük mücadelesini çeşitli boyutlarıyla hızlandırmıştı. ABD’nin o yıllardaki başkanı olan Dwight Eisenhower, bu politikaların önde gelen ismiydi. Mark Rutte’nin zirvedeki basın toplantısı sırasında Eisenhower’a atıfta bulunması da rastlantı olmasa gerek. Eisenhower’ın Türkiye ziyareti de ülkedeki derinleşen NATO’culuğun siyasi ve ekonomik açıdan kurumsallaşmasında bir dönemeç olmuştu. 

Bildirgenin işaret ettikleri

Daha önceki yıllarda iki yılda bir yapılırken 2021’den itibaren her yıl düzenlenen NATO zirveleri elbette bütün kararların alındığı yer değil. Her zirveye doğru yoğunlaşan görüşmeler, zirve sırasındaki temaslar, ittifakın doğrultusunu ve stratejisini şekillendiriyor. Zirvede de bazı önemli konular karara bağlanıyor. Zirvenin sonuç bildirgesi ittifakın önüne koyduğu hedeflere işaret ediyor. 

Sonuç bildirgesinin değindiği başlıklardan biri “kolektif savunma”nın yeniden teyit edilmesi oldu. Elbette emperyalistlerin savunma ile neyi kastettiği açık. Amaçları kendi ülkelerini savunmak değil, başka ülkelere kolektif biçimde saldırmak. NATO bir savaş örgütü olarak kuruldu ve Soğuk Savaş sonrasında da pek çok savaşın öncüsü rolünü üstlendi. Günümüzde Batı ittifakının güncel hasımlarını hedefe koyan bir savaş politikası şekilleniyor. Bu politikanın öncelikli hedefi Rusya. 2022’den bu yana Ukrayna’da iniş çıkışlarla devam eden savaş, zirvede atılan adımların da yardımıyla daha sistemli olarak sürdürülecek. 

Ukrayna’ya verilen destekte önemli bir artış olacak. 2026’nın geri kalanında askeri teçhizat, yardım ve eğitim için kullanılmak üzere 70 milyar ABD dolarının tahsis edilmesine karar verildi. 2027 için de en azından bununla benzer düzeyde bir yardım öngörüldü. Bu epeyce yüksek rakam, durumun ciddiyetini ortaya koyuyor. Bu miktarın büyük bölümünü Avrupalı NATO üyelerinin ve Kanada’nın üstlenmesi bekleniyor. Trump Ukrayna’yı desteklemeye devam edeceklerini, ama silahların parasını diğer müttefiklerin ödemesi gerektiğini söylemişti. Buna uygun bir adım atılmış oldu. 

‘360 derece’

Ancak hedef Rusya ile sınırlı değil. “360 derece” yaklaşımına yeniden vurgu yapılarak bütün dünya halklarının başına bela olunacağının altı çiziliyor. Buna, “terörizme karşı” verilen mücadele de dahil. 

Bu çerçevede NATO’nun odaklanacağı bir diğer hedef Ortadoğu. Her ne kadar öncülüğü bir süredir büyük ölçüde ABD üstlenmiş olsa da diğer NATO üyelerinin bu bölgede daha aktif olacaklarını kestirebiliriz. Britanya zaten Suriye üzerinden oyuna dahil olmuş durumda. Fransa Lübnan üzerinden benzer bir çaba içinde. NATO’nun genel savaş politikası içinde diğer üyeler de bölge üzerindeki planlara daha fazla dahil olacaklar. 

Zirveye paralel olarak ABD İran’a yönelik yeni bir saldırı dalgası başlattı. Bu saldırıların zamanlamasının rastlantı olmadığı açık. Öte yandan İran’da Hamaney’in uzun süren cenaze törenlerinin de zirveyle çakışması rastlantı olmasa gerek. Zirvede yaptığı açıklamalarda Trump İran’la ateşkesin bittiğini deklare etti. Yine zirveye denk getirilen bir başka gelişmeyle ABD, İran’la arasındaki çatışmaları sona erdirmeye yönelik geçici anlaşma kapsamında İran petrolünün satışına izin veren lisansı iptal etti.

ABD’nin her adımını kutsayan Rutte koroya katılmakta gecikmedi ve ABD saldırılarının İran’ın hamlelerine karşı gerekli olduğunu belirterek deniz ticaretinin güvenliğine işaret etti. Burada kastettiği, Hürmüz Boğazı’nın gemi trafiğine açılması ve petrol akışının sürmesi. 

Silahlanmaya daha fazla yatırım

Trump’ın ilk başkanlık döneminde NATO üyesi ülkelerin savunma harcamalarının arttırılması önemli bir tartışma konusu olmuştu. 2014 zirvesinde bütün üyelerin savunma harcamalarının GSYİH’nin en az yüzde 2’si olması gerektiği karar altına alınmıştı. Trump ise bu oranın çok yetersiz olduğunu, NATO’nun yükünün çok büyük bölümünün ABD tarafından üstlenildiğini, diğer üyelerin de “ellerini taşın altına sokmaları gerektiğini” vurgulamıştı. Bu düzeye çıkılmasa da son yıllarda harcamalarda önemli artışlar yaşandı. İkinci başkanlık döneminde Trump bu oranı yüzde 5’e çıkardı. Ankara zirvesinde bu orana 2035 yılına kadar ulaşılması ilkesel olarak kararlaştırıldı. Bütün üyelerin buna uyması olanaksız, hepsi de istekli değil zaten. Ama aralarında Türkiye’nin de bulunduğu büyük ülkelerin oranı artırma çabaları, NATO’yu daha da tehlikeli bir savaş aygıtı haline getirecek. Nitekim Erdoğan 2030’da bu hedefe ulaşmak istediklerini belirtti.

Önümüzdeki dönemde Batı ittifakının silahlanmasının hedefi, süreklileşmiş savaş ortamının gereksinim duyduğu kapasiteye ulaşmak. ABD İran’a karşı 28 Şubat’ta başlattığı ve 40 gün süren savaşta bu tür bir sorunu fazlasıyla yaşadı. Mühimmat eksikliği kendisini hissettirdi. Artık birden fazla cephede aynı anda süreklileşmiş savaş ortamına hazırlık yapılıyor. 

Bu hedefe ulaşmanın önemli gerekliliklerinden biri, üye ülkeler arasında bu alandaki işbirliğinin artırılması. Özellikle hızla büyüyen silah sanayisi ile Türkiye bu konuda öne çıkıyor. Zirve, gerekli işbirliklerinin geliştirilmesi, kısıtların aşılması açısından önemli bir işlev gördü. Bir tür silah fuarına dönüştü. Ayrıca silahlanma projelerinin finansmanını rahatlatmak amacıyla bazı üye ülkelerin katılacağı ortak bir banka kurulması için de adım atıldı. 

Militarizasyon politikası, emperyalist ittifak içinde ABD’nin ağırlığının daha da artmasını da kaçınılmaz olarak beraberinde getirecek. Ankara Zirvesi’nde yaşananlarla, bunu bir kez daha görmüş olduk. Avrupa ülkeleri, gereken silahlanma düzeyine ulaşmak için ABD’ye muhtaç. Böylece, NATO’nun diğer işlevlerinin yanında ABD’nin emperyalist sistem içindeki hegemonyasını sürdürme aracı olduğu bir kez daha teyit edilmiş oluyor. 

Dünya dikensiz gül bahçesi mi?

NATO Zirvesi, bu emperyalist ittifak için önemli ve “verimli” bir adım olarak nitelenmeli. Ancak tarih emperyalistlerin istediği gibi pürüzsüz bir biçimde akmıyor elbette. En yakın örneklerini direnen ülkeler, halklar gösteriyor. NATO planları hayata geçirilmeye çalışılırken emperyalistlerin toslayacakları sayısız duvar olacak. Bu duvarların bir bölümünü de kendi ülkelerinin emekçileri inşa edecek. Militarizasyon, beraberinde kamu harcamalarının daha da kısılması, çalışma koşullarının askerileştirilmesi, bazı temel özgürlüklerin askıya alınması gibi adımları getirecek. Emekçilerin bunlara tepki göstermemesi düşünülemez. 

Türkiye’de Yeni Osmanlıcı politikanın emperyalistlerle işbirliği üzerinden hayata geçirilmeye çalışılması gibi niyetler ya da Ortadoğu için ABD’nin öngördüğü monarşi planlarının toplumlar tarafından kabul edilmesi de çok güç olacak. 

Bir savaş örgütünün zirve hatırası olarak, katılan her lidere ev sahibi tarafından birer tabanca hediye edilmesi çok anlamlı. Öte yandan bazı temsilcilerin bunun halklarının gözünde meşru kabul edilmeyeceğini bildiklerini ve buna göre adım attıklarını da gördük. Emperyalistlerin işi kolay değil. 

ortaklasa_sayi_10_savas
Ortaklaşa

Ortaklaşa dergisinin 10'uncu sayısının dosya konusu Savaş oldu. NATO Zirvesi'nin ardından birçok boyutuyla dünyadaki savaş ve silahlanma gündeminin ele alındığı sayıda ayrıca CHP ve Anahtar Parti'den emperyalizmin hegemonya krizine, sokak lezzetlerinin sınıfsal tarihçesinden Dünya Kupası ve futbola uzanan çok sayıda konuya dair kapsamlı yazılara yer verdik.