Ana içeriğe atla
0%

Home

soL Haber'de reklam yok, sadece haber var. Bunu birlikte sürdürüyoruz. Abone olarak desteğinizi gösterin.

Ortaklaşa
ortaklasa_sayi_10_savas

Savaş, CHP, NATO 3.0, Anahtar Parti, Sokak Yemekleri, Silahlanma, Futbol, Sermaye

‘AKP hukuku’: Kişi hürriyeti istisna tutukluluk esas

Ali Rıza Aydın

Yayın Tarihi: 10.08.2026 , 11:07 "0 dakikalık okuma süresi"
Sermaye sınıfı ve onun siyasal iktidarlarının söz ve karar sahipliğinde yalnızca tutuklama değil tüm hukuksallıklar, güvence ve toplumsal düzenleme aracı olmaktan çıkmaya mahkûm. Son dönemde hızla artan tutuklama kararlarının da gösterdiği üzere hukuk ve yargı adı altında hukuksuzluk ve yargısızlık, kuralsızlık ve kurumsuzluk iklimindeyiz.

Kişilerin suçluluğu hakkında kuvvetli belirti bulunmasının yanı sıra kaçmalarını, delillerin yok edilmesini veya değiştirilmesini önlemek amacıyla başvurulabilecek bir hukuksal önlem tutuklama... Bu niteliğiyle asli değil istisnai bir yargısal işlem ve Anayasa’nın ayrıntılı maddelerinden biri olan 19. maddesindeki “kişi hürriyeti ve güvenliği” hakkına yönelik olarak getirilmiş katı güvence kapsamında; yürütme organının ve idarenin işi değil, yargının işi. 

Bu yazıda tutuklama önleminin hukuksal, yargısal veya teorik olarak yargıç, savcı, avukat ya da akademisyenlerin çalışma, inceleme, araştırma alanına ve ayrıntılarına girilmeyecek. Bu yönüyle birçok çalışma, karar var. Ancak Anayasa, ceza hukuku, yaygın tutuklama ve tutukluluğu uzatma kararları, Anayasa Mahkemesi’nin (AYM) hak ihlali kararları ve İnsan Hakları Avrupa Mahkemesi’ne (İHAM) bu başlıkta yapılan başvurular bir arada değerlendirildiğinde; konunun -bırakalım tutuklama gerekçesi ve kararı- tekniği yönünden ortaya çıkan adaletsizlikleri, hukuksal ve anayasal ilkelerin altüst edildiği, istisnai olması gereken önlemin asli hale getirildiği kendine özgü bir baskı aracı olması söz konusu. 

Bu baskı aracının siyasal ve ideolojik yönü ortaya konulduğundaysa hukuk ve yargının araç ya da maşa olarak kullanıldığı bambaşka bir durum ortaya çıkıyor. Nitekim AYM’nin ve İHAM’ın bireysel başvuru yolunda verdiği kararlar arasında kişi hürriyeti ve güvenliği hakkıyla ilgili olanların önemli bir yer tuttuğu birçok çalışma ve açıklamada vurgulanıyor. 

İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi’nin 5. maddesine karşılık gelen Anayasa’nın 19. maddesinde ve gerekçesinde önemli vurgulamalar yapılıyor ve Anayasa karşısında yasama ve yargının bu konudaki yetkisinin sınırlandığı belirtiliyor.

Keyfilik ve çifte standart

Tutukluluk, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 100. ve devam eden maddelerinde düzenleniyor. 100. maddeye göre kişi ancak hakkında suç işlediğine dair kuvvetli şüphelerin varlığını gösteren olguların ve bir tutuklama nedeninin bulunması halinde tutuklanabilir. Maddede tutuklama nedenlerinin neler olduğu da belirtiliyor. Buna göre, (a) şüpheli veya sanığın kaçması, saklanması veya kaçacağı şüphesini uyandıran somut olgular varsa, (b) şüpheli veya sanığın davranışları; 1) delilleri yok etme, gizleme veya değiştirme, 2) tanık, mağdur veya başkaları üzerinde baskı yapılması girişiminde bulunma hususlarında kuvvetli şüphe oluşturuyorsa tutukluluk kararı verilebilecek. Kuralda ayrıca, işlendiği konusunda kuvvetli şüphe bulunması halinde tutuklama nedeninin varsayılabileceği suçlar bir liste halinde belirtiliyor. Burada dikkat çekilmesi gereken konu, tutukluluk kararının “verilecek” değil “verilebilecek” olması. 

Yargının, yargıç ve adil yargılama hakkının önemi tartışmasız. Konunun Anayasa kapsamında katı kurallara bağlanmasına karşın, tutuklamaların keyfiliğe ve çifte standarda, ayrımcı uygulamalara dayanması, güvence içeren katı kuralların esnetilmesi anlamına geliyor. Soru şu: Kurallar kimler için katı, kimler için esnetiliyor; kimler için güvence, kimler için baskı? Yanıt için hayli örnek var ama bu çaba hukukun, devletin ve yargının sınıfsallığını anımsatıp analiz etmeden sonuçsuz kalır.

Tutukluluk konusundaki kanun hükümlerinin yorumu ve somut olaylara uygulanması derece mahkemelerinin takdir yetkisi kapsamında. Ancak bu takdir Anayasa’ya, yasalara aykırı yorumlarla açıkça ve keyfi olarak hak ve özgürlük ihlaline, ayrımcılığa neden olamaz. Oluyorsa ve/veya toplum bu konuda kuşku içindeyse yargı aracılığıyla egemen sermaye sınıfının, ortağı gericilerin, yandaşların, güncel siyasi olay ve yargılamalarda olduğu gibi düzen içinde belli grupların çıkarına, karşıtların ve emekçilerin baskı ve kıskaç altında tutulmasına neden olur.

Tutuklu sayısında hızlı artış

Adalet Bakanlığı istatistiklerinin de gösterdiği gibi cezaevlerindeki tutuklu ve hükümlü sayısı, kapasiteyi yüzde 40 kadar aşmış durumda.  Tutuklu sayıları AKP döneminde belirgin yükselişte. Bu yükseliş son dönemlerde, özellikle belediye operasyonlarıyla hızlanıyor. Örneğin 2022 başlarında 38.537 olan sayı 2026 Temmuz’unda 63.905’e çıkıyor.       

Bu derecede yaygın tutukluluk uygulaması; kendine ve ilkelerine güvenini yitiren, yasalardan ve Anayasa’dan uzaklaşmayı kaygı edinmeyen, yandaş ve güdümlü bir yargının ürünü olabilir diye geçiştirilemez. Yargı ekonomik, siyasal ve toplumsal düzenden soyutlanamaz.

Suç ve ceza alanında önlem olarak getirildiği savlanan bir kurum hukuksal, bireysel ve toplumsal güvenliğin ortadan kaldırıldığı, genelleştirilmiş bir siyasal baskı ve ceza aracı olarak kullanılıyor.

Gazeteciler, yazarlar, sanatçılar, akademisyenler, avukatlar, kamu görevlileri başta olmak üzere birçok alanda faaliyet gösterenler, siyasi faaliyet hakkını kullanan siyasi parti üyeleri ve seçme-seçilme haklarının kullanılması sonucu seçimle gelenler hemen her gün gözaltılarla, ardından da tutuklamalarla karşı karşıya kalıyor. Milletvekilleri, belediye başkanları ve meclis üyeleri için dava ve tutukluluk seçeneği aynı zamanda siyasal iktidara transferlerle, pazarlıklarla yargısızlık ve cezasızlığa dönüşebiliyor. 

Uzayan yargılamalar, sıklıkla kullanılan ve uzatılan tutuklamalar bir arada değerlendirildiğinde; bireyselliği aşan, sürekli büyüyen, toplumu saran bir olaylar yumağı yaratılıyor. Kendini yeniden ve yeniden üreten bu kurumun üretim ucunda hukuksal güvenliği ve yasallık ilkesini yok sayan sermaye sınıfı, devlet organları ve siyasal iktidar; hedefindeyse siyasal iktidara, partileştirilmiş devlete, gericiliğe ve düzenin ekonomi politiğine karşı tavır alan, yurtseverinden devrimcisine karma bir bireysel ve örgütsel kitle var. 

Baskı ve ceza aracı

Kamu araçlarını ve gücünü elinde tutan birinci grubun ikinci gruptakiler üzerinde etki ve baskısıyla;

Kişiler masumiyet karinesi yok sayılarak daha hüküm giymeden suçlu ilan ediliyor, 

Kişi hürriyetinden ve güvenliğinden mahrumiyet söz konusu ki masumiyet karinesi, yargılama süresince de kişinin hürriyetinin esas, tutukluluğun ise istisna olmasını gerektiriyor,

Davalar organize suçlara, katalog suçlara, örgütlülüğe; savunmalar ya da eleştiriler halkı kin ve düşmanlığa sevke bağlanarak toplum gözünde farklı algılar yaratılıyor, ayrımcılık yapılıyor, 

Düşüncelerin, siyaset ve ideolojilerin yayma hakkı engelleniyor,

Susturularak, cezaevinde tutup devre dışı bırakılarak hak ve özgürlüklerin kullanılması, örgütlenme baskısıyla siyasi faaliyet hakkının kullanılması engelleniyor,

Suç ve cezada şahsilik ilkesi tutukluların statüleri, toplum içindeki konumları üzerinden genelleştiriliyor, duyarlı halk yığınları potansiyel suçluymuş gibi gösteriliyor ve asıl bu yolla halk kin ve düşmanlığa sevk ediliyor,

Hak arayanlara, Cumhuriyet’in ve halkın geleceği için devrimci savaşım verenlere korku salınarak susmaları, örgütlenmemeleri için baskı yaratılıyor,

Yargı hukuksallık, toplumsal hak arama ve adil yargılanma yönünden değil egemen sermaye sınıfı, siyasal iktidar, gerici ortaklar yönünden etkili denetim ve baskı aracı haline getiriliyor.  

Cumhurbaşkanı tarafından açıklanan İnsan Hakları Eylem Planları’nda tutuklamada ölçülülük ve orantılılık ilkeleri doğrultusunda yeni hukuksal önlemler öngörüldüğü halde, keyfilik hukuksallığa baskın olmaya devam ediyor. Hukuk kılıflı keyfiliğin siyasal ve ideolojik yanıysa açık ve net: (i) -bahis, finans hareketleri, uyuşturucu, kaçakçılık operasyonlarında olduğu gibi- ayrımcı ceza hukukunu uygulayarak iç çelişki ve bunalımları yeni mülkiyet ve seçilmiş/atanmış kadro transferleri yoluyla hizaya getirmek, (ii) -CHP ve belediye operasyonlarında olduğu gibi-  tüm siyasal ve yönetsel düzen içi ipleri, denetimi, söz ve karar sahipliğini elinde tutarak düzen içini uyumlaştırmak, (iii) -aydın, sanatçı, gazeteci, akademisyen, öğretmen, işçi, yurtsever, sosyalist, komünist operasyonlarında olduğu gibi- düşman ceza hukukunu uygulayarak siyasal ve ideolojik savaşımları sindirmek, yok etmek.

Franz Kafka’nın “Ceza Sömürgesi” gibi bir adada yaşama/yaşamama korkusuna kapılan bir toplum yaratılması için en etkin araçlardan biri haline getirildi tutukluluk. Artık hukuksal ve yargısal bir araç olmaktan çıktı. Tutuklamanın hukuksallığının belli amaçlar doğrultusunda keyfileştirildiği bu durum, NATO Zirvesi ve sonuçları örneğinde de olduğu gibi, kapitalist/emperyalist ilişkilerle uyumlu sermaye sınıfı ve onun gericilikle ortak siyasal iktidarının her yolu denediği ve deneyeceğinin açık kanıtı. 

Anayasa’da egemenliği halk adına kullandığı söylenen yasama, yürütme ve yargı organlarıyla, yargı paketleri ve kararlarıyla ve de İHAM’ın desteğiyle yumuşak, ehlileştirilmiş bir yargılama ve cezalandırma düzeni kurulmaya çalışılıp tutuklama da bu yönden kurumsallaştırılırken -ne kadar sınıfsallıklarının ayrımında değilmiş gibi gözükürlerse gözüksünler- ipleri elinde tutan, halkı uzlaşma ve uyumlaştırmaya zorlayan sermaye sınıfı ve onun siyasal iktidarları. Onların söz ve karar sahipliğinde yalnızca tutuklama değil tüm hukuksallıklar güvence ve toplumsal düzenleme aracı olmayı terk etmeye mahkûm. Hukuk ve yargı adı altında hukuksuzluk ve yargısızlık, kuralsızlık ve kurumsuzluk iklimindeyiz.

Çözüm nerede?

Burjuva hukukunun soyut hak ve özgürlük tanımlarının, soyut hukuk devleti ilkelerinin, bağımsız ve tarafsız yargısının kendi ilke, kural ve kurumlarının devre dışı tutulduğu, kanun önünde eşitlik ilkesinin uygulanmadığı bir dönemde çeyrek asırlık AKP’nin hukuksuzluğunu bu derece sürdürülebilir kılmasını “AKP hukuku” olarak tanımlamak yanlış olmayacak. Karşıtlar sindiriliyor, sömürücü ve gerici düzen engelsiz yol alıyor, emekçiler denetim altında tutuluyor.  Liberalizm, emperyalizm, sermaye sınıfı egemenliklerini yaşatabilmek için her yolu kullanıyor. 

Bu bataklığın içine düşme korkusuyla gözü, kulağı, ağzı kapatmamak, dönemin mağdurluğu ya da tanıklığıyla yetinmemek, sömürücü düzeni halkın egemenliği ve iktidarı için değiştirmek... Çözüm burada.

ortaklasa_sayi_10_savas
Ortaklaşa

Ortaklaşa dergisinin 10'uncu sayısının dosya konusu Savaş oldu. NATO Zirvesi'nin ardından birçok boyutuyla dünyadaki savaş ve silahlanma gündeminin ele alındığı sayıda ayrıca CHP ve Anahtar Parti'den emperyalizmin hegemonya krizine, sokak lezzetlerinin sınıfsal tarihçesinden Dünya Kupası ve futbola uzanan çok sayıda konuya dair kapsamlı yazılara yer verdik.