NATO Zirvesi'nin perdeleyemediği gerçek: Bu ülkede yurtseverler var
Ali Ufuk Arikan
Ülkenin başkentindeki yoksul mahallelerinin sıvaları dökülmüş evlerinden başladılar işe.
Sıvamak ve boyamakla başa çıkamayacaklarını anladıklarında, milyonlarca lira para harcayıp evlerin önünü panellerle kapattılar.
Böylece yoksulların sokağa bakan yüzünü perdelemiş oldular.
Ne istedikleri son derece açıktı; en azından iki gün boyunca yoksulların ne yüzlerini görmek istiyorlardı ne de seslerini duymak.
7-8 Temmuz’da Ankara’da gerçekleştirilen NATO Zirvesi’ni ve bu zirvenin halkımıza neler getireceğini bundan daha iyi anlatacak bir yöntem bulamazlardı sanıyoruz.
İşbirlikçiler ve yoksul Altındağ
Ülkemizi Ukrayna ve İran savaşlarının içine çekecek, topraklarımızda yeni bir NATO kolordusu kurulmasına zemin sağlayacak, Boğazlar’a on yıllar sonra bir kez daha İngiliz ve Fransız komutanların gelmesinin yolunu açacak bir zirveyi geride bıraktık.
Bu sayede AKP kendi iktidarını sağlamlaştıracak, patronlar da bu savaşlar sayesinde çok daha fazla kazanacak, servetlerine servet katacaklardı.
Adını koymak zorundayız, halkımız 7-8 Temmuz 2026 tarihinin öncesinden çok daha büyük bir tehdit altında artık.
ABD çıkarlarıyla kendi çıkarını eşitleyen iktidarın ve patron düzeninin iştahı, ülkemizi büyük bir ateş çemberinin tam ortasına çekiyor.
İşte tam da bu yüzden Altındağ’daki yoksulların evlerinin önüne çekilen perde.
Yoksullar ne görülsün ne de sesleri çıksın istediler tüm bu kanlı anlaşmaların altına imza atılırken.
Ablukayı kıran kolektif irade
Bu yaptıklarının yetmeyeceğini bilecek kadar tanıyorlar bu halkı.
Bu yüzden 56 bin polis ve jandarma görevlendirdiler Ankara’da.
Binlerce memuru bir hafta boyunca idari izinli ilan ettiler.
Kentin önemli tüm ana yollarını trafiğe kapattılar, bu bölgeleri de insansızlaştırdılar.
6 milyon kişinin yaşadığı kenti, NATO liderleri için boşaltma adımlarının ardı arkası kesilmedi. Düğünler, etkinlikler, eğlenceler, törenler yasaklandı. Kırmızı alan ilan edilen bölgelerdeki yüzlerce işyeri kapatıldı.
“Ülkeye hâkimiz, biz istemediğimiz sürece bu ülkede çıt dahi çıkamaz” demek istiyordu iktidar.
Ancak ne perdeler ne polisler ne de sokakların insansızlaştırılması yüzlerce yurtseverin, komünistin yan yana gelmesini, ülkemizin bağımsızlığı için bu utanç verici perdeyi söküp atmasını engelleyemedi.
Saat tam 17.00’de, Kızılay’ın göbeğinde bir araya gelen irade, önce polisleri şaşırttı.
“Otobüsler mi gelmedi, bu kalabalık da nereden çıktı” dediler önce.
“NATO’ya geçit yok” sloganlarının yüzlerce kişi tarafından tam saati geldiğinde, gür bir şekilde atılmasıyla şaşkınlıkları paniğe dönüştü.
Kararlılıkla kol kola giren örgütlü bir akıl, iktidarın ve düzenin içi boş güç gösterisini sonlandırmayı bildi.
Sonra şaşırma ve panik yerini büyük bir öfkeye bıraktı.
Nasıl olur da ellerinde bağımsızlık bayraklarıyla birileri gelir ve ülkenin başkentinin tam göbeğinde, binlerce polisin arasından sıyrılıp yürüyüşe geçerdi.
Büyük bir şaşkınlık ve hınçla saldırdılar, 139 TKP’liyi gözaltına aldılar.
Kaburgası ve kolu kırılan, kulak zarı patlayan vardı…
Öyle ya, saldırarak, bastırarak, gözaltına alarak korku salıyorlardı; yine işe yarayacağını düşündüler.
İşe yaramadı.
O güç havası, daha eylem alanında boşa düştü.
Saldırıyla gözaltına aldıkları yurtseverler eylemin her anında başlarının üstünde tuttu bayraklarını.
O yüzden daha gözaltı araçlarında başı eğilenlerin gerçekte kim olduğunu anlamak şaşırtıcı olmadı.
Onlardan biri, bir polis, gözaltı sonrası hastanedeki doktor kontrolünde, bir doktorun “Ne oldu?” sorusuna, bir TKP’liden önce, içinde bulunduğu utancı da anlatmak istercesine kendisi yanıt verdi:
“Bu insanlar NATO’cular ülkemizi pisletmesinler diye eylem yaptılar…”
Gerçekten öyle değil miydi?
Emniyet’te saatlerce polis araçlarında ters kelepçeyle bekletilen yurtseverler, o büyük Emniyet binasının bahçesinde hazırlıklarını tamamlayıp sırtlarına NATO çıkartması yapıştırılan polisleri görünce daha da iyi anladılar yapılan işin önemini.
Sonrasında ne zaman üç saniyeyi geçen bir polis sohbeti olsa, o NATO çıkartması yüzüne vurulan polisin yere eğilen başına tanık olundu.
Bu haklılıktan alınan güç, üç kez uzatılan gözaltı sürecinin bir işkenceye değil, her bir yurtsever açısından ülkemizin bağımsızlığı ve daha güzel günler için umudun büyüdüğü “eğitim sürecine” dönmesini de sağladı.
Ankara’da NATO Zirvesi için yapılan titiz hazırlıklar ve toplantıya devasa kaynakların harcanması, Türkiye’nin işbirlikçi AKP iktidarından ibaret olduğunu göstermeyi amaçlıyordu. Bölgede emperyalizmle yeni işbirliği olanaklarından güç almaya çalışan AKP’nin NATO yasaklarından, zirve şovlarına tüm amacı buydu.
NATO karşıtı eylem ve etkinliklerin yasaklandığı Ankara’da tüm sıkıyönetim koşullarına rağmen “Türkiye NATO’dan çıksın” diyerek Kızılay’a çıkan yurtseverler ise bağımsızlıkçı güçlü bir siyasi irade yükseltiyor, ülkemizin sadece işbirlikçi ve onursuz bir siyasi tablodan ibaret olmadığını gösteriyordu.
‘6. Filo askerlerini denize dökenler gibi…’
NATO Zirvesi’ne karşı ağırlığı İstanbul’da olmak üzere çeşitli eylemler yapıldı. Ankara’daki ablukanın delindiği 5 Temmuz’daki eylemin ardından aynı gün İstanbul, İzmir, Adana, Samsun, Çanakkale’de de TKP’liler NATO’ya karşı eşzamanlı yürüyüş düzenledi. İstanbul’da Taksim’den Dolmabahçe’ye yürüyen kitleye hitap eden TKP Genel Sekreteri Kemal Okuyan, 6. Filo askerlerini denize dökenler nasıl bu ülkenin onurunu ayağa kaldırdıysa Türkiye’nin dört bir yanında devrimcilerin de bugün aynı şeyi yaptıklarını söyledi. Okuyan, konuşmasında NATO’ya karşı çıkmanın eşitlik, özgürlük ve bağımsızlık mücadelesinin kritik bir unsuru olduğunu vurguladı:
“AKP iktidarı, NATO’nun ülkemizdeki ve bölgedeki karanlığını sürdürmesi için önemli bir aktördür ve suçludur. Ama bugün düzen siyasetinde NATO’ya bırakın karşı durmayı, NATO’yu ve zirveyi önemsediğini söyleyen, o zirveden çıkan sonuçların ülkemize hayrının dokunacağını ilan eden tüm siyasi aktörler en az AKP iktidarı kadar suçludur.
Küstah işbirlikçi iktidara da işgalci, katil NATO’ya da boyun eğmeyeceğiz. Ülkemize, onurumuza sahip çıkıyoruz. Türkiye’nin NATO’dan çıkması, NATO’nun ülkemizdeki varlığının son bulması, Türkiye’nin sokulmaya çalışıldığı Yeni Osmanlıcı savaş politikalarının boşa düşürülmesi için halkın örgütlülüğünü sağlayacağız. Bu oyunu bozacağız. Bu kavga yeni başlamıyor. Ama bu kavgayı çok daha fazla güçlendireceğimize, ülkemizi bu barbarlardan, sömürücülerden kurtaracağımıza söz veriyoruz. İnsanlığın, iyiliğin, eşitliğin, özgürlüğün, bağımsızlığın kazandığı bir ülke ve dünya yaratacağımıza söz veriyoruz.”
‘İnsanlık aşağılanma ve ölümü hak etmiyor’
TKP’nin çağrısıyla 4 Temmuz’da “İnsanlık aşağılanma ve ölümü hak etmiyor” ve “NATO ve emperyalizm yenilecek” başlığıyla NATO üyesi ülkelerden ve Avrupa Komünist Hareketi’nden komünist ve işçi partilerinin yanı sıra uluslararası barış ve gençlik örgütlerinden temsilcilerin katıldığı bir toplantı yapıldı.
İstanbul’da düzenlenen toplantıya Avusturya Emek Partisi, Alman Komünist Partisi, Yunanistan Komünist Partisi, Macaristan İşçi Partisi, Hollanda Yeni Komünist Partisi, Portekiz Komünist Partisi, İspanya İşçileri Komünist Partisi, Dünya Demokratik Gençlik Federasyonu, Dünya Barış Konseyi ve Yunan Barış Komitesi temsilcileri katılarak birer konuşma yaptılar.
Konuşmalarda NATO’nun “savunma ittifakı” değil, emperyalist savaş ve müdahale örgütü olduğu vurgulanırken komünist partilerin temsilcileri ülkelerindeki askeri harcamaların artırılmasına, NATO üslerine, Ukrayna savaşı üzerinden tırmandırılan silahlanma yarışına, Ortadoğu’daki saldırganlığa ve Filistin halkına yönelik İsrail saldırılarına verilen desteğe özellikle dikkat çekti.
Ortaklaşa dergisinin 10'uncu sayısının dosya konusu Savaş oldu. NATO Zirvesi'nin ardından birçok boyutuyla dünyadaki savaş ve silahlanma gündeminin ele alındığı sayıda ayrıca CHP ve Anahtar Parti'den emperyalizmin hegemonya krizine, sokak lezzetlerinin sınıfsal tarihçesinden Dünya Kupası ve futbola uzanan çok sayıda konuya dair kapsamlı yazılara yer verdik.