Ana içeriğe atla
0%

Home

soL Haber'de reklam yok, sadece haber var. Bunu birlikte sürdürüyoruz. Abone olarak desteğinizi gösterin.

Ortaklaşa
ortaklasa_sayi_10_savas

Savaş, CHP, NATO 3.0, Anahtar Parti, Sokak Yemekleri, Silahlanma, Futbol, Sermaye

NATO 3.0: Rusya’yı kuşat, Çin’i zayıflat

Gamze Erbil

Yayın Tarihi: 10.08.2026 , 11:11 "0 dakikalık okuma süresi"
Batı emperyalizmi, tehdit olarak belirlediği Rusya-Çin-İran-KDHC eksenini NATO üzerinden sıkıştırıyor. “NATO 3.0 strateji mi, slogan mı?” tartışmalarının ardındaysa herhangi bir stratejinin sürdürülebilir olmasına izin vermeyen, emperyalist sistemin krizi ve savaşlara mahkûmiyeti yatıyor.

ABD Başkanı Donald Trump’ın “çılgın fikirleri” paravanı arkasında inşa edilmeye çalışılan yeni dünya düzeninin stratejik öncelikleri yavaş yavaş belirginlik kazanıyor. Ancak sistemin krizi ve tekellerin vahşi rekabeti, herhangi bir strateji tercihinin uzun soluklu ve istikrarlı bir yönelim ortaya çıkarmasına izin vermiyor.

Ankara’da NATO toplantısında ısrarlı biçimde altı çizilen savaş yükünün Avrupa’ya devri ve Rusya’nın hedef gösterilmesi gündemine paralel olarak Rusya ile Ukrayna arasında ABD’nin üzerinde çalıştığı bir ateşkesin müzakere edildiği haberleri geliyor. 

Buna büyük güçler diplomasisinde “compartmentalization” (bölümlere ayırma) deniyor; sonu gelmez bir güç savaşının farklı cephelerde atılan adımlarla sürdürülmesi gibi görülüyor. Büyük güçlere değil de “örtüşen elit ağlarına” referansla bakılacak olursa, bunlar alternatif hamleler olarak da düşünülebilir. 

NATO 3.0 ve Rusya-Avrupa savaşı

Ankara toplantısının resmi sonuçları; Avrupa’nın kendi savunmasının daha büyük bölümünü üstlenmeye zorlandığı, buna paralel olarak Rusya’nın temel askeri tehdit olarak tanımlandığı, Çin’in uzun vadeli stratejik rakip olarak tarif edildiği bir dönemi öngörüyor. 

Buzdağının görünen kısmı bize; ABD’nin askeri gücünü Rusya-Avrupa hattında ve Ortadoğu’da sıcak savaşlarla yeniden yapılandırırken potansiyel bir Çin hegemonyasını dizginlemek için Asya ve dünyanın diğer coğrafyalarında stratejik bir kuşatmayı hayata geçirme planını anlatıyor. Burası uluslararası sistemin işleyişinde çok farklı düzlemlerde biriken çelişkiler ve bumerang etkileriyle dolu bir alan. Kaçınılmaz sonucu, savaşlar...

Suyun altındaki kısım ise, bir bütün olarak emperyalist dünya düzeninin içinde bulunduğu krizi çözme kapasitesinin olmayışı; tekellerinin ve odaklarının çıkar çatışmaları, vahşi kapışmaları ve yayılma arzularıyla dolu. Zorunlu sonucu yine savaşlar...

Rusya kuşatması ne anlama geliyor?

NATO emperyalizmi, Rusya’yı uzun süredir hedef alıyor. Eski Sovyet cumhuriyetlerine yönelik müdahaleler, NATO 2.0 döneminin Doğu Avrupa, Balkanlar ve Baltık ülkelerindeki genişlemeleri... Bu kuşatmaya karşılık Moskova, Batı’nın müdahale ettiği tüm coğrafyaların yaralarını kaşıma ve sistemli bir coğrafi alan kapma mücadelesini sürdürdü. Emperyalist saldırı planlarını yerel dinamikleri destekleyerek bozmaya, bir yandan da rekabetçi bir yayılma hedefini hayata geçirmeye çalıştı. Sistem içinde kalıp onun kurallarına göre oynamaya çalışırken, sistemin iktisadi sıkışmasını istismar edip yaptırımlar gibi silahlarının sıkıştırmasına alternatif arayışlar üretirken benzer konumdaki Çin’le yolları çakıştı.

İran-Rusya-Çin ittifakı Ortadoğu, Afrika ve diğer coğrafyalardaki güç kapışmasının ürünü olarak belirginleşti. Rusya özellikle Suriye savaşı sırasında İran’la yaptığı işbirliğinin sonucu kazanımları, Esad’ın devrilmesi sürecinde büyük ölçüde kaybetti. Bu, Akdeniz’deki etkisini azaltırken, başta Libya olmak üzere Afrika coğrafyasında gerilemesi sonucunu getirdi.

Ukrayna Savaşı emperyalist rekabetin kaçınılmaz sonucu olarak gündeme gelirken zamanla kendi ekonomisini ve pazarlık gücünü yarattı; kısa vadede çözüm arayışları öne çıkıyor görünse de Avrupa ve Rusya odakları tüm bir sınır hattında kalıcı savaş dinamiklerinin tohumlarını atıyor.

Peki Rusya 'geriliyor' mu?

Emperyalist sistem içi rekabet ve savaşların bumerang etkileri bitmiyor. Sürekli çelişkiler birikiyor ve bir tarafın attığı çok güçlü bir adım, iki hamle sonra boşa düşüyor ya da kendisine dönüyor.

Son olarak İran savaşında, Tahran’ın beklenmedik direnişi ile Rusya ve Çin’in diplomatik alanda görünmeyen desteği birleşince ABD ve İsrail saldırı hedeflerinde ciddi zorluklar yaşadı. Beklenen sürede beklenen sonuçlar elde edilemedi. Ancak buradan da yeni fırsatlar çıkarmaya çalışan odaklar var ve yine yeneni-yenileni netleşemeyen bir savaş devam ediyor.

Ukrayna Savaşı söz konusu olduğunda da bir yenişememe durumu süreklilik kazanıyor. Son NATO Zirvesi’nde Avrupa-Rusya düşmanlığı tescillenirken Moskova’nın Batılı güçlerin iç çekişmelerini fırsata çevirme planları yaptığından bahsediliyor. 

Moskova, Afrika’da Fransa’dan boşalan alanlara yerleşirken diplomatik süreçleri kesintisiz bir biçimde zorlamayı sürdürüyor. Lavrov’un son Afrika turu ve Ekim 2026 için planlanan Rusya-Afrika Birliği zirvesi bu yönde atılan adımlar. 

Kafkasya ve Orta Asya’daki eski Sovyet coğrafyaları da benzer bir kapışmanın adresi olmayı sürdürüyor.


Antikomünizm güncellenmiş sürümüyle yine, yeniden

Trump’ın 250. yıl konuşmasının merkezine yerleşen antikomünist tehdit söylemi, Batı emperyalizminin kendi halklarını sindirmek ve rakiplerinin iç çelişkilerini kaşımak için tasarlanmış bir açılım oldu. NATO’nun 3.0 versiyonunda bu söylemin karşılık bulması şaşırtıcı olmayacaktır.

“Ya bizdensin ya onlardan” şablonunun yeniden komünistleri hedef almasıyla, ABD Başkanı NATO savaşları dünyasında, halkları bir potansiyel tehdit olarak gördüğünü ilan etmiş oldu. 

Diğer yandan bu komünist tehdidi, “otokratik rejimler” olarak damgaladıkları Rusya ve Çin gibi ülkeleri hedef alırken de  gündeme getirecekleri anlaşılıyor. 

Bir taraftan sistem içinde “centilmence” rekabet etme isteğindeki Rusya, diğer yanda sistemin güçlü aktörlerini geçme “stratejisiyle” paçasını sisteme kaptırmış olan Çin, ortak dış politika söylemlerinde, eski Sovyet dış politikası çağrışımlı “çok kutupluluk” söylemine yaslanırken aslında sosyalist sistem dönemindeki dış politika ilkeleriyle hiç de ilgisi bulunmayan bir güç savaşını sürdürüyor. 

İki aktörün sistem içi rekabette sergiledikleri savaşçı ve yayılmacı tutumlarının “yayılmacı komünistler” olarak damgalanması, bir yandan Çin ve Rusya’nın sinsice istismar ettiği Sovyet dönemi dış politika silahını bu ülkelerin ellerinden alırken diğer yandan da bu mirası bir kez daha karalamayı hedefliyor. Komünistlerin bu meydan okumayı ancak safları netleştirerek aşması mümkün.


Rusya’da kapitalizmin yeniden gelişmesi 

Yeltsin Rusyası ile Putin Rusyası arasındaki “kopuş” görüntüsü kapitalist Rusya’nın nasıl sürdürülebileceğiyle ilgili olduğu ölçüde anlamlı, ancak ideolojik yönelim ve stratejik tercihler düşünüldüğünde yanıltıcıdır. Sosyalizmin çözülüşü devasa bir coğrafyayı NATO emperyalizmine hediye etti etmesine ama, bunun yönetilmesindeki zorluklar da aynı pakette geldi.

1) Bu ölçekte bir yağma alanı ve içeride çözülüşü hızlandırmak için Yeltsin liderliğinde yaratılan aşırı-liberal ideolojik atmosfer kendi kapitalist öznelerini de üretti ve “Rus Baronları” olarak anılan Rusya burjuvazisi kendi yönetsel aygıtını şekillendirmek durumunda kaldı.

2) Yine bu devasa ölçekteki bir coğrafyanın ideolojik, kültürel ve toplumsal birikiminin sosyalist mirası böyle bir yönetsel aygıtın oluşturulmasında belirleyici rol üstlendi.

Dresden görevinin sonunu getiren duvarın yıkılışı sürecinde Putin’in tam olarak kime çalıştığı hâlâ karanlık, ama bu sürecin sonunda KGB’den emekli edilmesinin ardından Yeltsin-Sobçak ekürisinin sadık bir görevlisi olarak çalıştığı biliniyor. St.Petersburg belediye başkanlığını yürüten Yeltsin destekçisi liberalizm şampiyonu Anatoli Sobçak’ın yardımcısı olarak çalıştığı 1991-96 arası dönemde Almanya-İsviçre bağlantıları konusunda anahtar roller üstlenen Putin, 96 sonrası Moskova’ya geçiyor. 96’da geleceğin çekirdek iktidar elitini oluşturacak, Yeltsin özelleştirmelerinden nemalanan bir grup eski bürokratın güven ilişkilerine dayalı organizasyonu olan Ozero kolektifinin ilk tohumlarını atıyor. Kolektif üyeleri Putin iktidarı aldıktan sonra kritik finans, enerji ve altyapı sektörlerinin patronları olarak yeni kapitalist Rusya’nın inşasına katkı koyacaklar. Putin, Yeltsin tarafından FSB’nin başına getirildikten sonra, ona bağlılığını çeşitli biçimlerde (yolsuzluk soruşturmalarının gündemden düşmesi için yapılan şantaj ve kumpasları yönetmek gibi) gösterirken iktidardan düşecek olan lider de hem kendini yargılanmaktan kurtaracak, hem de Rusya’nın kapitalistleşme süreçlerine sadık kalacak selefine iktidarın yolunu açacaktı.

1999’un son gününde Yeltsin Cumhurbaşkanlığını Putin’e bıraktığını açıklarken, kendisinin yargılanma süreciyle ilgili dosyalar da devre dışı kalacak ve dokunulmazlığını garantiye alacaktı.

Putin’in en karanlık hamleleri, kapitalistleşen Rusya’nın baron olarak anılan çiçeği burnunda burjuvaları arasındaki kanlı hesaplaşmaları yönetme ve kendisine sadık bir iktidar çekirdeğini konsolide etme sürecinde gündeme geldi. Bu sürecin bir ayağı sosyalizmin çözülüşü sürecinde Rusya’yı kuşatan emperyalist çevrelerle bağlantılı olduğu ölçüde, bu hesaplaşmalar başka ülke sınırları içinde de devam etti. 

ortaklasa_sayi_10_savas
Ortaklaşa

Ortaklaşa dergisinin 10'uncu sayısının dosya konusu Savaş oldu. NATO Zirvesi'nin ardından birçok boyutuyla dünyadaki savaş ve silahlanma gündeminin ele alındığı sayıda ayrıca CHP ve Anahtar Parti'den emperyalizmin hegemonya krizine, sokak lezzetlerinin sınıfsal tarihçesinden Dünya Kupası ve futbola uzanan çok sayıda konuya dair kapsamlı yazılara yer verdik.