Ana içeriğe atla
0%

Home

soL Haber'de reklam yok, sadece haber var. Bunu birlikte sürdürüyoruz. Abone olarak desteğinizi gösterin.

Ortaklaşa
ortaklasa_sayi_10_savas

Savaş, CHP, NATO 3.0, Anahtar Parti, Sokak Yemekleri, Silahlanma, Futbol, Sermaye

Kâr oranlarını kolay yoldan yukarı çekme hevesi: Savaş makinesi parlatılıyor

Gülay Dinçel

Yayın Tarihi: 10.08.2026 , 11:10 "0 dakikalık okuma süresi"
NATO’nun Ankara Zirvesi’nde “savaş ekonomisi” perspektifinin güçlendiği ilan edildi. Emperyalist-kapitalist sistem, hegemonya krizini ve ekonomik patinajı savaş makinesini güçlendirerek aşmaya girişiyor. Artan silahlanma harcamaları ve yatırımlar, kâr oranlarını yukarı çekmek için hızlı ve kolay olmanın yanında “kalıcı” bir yol olarak da görülüyor. Bu perspektifin göründüğü kadar pürüzsüz olmadığı ise açık.

Son NATO Zirvesi’nde emperyalist savaş makinesini güçlendirme eğilimi iyice belirginlik kazandı. ABD emperyalizminin NATO üyesi ülkelerin 2035 yılına kadar askeri harcamalarını milli hasılalarının yüzde 5’ine çıkarması yönündeki dayatması, Ankara’da daha somut ara hedeflerle pekiştirildi. Silahlanma harcamaları ve yatırımlarda öngörülen artışların önünde emperyalist güçler arası rekabet başta olmak üzere hafife alınmaması gereken kısıtlar bulunuyor. Ancak bu kısıtlar emperyalist-kapitalist sistemin krizini “savaş ekonomisi” yoluyla aşmaya çalıştığı saptamasıyla çelişmiyor. 2008 krizinden bu yana emperyalist ülke ekonomileri için kâr oranlarındaki düşüşün kalıcı bir şekilde aşılamadığı bir tür patinaj süreci tarif edilebilir. Yeşil dönüşüm, dijitallaşme gibi başlıklar altında hayata geçirilmeye çalışılan arayışların hiç çalışmadığını söylemek mümkün olmasa da hem ABD’nin hegemonyasını güçlendirmek hem de biraz daha kalıcı bir sıçrama sağlamak üzere güçlenen bir şekilde “savaş makinesi”ne bel bağlandığı söylenebilir.  

2025 yılında NATO üyesi ülkelerin askeri harcamalarının GSYH içindeki payı ortalama yüzde 2,6 idi. Bu oranın tedrici bir şekilde 2035 yılında yüzde 5’e ulaşması demek 2025-2035 arasında 24 trilyon dolar civarında askeri harcama yapılması anlamına geliyor. Bu tutarın 8 trilyon doları ilave harcama olarak düşünülebilir. İmalat sanayi yatırımlarının GSYH içindeki payı NATO üyesi ülkeler için kabaca yüzde 14-15 civarında, silah sanayisinin hem doğrudan payının hem de ileri-geri bağlantı içinde olduğu sektörlerle birlikte dolaylı payının artması, imalat sanayisi ortalama kâr oranlarının yukarı taşınması anlamına geliyor. Silah sanayisi mevcut kâr oranlarının yeni yatırımlarla birlikte artan dijitalleşme ve yüksek teknoloji yoğunluğuna sahip içerikle birlikte mevcut düzeyinin üzerine çıkması beklenebilir. Savaş ve silahlanma iştahının en somut ve çarpıcı boyutunun önemli avantajlarından biri devletlerin ve tekellerin kontrolünde, özellikle Çin’e minimum alan açarak yol almanın mümkün olması. 

Savaş makinesinin Avrupa kasına ihtiyacı var

Dünyanın açık ara en büyük silah üreticisi olarak ABD’nin bu genişleme sürecinin yarattığı olanaklardan üst düzeyde yararlanmak, yeni pazar olanakları yaratmak, silah sanayisi üretim altyapısı yetersiz Avrupa Birliği ülkelerine daha fazla silah satmak ve silah sanayisindeki konumunu güçlendirmek istediği açık. Ancak söz konusu hedef düz bir pazar genişletme girişiminden ibaret olamaz. Avrupa’nın çeşitli sıkışmışlıklarına rağmen “alıcı” rolüne rıza göstermesi zaten çok kolay olmayabilirdi. Nihai rekabet ve yaratacağı gerilimler baki olmakla birlikte Avrupa cephesinde de Ukrayna Savaşı ile iyice belirginlik kazanan ekonomik sıkışmayı aşmayı sağlayacak bazı olanaklara göz dikildiği, hatta biraz daha fazlasının hayal edildiği söylenebilir. 

İlk düzlemde Almanya, Fransa, İtalya başta olmak üzere Avrupa Birliği üyesi ülkelerin ABD’nin genişleyen pazarı haline gelirken kendi silah sanayi üretim kapasitesi ve kabiliyetlerinin gelişmesine ihtiyaç duyulması yer alıyor. Avrupa’nın, ABD’nin hedeflediği pazar büyümesini absorbe edebilmesi gerekiyor. Burada Avrupa’ya yığılması hedeflenen yeni silah sistemlerini kullanacak orduların nicel ve nitel hazırlığı, altyapı yenilenmesi gibi unsurlar akla gelebilir. Ki tamamlayıcı silah sistemleri de buraya dahil edilebilir. 

İkinci düzlemde ise ABD’nin güçlü silah sanayisinin girdi açısından büyük oranda Çin başta olmak üzere dış tedarikçilere yüksek bağımlılığının ikame edilmesi zorunluluğu yer alıyor. Çelik ve diğer malzemeler, farklı savunma sistemlerinin değişik parçaları, elektronik ürünler gibi ABD’nin üretim kapasitesinin zayıf olduğu, ya da neredeyse hiç üretim kapasitesine sahip olmadığı pek çok ürün bu kapsamda düşünülebilir. Hem Ukrayna Savaşı hem de İran saldırısında açığa çıkan üretim kapasitesi ve stok yetersizliklerini aşmaya yönelik bir stratejinin aynı zamanda olabildiğince Çin’den bağımsız olması gerektiği açık. Çin bağımlılığın azaltılmasında hem ABD hem de Avrupa için Avrupa Birliği imalat sanayi kabiliyetlerinin, ilgili değer zincirleriyle birlikte -Türkiye gibi önemli tedarikçiler dahil- geliştirilmesi ayrıca önem taşıyor.

Almanya’nın mevcut otomotiv ve makine üretim altyapısını silah sanayisine yönlendirmeye yönelik girişimleri sadece nihai ürün üretiminden ibaret düşünülmemeli, bu sektörlerdeki kapasite aynı zamanda silah sanayisi sistem tedarikçiliği kapasitesi anlamına geliyor. Halihazırda Fransa ve İtalya’nın Thales, Leonardo gibi şirketlerle üstlendiği Boeing, Lockheed Martin gibi ABD silah tekellerinin sistem tedarikçisi rolünün genişlemesi öngörülebilir. Ki söz konusu rolün ABD’nin ardından üçüncü önemli nihai silah üreticisi İngiltere için daha da güçlü olduğu eklenebilir. 

Çin'siz büyüme veya Çin'in ikamesi mümkün mü?

2002 yılında en yüksek gelire sahip 100 silah üreticisi içinde Çinli şirket bulunmuyordu, Rusya’nın payı da yüzde 1’in altındaydı. 2024 yılına gelindiğinde söz konusu listede yüzde 13’lük pay ve 88 milyar dolarlık gelirle 8 Çinli şirket bulunuyor. Rusya da iki şirketle yüzde 5’e yakın paya ulaşmış durumda. (Listenin bir başka çarpıcı unsuruysa Türkiye, 2002’de listede yer almazken 2024 yılında 5 şirketle yüzde 1,5 pay sahibi.) Çin’in payının 2022’de yüzde 19’u bulduğu, 2023 ve 2024’te önce yüzde 15, sonra yüzde 13’e düşüşe yol açan gerilemede ABD emperyalizminin Çin politikasının da etkisinin olduğu görülüyor. Bu tablo, silah sanayisinde ilave büyümeden önce de “Çin ikamesinin” çalışmaya başladığının göstergesi. Ancak Çin’in hem kendi silahlanması hem de emperyalist hegemonya dışı pazarlara dönük büyümesinin süreceği tahmin edilebilir. ABD emperyalizminin aşağıdaki tabloda yer alan üstünlüğünü bir yandan kâr oranlarını koruyarak ve artırarak sürdürebilmesi için, ileri teknolojilerin savaş sanayisinde kullanılması kadar geleneksel imalat sanayi üretim kapasitesine de ihtiyacı yüksek.  


Dijital teknoloji üstünlüğü yeterli mi?

İlk 100 silah şirketi listesinde yer alan ABD’li şirketlerin kompozisyonunda 2002-2024 döneminde teknoloji şirketleri lehine belirgin bir değişim gözleniyor. Bu durum, ABD emperyalizmine silah üretimindeki hâkim pozisyonunu sürdürme açısından avantaj sağlamanın yanı sıra yüksek kâr oranlarını yakalamak açısından da elverişli görünüyor. Ancak fiili bir savaş durumunda mühimmat gibi geleneksel sanayi ürünlerinin kapasitesinde daha büyük darboğazlar yaşanabildiği, 2026 Haziran’ındaki İran saldırılarında görüldü. Bu yüzden teknoloji yoğunluğu ABD’nin hâkimiyetini pekiştirmekle birlikte yaratılmaya çalışılan yeni pastanın paylaşımını öngörmenin zorluklarına da işaret ediyor. 


Türkiye kapitalizminin önü açık mı?

Türkiye kapitalizmi silah sanayisinde son 10 yılda önemli bir sıçrama yaptı. Üretim ve katma değerdeki artışın yanı sıra şirket büyümeleri de önemli göstergeler. Kamu şirketlerinin merkezinde durduğu üretim yapısına NATO, ABD ve diğer emperyalist merkezlerle doğrudan bağlantılı desteklerin de arttığı görülüyor. Uluslararası aktör haline gelen Baykar’ın yanı sıra ABD ve İngiltere silah ve mühimmat pazarına güçlü girişler yapan Sarsılmaz, Arca Savunma gibi üreticiler hızlı büyüyor. Muhtemelen SIPRI’nin 2026 veya 2027 verilerinde Baykar dışında başka özel sektör şirketlerinin de yer alacağı tahmin edilebilir.

Avrupa’da silahlanma harcamalarındaki artış iki yönüyle de Türkiye kapitalizmi açısından önemli fırsatlar sunuyor. Pazar büyümesi de üretim kapasitesi artışı da Türkiye için silah sanayisini çevreleyen sektörlerde, otomotiv, makine, elektrikli teçhizat, fabrikasyon metal ürünleri, diğer ulaşım araçları gibi, sahip olduğu üretim kapasitesiyle farklı düzlemlerde bir dizi yeni olanağın yakalanması demek. Sayılan sektörlerde Türkiye kapitalizminin Avrupa Birliği merkezli “değer zincirleri”ne güçlü entegrasyonu bir dizi kolaylık sağlıyor. İnsansız hava araçları dışında hava taşıtlarında iddia sahibi olmanın önemli kısıtları olsa da hava taşıtı parçalarında önemli bir birikim bulunuyor. Askeri kara ve deniz taşıtları, mühimmat üretimi de standart ya da geleneksel sayılabilecek alanlarda büyüme potansiyeline işaret ediyor. 

Ancak Türkiye kapitalizmi açısından hem daha ileri teknoloji ve malzeme gerektiren hem de büyük ölçekli standardizasyon gerektiren alanlarda-ürünlerde önemli kısıtlar olduğu öne sürülüyor. ABD-Avrupa arasında bile önemli asimetri bulunan bazı alanlara girilmesi gerçekten güç. Tabii bu kısıt, silah sanayisinin bugünkü ölçeğinin NATO üyelerinin yüzde 5 hedefleri kapsamında 2035 yılına kadar 2-3 katına taşınmasına engel değil. İmalat sanayisi içindeki payı yüzde 7-8’lere çıkmış bir silah sanayisi dolaylı etkilerle birlikte Türkiye sermaye sınıfı için daha düşük riskli, daha kârlı önemli bir pasta dilimi anlamına gelmekle birlikte işçi sınıfı için daha ağır sömürü koşulları, ülke için sadece iktisadi değil siyasi ve ideolojik olarak daha ağır bağımlılığı ifade ediyor.

ortaklasa_sayi_10_savas
Ortaklaşa

Ortaklaşa dergisinin 10'uncu sayısının dosya konusu Savaş oldu. NATO Zirvesi'nin ardından birçok boyutuyla dünyadaki savaş ve silahlanma gündeminin ele alındığı sayıda ayrıca CHP ve Anahtar Parti'den emperyalizmin hegemonya krizine, sokak lezzetlerinin sınıfsal tarihçesinden Dünya Kupası ve futbola uzanan çok sayıda konuya dair kapsamlı yazılara yer verdik.