Ana içeriğe atla
0%

Home

soL Haber'de reklam yok, sadece haber var. Bunu birlikte sürdürüyoruz. Abone olarak desteğinizi gösterin.

Ortaklaşa
ortaklasa_sayi_10_savas

Savaş, CHP, NATO 3.0, Anahtar Parti, Sokak Yemekleri, Silahlanma, Futbol, Sermaye

Ufukta beliren 'Rusya Cephesi': Geçmiş krizler bize ne anlatıyor?

Engin Karan

Yayın Tarihi: 10.08.2026 , 11:12 "0 dakikalık okuma süresi"
NATO son zirvesinde Rusya cephesini takviye edeceğini ilan etti. Türkiye, bu tahkimatta NATO ve içerideki NATO’cular tarafından cephe ülkelerinden biri yapılmak isteniyor. Türkiye-Rusya ilişkilerinin gelgitleri, bugünkü “Yeni-Osmanlı” kostümü giymiş ve “yayılmacılık” taslayan dış siyasetin NATO ile Rusya arasındaki fay hattında nasıl işlevlendirilebileceğine dair ipuçları sunuyor.

Bu yılın şimdiye kadarki en önemli dış politika olayı kuşkusuz Ankara’daki NATO Zirvesi’ydi. Ankaralılara yaşatılanlar, AKP’nin “protestosuz bir zirve” hayalinin devrimcilerin iradesiyle çöpe atılması ve zirvenin halka maliyeti gibi boyutlarıyla gündemin ilk sırasında NATO Zirvesi vardı.

Şimdi zirvenin bakiyesinin ne olduğunu, AKP’nin “başarılı bir zirve” geçirmesinin sonuçlarının neler olacağını konuşmak zorundayız. Kuşkusuz burada en önemli soru işareti, NATO’nun “Rus ve İran tehdidi” konseptinde Ankara’ya verilmesi muhtemel yeni görevler.

Donald Trump, “dostu” Tayyip Erdoğan’a her kritik dönemeçte ve iç siyasetteki operasyonlarda verdiği desteğin karşılığında ne aldı? Neredeyse her ağzını açtığında övdüğü Erdoğan’a ne için teşekkür ediyor? NATO’nun yeni hamlelerinde bu övgülerin ve teşekkürün karşılığını nasıl göreceğiz?

Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ın Ukrayna ziyareti sırasında olası bir Rusya-Ukrayna anlaşmasıyla ilgili olarak Türkiye’nin “deniz unsurlarına liderlik etmeyi kabul ettiğini” söylemesi ve ardından Rus basınının alarma geçmesi, işlerin nasıl hızlı ilerleyebileceğinin bir göstergesi.

Moskova’da birçok yorumcu “Ukrayna için garantiler kisvesi altında, Türkiye’nin üyesi olduğu NATO’nun Karadeniz’deki askeri varlığı belirginleşebilir” diyor. 16 Temmuz akşamı Rusya’nın tarım denetim kurumunun bazı Türk üreticilerden çekirdekli meyve ithalatını yasaklamasının Ankara’ya sembolik bir misilleme olduğu da ekleniyor.

NATO Zirvesi’nin sonuçlarını zaman içinde daha iyi göreceğiz. İşimiz müneccimlik değil elbette. Ancak geçmişin fragmanlarını, Rusya ile yaşanan inişli çıkışlı ilişkilerin önemli anlarını hatırlamak, geleceği öngörmek adına elimizi güçlendirecektir.

Üstelik bugünkü “Yeni-Osmanlı” kostümü giymiş ve “yayılmacılık” taslayan dış siyasetin NATO ile Rusya arasındaki fay hattında nasıl işlevlendirilebileceği de bu örneklerde açıkça görülebiliyor.


‘Birbirlerinin ayağına basmayan’ iki lider

Batılı ideologların emperyalizmi aklamak adına geliştirdiği “liberal olmayan otoriter liderler” şablonunda Putin ve Erdoğan’ı aynı sepete atmaları, olabilecek en isabetsiz yaklaşımlardan birisi. Ancak Vladimir Putin ve Recep Tayyip Erdoğan’ın iktidara gelişleri ve ülkelerinde çıkmaza giren sermaye düzenini onarıp düzlüğe çıkaracak bir rol üstlenmeleri, en azından eşzamanlılık taşıyor.

Putin 2000’de, Erdoğan’ın lideri olduğu AKP ise 2002’de iktidara geldiklerinde, geride bıraktıkları 10-15 yıllık dönemin siyasi altüst oluşlarının ardından ülkelerinin kapitalist gelişiminde rotayı çizecek iki figür olarak öne çıktılar. Bu dönem, Ankara-Moskova hattında da karşılıklı ticari faydanın belirleyiciliğinde geçti.

2003 yılında açılan Mavi Akım doğalgaz boru hattı, iki ülke arasında vize kolaylığı ve karşılıklı ticaret hacmindeki artış, dış politikadaki ayrımları hafifleten bir zemin oluşturdu.

Rusya’nın gündemine ise 2003-2004’ten itibaren eski Sovyet coğrafyasındaki “renkli devrimler” girdi. Emperyalizmin Ukrayna’da Turuncu Devrim ve Gürcistan’da Gül Devrimi yoluyla iktidar değişimlerini zorlaması, bu hamleleri göğüslemeye çalışan Rusya’nın dış politika iddialarını zorunlu olarak bir üst vitese yükseltmesini getirdi. 

Bölgedeki gerilim, 2008 yılındaki Bükreş NATO Zirvesi’nde Ukrayna ve Gürcistan’a üyelik sözü verilmesi ve ardından patlak veren 2008 Rusya-Gürcistan Savaşı ile doruğa ulaştı.

Bugün tartışılan “Karadeniz’de NATO varlığı” konusu o dönem de gündemdeydi.

2008 Ağustos’unda ABD, Gürcistan’a “insani yardım” ulaştırmak için dev askeri hastane gemilerini Boğazlar’dan geçirerek Karadeniz’e çıkarmak istedi. Bu hamlenin Rusya çevresindeki Amerikan askeri varlığını artırmaya denk düştüğü o dönem de aşikardı.

Türkiye, bu iki geminin toplam tonajının Montrö Sözleşmesi’nde kıyıdaş olmayan ülkeler için belirlenen sınırların çok üzerinde olduğunu belirterek ABD gemilerine geçiş izni vermedi. ABD bunun üzerine Montrö’nün tonaj sınırlarına takılmayan daha küçük savaş gemilerini gönderdi.


Aktif çatışma dönemi: ‘Arap Baharı’ ve Suriye

Rusya ile 2000’lerin ilk 10 yılında ticari yakınlaşma ve karşılıklı “ekonomik fayda” temelli ilişkilerin ilk büyük krizi, Arap Baharı ve ardından Suriye’deki iç savaşta yaşanan gelişmelerin gölgesinde ortaya çıktı.

2010’da Tunus’ta başlayan, Mısır, Libya uğraklarında büyük krizlerin ateşini harlayan “Arap Baharı”, Suriye’ye de “Esad rejiminden kurtulma” parolasıyla 2011’de uğradı. 2024’te Esad ve ailesinin ülkeyi terk etmesine kadar emperyalizmin bir ülkeyi nasıl yok ettiğinin laboratuvarı oldu Suriye.

2011’de Ankara, Suriye’deki emperyalist kuşatmaya karşı emperyalizmin ileri karakolu ve Şam’a karşı asker toplamaya varan bir “vurucu güç” olarak konumlandı. Cihatçıların ellerini kollarını sallayarak Hatay gibi sınır illerinde konuşlandırılması dahil operasyonel bir pozisyon alması, Türkiye’ye çıkacak faturayı da her geçen gün şişiriyordu. 

Suriye’de meşru yönetimin arkasında duran Rusya ile ipler hızla gerildi. Moskova Akdeniz’deki askeri varlığını korumak ve bölgede NATO destekli yönetim değişikliğini engellemek amacıyla Suriye’deki varlığını genişletti.

Rusya’nın Eylül 2015’te Suriye’ye askeri olarak doğrudan müdahil olması, tüm dengeleri değiştirdi. Rus hava kuvvetlerinin Türkiye destekli İslamcı militanları yoğun şekilde bombalamaya başlaması, Ankara-Moskova hattında tüm bağları koparacak bir dönemi getirdi. 

Nihayetinde Türk F-16’ları, Kasım 2015’te Hatay sınırında Türk hava sahasını ihlal ettiği gerekçesiyle Rusya’ya ait bir Su-24 savaş uçağını düşürdü.

Moskova bu olayı “sırtından bıçaklama” olarak nitelendirerek Türkiye’ye karşı ağır ekonomik yaptırımlar, turizm boykotları ve vize kısıtlamaları uyguladı. 

İki ülke Suriye hava sahasında adeta birbirine kilitlendi; Türkiye bir süre Suriye sınırında hava devriyelerini ve operasyonlarını sınırlandırmak zorunda kaldı.

Erdoğan, Türkiye’nin Rus uçağını kasıtlı olarak düşürmediğini söyledi, olayın sadece sınır ihlaline verilen otomatik bir tepki olduğunu söyledi. Ancak kendisine kapıları kapatan Rusya’ya karşı söylemini yumuşatmadı, “Biz defalarca söyledik, sizin orada ne işiniz var? Neymiş, Suriye rejimi davet etmiş. Şu anda gayrimeşru bir devlet var Suriye’de. Siz her davete icabet etmeye mecbur musunuz?” dedi.

Erdoğan “Rusya’ya çok samimi olarak, ateşle oynamamasını tavsiye ediyoruz” dedi.

Rusya ise o dönem Türkiye’nin IŞİD’den petrol aldığı gibi uluslararası alanda Ankara’yı zora sokacak söylemleri sıklaştırdı.

Rusya ile Suriye’deki kapışma, normalleşme sürecine karşın uzun yıllar devam etti. 2020 Şubat ayında Suriye ordusunun İdlib’deki Türk askeri konvoyuna düzenlediği ve Rusya’nın hava sahasını kontrol ettiği saldırıda 34 Türk askeri hayatını kaybetti. 

Türkiye’nin “yayılmacı” Yeni-Osmanlı tezlerinin laboratuvar alanlarından birisi olan Suriye’de Rusya’yla karşı karşıya gelişin maliyeti ağır oldu. NATO’nun ileri karakolu olarak Ankara’nın bu krizlerde yalnız bırakılması şaşırtıcı olmadı.


Büyükelçi Karlov suikastı 

Uçak krizinin ardından başlayan normalleşme sürecinin hemen başında, 19 Aralık 2016’da Rusya’nın Ankara Büyükelçisi Andrey Karlov, Ankara’da görev dışı bir Türk polisi tarafından suikasta uğradı. 

Saldırıyı Mevlüt Mert Altıntaş adında o anda görevde olmayan bir polis memuru gerçekleştirdi. Altıntaş, olay yerinde polis tarafından vurularak öldürüldü. Geride bıraktığı mektupta, saldırıyı Suriye’de askeri operasyonlar gerçekleştiren ve Esad’ı destekleyen Rusya’yı cezalandırmak için gerçekleştirdiğini söylemişti.

Saldırganın mesajı, krizi tırmandırma potansiyeli taşısa da hem Ankara hem de Moskova bu olayı “ilişkileri sabote etmeye yönelik ortak bir provokasyon” olarak tanımlayarak krizin büyümesini bir şekilde engelledi.

Rus medyasında ise, “Türk yetkililerinin Altıntaş’ın Gülencilerle olan bağlantılarına ağırlık verdiği ancak cihatçılarla olan bağlarını görmezden geldiği” eleştirileri yer aldı.


İlişkiler ısınıyor: Astana, S-400’ler, Akkuyu

15 Temmuz 2016’daki darbe girişimi sırasında Rusya’nın Türkiye ile istihbarat paylaştığı iddiası ve hemen sonrasında Putin’in Erdoğan’ı arayıp hızla destek vermesi, ardından darbe girişimiyle ilgili örtük olarak Ankara’nın Washington’ı sorumlu tutması, Moskova – Ankara yakınlaşmasını hızlandırdı.

Moskova’dan yorumcuların da o dönem “renkli devrim” girişimlerini hatırlatarak 15 Temmuz’un “Batı müdahalesi” olduğu tezini işlemelerini hatırlayabiliriz.

2017 başındaki Astana Süreci de Türkiye’nin Rusya ile yakın mesaisinde bir başka dönüm noktasıydı. Türkiye, Rusya ve İran’ın garantörlüğündeki görüşmelerde Suriye’de ABD ve NATO’nun masada olmadığı bir sürecin ortaya çıkması dikkat çekiciydi. 

2017 Eylül’ünde ise S-400 anlaşmaları imzalandı ve Rusya’dan ilk sistem 2019’da teslim edildi. Bunun sonucunda Türkiye ABD’nin F-35 savaş uçağı programından çıkarıldı ve CAATSA yaptırımlarına maruz kaldı.

S-400 müzakereleriyle paralel olarak yürütülen TürkAkım projesinin anlaşması da Ekim 2016’da (15 Temmuz darbe girişiminden hemen sonra) imzalandı, boru hattının resmi açılışı ise Ocak 2020’de Erdoğan ve Putin’in katılımıyla yapıldı.

Akkuyu santralinin de resmi temel atma töreni Nisan 2018’de Erdoğan ve Putin’in katılımıyla gerçekleşti. Sonraki yıllarda bu santralin faaliyeti, Türk-Rus ilişkilerinin iniş çıkışlarının gölgesinde yılan hikayesine döndü, uzun süre 2023’te ilk ünitesinin devreye alınacağı söylenen projede hâlâ elektrik üretimi gerçekleşmedi.

İlişkilerin yakınlaştığı bu dönemde Moskova son derece pragmatik şekilde NATO üyesi Türkiye’yi belirli bir noktada tutuyor olmaktan faydalanırken Ankara hiçbir zaman ABD ile karşı karşıya gelmeyi göze alamıyor, Rusya’yla yakınlığını hep belirli bir noktada tutuyordu. 

Genel itibarıyla Ankara için Rusya’ya yakınlaşmanın sınırları her dönem kesin olarak çizilmişken ABD’ye yakınlaşmanın sınırsız ve dizginsiz ölçüde gerçekleşmesi, Türkiye’nin eksenine ilişkin önemli bir fikir veriyor. AKP’nin dönüp dolaşıp ABD ve NATO desteğiyle ömrünü uzatmayı hedeflemesine bu yüzden şaşırılmamalı.


Ukrayna-Rusya: Yeni görevler kapıda

2022 Şubatı’nda başlayan Rusya-Ukrayna savaşında Türkiye’nin Ukrayna’ya verdiği destek, Rusya ile ilişkilerde bir kopuşa ve geçmişteki krizlere benzer bir tırmanmaya şimdiye kadar yol açmadı. Ancak gerilim başlıkları netleşti ve Ankara’nın çok övündüğü “denge” saatler içerisinde tepetaklak olabilir.

Savaşın başından bu yana Ukrayna ordusunun Bayraktar SİHA’larını ve Kirpi zırhlı araçlarını aktif şekilde kullanması hep gündemdeydi. Buna rağmen Moskova’yla iplerin kopmamış olmasını Ankara her dönem “dengeli politika” yürütmek olarak ambalajladı. Şimdi Türkiye’nin dünyaya NATO’nun sunduğu zeminde “silah satarak” üstlendiği yayılmacı rolün bedelini ödeme zamanı gelmişe benziyor.

NATO Zirvesi sonrası Rusya kuşatmasında Türkiye’ye yeni görevlerin düşeceği şüphe götürmüyor. Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ın Temmuz ortasında Ukrayna’dan İkinci Derece Liyakat Nişanı alması boşuna değil. 

Bir yanda “arabulucu” rolü ve dengeli politika, diğer yanda Ukrayna’dan liyakat nişanı... İkisi aynı çuvala sığmıyor. Türkiye’de emekçilerin yeni savaşlarda cepheye sürülmesinin önüne güçlü bir set çekilmesi, acil ve ertelenemez bir görev.

ortaklasa_sayi_10_savas
Ortaklaşa

Ortaklaşa dergisinin 10'uncu sayısının dosya konusu Savaş oldu. NATO Zirvesi'nin ardından birçok boyutuyla dünyadaki savaş ve silahlanma gündeminin ele alındığı sayıda ayrıca CHP ve Anahtar Parti'den emperyalizmin hegemonya krizine, sokak lezzetlerinin sınıfsal tarihçesinden Dünya Kupası ve futbola uzanan çok sayıda konuya dair kapsamlı yazılara yer verdik.