Ana içeriğe atla
0%

Home

soL Haber'de reklam yok, sadece haber var. Bunu birlikte sürdürüyoruz. Abone olarak desteğinizi gösterin.

Ortaklaşa
ortaklasa_sayi_10_savas

Savaş, CHP, NATO 3.0, Anahtar Parti, Sokak Yemekleri, Silahlanma, Futbol, Sermaye

Manşetlerin ardındaki Küba gerçeği

Aslıhan Çakaloğlu

Yayın Tarihi: 10.08.2026 , 11:14 "0 dakikalık okuma süresi"
Merkez medyanın ‘Küba’da çöküş’ çığırtkanlığı, ABD ablukasının yarattığı ağır tahribat kadar, adanın buna karşı ürettiği kolektif direnci de gizlemeyi hedefliyor. Yanı başındaki emperyalist kuşatmaya rağmen teslim olmayan Küba; devletiyle, yerel yapılarıyla ve emekçileriyle krizi seferberlik ruhuyla aşarak kendini her gün yeniden kuruyor.

Haziran sonunda yayımlanan, Küba’nın son otuz yıldaki en kapsamlı yeniden yapılanma programı olarak öne çıkan 176 maddelik ekonomik ve toplumsal dönüşüm programı enerji krizinin yarattığı zorluklara, ABD yaptırımlarına ve bununla ilişkili olarak döviz gelirlerindeki daralmaya karşı ekonomiyi canlandırmayı ve üretimi artırmayı hedefliyor. Ekonomi uzmanları, akademisyenler, Küba Komünist Partisi ve Ulusal Meclis üyelerinin katkı ve önerileriyle şekillenen dönüşüm programı aynı zamanda yerel inisiyatiflere açık ve çok aktörlü bir ekonomik yapıyı hedefliyor. 

Devlet işletmelerine yönetim özerkliği, iştirak oluşturma, fiyat belirleme ve kâr kullanımı yetkisi tanıyan; özel sektörün ve yabancı yatırımların alanını genişleten; yerel yönetimlere daha fazla ekonomik yetki ve kaynak kullanımı imkânı veren; tarımsal üretim artışı için sözleşmeli üretim ve toprağın kullanım haklarını artıran, 23 politika alanında toplam 176 düzenlemeyi içeren dönüşüm programının toplumsal mülkiyetin zayıflaması ve eşitsizliklerin ortaya çıkması açısından önemli riskler barındırdığı açık. Ancak elektrik şebekesinin her çöküşünde “Küba çöktü” manşeti atanlar gibi, bu başlıkta da hızlı ve yüzeysel bir okumayla Küba’yı “piyasa açılımı” ile etiketlemenin de oldukça kötü niyetli ve yanlış bir yaklaşım olduğunu söylemek gerek.

Küba Devleti yetkilileri ve Kübalı ekonomistler risklerin farkında ve takibinde olduklarını, hedefin sosyalist yapıyı koruyarak ekonomiyi canlandırmak olduğunu ısrarla vurguluyor. Devlet işletmelerini özelleştirmeden güçlendirmeyi hedeflediklerini, yeni ekonomik aktörleri toplumsal dayanışmayı desteklemeleri yönünde teşvik edeceklerini ve sosyalizmin kazanımlarını koruyacaklarını belirtiyorlar. 

Bu noktada iki uç yaklaşımı eleştirmek gerekiyor. Birincisi, her yerelleşmeyi, esnemeyi “sosyalizmin çözülmesi” olarak gören felaket tellallığı; diğeri ise bunun tam tersi olan her dönüşümü kendi başına tek “alternatif model” olarak yüceltme eğilimi. İlk yaklaşım Küba’nın karşı karşıya olduğu abluka, yakıt krizi ve dış finansman kısıtlarını yok sayarken, on yıllardır devrimini tek başına yaşatan bir sosyalist ülke olduğunu unutuyor ve Küba için oldukça statik bir model varsayıyor. Oysa sosyalist planlama, maddi koşullara göre değişiklikler yapabilme kapasitesine sahip olmak durumunda. Diğer yaklaşım ise Küba’nın izlediği yolun bağımsız olarak belirlenmediğini, abluka koşullarında ayakta kalma stratejisinin bir parçası olduğunu ihmal ediyor. Kısaca; söz konusu dönüşüm programları ve reformlar ne bir çözülmeye ne de bir mucizevi sıçramaya işaret ediyor. Çok daha gerçekçi bir ifadeyle bu süreç Fidel’in “esas olanı korumak için gerekli olanı yapmak” stratejisine dayanıyor. Küba, ablukanın yarattığı ekonomik daralmayı aşmaya ve üretimini artırmaya çalışıyor. Bu bağlamda söz konusu program, hem dikkatle izlenmeyi hem de üzerine daha fazla tartışma ve değerlendirme yapılmasını hak eden bir süreç olarak önümüzde duruyor. 

Kolektif akıl yaratıcı direniş

Tüm bu koşullar altında elektrik işçileri, enerji krizine karşı gece gündüz kesintisiz çalışıyor. Kasırgalar da dahil olmak üzere kriz anlarında günlerce santrallerde kalan, ağır ve tehlikeli koşullarda arızaları gidermeye çalışan işçilerin çabaları anonim olsa da toplum tarafından geniş bir takdir görüyor. Ülke genelindeki 49 bini aşkın elektrik işçisi, ülkelerine ve halklarına olan bağlılıklarını bu süreçte defalarca ispatladı. Şebekede çökme olduğunda, yüzlerce ekip farklı bölgelere dağılarak mikro-şebekeler kurma, hatları yeniden bağlama ve hastaneler, su pompalama sistemleri gibi kritik kurumlara elektrik ulaştırma görevlerini üstleniyor. 

Malzeme eksikliği de işçileri durdurmuyor. Elektrik işçileri ve mühendisler, eski ekipmanları yeniden işler hale getiren yaratıcı çözümler geliştiriyor. Bu süreçte bazı işçiler olağanüstü başarıları nedeniyle onurlandırıldı. Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi ile olağanüstü başarıları nedeniyle beş hat işçisine “Emek Kahramanlığı Madalyası” verildi. 

Vardiya kavramını boşa çıkaran yoğun bir emek seferberliği, çoğu zaman anonim kalan yaratıcı çözümler, hayal dahi edilmesi güç sorunları çözmeye odaklanmış yurtsever emekçiler… Yanı başındaki emperyalist ABD’nin acımasız kuşatması altındaki bir adada, durmaksızın kendini yeniden kurmak zorunda olan bir ülkenin gerçekliği aslında bu. Merkez medyadaki “Küba’da çöküş” manşetlerini bir de buradan; Küba Devleti’nin, yerel yapıların ve emekçilerin geliştirdiği kolektif çözümler, seferberlik ve her defasında bir yeniden örgütlenme süreci üzerinden okumak gerekiyor. 


En büyük engel abluka

Temmuz 2026’da Küba, birkaç gün arayla ülke çapında yaşanan genel elektrik kesintileriyle karşı karşıya kaldı. Ulusal Elektrik Sistemi’nin (SEN) tamamen devre dışı kaldığı ilk büyük kesinti, ülkenin en büyük termik santrallerinden biri olan Antonio Guiteras’daki bir arıza nedeniyle 18 Ekim 2024’te yaşanmıştı. Elektrik kesintileri Küba için aslında yeni değil. Özellikle 2020 sonrası ekonomik krizle birlikte artan kesintiler yaşanıyordu, ancak bunlar genellikle bölgesel, planlı ya da kısa süreliydi. Ulusal ölçekte yaşanan ve tekrarlanan plansız kesintiler ise 2024 Ekim’inde başladı ve 2026’da zirveye ulaştı. Mart 2026’dan bu yana, üçü Temmuz ayında olmak üzere ülkede toplam beş büyük sistem çökmesi yaşandı.

Küba’nın elektrik sistemi; Sovyetler Birliği döneminden kalma merkezi termik santraller, 2000’li yıllarda kurulan dağıtık dizel jeneratörler, sınırlı sayıdaki gaz tesisleri ve son dönemde artan güneş enerjisi parklarından oluşuyor. Sistemin omurgasını yedi büyük termik santral oluşturuyor ve bu santraller ülke çapında bir iletim ağıyla birbirine bağlı bulunuyor. Küba Enerji Bakanı’nın da ifade ettiği gibi, asıl sorun yıllar içinde birikmiş yapısal yıpranmanın artık parça parça onarımlarla sürdürülemez hale gelmesi.

Kırk yıldan uzun süredir hizmet veren termik santrallerin eskimiş olması önemli bir etken olsa da, enerji krizinin temel nedeni teknik ve bakım yetersizlikleri ile sınırlı değil. ABD’nin on yıllardır sürdürdüğü ekonomik, ticari ve mali abluka, enerji altyapısının işleyişini doğrudan etkiliyor. Örneğin 2015’te General Electric’in, Guiteras Santrali’nin kurulumunda yer alan Fransız Alstom’u satın almasının ardından Küba’nın yedek parça, teknik ekipman tedariği aniden kesildi. O zamana kadar bu malzemelerin temini için Fransa bankalarının kredi mekanizmalarından yararlanan Küba’nın böylece finansman kanallarına erişimi de ortadan kalkmış oldu. 

ABD menşeli parçaların sökülmesi zorunluluğu nedeniyle geciken malzeme teslimatları, ödemesi yapılmasına rağmen gönderilmeyen ekipmanlar ve aylarca gönderilmesi ertelenen kritik parçalar, krizin yapısal niteliğini açıkça ortaya koyuyor. Kısaca; Küba Ulusal Elektrik Sistemi’nin bakım ve onarım süreçleri çoktan teknik bir mesele olmaktan çıkmış ve jeopolitik bir soruna dönüşmüş durumda. 

Ablukanın etkisi uluslararası ticaret kısıtlamaları ile sınırlı değil; finans sistemi üzerindeki baskı da enerji krizinde belirleyici rol oynuyor. Bankacılık sistemini etkileyen yaptırımlar nedeniyle Küba ile çalışan bankalar milyon dolarlık ağır yaptırım riskleriyle karşı karşıya. Bu nedenle üretimi ve ödemesi tamamlanmış milyon dolar değerindeki cihazların teslim edilmemesi, iptalinin ve ücret iadelerinin yapılmaması elektrik sisteminin bakım ve teknolojik yenilenme maliyetlerini defalarca katlıyor. Hayati öneme sahip özel vanaların, pompaların, cihazların teslimatının aylarca ertelenmesi, Küba’daki enerji krizinin yalnızca eskiyen altyapı ya da teknik yetersizliklerle açıklanamayacağını; sorunun doğrudan doğruya uluslararası finans, teknoloji ve tedarik zincirlerine erişimin sistematik olarak engellenmesiyle, yani ABD’nin Küba’yı her alanda kuşatmasıyla ilişkili olduğunu kanıtlıyor.


Enerjide farklı arayışlar

Küba yakıt ihtiyacının yaklaşık yüzde 40’ını kendi kaynaklarından karşılayabiliyor; geri kalanı için tamamen ithalata bağımlı. Ocak 2026 ile beraber ABD’nin Küba’ya yönelik petrol akışını hedef alan yaptırımları, bu bağımlılığı kritik bir kırılganlık noktasına dönüştürdü. Zira termik santrallerin de, binlerce küçük jeneratörün de elektrik üretimindeki süreklilik yakıt ithalatına bağlı. Küba Devleti bu bağımlılığa karşı sadece kısa vadeli değil, uzun vadeli kalıcı çözümler geliştirmek için ülke çapında yaygın olarak büyük güneş enerjisi parkları kuruyor. Ulusal elektrik sistemini, güneş enerjisi katkısının çok daha fazla olduğu hibrit bir sisteme dönüştürmek üzere durmaksızın yeni adımlar atıyor. 

Yenilenebilir enerji şu anda adanın elektrik üretiminin yüzde 10’undan fazlasını oluşturuyor; bu oran 2024’te sadece yüzde 3,6 idi. Bugün güneş enerjisinin elektrik üretimine katkısı gündüz saatleri için yaklaşık yüzde 50. Bu anlamda Küba, enerji üretim modelinde bu denli hızlı bir dönüşümü gerçekleştiren yegâne ülke olarak bir kez daha dikkatleri üzerine çekiyor. 

2030’a kadar güneş enerjisi üretim hedefini yüzde 30’lu rakamlara çekmeyi hedefleyen Küba, bugün 24 saati bulan elektrik kesintileri ve şebeke çökmelerini, güneş enerjisi ve dizel yakıta dayanan mikro sistemler ve yerel enerji adaları sayesinde yönetmeye çalışıyor. Bu yöntemin iki temel özelliği var. Birincisi, üretimin merkezi bir noktadan değil çoklu düğümler üzerinden yeniden organize ediliyor olması. İkincisi ise bunların rastlantısal olarak değil, toplumsal önceliklere göre belirleniyor olması. Buna göre hastaneler, su pompalama sistemleri, telekomünikasyon altyapısı gibi kritik noktalar öncelikli olarak elektrik bağlanan hatları oluşturuyor.

ABD ablukasının yarattığı derin enerji krizine karşı Küba’da topyekûn bir üretim ve dayanışma seferberliği yaşanıyor. Küba halkı tarımdan teknolojiye, yerel kalkınmadan gençlik hareketlerine kadar kendi alternatiflerini yaratarak direnmeye devam ediyor.

Ekonomik ve toplumsal seferberlik

Bu sürecin toplumsal alana yansıması ailelerin gıdaların bozulmasını önlemek için yiyeceklerini paylaşması, komşuların ortak yaşam alanları oluşturarak sıcakla baş etmeye çalışması ve üretimin devam edebilmesi için bazı fabrikalarda vardiya saatlerinin elektriklerin geldiği anlara göre yeniden düzenlenmesi oldu. 

Küba farklı bağlamlarda da olsa benzer bir süreci pandemi döneminde de deneyimlemişti. Pandemi koşullarında ilan edilen küresel olağanüstü duruma rağmen, Küba’ya yönelik abluka ve ekonomik yaptırımların sürdürüleceği öngörülerek, hızla COVID-19’a karşı aşı çalışmaları başlatılmıştı. BioCubaFarma’nın (ilaç ve biyoteknoloji alanındaki araştırma, geliştirme ve üretimi kamusal bir yapı altında koordine eden devlet kuruluşu) hızlı adaptasyonu, entegrasyonu ve kurumlar arası işbirliği ile pandemi döneminde beş farklı COVID-19 aşısı geliştirildi. Bu deneyim, merkezin her aşamasında kontrolüne gerek kalmadan, çok sayıda kurumun hızlı koordinasyon, karar ve aksiyonu ile merkezi hedeflerle uyumlu sonuçların nasıl sonuç üretebildiğini gösterdi.

Haziran ayı sonunda Küba Halk İktidarı Ulusal Meclisi’nde görüşülen 176 maddelik dönüşüm paketini, işte tüm bu şartlar ve zorluklar altında ablukayla mücadele süreci çerçevesinde, bu birikim ve mantık süzgeciyle değerlendirmek gerekiyor. Bu dönüşüm programı, aslında 2011’de başlayan ve kamu sektöründeki düşük verimlilik ile gizli işsizliği azaltmayı hedefleyen reformların devamı niteliğinde. 2011 reformları özel ve yabancı sermayeye alan açılması ile devam etmişti, hedef  özel işletmelerin ABD yaptırımlarından muaf tutuluyor olması sayesinde, ülkeye mal akışının yeniden sağlanması ile döviz kaynağı yaratılmasıydı. Bugünkü dönüşüm programı da, 2020’den bu yana derinleşen ekonomik kriz, döviz kıtlığı, enerji darboğazı ve tarımsal-sınai üretim sorunlarına kapsamlı yanıtlar üretme çabasının bir ürünü olarak şekilleniyor. Dolayısıyla söz konusu olanın piyasa temelli bir dönüşüm değil, içinde önemli riskler barındıran ve devrimin sürekliliğini temel alan bir planlamayı destekleyecek yeni araçlar yaratma çabası olarak yorumlanması daha doğru bir yaklaşım olacaktır.

Fidel'le 100 yıl

ABD ablukasının, sosyalist Küba’da üretim araçlarının gelişiminin önündeki en temel engel olduğu oldukça açık. Bu nedenle, devrime dışsal olan bu engelin yarattığı tıkanmayı aşmak Küba Devrimi’nin sürekliliği için elzem. Kübalılar için bunun yolu, Fidel’den öğrenmeye devam etmek; yıllardır Küba’nın başarıları ile gururlanan ve O’ndan feyz alan bizler içinse sosyalist seçeneği güçlendirmek. 

13 Ağustos 2026 günü, Fidel’in doğumunun yüzüncü yılı. Fidel’in 100. yaşı, Küba’da devrimin sürekliliğini yeniden kurma iradesinin ifadesi olarak anlam kazanıyor. Ülkesinin bağımsızlığında, halkının yurtseverliğinde ve abluka koşullarındaki yaratıcı direnişte Fidel yaşamaya devam ediyor. Ve tüm dünyada antiemperyalist mücadelede, enternasyonalist dayanışmada, halkların eşitlik ve özgürlük mücadelesinde…

Fidel yaşıyor! Küba da!

ortaklasa_sayi_10_savas
Ortaklaşa

Ortaklaşa dergisinin 10'uncu sayısının dosya konusu Savaş oldu. NATO Zirvesi'nin ardından birçok boyutuyla dünyadaki savaş ve silahlanma gündeminin ele alındığı sayıda ayrıca CHP ve Anahtar Parti'den emperyalizmin hegemonya krizine, sokak lezzetlerinin sınıfsal tarihçesinden Dünya Kupası ve futbola uzanan çok sayıda konuya dair kapsamlı yazılara yer verdik.