'Anahtar' Parti: Neyi açıyor, neyi kilitliyor?
1923 yılında kurulan Türkiye Cumhuriyeti’nin üzerine bina edildiği esaslar yeni çağın eşiğinde yerle bir olmuştur. Türkiye, artık güvenliğini güç dengeleri içinde arayamaz. Bu intihar demektir. Güç dengelerine şirin görünmek için halkına dayattığı, batıcı-laik politikaları sürdüremez. Bu yeni dünyadaki yerini milletinin rızası ve gücüyle, şahsiyetiyle kazanacaktır. Milletimizi güçlü kılan, bin yıldır olduğu gibi, İslamiyet’tir. Rejimin tepeden inmeci-seçkinci-laik geleneği artık sona ermiştir. Rejimin pozitivist-laik politikaları ancak şahsiyetsiz, köksüz, milletine değil, kendine bile hayrı olmayan bunalımlı, yabancılaşmış bir azınlığa kaynak olmuştur. Laikliğin din ve devlet işlerini ayırma politikası değil; ekmek-su gibi dini için yaşayan Müslüman halkı yönetimden uzak tutmak çabaları olduğu, artık üstü örtülemeyen bir hakikat halini almıştır.
Bu sözler Muhsin Yazıcıoğlu’nun 7 Temmuz 1992’de Milliyetçi Çalışma Partisi’nden ayrılarak “Yeni Oluşum Hareketi”ni başlattığı “Milli Mutabakat Çağrısı”nda yer alıyor. Yazıcıoğlu daha sonra İslami öğeleri daha da ağır basan Büyük Birlik Partisi’ni (BBP) kurdu; ayrılırken yanında götürdüğü isimlerden birisi de bugün Anahtar Parti’yi kurmuş olan Yavuz Ağıralioğlu’ydu.
Ülkü Ocakları’na alternatif olarak kurulan Nizam-ı Âlem Ocakları’nın 1995-1997 yılları arasında genel başkanlığını yapan Ağıralioğlu BBP’de MKYK üyeliği ve genel başkan yardımcılığı görevlerinde bulundu. Yazıcıoğlu’nun vefatından sonra BBP’de genel başkanlığa da aday oldu, ancak seçilemedi.
Referandumda evet
2010 yılındaki Anayasa değişikliği referandumunda BBP “evet” oyu çalışması yapıyordu. O günlerde Ağıralioğlu Olağan Genel Kurul yapılmasını talep etti ve Genel Başkanlığa aday olduğunu açıkladı. Ardından medyada yer alan haberlerde Ağıralioğlu’nun BBP yönetiminin kararına aykırı olarak “hayır” propagandası yaptığı yazıldı. Ağıralioğlu avukatı aracılığıyla Zaman gazetesine tekzip göndererek iddiaları şöyle reddetmişti:
Genel Kurul çalışmaları demokratik bir zeminde istişare ile gerçekleşirken Anayasa Değişikliği referandum süreci ile ve şu anki BBP yönetiminin evet kararı ile hiçbir alakası yoktur. Parti Yönetiminin basın açıklaması yanlış yakışıksız olduğu gibi haberin taraflı verilmesi de bir o kadar yanlış ve yakışıksızdır. Bu açıklama ile müvekkilimin hayır kampanyası içinde olduğu izlenimi verilmekte ve Genel Başkanlık yarışında müvekkilim aleyhine seçmen nazarında olumsuz kanaat oluşturulmaktadır.
Ağıralioğlu siyasi hayatında sadece ideolojik değil yöntem olarak da Yazıcıoğlu’nun yolundan gitti. 2011’de BBP’den koparak önce “Türkiye İnisiyatif Merkezi”ni kurdu. 2018’de İYİ Parti’ye katıldı. 2023 Cumhurbaşkanlığı seçimleri döneminde İYİ Parti’den istifa etti. Sonrasında İYİ Parti’yi bölerek 2024’te Anahtar Parti’yi kurdu. Partinin kurucular kurulunda 9 İYİ Partili yer aldı.
‘Siyasal islamcılar projesidir’
“Siyasi çizgimiz belli. Türk-İslâm Ülküsünün net ve duru ideallerine bağlı bir neferiyim.” Bu sözler Ağıralioğlu’na ait. Yıllarca Ağıralioğlu’na dava arkadaşlığı yapan İsmail Türk de 13 Haziran 2023’te attığı tweette şu sözlerle anlatıyor: “Bu doğruyu eninde sonunda göreceksiniz. Yavuz Ağıralioğlu bir Siyasal İslamcılar projesidir.”
Bu konunun örnekleri çok.
Ağıralioğlu, 2019 yılında TBMM’de yaptığı bir açıklamada “Bu meclisin çatısı altında hiç kimse Fetullah Gülen’i bugün herhangi bir mevzuda konuşmasının içinde ‘Sayın Fethullah Gülen Hocaefendi’ diye zikrederek anamaz” demişti. Ancak Ağıralioğlu’nun yıllar önceki bir videosunda Muhsin Yazıcıoğlu’ndan bahsederken “Fethullah Gülen Hocaefendi’den para alıp Fethullah Gülen Hocaefendi’den destek alıp ülkücü hareketi bölmekle itham olundu” ifadelerini kullanıyor.
Ağıralioğlu, 13 Temmuz 2019’da ölen, 1969 Kanlı Pazar olaylarının baş kışkırtıcılarından biri olan Mehmet Şevket Eygi için şu sözlerle taziye mesajı yayınladı: “Müslümanların para, güç ve şatafatla olan imtihanlarını”, hâlimizi, ahvalimizi, Milli Gazete’de kendine has naif üslûbuyla resmeden Gazeteci-Yazar Mehmet Şevket Eygi’ye Allah’tan rahmet diliyorum. Ailesinin ve sevenlerinin başı sağ olsun.”
Ağıralioğlu’nun Temmuz 2023’te Menzil şeyhi Abdülbaki Erol için yayınladığı taziye ise şöyleydi:
İnsanı yaşat ki devlet yaşasın idealinin Ahmet Yesevi’den, Hacı Bektaş-ı Veli’den, Hacı Bayram-ı Veli’den, Ahi Evran’dan günümüze uzanan sonsuzluk kervanı bugün mümtaz bir nasihat ve gönül insanını kaybetti. Peygamber Efendimiz’in torunu Seyyid Abdülbaki Erol rahmet-i rahmana kavuştu. Sufilerinin, dervişlerinin, sevenlerinin, “şeb-i arus” dediği düğün gecesidir ölüm. Vuslata erene, önden gidene Fatihalar, dualar olsun...
‘Diyanet daha da etkin hale getirilecek’
Ağıralioğlu bu çizgisini Anahtar Parti’ye de taşıdı. Parti programında Diyanet İşleri Başkanlığı’nın daha etkin hale getirileceği belirtiliyor. Programın “Din ve Toplumsal Düzen” başlığı altında Diyanet’in Türkiye’nin dini ve tarihsel yapısına uygun önemli rol oynayan bir kurum olduğu belirtilerek “DİB, daha tarafsız ve adil bir dini hizmet sunma amacıyla yeniden yapılandırılacaktır. Bu düzenlemeler çerçevesinde Diyanet’in toplumun manevi ihtiyaçlarına daha iyi cevap verebilmesi için çalışmalar yapılacak ve Diyanet’in hizmetleri etkin hale getirilecektir” deniliyor.

Aynı bölümün “Din Eğitiminde Yenilikler” alt başlığı altında ise din eğitiminde yine Diyanet’in etkin hale getirileceği, İmam Hatip ve İlahiyat Fakültelerinin eğitim kalitelerinin artırılacağı, dünya çapında rekabet edebilecek seviyede din adamları yetiştirilmesinin amaçlandığı vurgulanıyor.
‘Ali Babacan gibi düşünüyorum’
Son günlerde anketlerde oyu yüksek gösterilen Anahtar Parti’nin seçimlerde kiminle ittifak yapacağı da merak edilen konulardan birisi oldu. Ağıralioğlu, Fatih Altaylı’ya yaptığı açıklamada Ali Babacan’ı da överek muhafazakâr bir ittifak savundu. Altaylı o görüşmeyi şu sözlerle aktarmıştı: “İşbirliği konusunda ısrarlı sorular sormam üzerine, ‘Zafer ya da İYİ Parti değil ama DEVA ya da Saadet’le niye olmasın? Mesela bana ekonomi ile ilgili bir soru sorulduğu zaman ‘Ali Babacan gibi düşünüyorum’ diyorum, (...) bu ülkenin Ali Bey’e ihtiyacı var’ dedi.”
Ağıralioğlu’nun Anahtar Parti’si parti programıyla da milliyetçi-muhafazakâr çizgi izliyor. Parti programında Cumhurbaşkanlığı Sistemi eleştirilse de şu ifadeler dikkat çekiyor:
Bu dönemde parlamenter sistem mi başkanlık sistemi mi diye yönetim sistemi tartışması yapılmasını erken buluyoruz. Acil olarak değiştirilmesi gereken, yönetimin uygulanış şeklidir. Mevcut yönetim şekli, büyük çaplı anayasal değişikliklere gerek kalmadan, kanunlarda ve cumhurbaşkanlığı kararnamelerinde birtakım değişiklikler yapılarak da hayata geçirilebilir.
Parti yöneticileri de sistemin devamı konusunda görüş belirtiyor. MYK Üyesi Murat Uçar, Kasım 2024’te İstanbul Bağcılar’da düzenlenen parti buluşmasında şunları söyledi: “Şu an için Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemine karşıyız ancak yarın şartlar değiştiğinde, masanın öbür tarafına geçtiğimizde o konfordan, o saraylardan, o şatafattan vazgeçebilecek miyiz? Emin değilim.”
NATO'culuk olmazsa olmaz
Parti NATO’yla ve Batı’yla ilişkileri de savunuyor. “Yeni Siyasetin Anahtar Cevapları” isimli raporda bu politika ve NATO’ya üyelik şu sözlerle savunuluyor:
Anahtar Parti’nin dış politika yaklaşımı ne Batı’dan kopuşu ne de Doğu’ya teslimiyeti esas alır. Temel ilkemiz Türkiye’nin milli çıkarlarını merkeze alan çok boyutlu, bağımsız ve dengeleyici bir dış politika yürütmektir. Türkiye NATO üyeliğini sürdürürken ittifak içindeki haklarını özellikle terörle mücadele, sınır güvenliği ve savunma kapasitesinin güçlendirilmesi başlıklarında daha güçlü ve kararlı biçimde kullanacaktır. NATO’nun genişleme, ortak savunma ve karar alma süreçlerinde Türkiye’nin jeopolitik ağırlığına uygun bir etki alanı tesis edilecektir.
Açıyor mu, kilitliyor mu?
Dünyada ve ülkemizde özellikle Ortadoğu’dan yayılan göçmen hareketi radikal sağ-milliyetçi bir dalganın yükselmesine neden oldu. Latin Amerika’da ve Avrupa’daki seçimlerde bunun sonucunda milliyetçi partiler iktidara geliyor. Bu gelişmeler Türkiye’ye de yansıyor.
MHP’nin Cumhur İttifakı’na katılmasının da etkisiyle İYİ Parti ve Zafer Partisi gibi daha seküler görünümlü milliyetçi partilerin yükselişi dikkat çekiyor. Milliyetçi seçmenin düzen muhalefeti görevi gören bu partilere topluca yönelmesi, mevcut sermaye ve siyaset ilişkilerinde pek istenen bir sonuç değil. Anahtar Parti, söz konusu seçmenin bir kısmını iktidar bloğu civarında tutma işlevi üstleniyor gibi görünüyor. Eleştiride bir “iktidar-muhalefet dengesi” kuran ve zaman zaman Erdoğan övgüleriyle dikkat çeken Anahtar Parti, bu hattan kopacak muhtemel oylara talip bir pozisyon izliyor. Bir yandan da Anahtar Parti’nin, gelecek seçimlerde Cumhur İttifakı’na katılabileceği ve seçmeni Erdoğan’a yönlendireceği de iddia ediliyor.
Bunun ötesinde Anahtar Parti, Yeni Osmanlıcı çerçevenin ihtiyaçlarını karşılamak için fazla “seküler” kalabilecek İYİ Parti ve Zafer Partisi’ni bu başlıkta da “hizaya” getirebilecek bir rol üstlenmiş oluyor.
Daha parti kurulalı iki yıl olmadan merkezi noktalarda açtığı il-ilçe binalarıyla teşkilatlanmayı tamamlayan, geniş katılımlı programlar düzenleyen, lüks araç konvoyları yapan Anahtar Parti’nin mali kaynakları da bu nedenle merak konusu oluyor.
Mali suçlardan soruşturulan kurucular
Anahtar Parti’nin mali kaynakları merak konusu olurken bazı kurucuların aralarında yer aldığı davalar da dikkat çekiyor. Gazeteci Tolga Şardan’ın aktardığına göre parti kurucusu ve Başkanlık Divanı üyesi iş insanı Adnan Süphanoğlu’nun ismi İstanbul Anadolu Başsavcılığı’nın yürüttüğü finansal suç dosyasında geçti. Başsavcılık, Süphanoğlu hakkında “Kefalet sigortası yaptırmak isteyen firmaları özellikle bu acentelere yönlendirdiği, kefalet senedi almak isteyen firmalardan teminat aldığı ancak bu teminatın belli bir kısmını vermeyerek bir nevi faiz/komisyon alarak haksız kazanç sağladığı, firmaya ait paraları zimmetine geçirerek tasarrufta bulunduğu, örgüt yöneticisi sıfatı ile bütün eylemlerden sorumlu olduğu” değerlendirmesi yaptı.
Süphanoğlu ismi adli olaylara karışan tek Anahtar Parti kurucusu değildi. 5 Temmuz 2025 günü, suç örgütü lideri Aziz İhsan Aktaş’ın iddialarının ardından yapılan operasyonda gözaltına alınan isimlerden birisi de Anahtar Parti kurucularından olan EMS Yapı’nın sahibi Hayrettin Mermer’di.
Ortaklaşa dergisinin 10'uncu sayısının dosya konusu Savaş oldu. NATO Zirvesi'nin ardından birçok boyutuyla dünyadaki savaş ve silahlanma gündeminin ele alındığı sayıda ayrıca CHP ve Anahtar Parti'den emperyalizmin hegemonya krizine, sokak lezzetlerinin sınıfsal tarihçesinden Dünya Kupası ve futbola uzanan çok sayıda konuya dair kapsamlı yazılara yer verdik.