Ana içeriğe atla
0%

Home

soL Haber'de reklam yok, sadece haber var. Bunu birlikte sürdürüyoruz. Abone olarak desteğinizi gösterin.

Ortaklaşa
ortaklasa_sayi_10_savas

Savaş, CHP, NATO 3.0, Anahtar Parti, Sokak Yemekleri, Silahlanma, Futbol, Sermaye

Para Bu Art

Ağaç katliamı bitip de sermaye açgözlülüğünün bir başka anıtı, kaldırılan paravanların ardından günyüzüne çıktığında yolu Kadıköy’den geçenler parlak bir manzarayla karşılaştı. Kimine renkli estetik bir bina cephesi denk geldi, kimine gölde yüzen ördekler... Kestikleri ağaçlar, diktikleri binalar yetmezmiş gibi “şimdilik” reklam alanı olmayan, gözünüzü kaçıramayacağınız büyüklükte devasa bir led ekranı da kent suçları arasına eklediler.

V. Bora Uğur

Yayın Tarihi: 10.08.2026 , 11:18 "0 dakikalık okuma süresi"
Paribu Art’ta düzenli aralıklarla bağımsız müzik çalışmalarının örgütlenmesi, punk konserlerinin ve söyleşilerinin yapılması, çizgi roman festivalinin kamusal alanlardan buraya taşınması bir yaklaşımın sonucu. Verilmek istenen mesaj gayet net: Birçok şeyden bağımsız olabilirsin, ama kapitalden asla!

Bir mekân düşünün. Sanat ve teknolojiyi bir araya getirdiğini iddia ederek, yeni bir sahne deneyimi vaat ediyor. Açılır açılmaz muhalif müzisyenlere sahnesinde yer veriyor, altkültür, alternatif, punk işlere kapılarını açıyor, bağımsız sanat günleri düzenliyor. Yetmiyor, toplumsal meselelere dair festival ve buluşmalar organize ediyor. Konserler, dükkânlar dolup taşıyor, Kadıköyümüz nihayet aradığı sahneye kavuşuyor. Tezgâhı kuranların keyfine diyecek yok, her şey planlandığı gibi örtbas edilmiş ve aklanmış halde.  

Söğütlüçeşme’de sermayenin taktik ve yöntemleri melodram filmlerindeki kötü adam kahkahası kadar klişe. Çöküntüleştirme, hukuki usulsüzlükler, ekolojik tahribat, talan ve soylulaştırma... 

Terminal Kadıköy projesinin ayrıntıları açıklanmadan önce, kamuoyunda rıza oluşturmak amacıyla “İstasyon tinercilerin mekânı haline geldi” içerikli bir dizi sipariş haber servis edildi. Ardından, bize ait olanı elimizden almak isteyen şirketler kendilerini kurtarıcı olarak sunmaya başladı. Deprem toplanma alanlarımız AVM’ye çevrilirken “Korkmayın, Kadıköy keyifli bir yaşam alanı kazanacak” açıklamaları yapıldı. Şu an istasyonda tren beklerken para vermeden oturabileceğimiz bir bank bulunmuyor. Kaldı ki istasyonun yüz yıla yakındır kullanılan adı dahi kent hafızası hiç edilerek Katarlı banka QNB’ye satılmış durumda.

Söğütlüçeşme tren istasyonunun yerine yapılan AVM’yi yap-işlet-devret modeliyle 70 milyon euroya inşa edip 29 yıl boyunca işletecek şirket, iktidarın ve muhalefetin gözbebeği TÜSİAD üyesi Akfen Holding. Aynı Akfen, Mersin Limanı’nın 2017’ye kadar yüzde 50 ortağıydı. Şimdilerde payı yüzde 10’a düşmüş olsa da Türkiye’den İsrail’e uzanan lojistik hattın yönetiminde, soykırımcı devletin askeri tesislerine çelik başta olmak üzere hammaddelerin ulaştırılmasında ve bu sayede İsrail’e Akdeniz’de nefes aldırmakta dahli var. Çok değil, 2017 yılında İsrail-Türkiye ilişkilerinin göz önünde ilerlediği günlerde Ahmet Nazif Zorlu ve Akfen Holding Yönetim Kurulu Başkanı Hamdi Akın’ın da yer aldığı bir heyet Tel Aviv’de büyük ticaret anlaşmaları kovalıyor, dönemin manşetleri arsızca “İsrail ile 3’ü 5 yapacağız” diye atılıyor. Akfen Holding’in inşa edip işlettiği alanda bulunan Paribu ise mülksüzleşenlerin birikimi üzerinden çeşitli spekülasyonlarla cebini dolduran, emeğimizi öğüten mali oligarşinin bir enstrümanı.

Keşfet, katıl, dönüştür

Söğütlüçeşme’de işlenen kent suçlarının bir diğer faili Paribu Art. Bu mekânın sloganı Söğütlüçeşme’de uygulanan talanın stratejisini tam anlamıyla özetliyor: Keşfet, katıl ve dönüştür. 

Kılçıksız operasyon hepimizin gözleri önünde, istasyonla sınırlı kalmayacak ölçekte geniş bir kültür hinterlandını da içine alarak işlemeye devam ederken; sürecin başından itibaren projeyle mücadele eden, yazıp haberleştiren kolektif yapının parçası olarak, Paribu Art meselesine merceği büyütmek kaçınılmaz hale geldi. 

İşin esasında, Paribu Art ve Terminal Kadıköy projesi meselesinde kamusal olanın özelleştirilmesi ve sanat üzerindeki sermaye tahakkümünün artacak olmasına karşı gösterilen tutum, tarafları net olarak görmemizi sağlıyor. Kulağımıza en çok ilişen argümanlar ise şu şekilde: “Ama ne güzel ses sistemi var mekânın, geniş geniş, ferah ferah... Fena mı oldu? Kadınların görünürlüğü için festival yapıldı hem, bağımsız müzik çalışmaları da yapılıyor. Ne olmuş canım, İstanbul’un her yerini sattılar zaten, burası boş duracağına en azından Kadıköylüler sanatla buluşur.” 

Koç Holding’in Arter’i de benzer bahanelerle savunulmuş, “müze”nin zengin ve çok renkli Beyoğlu ilçesinin yenilenmesine büyük katkı sağlayacağı söylenmişti.

Dolapdere’de gri plazaların yükselmesiyle renksiz de olsa dedikleri aynen gerçekleşti. Beyoğlu, Galataport ve işçi sınıfının kent çeperine itildiği kentsel dönüşüm projeleri ile bir alışveriş güzergâhı olarak yeniden kurgulandı. Sanat ise o güzergâhta büyük holdinglerin himayesinde sosyal medyada arka planda hikâyeleri süsleyecek bir tüketim nesnesi olarak vitrine kondu. Bir avuç isim yapmış sanatçı ve patronların kuyruğuna basmayacağın bir oyun alanı... Yeni Beyoğlu’ndaki sınıfsal tercih sonucu çemberin dışında kalan, önemli bölümü genç olan sanatçılar ise kendisine ancak Kadıköy’de yer bulabildi. 

Paribu Art örneğinde kullanılan destekleyici argümanlarla sermayenin postmodern sanat mekânları Beyoğlu’nda birer birer açılırken; diğer yanda sinemalar, tiyatrolar, kitapçılar ve konser mekanları köklü tarihi ve kültürleriyle beraber kepenk kapattı. Tarihi birçok sinemanın kapanış sürecinde pay sahibi olan sinema salonu tekelinin bugün Paribu Cineverse adını taşıması ise yaşanacakların bir fragmanı gibi.

Sınıf bilincinden ve emperyalizm kavrayışından yoksun özgürlük paradigması üzerinden dünyayı yorumlayan “muhalifler”, sermayenin yayılım özgürlüğü mevzubahis olduğunda savunuyormuş gibi yaptıkları kimi mücadele alanlarını hızlıca terk ediyor. Sosyal medyanın en ateşli çevre aktivistleri, kesilen 250 adet ağacın üzerinde yükselen dev bir led kürenin içerisinde stant açıyor, en büyük Filistin destekçileri işgalin suç ortaklarının işlettiği Terminal Kadıköy’de yer alan Paribu Art’ın sahnesine çıkıyor, Filistin’e selam çakmak için karpuz rozeti takmayı ise unutmuyorlar. Siyasal İslamcıların eline su dökemeyecek bir ikiyüzlülük hâkim.  

Peki meselenin yakıcılığına ve kirli siciline rağmen Kadıköylüler nasıl oldu da “Abi burası da fena olmadı ya” noktasına gelebildi? Şeytan biraz da Terminal Kadıköy’ün detaylarında gizli. Mahalle esnafı samimiyetini ve çeşitliliğini metalaştıran renkli tenteli dükkânlar yan yana sıralanmış halde, kolonlar ise grafiti süsü verilerek AVM reklamlarıyla donatılmış. Sokağın hafızasına sahip olanların o duvarlarda gerçek bir iz arayacağı en baştan öngörülmüş olacak ki, steril ve yapay dünyalarını sokağın estetiği ile maskelemeye çalışmışlar. Nafile!

Talana 'kolektif' maskeleme

Üstelik; mimari tercihlerin yanı sıra kavramlarımız da tam da orayı doldurması beklenen “hedef kitleye” uygun birer algı aparatına dönüştürülmüş. Sermayenin ehlileştirme taktiği burada da çalıştırılmış. Paribu Art’ın etkinlik açıklamalarında “kolektif ruh”, “toplulukların bir araya gelmesi”, “birlikte üretmek”, “ifade alanı” gibi sol değerlere içkin bir kavram seti kullanılması tesadüf değil. Paralel olarak hemen yanında açılan mekânın ismi “Komünite” oluvermiş. 

Burjuvazi; sekülerinden yandaşına aynı formülü uygulayarak (Galataport ve Haliç Port) suçlarını estetize edip örtbas etmek için sanatsal aklamaya sığınmaya devam ediyor. Derslerine çalıştıkları, Truva atının içine Kadıköy’ün tavıra sahip, bağımsız, altkültür akımların kendisine yer bulabildiği sanat kültürünü ambalajlayarak koymak istedikleri belli. Gençler geleceksizliğe mahkûm edilmişken, alternatif olarak sunulan nefes boşlukları yine düzen tarafından doldurulmak isteniyor.

Paribu Art’ta düzenli aralıklarla bağımsız müzik çalışmalarının örgütlenmesi, punk konserlerinin ve söyleşilerinin yapılması, çizgi roman festivalinin kamusal alanlardan buraya taşınması bu çabanın bir sonucu. Verilmek istenen mesaj gayet net: Birçok şeyden bağımsız olabilirsin, ama kapitalden asla! Sizi ben çağırırım, bir araya toplarım, ben olanak ve alan veririm, ben parlatırım ve indiririm. Ben yoksam sen de yoksun. Bensiz bir dünyayı aklından geçirme bile, kutsal yasayı çiğneme ve sessiz anlaşmayı bozma!

Paribu Art ve Zorlu PSM gibi alanlar için sanat sadece kâr ettiren bir meta değil; maddi imkânların cazibesiyle yaratılan bağımsızlık illüzyonunu kullanarak aykırı unsurları ehlileştiren bir araç aynı zamanda. Paribu Art’ın metinlerinde geçen plazanın 17. katında reklamcıları tarafından uydurulmuş “derin diyaloglar, anlamlı karşılaşmalar” gibi içi boş kavramlarla anlam katmaya çalışmaları ise cabası. Altkültürleri ve karşı kültürün en uzlaşmaz türlerinden punkı içeriğinden soyutlayıp salt biçimsel yönleri ile ele almak yahut nostaljik bir unsur olarak kullanmak istedikleri açık. İstedikleri şey tavırsızlık ve tüketime elverişlilik. Tıpkı AKP’li yeni Osmanlıcı Les Benjamins’in “asi bir stil” olarak tanıttığı Eastern Punk adlı kreasyon ile cebe milyonları indirmesi gibi. Bir zamanların haşin gençlerini şimdinin birer tüketim ikonu.

Çizgi: Sait Munzur

Nitekim bütün bu kültürel makyajın ardındaki gerçek işlev kendisini uzun süre gizleyemiyor. Bir konser ya da sinema bileti alırken parmağınız ekranı kaplayan pop-up reklamlara değdiğinde kendinizi bir anda bitcoin hesabı açarken bulabilir ya da birkaç ay önce Paribu Art ile ilgili çıkan şöyle bir habere denk gelebilirsiniz: “Finans Sektörünün Karar Alıcıları, Paribu Custody Ürün Lansmanı’nda Buluştu.” Tam olarak Paribu Art’a ilişkin gerçekleri ifade eden bir başlık. Haftalar önce aynı salonda “Punk sadece müzik değil, bir yaşam biçimidir” denilen yerde şimdi lansmanda dile getirilen dünya kripto varlık 2033 projeksiyonları ile bu piyasanın ulaşması beklenen 18,9 trilyon dolarlık pazar büyüklüğü öngörüleri tartışılıyor. Bize pazarlanan kültür sanat alanı yalnızca holdinglerin arka bahçesinden ibaret.

Şu sıralar Paribu Art’ın parıltılı ışıkları suç mahallinin üzerinde tepinmekten çekinmeyenler için cezbedici olsa da; Paribu Art, Zorlu PSM gibi mekânları birer utanç kaynağı haline getirmek zorundayız. Nâzım Hikmet Kültür Merkezleri, Tarlabaşı Sahne, Balat Sahne gibi alternatif karşı üretim mekânlarıyla ve sanat kolektifleriyle dayanışmak bu işin ilk adımı. Burjuvazi saldırılarını sanatla nasıl aklıyorsa; holdinglerin elinden kamusal ve sanatsal alanlarımızı geri almak için bizim de mücadelemizi sanatla keskinleştirmeye, sanatı mücadelemizle zenginleştirmeye her zamankinden daha çok ihtiyacımız var. 

ortaklasa_sayi_10_savas
Ortaklaşa

Ortaklaşa dergisinin 10'uncu sayısının dosya konusu Savaş oldu. NATO Zirvesi'nin ardından birçok boyutuyla dünyadaki savaş ve silahlanma gündeminin ele alındığı sayıda ayrıca CHP ve Anahtar Parti'den emperyalizmin hegemonya krizine, sokak lezzetlerinin sınıfsal tarihçesinden Dünya Kupası ve futbola uzanan çok sayıda konuya dair kapsamlı yazılara yer verdik.