Ana içeriğe atla
0%

Home

soL Haber'de reklam yok, sadece haber var. Bunu birlikte sürdürüyoruz. Abone olarak desteğinizi gösterin.

Ortaklaşa
ortaklasa_sayi_10_savas

Savaş, CHP, NATO 3.0, Anahtar Parti, Sokak Yemekleri, Silahlanma, Futbol, Sermaye

Kuşatılan CHP'li belediyeler: Rant düzeninin yol açtığı siyasi felç

İrem Yıldırım

Yayın Tarihi: 10.08.2026 , 11:05 "0 dakikalık okuma süresi"
31 Mart’ın ardından muhalif yerel yönetimleri hedef alan siyasi operasyonlar ve transfer dalgası, düzen siyasetinin yapısal krizini gözler önüne serdi. İktidarın yargıyı bir silah gibi kullanarak başlattığı bu kuşatma karşısında CHP neden hızla felç oldu? Belediyeleri holding refleksleriyle yöneten kadrolar, halkın değişim umudunu teslimiyetle nasıl boşa düşürdü?

Alnım ak, başım dik..

Sesi, AKP’nin 24. kuruluş yıldönümü programında yankılanıyordu. Yaşadığı sorunları kürsüden halka açıklamayı “siyasi ahlak” açısından doğru bulmadığını söylüyordu, 23 yıllık CHP öyküsünü silip atan Özlem Çerçioğlu, AKP’nin kürsüsünden siyasi ahlak dersi veriyordu.

Aydın halkının iradesini ezdiği topuklarıyla gürleyen efelerin efesi, “tek tek açıklarım” diyor, AKP’liler salonda sırıtıyor, o ise elindeki metne kaçamak bakışlar ata ata meydan okuyordu. Halbuki Çerçioğlu, Baykal, Kılıçdaroğlu ve Özel’in yani üç farklı genel başkanın da gözdesiydi. Asıl gücünü ise sermayeden alıyordu.

Rozeti takıldıktan sonra yalnızca kendisi değil, Aydınlı 3 belediye başkanı da dahil olmak üzere 9 belediye başkanının AKP’ye geçiş gösterisi tamamlanıyordu. Tayyip Erdoğan, etrafına dizdiği belediye başkanlarıyla el ele tutuşup zafer selamlaması yaparken borsada dikkat çeken başka bir hareketlenme vardı.

Uzun zamandır büyük zarar eden bir firma; menşei Aydın, adı Jantsa. Hisseleri ne hikmetse yüzde 10 değer kazanıyordu. Sermaye düzeni hissediyor, risk primini başka bir gözle ölçüyor, rozetle gelecekleri biliyordu. Çerçioğlu’nun eşinin şirketi, bu siyasi çürüme manzarasında prim yapıyordu.

25 Ağustos 2025’te bir büyükşehir belediyesini kaybeden CHP’nin yerel seçim zaferinin ardından çok fazla zaman geçmemiş ancak çok fazla şey olmuştu.

'Seçmenden AK Parti'ye mesaj'

31 Mart 2024 seçiminin hemen ardından Yeni Şafak’ın manşet tercihi böyleydi. Tam 15 şehir kaybeden AKP şok içindeyken, CHP yıllar sonra birinci parti konumunda olmanın getirdiği zafer sarhoşluğunu tadıyordu.

Erdoğan’ın “Bu seçim bizim için dönüm noktasıdır” demesinin altında yatan anlamı henüz kimse bilmiyordu. Oysa Yeni Akit’in manşeti, belediyelerin başına geleceklerin fragmanı gibiydi.

Çok geçmeden “Belediyeler kirli ittifaka teslim” manşetinde yazıp çizilenler iddianamelere konu olacak, dallanıp budaklanacak, belediyelere peş peşe operasyonlar yapılacak, olmaz denilen pek çok şey olacaktı. Buna, gözünü iktidara diken CHP’nin genel başkanının yargı kararıyla atanacak olması da dahildi...

O günlere gelmeden önce, CHP’nin bu kısa süreli zaferinin kapsamına bir bakalım. 

Yıllardır Türkiye haritasının yalnızca kıyı şeritlerini kırmızıya boyayan CHP, 1977 seçimlerinden sonra yüzde 37,8 oy ile ilk defa yeniden birinci parti oldu, haritaya rengini çaldı. Türkiye’nin en büyük 5 büyükşehiri artık CHP yönetimindeydi.

Seçimlerde 81 şehirden 29’unda belediyeler el değiştirdi. AKP ile ittifaka giren MHP’nin elindeki tek büyükşehir belediyesi, yeni CHP liderinin memleketi Manisa da artık CHP’deydi. Ege, Akdeniz ve İç Anadolu bölgesindeki şehirlerde belediye sayısını artıran CHP 14 büyükşehir, 21 il, 337 ilçe ve 48 beldeyi yönetiyordu. 

Bazı belediyeleri ilk kez kazanmış, bazılarında uzun bir aradan sonra tekrar yönetime gelmişti. En büyük kaybı yaşayan, bariz olarak iktidar partisiydi. Adıyaman, Afyon, Balıkesir, Bursa, Denizli, Giresun, Kilis, Kırıkkale, Uşak ve Zonguldak’ı CHP’ye kaptırmışlardı. 2019’da 535 belediye kazanan AKP’nin 2024’teki belediye sayısı 356’ya kadar düştü. CHP ise 2019’a göre yüzde 80 artışla belediye sayısını 433’e yükseltti.

Bu başarı tabii ki de pek çok değerlendirmeyi beraberinde getiriyordu o günlerde. 2028 seçimleri için cumhurbaşkanlığı adaylığı hesabı yapan İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun eli güçlenmiş, CHP içinde de gücünü ispat etmişti. Erdoğan’ı yenen adam olmaya devam ettiği bir seçimin daha ardından esen rüzgâr, yaklaşmakta olan sisli havayı dağıtmaya yetmedi.

Esenyurt, Beşiktaş, çok geçmeden İBB...

Gelmekte olduğu açık olan operasyona, “aklınızdan bile geçirmeyin” tavrından başka bir yanıt üretilmemiş ve süreç başlamıştı, hem de seçim zaferinin birinci yılı dolmadan.

İstanbul Esenyurt ve Beşiktaş Belediyeleri ile başlayan operasyonlar, İBB ile devam etti. 19 Mart 2025 tarihli operasyondan sadece bir gün önce, 18 Mart günü cumhurbaşkanlığının en önemli şartlarından olan üniversite diploması iptal edilen Ekrem İmamoğlu ile birlikte çok sayıda İBB yöneticisi, personeli gözaltına alınmış ve artık tam anlamıyla süreç başlamıştı.

Suçlama konuları, “suç örgütü kurma ve yönetme”, “rüşvet”, “irtikap”, “ihaleye fesat karıştırma”, “kara para aklama” ve “kişisel verileri hukuka aykırı ele geçirme” gibi pek çok unsur barındırıyor, isimlere göre farklılıklar olsa da herkes aynı torbaya atılıyordu. Bir diğer soruşturma olan “kent uzlaşısı” paketindeki Şişli Belediye Başkanı Resul Emrah Şahan da 23 Mart’ta tutuklanan isimler arasında yerini aldı. İmamoğlu’nun ardından bir başka güçlü operasyon bu sefer Beykoz Belediyesi’ne yapıldı, nihayetinde bu ilçe de AKP’ye geçti. Soruşturmalar bir kez daha büyük isimlere uzandı.

Adana Büyükşehir Belediye Başkanı Zeydan Karalar ve Antalya Büyükşehir Belediye Başkanı Muhittin Böcek’e de dokunuldu. Zaman içinde Böcek’in “etkin pişmanlık”tan yararlanarak bambaşka bir sayfa açmasına da tanık olunacaktı. 

Eski başkanlar da dahil toplam 37 CHP’li belediye başkanı gözaltına alındı. Aralarında İmamoğlu’nun da bulunduğu, ikisi itirafçı, üçü eski başkan olmak üzere 31 kişi halen tutuklu.

Karşımızda yanıtlamaya değer bir soru var, CHP peş peşe gelen soruşturmaların karşısında neden duramadı?

Bugün belediyelerin çoğunluğu doğrudan inşaat, lojistik ve turizm vb. sermayesini elinde tutan patronlar tarafından yönetiliyor, yalnızca CHP değil bu tüm düzen partileri için geçerli.

Yerel yönetim düzeninin yolsuzluklar ve sermaye transferi üzerine kurulu olduğu gerçeğini kabul etmeden bu tabloyu okumak eksik kalır. Başkanlık makamının patronlara, akraba dolu yönetimlerin müteahhitlere, danışmanlığın reklamcılara emanet edildiği bir kurguda, bu mekanizmanın halka yüzünü dönmesini beklemek mümkün olabilir mi?

Belediyecilik yasasının kurumsal şirketleşmeyi zorunlu kıldığı, her adımın ihale ve özel sektör aracılığıyla atıldığı bu düzende, “AKP de aynısını yapıyor zaten” savunmasının bir koruma kalkanı olduğunu düşünmek büyük bir yanılgıydı, zaman da bunun kanıtı oldu. Çünkü iktidarın yargı sopası indiğinde bir anda bu düzen, iddianamelerdeki “yolsuzluk” suçlamasına dönüştü.

Yıllarca AKP’nin yönettiği Ankara Büyükşehir Belediyesi’ndeki yolsuzluklarla ilgili kitapların yazıldığı, dosyalar, haberler ve belgesellerin yapıldığı yetmedi; şehrin ortasında çürüyen Ankapark bile kamu kaynağının nasıl hiç edildiğinin ispatı iken hiçbir adım atılmadı. AKP’ye peşi sıra transfer olan her başkanın hikâyesinin ardında, koruma altına alınan şirket sermayeleri, kurdukları kirli akçeli ilişkiler ve ezilip geçilen halk iradesi göze çarpıyor.

Bu transferlerle, yaklaşık 1 milyon seçmenin oyu birer imzayla yer değiştirdi. Aralarında seçmen sayısının fazla olduğu Aydın, Keçiören, Şehitkamil ve Afyonkarahisar’da olmak üzere 1 büyükşehir, 1 il, 15 ilçe ve 2 belde olmak üzere toplam 19 belediye başkanı saf değiştirdi. Bu 19 kişinin aldığı toplam oy tam 963.107.

Bu “patron” karakteri, yalnızca saf değiştirirken ya da yönetirken değil, sınıf gündemlerinde de kendini apaçık gösteriyor. CHP’li belediyelerde toplu iş sözleşmesi dönemlerinin daimi olarak büyük krizlere gebe olması bir tesadüf değil.

Enflasyonun altında kalan sözleşmeler, verilmeyen haklar ve ödenmeyen maaşlar artık bir rutin. İşçiler ödenmeyen maaşları için iş bırakırken Buca Belediye Başkanı’nın Phuket tatiline çıkması, Beykoz’da sendikal hakların reddedilmesi ve Kartal’da sendika bürokrasisinin grev kırıcılığına soyunması tablonun özeti gibi. İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Cemil Tugay, AKP dönemi zenginlerinden Mehmet Cengiz’e sattığı arsalarla gündemden düşmedi, kent suçlarıyla dolu sicile sahip, mutlak butlan kararının ardından CHP’den istifa etti. Bu tablonun en çarpıcı örneğini İzmir’de gördük. Cemil Tugay’ın, 23 bin işçinin hak arama mücadelesi karşısında sergilediği grev kırıcı tutumu hatırlayalım. “Eşit işe eşit ücret” talebini bütçe yetersizliği bahanesiyle geri çeviren Tugay, kamu kaynaklarının aslan payını emekçiler yerine ihalelere ve müteahhitlere aktarmaktan hiç çekinmedi. İşçi sınıfının yasal grev hakkını “sorumsuzluk” ilan edip, ilçe belediyelerinin araçlarıyla çöp toplatarak açık bir grev kırıcılığa ve iktidar politikalarının bir kopyasına imza attı. Kısacası başkanlar, özel sektörde edindikleri tecrübeyle patron refleksini belediye koridorlarına da tereddütsüz yaşattı.

Durumu daha iyi anlamak için “patron ya da patron sevici” ağın köklerine inmek gerekiyor.

Örneğin; muhalefetin ve hatta kimi sol-sosyalist çevrelerin cumhurbaşkanı adayı olarak parlatmakta pek iştahlı olduğu Mansur Yavaş’ı ele alalım. Siyasete MHP’de başlayan Yavaş, geçmişte “Bizler memleketi komünist yapmadık” diyerek sola saldıran, Deniz Gezmiş ve Yaşar Kemal gibi isimleri ‘çete’ ilan eden ağır bir siyasi bagaja sahip. Şimdilerde sessizliğe bürünmesi tam da buna ihtiyaç duyulmasına bağlı. Şirketleşen belediyeleri korumak ve gerektiğinde ‘devlet bekası’ diyerek sınıf çelişkilerinin üzerini örtebilecek manevra kabiliyetine sahip profillere ihtiyaç var... Yavaş, işte bu vitrinin en kullanışlı figürlerinden.

Bursa’daki tablo, bir yerel yönetim krizinden ziyade devasa bir şirket çöküşünü andırıyordu. Kariyerini inşaat sermayesiyle kurduğu bağ etrafında şekillendiren Mustafa Bozbey için kamu idaresiyle şahsi bilançosu arasındaki sınır hep silikti. Kendi şirketinin ortak olduğu “Bulvar Plus” projesindeki mağduriyetler ve yeğenini en zengin belediye iştiraki BURKENT’e ataması bu patronaj ilişkisinin özetiydi. Yargı fırtınası yaklaşırken, gemisiyle AKP’ye sığınma çabasının reddedildiği iddiası Yeni Şafak’ın sayfalarına yansıdı. Bozbey operasyonla tasfiye edilirken zaten meclis çoğunluğu olmayan CHP aday çıkarmadı ve iktidar bir büyükşehir yönetimini daha zahmetsizce devraldı.  


‘A Takımı’ ruhunu çağıran Mesut

Şimdilerde yurttaşlardan parklarda ve açık alanlarda gerçekleştiğini düşündükleri “gayriahlaki işleri” belediyeye ihbar etmelerini isteyen, İYİP’ten CHP’ye, CHP’den AKP’ye transfer olan Keçiören Belediye Başkanı Mesut Özarslan, Geolimit Mühendislik A.Ş.’de Yönetim Kurulu Başkanı. ABB’de göreve başlayan Özarslan, Belko Genel Müdürlüğü, Portaş Genel Müdürlüğü, Portaş Yönetim Kurulu Başkanlığı, ABB Başdanışmanı, Aski Spor Asbaşkanlığı, Fomget Kadın Futbol Takımı Asbaşkanlığı görevlerinde bulundu. İstifası sonrası CHP cephesinden “Portaş yolsuzlukları dolayısıyla tehdit edildi, o nedenle AKP’ye geçiyor” açıklaması geldi. Böylesi bir ismin CHP’li bir belediyenin şirketlerinde nasıl yönetici yapıldığı, sonrasında nasıl CHP’den aday yapıldığı ise hiçbir şekilde tartışılmadı. Özarslan’ın olası AKP’ye geçişi münferit değildi, tam da patron karakterinin doğasına uygundu.


Patron kimlikleri ve yatırımlarıyla övünüyorlar

CHP’nin kendi sitesinde ya da belediyelerin sitelerinde yer alan özgeçmişlerde başkanların patronluğu bir nişane gibi, başarı unsuru olarak sunuluyor. Örneğin Zeydan Karalar’ın A-TEKS Mühendislik ve Başkent Pres adlı iki şirketin patronu olması, Turizm kenti Muğla’nın belediye başkanı Ahmet Aras’ın KEFİ Turizm adlı bir şirketinin olması normal! Kırşehir’de Ekicioğlu’nun sadece inşaat sektöründe değil tarım, taşımacılık gibi sektörlerde de olmasının uzunca anlatıldığı gibi başkanların doğrudan ve dolaylı sermaye bağlarını da çoğunun özgeçmişlerinde uzunca mevcut. İtirafçı olduğu için önce partiden ihraç edilen ancak kayyum yönetiminin ihraç kararını iptal ettiği Uşak Belediye Başkanı Özkan Yalım’ın akaryakıt istasyonları, nakliyat şirketleriyle ilgili yandaş basından sızdırılan iddialarsa CHP’nin ayağına dolaşmış vaziyette.
Sermaye birikimini ve patronluğu salt bir ‘girişimcilik başarısı’ olarak okumaya meyilli olanlar için siyasetçilerin bu ticari sicili olağan karşılanabilir ancak karşılanmamalı. Bir belediye başkanının kâr güdüsüyle halkın çıkarları çeliştiğinde ibrenin nereye döndüğünü yaşayarak görüyoruz. İhalelerin, taşeronların, arka kapı diplomasisiyle ezilen işçilerin ve borsada işlem gören hisselerin dünyasında halkın umuduna yer olmadığı bir kez daha, en acı yolla tecrübe edildi. CHP, AKP’ye karşı kurduğu barikatın tuğlalarını bizzat AKP’nin düzeninden satın aldığı için duvarda sıva tutmadı, tuğlaların altında kalansa emekçi halkın umudu oldu.

ortaklasa_sayi_10_savas
Ortaklaşa

Ortaklaşa dergisinin 10'uncu sayısının dosya konusu Savaş oldu. NATO Zirvesi'nin ardından birçok boyutuyla dünyadaki savaş ve silahlanma gündeminin ele alındığı sayıda ayrıca CHP ve Anahtar Parti'den emperyalizmin hegemonya krizine, sokak lezzetlerinin sınıfsal tarihçesinden Dünya Kupası ve futbola uzanan çok sayıda konuya dair kapsamlı yazılara yer verdik.