Ana içeriğe atla
0%

Home

soL Haber'de reklam yok, sadece haber var. Bunu birlikte sürdürüyoruz. Abone olarak desteğinizi gösterin.

Ortaklaşa
1

Emperyalizm, Bağımsızlık, Üsler, Antiemperyalizm, Trump, Silahlanma, Ortadoğu, İşgal, Küba, Arınma, Butlan, Nâzım Hikmet, 'Devlet aklı', Teknofeodalizm

Sermaye sınıfının ‘Atlantik’ sevgisi

2025 Nisan ayında Baykar ile İtalyan silah sanayi şirketi Leonardo arasında işbirliği protokolü imzalandı. 

Ortaklaşa

Yayın Tarihi: 26.06.2026 , 13:49 "0 dakikalık okuma süresi"
NATO’culuk Türkiye sermayesi açısından doğrudan ekonomik çıkar anlamına da geliyor. Geçmişte yaratılan olanakların hafife alınması mümkün değil. Ancak patronlar için NATO odaklı silah sanayi ve bağlantılı sektörler önemli bir sıçrama olanağı sunuyor ve iştah kabartıyor.

Sermaye düzeni açısından NATO’culuk ideolojik, siyasi, askeri, ekonomik bir dizi boyuta sahip. Patronların NATO sevgisini düz ekonomik çıkarlara daraltmak doğru olmasa da, işin bu boyutu hafife alınamaz önemde. Türkiye ölçeğinde bir ülke için NATO’ya angaje bir ordunun ihtiyaçları/istihkakı, geniş ve kritik bir coğrafyada üsler başta olmak üzere yerleşkeler, bunlarla ilişkili bir dizi faaliyetin yarattığı hacim, savunma harcamalarını aşan bir büyüklüğe tekabül ediyor. Faaliyet alanları gereği askeri harcamalardan yararlanan sermaye gruplarının yanısıra inşaat şirketleri gibi yolunu NATO’ya hizalanarak açanlar, sermaye hiyerarşisindeki ilerlemesini büyük ölçüde emperyalist örgütten edindikleri akreditasyona borçlu olanlar da bulunuyor. 

Tarihsel olarak bakıldığında Türkiye’nin NATO’ya üye olduğu 1952 yılından 1990’lara kadar üstlendiği SSCB’ye karşı “ileri karakol” olma rolüyle savunma harcamaları arasında güçlü bir korelasyon olduğu söylenebilir. 1990’lardan sonra da Ortadoğu başta olmak üzere emperyalizmin bölgesel hedefleriyle uyum harcamalarda herhangi bir gevşemeye izin vermedi. Bu yüzden sermaye sınıfına NATO üzerinden açılan kapılar dendiğinde emperyalist örgütün ülkedeki fiziki varlığıyla ilintili olanakları düşünmek çok yetersiz kalır. NATO amaçlarına angaje bir ordunun doğrudan ve dolaylı yarattığı tüm olanaklar kümesini dikkate almak gerekir. Bu yüzden ülkenin savunma ya da silahlanma harcamalarının tamamını hesaba katsak bile sermaye sınıfı için oluşan pastanın tam büyüklüğünü hesaplamak pek kolay görünmüyor. Ki üzerine sermaye gruplarının NATO üyesi olmanın avantajıyla dünyanın çeşitli yerlerinde yakaladıkları fırsatları da eklemek gerekir. Sadece üs, yol inşaatları değil, ABD başta olmak üzere NATO üyesi ülkelerin askeri yatırımlarının ve harcamalarının tedarikçiliği de Türkiye sanayi ve ticaret burjuvazisine azımsanmayacak olanaklar sağladı. 
Sadece para kazanmadılar, NATO üyesi olmayan bir ülkenin sermayedarı olarak giremeyecekleri pazarlara giriş bileti aldılar, yeni pazar olanakları yakaladılar. Ortadoğu, Kuzey Afrika, Afganistan gibi coğrafyalardan ibaret olmayan, Türkiye sermayesinin ciddiye alınması gereken bir maddi zemine sahip dünyaya yayılma hevesinin önemli köşelerinden birinde hiç tereddütsüz NATO yer alıyor. Elbette halkaları bu şekilde genişletmek sınır çizmeyi zorlaştırıyor, ancak söz konusu halkalar NATO’nun sermaye sınıfı açısından anlamını kavramak için yararlı. 

Hesaplamalar için en doğrudan halkaya, silahlanma harcamalarına bakılabilir. Dünya Bankası verilerine göre 1960-2024 dönemi için Türkiye’de askeri harcamaların GSYH içindeki payı yüzde 3,2 civarında hesaplanıyor. Çok düz bir hesapla bugünün büyüklükleriyle yıllık 40-45 milyar dolarlık bir harcama, kâr oranlarının yüksekliği, ticari riskin düşüklüğü gibi unsurlar da dikkate alındığında sermaye açısından pastanın önemi daha iyi anlaşılabilir. 

Ayrıca Türkiye dünya ortalamasına yakınsasa da, ortalamayı ABD başta olmak üzere emperyalist ülkelerin yukarı çektiği dikkate alındığında NATO üyesi olmayan, “emsal” kabul edilebilecek ülkelerin hayli üzerinde bir hacim olduğu görülüyor. Latin Amerika ülkeleri ortalaması yüzde 2’nin altında kalırken Asya’nın sanayi ülkeleri de yüzde 3’ün altında. 

Askeri harcamalar dendiğinde silah dışında gıdadan tekstile bir dizi sektöre yayılan geniş bir yelpaze söz konusu. Bu nedenle askeri ihalelerden yararlanan, zenginleşen sermayedarları listelemek kolay değil. Ancak Türkiye özelinde öne çıkan kesimlerden söz etmek mümkün. “NATO müteahhitleri” ve silah üreticileri en başa yazılabilecekler. 

'NATO müteahhitleri'

“NATO müteahhiti” olarak anılan, askeri üsler, binalar, yollar yapan, bu tür işlerle büyümüş bir inşaat sermayesinden bahsedilebilir. Ki Türkiye’nin en büyük inşaat şirketlerinin hemen hepsi bu kapsama giriyor. Doğuş, ENKA, GAMA, Tekfen, Nurol, Alarko, Metiş gibi gruplar zikredilebilir. 

NATO müteahhitleri sadece Türkiye’deki NATO projelerinde rol üstlenmedi, dünyanın çeşitli yerlerinde işler aldılar. Söz konusu yurtdışı faaliyetler, NATO üyesi ülkelerle ya da üye ülkelerin olağan faaliyet alanlarıyla da sınırlı kalmadı. SSCB’nin dağılması sonrası eski sosyalist ülkeler, Ortadoğu, Kuzey Afrika ülkelerinde de lojistik avantajlarla iş üstlendiler. Engineering News-Record (ENR)’nin en büyük uluslararası 250 uluslararası taahhüt şirketi sıralamasında Çin’in ardından en fazla şirketle (2023 yılında 43 şirket, 18,5 milyar dolar gelir) Türkiye yer aldı. Bu performansın temelini “NATO müteahhitliği”nin oluşturduğu çok rahat söylenebilir. Nitekim ABD’nin Irak ve Afganistan işgallerinin ardından neredeyse ABD askeriyle eşanlı Türk inşaat sermayesi bu ülkelerdeydi. İnşaat sermayesini ticaret ve sanayi sermayesinin izlediği, özellikle inşaat malzemesi üretenlere ve ticaretini yapanlara alan açıldığı, Türkiye sermayesinin ihracatın ötesine geçen uluslararasılaşma kanallarından birinin bu şekilde oluştuğu saptanabilir.

Silah imalatında genişleyen sömürü olanakları

Kamu silah şirketlerinin (Aselsan, TUSAŞ, Roketsan, Havelsan, Aspilsan, MKE) öncülük ettiği “ekosistem”in parçası olanlar da var, NATO’nun büyük silah tedarikçisi uluslararası tekellerin oluşturduğu değer zincirlerinin doğrudan parçası olanlar da. Silah-cephane-mühimmat, hava taşıtları ve askeri araçlar olarak üç ana başlıkta toplanan bu imalat dünyasının son 15 yıldaki büyümesi çarpıcı. Özel sektör büyümesinde İHA üretimi ve son dönemde Leonardo işbirliğiyle Baykar çok öne çıkıyor. Ancak geçmişi 1980’lere kadar uzanan, 1990’lar, 2000’lerde büyük olanaklar yakalamış, bir bölümü uluslararası silah tekelleriyle ortaklıklara sahip, Kale Grubu, Koç Grubu, Nurol, Vestel, Hema, Canik, Sarsılmaz gibi onlarca sermaye grubu bulunuyor. 2024 yılı verilerine göre silah sanayinin üretim değeri 11,5 milyar dolara, katma değeri ise 5 milyar dolara yaklaşmış durumda. Söz konusu tutarın yaklaşık yarısının özel sektör silah şirketleri tarafından gerçekleştirilen üretim olduğu tahmin ediliyor. İmalat sanayinde katma değer oranı en yüksek, yani sömürü oranı en yüksek sektör olarak silah sanayi, sermayedarlara da çok iyi kazandırıyor. 

Kamu silah şirketlerinin tedarikçiliğinin yanı sıra yine NATO şemsiyesinin uzantısı Boeing, Airbus, Thales, Leonardo, Lockheed Martin, Rolls Royce, Pratt and Whitney gibi silah tekellerinin tedarikçisi olan şirketler de bulunuyor. 

Otomotiv yan sanayiinde Avrupa merkezli otomotiv değer zincirlerinin önemli tedarikçileri olan büyük şirketler başta olmak üzere metal sektöründen sermayedarların son 15-20 yılda silah sanayi tedarikçisi haline geldiği de görülüyor.

Silah sanayiinde üretim ve ihracattaki yüksek oranlı büyümeler aynı zamanda nitel gelişim anlamı da taşıyor. Parça üreticiliğinden sistem tedarikçiliğine ya da sistem tedarikçiliğinin daha kritik unsuru olmaya doğru bir dönüşüm yaşanıyor. Önümüzdeki dönemde NATO üyelerinin silah harcamalarını GSYH’larının yüzde 5’ine çıkarması hedefi doğrultusunda Türkiye’nin silah harcamalarındaki artış sermaye için yeni olanaklar anlamına geliyor. Ek olarak Avrupa Güvenlik Mimarisi kapsamında üretim kapasitesi yetersiz Almanya başta olmak üzere Avrupa ülkelerinin açığını kapatma perspektifi Türkiye sermaye sınıfının iddialarının artmasına yol açıyor.

Yüzde 5 hedefi patronların ağzını sulandırıyor

2024 yılında NATO üyelerinin ortalama silah harcamaları/GSYH oranı yüzde 2,2, yaklaşık 1,5 trilyon dolar civarındaydı. Yeni düzenlemeyle GSYH’nın yüzde 3,5’inin “çekirdek savunma” harcamaları, yüzde 1,5’inin de “savunma altyapısı”nı geliştirmek için ayrılması öngörülüyor. Ortalamanın yüzde 2,2’den yüzde 5’e çıkması toplam yıllık harcamanın 1,5 trilyon dolardan 3,4 trilyon dolar seviyesine çıkması yani 1,9 trilyon dolar artması demek. Bu tutar dünya GSH’sının yüzde 1,8’ine denk geliyor. 
Türkiye için savunma harcamalarının GSYH içindeki payın yüzde 2 civarında olduğu dikkate alındığında savunma harcamalarının güncel rakamlarla 30 milyar dolar civarından 65-70 milyar dolar bandına çıkılması, 35-40 milyar dolarlık bir artış söz konusu. Avrupa Güvenlik Mimarisi kapsamında Avrupa ülkelerine yönelik üretim, ihracat olanaklarının genişlemesi de eklendiğinde sermaye sınıfı için nasıl büyük bir potansiyelin olduğu daha anlaşılır oluyor. 

Silah üretimi ve ihracatı NATO şemsiyesiyle büyüyor

2009-2024 döneminde Türkiye’de silah sanayi üretimi, büyük bölümü “NATO değer zinciri” olarak adlandırılabilecek yapı içerisinde önemli bir büyüme kaydetti. 2009 yılında silah sanayisinin, imalat sanayi üretimi içinde yüzde 0,5 olan payı, 2024 yılında yüzde 1,5’e, katma değerdeki pay ise yüzde 1 civarından yüzde 3’e ulaştı. Üretim değeri 1,4 milyar dolardan 11,5 milyar doların üzerine, katma değer ise 700 milyon dolar civarından 5 milyar doların üzerine yükseldi. İhracattaki gelişmeler, 2025 yılında üretim değerinin 15-16 milyar dolara ulaştığına işaret ediyor. 

Hem kamu silah şirketleri hem de özel sektörün ihracatı da NATO tedarikçisi uluslararası silah tekelleri ya da büyük oranda NATO şemsiyesi altında doğrudan ülke ordularına yapılan satışlarla büyük bir sıçrama kaydetti. 2009 yılında 800 milyon dolar civarında olan ihracat 2025 yılında 11 milyar dolara yaklaştı. Patronlar açısından hem yüksek kâr oranları hem de NATO ve devlet güvencesiyle faaliyet gösterilen bir alanın cazibesi yüksek.

Söz konusu yükselişi İstanbul Sanayi Odası ilk 500 sıralamasında yer alan şirketlerin gelişiminden de takip etmek mümkün.

1
Ortaklaşa

Ortaklaşa dergisinin 9'uncu sayısı, NATO dosya konusuyla çıktı. Bu dosyada, NATO’nun Türkiye ve dünya halkları açısından taşıdığı tarihsel ve siyasal rolünü masaya yatırdık. Yeni sayımızda NATO’yu; Soğuk Savaş'tan bugüne emperyalist müdahalelerin aracı hâline gelen yapısı, Türkiye'nin bağımlılık ilişkilerindeki yeri ve ülkemize bıraktığı siyasal-toplumsal miras üzerinden ele alıyoruz.