Ana içeriğe atla
0%

Home

soL Haber'de reklam yok, sadece haber var. Bunu birlikte sürdürüyoruz. Abone olarak desteğinizi gösterin.

Ortaklaşa
1

Emperyalizm, Bağımsızlık, Üsler, Antiemperyalizm, Trump, Silahlanma, Ortadoğu, İşgal, Küba, Arınma, Butlan, Nâzım Hikmet, 'Devlet aklı', Teknofeodalizm

NATO’culuk Türkiye’de neden güçlü?

Mehmet Ali Güller

Yayın Tarihi: 26.06.2026 , 13:50 "0 dakikalık okuma süresi"
Günümüzün mandacılığı, NATO’culuktur. Türkiye’nin bağımsız ve çağdaş uygarlığa ilerleyen bir yola girebilmesi, öncelikle NATO’culukla hesaplaşabilmesinden geçmektedir. NATO’culukla hesaplaşabilmek ise Türkiye gibi ülkelerde devrim değerindedir!

NATO, Alman devletinin ardından en derin şekilde Türk devleti içinde örgütlüdür. Çünkü Amerikan derin devleti bu iki ülkede, diğer NATO üyelerine nazaran daha güçlüdür. 

Bunu şöyle de formüle edebiliriz: Bir ülkede Amerikan derin devleti ne kadar güçlüyse, o ülke NATO’ya o kadar bağlıdır. Çünkü sıralama önce “gizli NATO”, sonra NATO’dur... 

NATO’körlük yapan NATO gözlüğü

Gizli NATO’yu anlamadan NATO’yu anlamak olası değildir. Ancak pek çok Türk subayı “gizli NATO yoktur” der, “NATO’da görev yaptım, gizli NATO görmedim” der. Çünkü “gizli NATO” her NATO üyesi ülkenin subayına görünmez! 

O kadar görünmez ki NATO üyesi ülkelerde Gladio başta çeşitli isimler altında ortaya çıktığı halde yine de görünmez. Çünkü NATO tedrisatı aynı zamanda bir zihin tedrisatıdır; sonucunda “NATO’körlük” yapar. 

NATO’körlüğü sağlayan NATO gözlüğüdür. Takınca Türkiye’ye tehdidin NATO patronu ABD’den geldiğini bulanıklaştırır, hatta ABD’nin patron olmadığını ve her üyenin eşit olduğunu düşündürtür, Türkiye’nin kendini savunamayacağını ve ABD olmadan Türkiye’nin ayakta kalamayacağını sandırır!

NATO gözlüğü NATO’körlük yaparken bağımsızlık ve antiemperyalizm gibi kurucu değerleri bünyeden yavaş yavaş atar... 

NATO’dan önce...

“Gizli NATO” NATO kurulmadan kurulmuştur; 1945 düzeni gereği Atlantik coğrafyasında siyasi düzeni ABD lehine oluşturmak için kurulmuştur. ABD’nin hedef/ortak ülkedeki “stay behind” pozisyonudur gizli NATO... 

İlk uygulama alanı Fransa olmuştur. Fransa İçişleri Bakanı Edouard Depreux, hükümeti devirmeyi amaçlayan ve aşırı sağcılardan oluşan “Plan Blue” adlı gizli ordunun 1946 yılı sonlarında açığa çıkarıldığını açıklamıştı.

Depreux’nun açıklamasına göre bu gizli ordu ABD ve İngiliz istihbarat örgütleri tarafından yönetilmektedir. Darbe yapmak için öncesinde terör eylemlerinden de Gaulle’e suikast düzenlemeye kadar birçok hazırlık planlamıştı.

Neden mi? Çünkü komünistler seçimden yüksek oy almış ve hükümete girmişti. Başbakan de Gaulle komünistleri hükümetten atması için baskı altındaydı ama atmak yerine 20 Ocak 1946’da istifa etmeyi seçmişti. Yerine gelen hükümet de aynı baskı altındaydı ve Sosyalist İçişleri Bakanı Depreux, planı 30 Haziran 1947’deki ifşasıyla bozmuştu.

Özetle “Plan Blue”nun amacı Fransız siyasetini ABD lehine düzenlemekti. Plan Blue yani Mavi Plan, Fransa’nın kızıl olmasını engelleme planıydı, oyu yüzde 30’a yükselen Fransız Komünist Partisi’ni iktidar yapmama planıydı. (Daniele Ganser, NATO’nun Gizli Orduları, Güncel Yayıncılık, 2005, s.168-170)

Plan Blue, bilebildiğimiz ilk gizli NATO örgütlenmesi olarak, 1949’da kurulan NATO’ya “rüzgâr gülü” şeklindeki amblemini miras bıraktı. Paris zaten NATO’nun ilk karargâhı oldu.

Gizli NATO, 1945 düzeninin inşası için oluşturulan Truman Doktrini’nin ve Marshall Planı’nın eseriydi. 

ABD Dışişleri Bakanı George Marshall, SSCB’yi çevreleme stratejisinin mimarı George Kennan’ı Mayıs 1947’de Politika Planlama Dairesini kurmakla görevlendirdi. 
Kennan, bunun gereği olarak Frank Wisner’den gizli bir operasyonel örgüt kurmasını istedi. 1948’de Batı Birliği Gizli Komitesi kuruldu. 1949’da NATO kurulunca, Batı Birliği Gizli Komitesi, NATO’ya monte edildi ve NATO Güvenlik Dairesine bağlandı. 1951’de adı Gizli Planlama Komitesi olarak değiştirildi. 

İşte ABD bu Gizli Planlama Komitesi üzerinden NATO üyesi ülkelerde gizli NATO’lar oluşturdu. Gizli NATO’lar üye ülkelerin sinir merkezlerine girdi ve böylece o ülkeleri ABD’nin siyasi planlamasına uygun hale getirdi. 

İşte NATO, bu gizli NATO’lar üzerinden, ABD’nin NATO üyesi ülkeleri ve hükümetlerini denetim altında tutma organizasyonudur. Tam da bu nedenle siyaseten birbirinden çok farklı siyasi partilerin ortak paydası hep NATO’culuk olmuştur (İç politikada birbirine çok zıt iktidar ve muhalefet partileri, bu nedenle sık sık “ben daha NATO’cuyum” yarışı yapmaktadır).

Devlet ve toplum arasındaki NATO makası

“NATO’culuk Türkiye’de neden güçlüdür” sorusunun asıl yanıtı işte buradadır. Amerikan derin devleti Türk devleti içinde güçlü olduğu için NATO’culuk güçlüdür.

Hatta Türk devleti ve hükümetleri ile Türk toplumunun Amerikancılık ve NATO’culuk eğilimleri arasındaki makas fazlasıyla açıktır. Türk toplumu ne kadar Amerika ve NATO karşıtıysa Türk devleti ve hükümetleri tersine o kadar Amerikancı ve NATO’cudur. İşte bunu sağlayan gizli NATO’dur. 

Gizli NATO’lar 90’larda Avrupa ülkelerinde açığa çıktı ama bu ortadan tamamen kalktıkları anlamına gelmiyor. Yeni sürece uygun olarak yeniden örgütlendiler. 

NATO’nun sinir merkezi faaliyetleri

NATO hep “askeri örgüt” olarak sunulur. Oysa NATO hem askeri hem sivil örgüttür. Zaten genel sekreteri de sivildir.

NATO’nun “sivil” işleri asıl tehlikeli olandır. NATO bir ideolojik aygıt olarak kültür sanattan spora, eğitimden sivil toplum örgütlerine, her yere nüfuz etmeyi hedefler. 

Daha geçenlerde NATO’nun ABD’li ve Avrupalı senarist ve yapımcılarla kapalı toplantılar yaptığı İngiliz gazetesi Guardian tarafından ortaya çıkarıldı. Bir yandan “beyin ölümü” ve “kâğıttan kaplanlığı” tartışılan ama bir yandan da “alan kaydırma dönüşümü” başlatan NATO için “propaganda üretimi” gerekiyor çünkü.

NATO ve elbette gizli NATO sadece senaristlerle ve yönetmenlerle değil, medya mensuplarıyla, ekonomi çevreleriyle, sivil toplum kuruluşu yöneticileriyle ve en önemlisi siyasilerle uygun yöntemler üzerinden çalıştı, çalışıyor. NATO böylece sinir merkezlerine girmiş oluyor. (Eski İtalya Cumhurbaşkanı Francesco Cossiga, NATO’nun Gladyo örgütlenmesi üzerinden ABD’nin müttefik ülkelerde nasıl iktidar belirlediğini, yıllar önce gazeteci Nur Batur’a anlattı. Söyleşinin geniş hali için bakınız: Nur Batur, Ortadoğu’nun Şahları, Vezirleri, Piyonları Kırmızı Kedi Yayınevi, 2022)

NATO ve gizli NATO bir ülkenin sinir merkezlerine ne kadar girerse, o ülkede o kadar etkili olur ve o ülke o kadar NATO’cu olur.

Amerikancılığın örtüsü NATO'culuk

NATO bir savunma örgütü olmanın çok ötesindedir. Çünkü NATO üye ülkeyi siyasetten ekonomiye, eğitimden sağlığa, kültürden sanata biçimlendiren bir aygıttır. 

NATO, askeri alanda da üye ülkenin hangi ülkelerle dost hangi ülkelerle düşman olacağını saptayan, üye ülkenin hangi savunma planını uygulayacağını, hangi silahlara sahip olacağını ve ordusunu nasıl biçimlendireceğini belirleyen bir aygıttır.

NATO bu fonksiyonları nedeniyle, üye ülkenin egemenliğinin bir bölümünü devrettiği bir yapıdır. 

Ve NATO bu fonksiyonları nedeniyle, bir savunma/saldırı örgütü olmanın ötesinde, ABD’nin çıkarlarını sağlamayı esas amaç edinen ideolojik ve siyasi hegemonya aygıtıdır. 

Türk toplumunda, Türk devleti ve hükümetlerinin aksine ABD ve NATO’ya sempati düşüktür. Ama ABD’ye sempati NATO’ya sempatiden daha düşüktür. ABD’nin son yıllarda Türkiye’yi açıktan hedef alan türden eylemleri, ABD’ye sempatiyi dibe çekmiştir. 

Bu durum haliyle siyasetten medyaya, kamuoyu önündeki Amerikancıları zor duruma sokmaktadır. Amerikancılar bu nedenle Amerikancılıktan çok NATO’culuk yapmaktadır. NATO’culuk üzerinden Amerikancılığı örtmektedirler. 

Ancak NATO’culuk da toplum nezdinde gittikçe tartışmalı bir hal almaktadır. NATO’cular bu nedenle iki yeni argüman geliştirmiştir: 

  1. “Türkiye, NATO’da kalarak NATO’dan korunmaktadır!”
  2. “Türkiye NATO’da kalarak Güney Kıbrıs’ın NATO üyesi olmasını önlemektedir.”

Üyelik Türkiye'nin elini bağlıyor

İlk argüman, Türkiye’ye tehdidin NATO ülkelerinden geldiğini kabul etmek zorunda kalmış olması nedeniyle önemlidir öncelikle. Bu artık NATO’cuların gizleyemeyeceği bir gerçekliktir çünkü... 

Tehdidin geldiği o ülke elbette emperyalist ABD’dir. Ama iddia edildiği gibi, Türkiye’nin NATO’da bulunmaya devam etmesi ne tehdidi ortadan kaldırıyor ne de argümanda iddia edildiği türden bir savunma sağlıyor.

Hepsi siyasi tarihimize kaydoldu: Türkiye’nin NATO üyeliği altında ABD Türkiye’de darbeler yaptı. Türkiye’nin NATO üyeliği altında ABD Türkiye’ye silah gösterdi; gemimizi, uçağımızı vurdu, askerimizin başına çuval geçirdi. Türkiye’nin NATO üyeliği altında ABD, Türkiye’ye ambargo uyguladı; başka silah almayı da engelledi mevcut silahın mühimmatını da satmadı; parasını aldığı uçağa bile el koydu; ulusal silahlanmamızı geciktirdi. Türkiye’nin NATO üyeliği altında ABD, Türkiye’nin Mavi Vatan stratejisini hedef almaktadır. Ve en önemlisi: Türkiye’nin NATO üyeliği altında ABD, komşularını sıra sıra hedef alarak Türkiye’yi çevrelemektedir.

Peki Türkiye, bu çevrelemeyi NATO içinde kalarak önleyebiliyor mu? Tersine NATO üyeliği, Türkiye’nin ABD’ye karşı elini kolunu bağlıyor.

Kağıt üzerindeki veto kararı

“Türkiye’nin NATO’da kalarak Güney Kıbrıs’ın üyeliğini önlediği” argümanı da geçersizdir. Bunun eski versiyonu, Türkiye’nin “veto kartı” olduğu iddiasıydı.

Türkiye kâğıt üzerinde o kartı; 1) 1976’da Yunanistan’ın NATO’ya geri dönüşünde, 2) 2009’da Rasmussen’in genel sekreterliğinde, 3) 2012’de İsrail’in NATO’yla işbirliği ortaklığında, 4) 2013’ten sonra Mısır’ın NATO tatbikatlarına katılmasında, 5) 2017’de Avusturya’nın NATO ortaklığında, 6) 2019’da Baltık ve Polonya Savunma Planı’nda ve 7) 2022’de İsveç ve Finlandiya’nın NATO üyeliğinde kullandı.

Peki uygulamada ne oldu? Yunanistan NATO’ya döndü, Rasmussen NATO genel sekreteri oldu, İsrail NATO’nun işbirliği ortağı oldu, NATO karargâhında odası oldu, Mısır tatbikatlara katılıyor, Avusturya ortaklığı sürdü, Baltık ve Polonya Savunma Planı hayata geçti, İsveç ve Finlandiya NATO üyesi oldu!

Güney Kıbrıs konusu da öyledir. Güney Kıbrıs, ABD ve İsrail’in Asya’ya açtığı savaşta bir tramplen durumundadır. ABD, Asya’ya saldırırken Güney Kıbrıs’taki üsleri zaten kullanmaktadır. ABD ve İsrail uçakları için Güney Kıbrıs, geri hat üzerinde güvenli liman durumundadır. Yani Güney Kıbrıs, NATO üyeliği ile ABD’ye verebileceklerini zaten üye olmadan da vermektedir. Kaldı ki Türkiye, Güney Kıbrıs’ın AB üyesi olmasını engellemeyerek asıl kozunu kaybetmiştir.

NATO Türk demokrasisinin katilidir

Türkiye’nin neden NATO’da kalması gerektiğini savunanlar daha çok taktik düzeyde kazançlara işaret ediyorlar. Oysa Türkiye 75 yılda, NATO üyeliği ile büyük stratejik kayıplar yaşadı.

NATO, demokrasi ve anayasal düzenin teminatı olarak resmedilir ama gerçekte ikisinin de katilidir:

  1. NATO “Türk demokrasisinin teminatı” değil, katilidir. NATO Türk demokrasisini (Atatürk halkçılığını) biçti, “sol”la ve “komünizm”le mücadele üzerinden siyasal İslamcılığın önünü açtı, Türk-İslam sentezinin iktidar olmasının yollarını döşedi; NATO’ya bağlı Gladio aydınlarımızı katletti.
  2. NATO “anayasal düzenin teminatı” değil, katilidir. NATO’cu darbeler, 12 Mart’lar, 12 Eylül’ler anayasal düzeni, 27 Mayıs Anayasası’nı hedef almıştır. 15 Temmuz darbe girişimi “anayasalı düzeni” ortadan kaldırmayı hedeflemiştir.

Ve en önemlisi, NATO’culuk Türk bağımsızlıkçılığını vurdu, Türkiye’nin mazlum milletlere örnek olan antiemperyalist tutumunu tırpanladı.

ABD NATO’yu güncelleme peşinde

7-8 Temmuz 2026’da Ankara’da yapılacak NATO zirvesi kritik önemde. Çünkü, bakmayın ABD Başkanı Donald Trump’ın “NATO’dan çıkarım” sözlerine, ABD gerçekte NATO’yu güncellemeye çalışmaktadır.

Adana’daki yeni NATO kolordu karagâhı, Polonya ve Romanya’yla birlikte üçlü bir mekanizmadır. Baltık, Karadeniz, Akdeniz hattıyla ilgilidir. ABD bu üç deniz üzerinden Asya’yla bir stratejik hesaplaşma başlattı.

Washington, bunu, kuruluş belgelerinin aksine, Avrupa’yı savunma yerine NATO’nun cephesini Asya’ya çevirerek güncelleme peşinde. Avrupa ile ABD arasındaki NATO tartışmasının zemini budur.

Günümüzün mandacılığı NATO'culuktur

Ne acı! Türkiye bağımsızlıkçılık ve antiemperyalizm sütunları üzerine kuruldu. Ama Cumhuriyetin oluşturmaya çalıştığı yeni kapitalist sınıf, feodaliteyle (toprak ağaları, tarikat ve cemaatler) uzlaşarak önce devrimin önünü tıkadı, ardından da Türkiye’yi Atlantik’e demirledi. Böylece “Yurtta barış, komşularda barış” diyen devrimci cumhuriyetin yerini, emperyalizm adına komşulara karşı konumlanan Atlantik Cumhuriyeti aldı. (Türkiye’nin 1939’daki zokayla 1952’de NATO’ya nasıl avlandığının çok kapsamlı bir incelemesi için bakınız: Hasan Bögün, 1939: Zoka, 1952: NATO, Harp Sanat Yayınları, 2026) 

Atlantik cumhuriyetçiliği, ne Türkiye’nin Atlantik’te asla siyasi ve ekonomik istikrar kazanamayacağının farkında ne de Türkiye’nin aslında “hedef ülke” olduğunun!

Günümüzün mandacılığı, NATO’culuktur. Türkiye’nin bağımsız ve çağdaş uygarlığa ilerleyen bir yola girebilmesi, öncelikle NATO’culukla hesaplaşabilmesinden geçmektedir.

NATO’culukla hesaplaşabilmek ise Türkiye gibi ülkelerde devrim değerindedir! 

1
Ortaklaşa

Ortaklaşa dergisinin 9'uncu sayısı, NATO dosya konusuyla çıktı. Bu dosyada, NATO’nun Türkiye ve dünya halkları açısından taşıdığı tarihsel ve siyasal rolünü masaya yatırdık. Yeni sayımızda NATO’yu; Soğuk Savaş'tan bugüne emperyalist müdahalelerin aracı hâline gelen yapısı, Türkiye'nin bağımlılık ilişkilerindeki yeri ve ülkemize bıraktığı siyasal-toplumsal miras üzerinden ele alıyoruz.