Ana içeriğe atla
0%

Home

soL Haber'de reklam yok, sadece haber var. Bunu birlikte sürdürüyoruz. Abone olarak desteğinizi gösterin.

Ortaklaşa
1

Emperyalizm, Bağımsızlık, Üsler, Antiemperyalizm, Trump, Silahlanma, Ortadoğu, İşgal, Küba, Arınma, Butlan, Nâzım Hikmet, 'Devlet aklı', Teknofeodalizm

17 maddede CHP’nin krizi

Fotoğraf: Anadolu Ajansı

Kemal Okuyan

Yayın Tarihi: 26.06.2026 , 13:49 "0 dakikalık okuma süresi"
Sistemin siyaset alanını yönetme yeteneğini hafife almak bugünün dünyasında ya cehaletle ya da bilinçli bir sermaye uşaklığı ile açıklanabilir. CHP’nin sermaye düzeni açısından ne kadar önemli bir rol oynadığını görmek istememek de aynı şekilde değerlendirilmelidir. AKP Türkiyesi’nin uygun ve uyumlu bir CHP’ye gereksinimi vardı ve bu yaratıldı.

1. AKP iktidarı, mevcut sistem içinde bir arıza ya da parantez değil, o sistemin ihtiyaçlarına kapsamlı bir yanıt girişimidir. Bu anlaşılmadan bugün siyaset alanında yaşanan gelişmeleri anlamak imkânsızdır. 2002 sonundan bugüne, sistem AKP’yi şekillendirmiş, AKP de sisteme öngörülen müdahaleleri yapmıştır. AKP’nin sermaye egemenliğinin diğer bütün mekanizmalarından bağımsız ve de onlara rağmen kendini dayattığı iddiasının hiçbir karşılığı bulunmamaktadır.

2. Bu bağlamda “faşizm” saptamaları temelsiz olduğu kadar kendi içinde de tutarsızdır. AKP’yi, dahası “tek adamı” sermayeden büyük ölçüde bağımsız bir aktör olarak resmedip sonrasında mevcut rejimi faşizm olarak tanımlayanlar faşizmin burjuva diktatörlüğünün bir biçimi olduğunu ve güçlü tekellerin krizini çözmeye dönük bir hareket ve devlet formu olduğunu unutuyorlar. Bu türden adlandırmalar AKP’ye karşı tepkilerle ilişkilenme açısından anlamlı gözükmekle birlikte hem stratejik düzlemde hem de güncel konumlanışlar açısından büyük sorunlar yaratmaktadır.

3. Çok uluslu tekellerin, onların uluslararası arenadaki aktörleri olan ABD, AB, NATO’nun, bölge gericiliğinin ve bütün bileşenleri ile Türkiye burjuvazisinin 2000’lerin başında AKP’ye verdiği desteğin arkasında bir Türkiye tasarımı vardır. AKP’nin icraatları ile bu tasarım arasında bazı uyumsuzlukların olması doğaldır ve meselenin özünü değiştirmemektedir. Sözünü ettiğimiz güçler AKP’ye bir defaya mahsus destek verip gerisini Erdoğan ve arkadaşlarına terk etmemiştir. Tasarımın AKP’yle ilgili kısmı dışında, siyaset alanının bütün diğer unsur ve kurumlarıyla ilgili boyutları da vardı. TSK’dan yargıya bütün kritik kurumlar bu tasarıma uygun hale getirilirken, ana muhalefet partisi olarak CHP de yeniden yapılandırıldı. Bu işlem bir “kaset”le devrilmeden önce Deniz Baykal’ın Genel Başkanlığı sırasında başladı. Başka bir dönemin ürünü bir siyasetçi olarak Baykal bütün “yapıcılığı”na rağmen yetmedi ve Kılıçdaroğlu operasyonuna ihtiyaç duyuldu. 

4. Bugün Kılıçdaroğlu’nun başından beri AKP’nin adamı olduğunu iddia edenler meseleyi kavramadıklarını bir kez daha gösteriyorlar. Düzen partilerinin uluslararası güçlerle, büyük sermaye ve devletle bağlantıları tek bir kanaldan kurulmaz. On yıllar içinde bu bağlantıların sorunsuz bir biçimde çalışması için karmaşık ve çok yönlü mekanizmalar inşa edilmiştir. Bu mekanizmalar bir üst aklın emir yağdırması şeklinde değil, doğrultu tayin etme, cesaretlendirme, pazarlama, halkla ilişkiler, ön kesme, olmadı şantaj ve yok etme gibi yöntemlerle işler. Ayrıca burjuva partilerinde uluslararası güçlerin, büyük sermayenin ve devletin farklı kurumlarının dolayımsız memurlarının varlığı da hesaba katılmalıdır. Kılıçdaroğlu illa bir şeyin adamı olarak tarif edilecekse, AKP’nin değil onun arkasındaki güçlerin adamı olarak değerlendirilmelidir.

5. Sistemin siyaset alanını yönetme yeteneğini hafife almak bugünün dünyasında ya cehaletle ya da bilinçli bir sermaye uşaklığı ile açıklanabilir. CHP’nin sermaye düzeni açısından ne kadar önemli bir rol oynadığını görmek istememek de aynı şekilde değerlendirilmelidir. AKP Türkiyesi’nin uygun ve uyumlu bir CHP’ye gereksinimi vardı ve bu yaratıldı. CHP içindeki bütün aktörler ve dışarıdan CHP’cilik yapan herkes bu tasarımın, bilinçli ya da bilinçsiz, parçasıdır.

6. Bugün CHP’de yaşanan krizde taraflardan birinin AKP tasarımına direndiği, diğerinin ise o tasarımın ürünü olduğu tezi baştan aşağıya saçmadır. Özgür Özel ve Ekrem İmamoğlu en az Kılıçdaroğlu kadar bu tasarımın ürünüdür. Zaten Özel ve İmamoğlu siyaset sahnesine AKP Türkiyesi’ne uyumlulaştırılmış bir CHP’de çıkmışlardır. Düne kadar ne Kılıçdaroğlu’na ne başından beri söz ettiğimiz AKP Türkiyesi tasarımına köklü bir eleştirileri olmuştur.

7. Tersine Ekrem İmamoğlu, AKP Türkiyesi tasarımına uymadığı için değil, fazla uyduğu için bugün AKP tarafından tasfiye edilmek istenmektedir. Burada evet, AKP ve özel olarak Erdoğan’ın kendi tercihleri devreye girmektedir. Erdoğan bu tasarımı tekelinde tutmak için her şeyi olmasa da çok şeyi göze almaktadır. Kendisine ciddi olanaklar sağlayan ve uzunca bir döneme yayılan “pazarlıkçı” ve “dişli” davranışları terk etmesi aynı zamanda ABD, Avrupa Birliği ve TÜSİAD sermayesine “Beni kullanıp atamazsınız” mesajıdır da. Zaten AKP “kullan at”ın ötesinde bir misyona yerleşmiştir ve kimsenin onu kolay kolay gözden çıkarmaya niyeti bulunmamaktadır.

8. Bununla birlikte, sistemin sahipleri AKP ve Erdoğan’ın rakipsiz ve seçeneksiz bırakılmasının maliyetlerini bilecek deneyime sahiptiler ve başarısız bazı denemelerin ardından İmamoğlu’na büyük bir yatırım yaptılar. Kimileri bu gerçeği de yadsımaya çalışıyor ve Ekrem İmamoğlu’nun bazı tesadüflerin ya da CHP’nin iç dinamiklerinin ürünü olduğunu söylüyorlar. Ne yazık ki, anlamamışlar. Hiçbir şey anlamamışlar. İmamoğlu’nun kişisel hikayesi, bazı “yetenekleri” önemsiz değildir ama onun başarısını ve kahramanlaştırılmasını hiçbir biçimde açıklamamaktadır. 

9. İmamoğlu projesi tutmuş ve amaçlardan biri fazlasıyla hasıl olmuştur. 2024 yerel seçimleri, iktidarın “Rusya oyununu tadında bırakalım” diyerek büyük bir hızla Atlantik eksenine dönmesine neden olduysa, bu biraz da İmamoğlu’nun AKP’nin “tapulu arazisi”ne göz dikmesinin ürünüdür. AKP bir yandan ekonomi ve dış politikada İngiltere-ABD hattına keskin bir dönüş yapıp diğer taraftan da yaratılan alternatife her tür enstrümanı kullanarak çullanırken, “Başkasına ihtiyacınız yok, zaten ben buna izin vermemeye kararlıyım” demiş oluyordu. Gerçekten amaç hasıl olmuştu.

g

10. Şimdi sorulması gereken şudur: 2000’lerin başında ABD, AB, Türkiye’nin büyük burjuvazisinin murat ettiği Türkiye, bu muydu? Bu soruya hem evet hem hayır yanıtı verilebilir. Bir kere bu güçlerin her birinin içinde ve bir ötekiyle çelişkileri bitmez. AKP Türkiyesi’nde kabaca, doğrultu itibariyle bir “örtüşme” gerçekleşti ve bundan andığımız odakların bir pişmanlığı yok. Özellikle Türkiye burjuvazisinin bir şikâyetinin olmaması gerekir, büyük paralar yaptılar AKP döneminde. Toplum sindirildi, aldatıldı, örgütsüzleştirildi, sermaye hareketlerine dönük bütün kısıtlamalar kalktı. Hepsi için “güzel hareketler” bunlar. Ama kapitalizm kriz, rekabet ve çatışma demektir. Dolayısıyla mutlak uyum olmaz, dengeler değişir ortak hedefler yeniden yapılandırılır.

11. Ayrıca AKP ideolojik referansları güçlü bir hareket olarak, o tasarıma rengini vermiş; bu renkler kendi enerji kaynaklarını ve dinamiklerini yaratmıştır. Başından bu yana süregelen arayışlar, bunların 2010’lara girilirken Yeni-Osmanlıcılık denemeleriyle bir doğrultu kazanması ve bugün Yeni-Osmanlıcılığın sermaye düzeninin neredeyse temel stratejisi olarak yeniden kurulması bir planlamanın değil, Türkiye kapitalizminin ihtiyaçları ile uluslararası ve bölgesel gelişmelerin bileşkesinin ürünüdür. AKP bu stratejiye ideolojik ve siyasal bir değer katmıştır.

12. AKP’nin Yeni-Osmanlıcılığı ABD ve AB’nin ihtiyaçları ile az çok uyumlu hale getirme çabası sürmektedir. NATO zirvesi bunun için kullanılacaktır. Türkiye burjuvazisi açısından başka seçenek kalmamıştır; içe kapanma ya da temkinli dış politikaya dönüş mümkün değildir: Atlantik himayesinde yayıl yayılabildiğin kadar! Buna onay çıkması için ağır bedeller ödenip emperyalist dünyanın güçlü aktörleri ihya edilirken, karşılığında AKP’nin tekelini tehdit eden unsurların, örneğin İmamoğlu’nun budanmasına itiraz edilmemesi istenmektedir. ABD ya da Avrupa’nın AKP’nin bu ricasını geri çevirmeye ne ihtiyacı ne de hali vardır.

13. “Trump giderse AKP de yalnızlaşır” tezi fazla indirgemecidir. Şu an itibariyle ABD’de Demokratlar AKP’ye daha kuşkuyla bakıyor olsa da, Türkiye’nin Atlantik hattında üstlenmeye çalıştığı yeni konum ve rol bazı açılardan Demokratların “savaşçı” söylemine daha fazla hitap etmektedir. Ayrıca Türkiye’nin bu hatta Trump dışındaki dostlarını da çoğalttığı unutulmamalıdır. İngiltere, İspanya ve İtalya Türkiye’ye yeni roller vermek konusunda kararlı gözükmekte, buraya Almanya’nın eklenmekte olduğu gözlenmektedir.

14. Sistem tarafından sahip çıkılmayan CHP’nin söz konusu tasarımın dışına çıkmasını bekleyenler ise daha çok bekleyeceklerdir. Koç Holding’in yüzüncü yıl resepsiyonunda görüldüğü gibi, CHP iktidarda olmadığı sürece sistem içinde müstesna bir yere sahip olacaktır. Kılıçdaroğlu, kinle beslenen bir siyasetçi olarak zaten mesajı yıllar önce almış ve CHP’nin belli bir zaman diliminde iktidar olmayacağını kabullenmişti. Özgür Özel de ya buna ikna edilecek ya da İmamoğlu ile birlikte kenara konacaktır. Şu an itibariyle sistem CHP’ye iktidarda değil muhalefette ihtiyaç duymaktadır. Şu an itibariyle...

15. Bir dönem sonraysa... İmamoğlu yeniden ya da başkası sahaya çıkabilir. Erdoğan sonrasına geçişte siyaset alanının nasıl şekilleneceğini bugünden kestirmek oldukça zor. İmamoğlu’nun üzerinin tamamen ve nihai olarak çizilmediğini not etmekte yarar var.  Kimilerinin sürekli önümüze koyduğu İmamoğlu’nun yönetilemez ve öngörülemez bir karakter olması nedeniyle devlet açısından güvenilmez bulunduğu tezi ise inandırıcı değildir. İmamoğlu’nun sosyal ve ideolojik kökleri “yönetilmeye” son derece açıktır ve bunu en iyi, olduğu kadarıyla ve varsa “devlet aklı” bilir. 

16. Cumhuriyet Halk Partisi’nde Kılıçdaroğlu muhalefete ve İmamoğlu’nu terk etmeye ikna edilmiştir. Bir de üstüne kinlenmiş ve AKP’ye yardımcı olmaya karar vermiştir. Özgür Özel de aynı yola girmesi için baskılanmaktadır. Bir süre bu gündem ana muhalefeti kilitleyecektir. AKP bu kilitlenmeyi uzatmak zorundadır çünkü oyun kurma yeteneğini yaşanan derin yoksulluk yüzünden yitirmiş durumdadır. Çözüm süreci ve yeni Anayasa konusunda adımlar atmak için gerekli bir rüzgâr da yoktur iktidarı cesaretlendirecek. Bu koşullarda CHP’yi yönetilemez hale getirip en uygun anda hamle yapmak dışında bir seçeneği yoktur iktidarın.

17. CHP ise kendisine dinamizm katacak toplumsal tabanını kendi eliyle kötürümleştirmenin bedelini de ödemektedir. 2013’ten sonra CHP yönetimi Türkiye’nin AKP’ye tepkili toplumsal kesimlerini terbiye etmek için muazzam bir çaba harcayarak onları da AKP Türkiyesi’ne uygun hale getirmiştir. Bu kesimlerin AKP’ye dönük tepkisi yatışmamıştır belki ama mücadele azmi ciddi ölçülerde körelmiştir. Dahası sınıfsal bakış açısı, anti-emperyalizm ve laik duyarlılık da bu on yılda ciddi ölçülerde törpülenmiştir. Bu dönüşümün kaçınılmaz sonucu enerjisizleşmedir. Geçtiğimiz yıl 19 Mart sürecinde gözlenen canlılık büyük ölçüde CHP tabanının dışındaki kuvvetlerin eseridir. Bu kuvvetler bugünkü krizde sahaya çıkmamayı tercih etmiş, CHP kitlesi de geçen yıldan daha geride durmuştur. Özel-İmamoğlu ekibine “militan” ve “renk” sağlama görevini seve seve üstlenen bir kısım “sol”un, bu kuvvetlerin yokluğunu telafi etmesi imkânsızdır. 

1
Ortaklaşa

Ortaklaşa dergisinin 9'uncu sayısı, NATO dosya konusuyla çıktı. Bu dosyada, NATO’nun Türkiye ve dünya halkları açısından taşıdığı tarihsel ve siyasal rolünü masaya yatırdık. Yeni sayımızda NATO’yu; Soğuk Savaş'tan bugüne emperyalist müdahalelerin aracı hâline gelen yapısı, Türkiye'nin bağımlılık ilişkilerindeki yeri ve ülkemize bıraktığı siyasal-toplumsal miras üzerinden ele alıyoruz.