Ana içeriğe atla
0%

Home

soL Haber'de reklam yok, sadece haber var. Bunu birlikte sürdürüyoruz. Abone olarak desteğinizi gösterin.

Ortaklaşa
1

Emperyalizm, Bağımsızlık, Üsler, Antiemperyalizm, Trump, Silahlanma, Ortadoğu, İşgal, Küba, Arınma, Butlan, Nâzım Hikmet, 'Devlet aklı', Teknofeodalizm

Nâzım Hikmet ve Orhan Kemal yoldaşlığı: ‘Dünyayı ve insanlarımızı sevmeyi senden öğrendim’

Ege Kaplan

Yayın Tarihi: 26.06.2026 , 13:50 "0 dakikalık okuma süresi"
İki usta yazarın ülkelerinden umudu kesmeden, üretmeyi bırakmadan geçen hayatları bir aydının nasıl olması gerektiğini iyi anlatıyor. Bugün memleketinden umudunu kesmeyen bizler de kendimizi onların müktesebatının içinde yeniden buluyoruz.

Nâzım Hikmet ve Orhan Kemal’in birbirlerinin ömrüne karışmış dostluğunun hem Türk edebiyatına hem de ülkemizde sınıf mücadelesine katkısı hiç şüphesiz çok büyüktür. İki büyük aydının ürettikleri bugün hâlâ umudunu işçi sınıfının yolunda arayanları aydınlatmaya, memleketi anlamaya çalışırken başucumuzda duran bir fener olmaya devam ediyor. Yazarların birbirleriyle olan ilişkileri de memlekete, dünyaya ve emekçi halkımıza dair bir umut taşımanın ve bunun için mücadele etmenin bir izdüşümü olarak tarihimizde yerini koruyor.

Orhan Kemal’in -ya da gerçek adıyla Mehmet Raşit Öğütçü’nün- demir parmaklıklar arkasına uzanan yolu aslında Nâzım’ın hapishane macerasına bir ölçüde benzerlik gösterir. Yazar 1938 yılında Niğde’de askerliğini yaparken “Maksim Gorki ve Nâzım Hikmet kitapları okumak” ve “yabancı rejimler lehinde propaganda ve isyana muharrik” suçundan henüz askerliğini tamamlayamadan 5 yıl hapse mahkûm olur.

Nâzım Hikmet ise yine 1938 yılında “ordu içinde komünizm propagandası yapmak” suçlamasıyla toplamda 28 yıl hapse mahkûm edilmiştir. Onun -ve daha sonra yolu hapishanelere düşen nice aydın ve devrimci için de bir benzeri söylenebilir- gittiği her hapishanede çevresini aydınlattığı, hapishaneleri söz yerindeyse durmadan üreten bir “okula” çevirmekten geri durmadığı bilinen bir gerçektir. Daha önce Çankırı Cezaevi’nde Kemal Tahir ile ve Bursa Cezaevi’nde İbrahim Balaban ile kurduğu usta-çırak ilişkisinin bir benzerini Orhan Kemal ile kurması çok uzun sürmez.

1940 yılının kış aylarında Orhan Kemal’e Nâzım’ın Bursa Hapishanesi’ne nakil olacağı haberi “Gözün aydın, üstadın geliyormuş” diyen bir gardiyan tarafından ulaştırılır. O sırada büyük şairle henüz tanışmamış olan Orhan Kemal o dönemde de yazılar, şiirler yazmaktadır ve Nâzım’ın büyük bir hayranıdır. Aldığı haber karşısında duyduğu sevinci “Bana hapishane bahçesinde dikilmiş zambakların yeşil yaprakları üzerindeki karlar erimiş gibi, umumi afla serbest bırakılmışım, cezamın bitmesine kadar olan yıllar birden tükenmiş gibi geldi. Herkes gibi ben de ona gıyaben hayrandım. Herkes gibi kendimi bilmeden onu seviyordum. Muazzam koca şair...” diye anlatıyordu. 

Aynı koğuşta başlayan dostluk

Kendi deyimiyle Nâzım Hikmet ile tanışmadan önce “kendilerini şair sanan üç arkadaş” olan İzzet, Necati ve Orhan Kemal, Nâzım’ın hapishaneye vardığı haberini sevinçle karşılarlar. İdari işlemlerin ardından kalacağı koğuşa gelen Nâzım’ı Orhan Kemal’le tanıştıran kişi daha önce İstanbul Tevkifhanesi’nde Nâzım’la beraber kalan arkadaşı Necati’dir. Necati’nin Orhan Kemal’i kast ederek “Üstadın gayet güzel şiirleri var” demesi üzerine Orhan Kemal o anda kendi şiirlerine güvenemez ve “Hayır... şiir falan değil, birtakım gevezelikler” diyerek cevap verir. Nâzım Hikmet bu cevaba her ne kadar “Neden gevezelik olsun? Okursunuz, dinleriz” diye cevap verse de kısa süre sonra Orhan Kemal bazı şiirlerini okumaya başladığında şiirlerine “berbat, rezalet” benzeri birtakım yakıştırmalar yapmaktan kendini alamaz.

Daha sonra Orhan Kemal’e kendi şiirlerini okumaya başlayan Nâzım kendisine de aynı katiyetle cevap vermesini beklediğini söylese de Orhan Kemal şiirlerden fazlasıyla etkilenmiş ve Nâzım’ın “Nasıl buldunuz?” sorusuna sadece “Enfes, harikulade” diyebilmiştir. Nâzım bu cevap ile kendisine iltimas geçildiğini düşünüp kızsa da bir süre sonra “Sizde, sanat için iyi bir kumaş var, kesin. Demin şiirlerinize karşı fazla haşin davranmışım... Beni hoş görün, sanat konularında hiç şakam yoktur” diyerek devamında “Size bir teklifte bulunayım. Sizinle yakından ilgilenmek istiyorum... Yani kültürünüzle... Evvela Fransızca, sonra diğer kültür konuları üzerinde düzenli dersler yapacağız.. Tahammülünüz var mı?” diye sorar. Orhan Kemal’den aldığı evet cevabı ve sıkı çalışma sözü ile ikilinin sanat ve edebiyat dolu usta-çırak ilişkisi başlar.

Halka karşı sorumluluk

Nâzım’ın yol göstermesiyle Orhan Kemal şiirde giderek ustalaşır, gün içinde 7-8 saate varan ve hatta bazen daha uzun çalışarak üstadıyla edebiyat, sanat, felsefe ve Fransızca gibi pek çok konuda derslerine devam eder. Yine bu günlerden birinde onun bir hikâye başlangıcını bulan Nâzım, bunu onun yazıp yazmadığını sorar. Orhan Kemal’in evet cevabı üzerine “Birader neden bahsetmediniz bundan? Siz düz yazı yazın, düz yazı!” diyerek yazarı roman ve hikâyeciliğe yönlendirir. Orhan Kemal’in bu dönemde Nâzım ile kurduğu ilişkide şairin toplumcu gerçekçi düşüncesinin hem hayatını hem de şairliğini nasıl etkilediğini yakından gözlemleme şansı bulur. 

Nâzım hapishaneye daha ilk geldiği anda Orhan Kemal ile değil, bütün mahkûmlar ve idare kadrosuyla çok samimi ve yardımsever bir ilişki içine girer. Hatta o kadar ki öteki mahkûmların idareyle birtakım işlerinden tutun da gardiyanlardan birisine resim dersi vermesine varana kadar herkesin elinden tutmaktan asla imtina etmeyen kişiliği ve “insan soyuna olan sevgisi” Orhan Kemal’in düşünsel dünyasını ciddi biçimde etkiler. 

Aynı tesir büyük şairin edebi kişiliğinde de vardır. Nâzım Hikmet kendi deyimiyle “Sanatta ölçü halk olmalıdır” diyerek yazının ve yazarın halktan uzaklaşmaması gerektiğini savunmaktan hiçbir zaman vazgeçmez. Şairin “ruhların mühendisi” olduğuna inanan büyük şair, yazan insanın emekçi halka karşı sorumluluğu olduğunu çok defa dile getirmenin ötesinde bu düşünceyi kendi edebi külliyatının merkezine yerleştirmiştir.

Orhan Kemal’in daha sonraki eserlerinde kendini hissettiren toplumcu gerçekçi yazının temellerinde hiç şüphesiz Nâzım’dan edindiği düsturun katkısı çok büyüktür. Orhan Kemal burada edindiği birikimi hayatının sonraki evrelerinde daha ileriye taşıyacak, Çukurova’da pamuk işçilerinden Cibali’de tütün işçilerine varana kadar memleketin dört bir yanında ağır şartlarda çalışan ve sömürülen onlarca emekçinin öyküsünü göz önüne serecekti. 

İnsanlıktan umudunu kesmemek

Nâzım’ın Orhan Kemal’le kaldığı koğuşta geçen yılların bir diğer önemi de Nâzım’ın hiç durmayan üretimleri devam ederken -aynı anda hem resimler yapmakta, hem kurduğu dokuma atölyesinde çalışmakta, hem de bazı kitap çevirileri yapmaktayken- bir yandan da Memleketimden İnsan Manzaraları kitabını yazmasıdır. Orhan Kemal bu yazım sürecine yakından tanık olur. Şairin “halkı esas alan” büyük eserinde hapishanede tanıştığı bazı mahkûmlar da kitabın içine bazen bazı sözleriyle yahut anılarıyla yerini alır. 

Yıl 1943’ün sonbaharına geldiğinde ikilinin birlikteliği Orhan Kemal’in tahliyesi sebebiyle sona erer. Orhan Kemal tahliyesinden kısa süre önce Nâzım Hikmet’ten ayrılacak olmanın hüznüyle üstadına iki şiir yazar. O anı “Onunla son gecelerimizden biriydi. 26 Eylül’de, beş seneyi doldurup sabahın erkeninde çıkacak, ‘hürriyet’ime kavuşacaktım. O gece birdenbire şairliğim tuttu. Onu hapishanede bırakıp çıkacağım aklıma geldi... Baba, ana, kardeş yahut çoluk çocuktan ayrılındığı zaman duyulan o türlü bir heyecana tutuldum ve içim sızladı” diye anlatır. Bir çırpıda yazdığı şiirleri Nâzım’a okutur. Şiirlerden çok etkilenen Nâzım gözleri yaşlı bir biçimde Orhan Kemal’e dönerek “Sağ olun e mi? Beni bundan daha çok memnun edemezdiniz!” diyerek boynuna sarılır.

Geçen yıllarla beraber geçirdikleri süre artan Nâzım Hikmet ve Orhan Kemal’in ilişkisi usta-çırak ilişkisinin ötesinde bir baba-oğul ilişkisine dönüşür. Orhan Kemal hapisten çıktıktan sonraki yıllarda mektuplaşmalarında Nâzım, yazdığı mektuplara “Raşit Evladım” diye başlayacak, mektuplarda Orhan Kemal’in eşinden “kızım” ve kızı Yıldız’dan ve yazarın doğacak diğer çocuklarından da “torunum/torunlarım” diye bahsedecektir. Orhan Kemal, 1944 yılında doğacak oğlunun adını şairin isteğiyle Nâzım koyar. 1949 yılında yayınlanan ilk hikâye kitabı Ekmek Kavgası, Nâzım için, yıllarca verilen karşılıklı emeğin önemli çıktılarından birisi olur. Orhan Kemal’e yazdığı mektupta kitaptaki 24 kısa hikâye için tek tek notlar ileten şair kitaba dair, “Bir kelimeyle, sana ve Türk halkına layık bir eser ve bazı hikâyeleri dünya küçük hikâye edebiyatında yer tutacak kadar usta, doğru, iyi ve kusursuz. Yüreğim sevinçle kabardı. Böbürlendim. Kitabı bir gecede bitirdim” diye yazar. İkili ömürlerinin sonuna kadar birbirlerinin hayatına dokunmaya devam eder.

İki usta yazarın ülkelerinden hiç umut kesmeden, üretmekten hiç vazgeçmeden geçecek hayatları bir aydının nasıl olması gerektiğini iyi tarif ediyor. Bugün memleketinden umudunu kesmeyen bizler de kendimizi onların müktesebatının içinde yeniden buluyoruz. İyi ki varlar. İyi ki bu dünyadan Nâzım Hikmet ve Orhan Kemal geçmiş. 


*Yazıdaki tüm alıntılar Orhan Kemal’in Nâzım Hikmet’le 3,5 Yıl (Everest Yayınları) adlı kitabından alınmıştır.

1
Ortaklaşa

Ortaklaşa dergisinin 9'uncu sayısı, NATO dosya konusuyla çıktı. Bu dosyada, NATO’nun Türkiye ve dünya halkları açısından taşıdığı tarihsel ve siyasal rolünü masaya yatırdık. Yeni sayımızda NATO’yu; Soğuk Savaş'tan bugüne emperyalist müdahalelerin aracı hâline gelen yapısı, Türkiye'nin bağımlılık ilişkilerindeki yeri ve ülkemize bıraktığı siyasal-toplumsal miras üzerinden ele alıyoruz.