Ana içeriğe atla
0%

Home

soL Haber'de reklam yok, sadece haber var. Bunu birlikte sürdürüyoruz. Abone olarak desteğinizi gösterin.

Ortaklaşa
1

Emperyalizm, Bağımsızlık, Üsler, Antiemperyalizm, Trump, Silahlanma, Ortadoğu, İşgal, Küba, Arınma, Butlan, Nâzım Hikmet, 'Devlet aklı', Teknofeodalizm

Düzenin ipine sıkıca tutunmak: CHP’nin kayyım hali

Ali Ufuk Arikan

Yayın Tarihi: 26.06.2026 , 13:49 "0 dakikalık okuma süresi"
CHP düzenin her tarihsel kırılmasında farklı bir “yeni” ile gündeme geliyor. Yenilenme, arınma, umut ve iktidar iddiası... “CHP’de bugün yaşananların arka planında ne var?”, “Kim neyi savunuyor?”, “Parti içinde neler yaşanıyor?” ve “CHP nereye doğru sürükleniyor?” sorularının yanıtlarını gelin hep birlikte arayalım.

9 Eylül 1923’te Mustafa Kemal tarafından, Cumhuriyet’in ilanının hemen öncesinde “Halk Fırkası” adıyla kuruldu parti.

Bugün sıkça söylendiği üzere, kurucu iradenin partisiydi Halk Fırkası.

Kuruluştan bir ay sonra Cumhuriyet ilan edilince, parti de bir yıl sonra “Cumhuriyet” ön ekini aldı.

Osmanlı’dan kurtuluşun, tebaalıktan yurttaşlığa geçişin, saltanatla ve hilafetle hesaplaşmanın siyasi iradesi olan CHF, önce “cumhuriyetçilik”, “halkçılık”, “milliyetçilik” ve “laiklik” ilkelerini dört temel kılavuz edinip, 1935’e gelindiğinde buna “devletçilik” ve “devrimcilik” ekini yapıyor, 6 okunu tamamlıyordu.

Aynı yıl CHF adı da CHP’ye dönüşüyordu.

Sonrasını uzun uzun aktarmayacağız ama bugünü tartışırken bazı satır başlarına ihtiyacımız olduğu için kısa kısa notlarla giriş faslını kapatalım:

  • CHF/CHP açısından rota baştan belliydi. İzmir İktisat Kongresi de bunun teyidiydi. Girilen bu yol, ileri doğru atılan tüm devrimci adımların altını özenle oyacaktı sonraki on yıllar boyunca.
  • İnönü’nün Atatürk sonrası direksiyonun başına geçtiği yılların Celal Bayar ve Adnan Menderes’li 10 yıla kapı aralamasının arkasında patronların ve tarikatların ihtiyaçları bulunuyordu. 
  • Düzenin arayışıyla yola çıkış kodları arasındaki uyumsuzluk, sonraki yıllar boyunca ayak bağı oldu. Bazen balans ayarı yapılmak istendi, tutmadı. 27 Mayıs da bu denemelerden biriydi.
  • İşçi sınıfının, devrimci gençliğin damgasını vurduğu 70’li yıllarda CHP’ye çizilen misyon devrimci enerjinin düzen içine doğru soğurulmasıydı. Ecevit’in direksiyon başında olduğu CHP, bu göreve memur olarak tayin edilmiş ve 50’lerden bu yana ilk kez düzen adına “başarılı” olmuştu.
  • 12 Eylül’le birlikte düzen, devrimci kabarmanın belini tam olarak kırmak adına kanlı ve yeni bir sayfa açtı. Bu sayfa açılırken, artık önceki kurucu irade CHP’ye mevcut haliyle duyulan ihtiyaç ortadan kalkıyordu. Kapısına vurulan kilidin nedeni buydu.
  • O parti “önceki” haliyle bir daha açılmadı. Bugün tabelasında CHP yazan partinin öyküsüne düzenin yeni dönem ihtiyacı damga vurdu. Bu damganın SHP, DSP ve koltuk kavgasıyla olan yakından bağı, bugüne uzanan yolu aydınlatıyor olsa gerek.
  • CHP ve kuruluş kodları bugün dışında en çok yeniden kurulduğu 1992 ve sonrasında tartışma konusu oldu. Eski kafalı olmakla, dönemin ruhunu kavrayamamakla damgalanıyordu bu dönem. Artık CHP yeni şarkılar söylemeliydi... Baykal çarşafa rozet takacak kadar “ileri” gitse de, ötesini yapacak bir ufka sahip değildi. Kaset operasyonu tam da buraya doğdu. Yıllar içinde 70’lerin bakiyesi, devrimci iddiasını düzene kaptıran eski solcuları, liberalleri, tarikatçıları, ülkücüleri, Demirelci ve Özalcıları yavaş yavaş bünyesine katan yeni bir parti oldu CHP.

Bu kısa girişin temel nedenlerinden biri, bugünkü tartışmaların içeriksizliğine işaret etme amacını taşıyor.

Bugün “resmi” olarak AKP’nin mutlak butlan kararıyla partinin başına geçirilen Kemal Kılıçdaroğlu, sürekli olarak arınma ve kuruluş kodlarına dönüş konuşması yapıyor. Oysa Kılıçdaroğlu’nun kendisi CHP’nin kuruluş kodlarına ya da mirasına dair kırıntı düzeyinde dahi olsa kalan her şeyle hesaplaşma iradesinin bir ürünüydü. CHP laiklik yükünden, kırıntısı dahi kalmasa da devletçilik bagajından arınmalı, Cumhuriyet’in tasfiyesi sürecine uyumlu bir parti haline gelmeliydi. Kılıçdaroğlu’nun damgasını vurduğu 13 yıl bu “Yeni Türkiye” ya da “Yeni Osmanlı”nın kuruluşuna katkı sunularak geçirildi.

Peki, bugün CHP’nin “Kuvayı Milliye” ruhuna atıf yapan lideri Özgür Özel, o neyi savunuyor? 

13 yıllık Kılıçdaroğlu döneminin öne çıkan iki numaralı kadrosu tartışmasız şekilde Özgür Özel’di. Özgür Özel siyasi duruşu itibariyle Kılıçdaroğlu’ndan ne gibi farklılıklar taşıyordu da CHP bugün içine düştüğü, siyasi tarihinin en ağır tokatlarından birini iktidar eliyle yediği tablonun içine sürüklendi? İmamoğlu ve holdingler düzeni bu süreçte nasıl bir rol oynadı?

Girişte yaptığımız tarihi hatırlatmaların ışığında, güncel olanın izinden gidelim şimdi. “CHP’de bugün yaşananların arka planında ne var?”, “Kim neyi savunuyor?”, “Parti içinde neler yaşanıyor?” ve “CHP nereye doğru sürükleniyor?” sorularının yanıtlarını gelin hep birlikte arayalım.

Yeni CHP ve İmamoğlu: Gölgeli Özel

CHP düzenin her tarihsel kırılmasında farklı bir “yeni” ile gündeme geliyor. Yenilenme, arınma, umut ve iktidar iddiası... 

Kılıçdaroğlu sonrası CHP’de dümene geçen Özgür Özel aslında tüm yeniler içinde en “eski” ve en az heyecan yaratan figürlerden biriydi. O genel başkanlık koltuğuna oturduğunda kurultayda oy veren delegeler ve CHP seçmenleri için yeni bir lider doğmuş değildi. Herkes kurultayın kazanan isminin İmamoğlu olduğunu biliyor, bunu açıkça dile de getiriyordu.

Hatırlayalım... 2023’teki seçim sürecinin arka planında adaylık için en hevesli isimdi İmamoğlu, kabına sığamıyordu. Kılıçdaroğlu masaya kendi adaylığını getirip seçimde yenilince, “yenilenme” için beklemeden harekete geçti.

Bir süre sonra parti içi liderlik yarışı ve kavga herkesin gözleri önünde cereyan eder hale geldi. Bir tarafta İmamoğlu vardı, diğer tarafta ise Kılıçdaroğlu.

Özgür Özel, Veli Ağbaba ve Ali Mahir Başarır gibi Kılıçdaroğlu döneminin öne çıkan kadroları, İmamoğlu ile aynı safta yer aldılar. Yıllarca Kılıçdaroğlu’nun tüm kararlarının yanında olan bu kadro toplamı, İmamoğlu’nun açtığı yolda hizalandı.

Ancak İmamoğlu kurultayda kendini öne çıkarmadı, Özel’in adaylığını destekledi. Bu daha sonra İmamoğlu’nu destekleyen isimler tarafından da “stratejik bir hata” olarak tanımlandı. Kendisi genel başkanlık koltuğuna otursaydı, tutuklanması da mümkün olmayacaktı, iddia buydu.

Sonuç olarak CHP’de “emanetçi genel başkan” tartışmasıyla birlikte Özgür Özel dönemi başladı.

Kavganın tohumları ve düzen siyaseti

Bugünkü kavganın tohumları İmamoğlu/Özel-Kılıçdaroğlu kavgasının sürdüğü “değişim” kurultayında atıldı.

İmamoğlu zaten AKP’nin hedefindeydi.

AKP iktidarının uzun yıllardır temsiliyetini üstlendiği düzenin öne çıkan alternatif adaylarından biriydi İmamoğlu ve Erdoğan’ın böylesi bir rekabete tahammülü yoktu. Dolayısıyla İmamoğlu’nun üzerini çizdiler.

Bunun bir sonucu olarak da CHP içine pimi çekilmiş onlarca bomba bıraktılar. Bugünkü kavganın tohumlarını işte o bombalar oluşturuyor.

CHP’de yeni değil, onlarca yıldır kurultaylarda delege iradesinin teslim alınması için paranın devreye girdiği iddiası konuşuluyor. (Bu konuda en öne çıkan örnek Baykal-Sarıgül yarışıydı.) Bu CHP’ye özgü de değil, tüm düzen partilerinde “olağan” hale gelen gündemlerden biri. Düzen siyasetinin doğal ve çok alışıldık bir yöntemiydi bu. Bugün sürekli olarak İmamoğlu’nun delege iradesini Özel lehine parayla satın aldığı iddiası konuşuluyor ancak aynı kurultayda Kılıçdaroğlu’na yakın isimlerin, delegelerin oyunu garanti altına almak için benzer yöntemler kullandığını kimse açıkça dile getirmiyor, getiremiyor. 

Bugün “arınma” masalları anlatan Kılıçdaroğlu ekibinin örneğin Ankara’daki delegelerin oyunu almak için masaya getirdiği vaatler şimdilerde unutuldu tabii...

Sonuç olarak AKP, CHP içi hiziplerin yarattığı gül bahçesini de kullanarak etkili bir silaha çevirdi bu başlığı. Silahın bir ucunda Kılıçdaroğlu gibi kullanışlı bir isim olunca, partiyi bölünmenin eşiğine getiren sürecin önü kolaylıkla açıldı.

Arınma, kurultay ve operasyonlar

AKP iktidarının içine girdiği yönetme krizini de, bunu hem patronların hem de emperyalistlerin desteğini alarak kısmi olarak nasıl aştığını da Ortaklaşa okurları derginin önceki sayılarında ayrıntılı ve derinlemesine analizlerle okudu. Buraya yeniden girmeyeceğiz.

Bugün Özel’in açıkça ilan ettiği üzere, önüne bizzat iktidarın bazı kadroları eliyle CHP’yi yönetme kanalı açılmış, çeşitli şartlar masaya gelmiş, belli ki bir düzeyde pazarlıklar da sürmüştü.

Özel’e AKP içinden yapılan servisler, Özel’in defalarca Akın Gürlek ekibine dair yaptığı ifşaatlar da bununla ilgiliydi. Aynı kaynaklar üzerinden “mutlak butlan olmayacak” servisi yapıldığı, Özel’in de buna bir düzeyde güvendiği iddiası karar sonrası yaşanan bocalamayla doğrulanmış oldu.

Ancak krizini aşan AKP, tam olarak istediği koordinata yerleşmeyen, İmamoğlu kırmızı çizgisini kabul etmeyen Özel liderliğindeki CHP’yi mutlak butlan kuyusunun içine attı.

Kayyım Kılıçdaroğlu’nun AKP’nin damgasını vurduğu düzene 13 yıl boyunca verdiği desteği, bu kez sıfır meşruiyete ve bunca hakarete rağmen yeniden vermeye gönüllü olması, düzenin kendisine biçtiği rolle ve bu role duyduğu “aşkla” yakından ilgili. 

Peki, Özel?

Mutlak butlan kararı sonrası bir ABD dergisine “NATO’nun güvenliği için bize ihtiyaç var” temalı yazı yazan, Koç ziyareti sonrası mutlu olan ve bize alan açılıyor diyen kadroların AKP’nin bu son saldırısını püskürtmesi mümkün mü gerçekten?

Mümkün olmadığı için bugünkü tartışmanın merkezine halkın yerleşmesini sağlayacak hamlelerden özenle kaçınılıyor. Mutlak butlan kararı sonrasında olduğu gibi CHP Genel Merkezi’nin kapısına polis dayandığı gün de partinin önüne on binlerin yığılmasının istenmemesi, bununla ilgili değilse neyle ilgili olabilir ki?

Bu yüzden de CHP’nin içinde şu anda başka tartışmalar merkeze yerleşmiş durumda.

Özel’in yakın çevresinde konuşulan ana senaryo, parti içinde mücadeleyi sürdürme ve kurultaya gidildiği anda partinin yönetimini ele alma üzerine kurulu. Partinin kurultaya gitmesi durumunda bunun gerçekleşmesi çok olası ancak bu hamle bütünüyle AKP kayyımı Kılıçdaroğlu’nun tutumuna bağlı.

İmamoğlu ise belli ki bu kaosu ve tabanda oluşan çözülmeyi sol süslü bir merkez sağ partiye taşıma niyetinde, bunun için hamle yapmaya başladı bile. Gerisi gelecektir.

Partinin başına geçtiğinde bir lider olarak görülmeyen ancak süreç içinde adım adım bunu “kazanan” Özel’in İmamoğlu’nun yeni parti çağrısına ve Kılıçdaroğlu’nun karşı hamlelerine ne kadar direneceği merak konusu. 

Burada özel bir Kılıçdaroğlu parantezi açmaya ise gerek yok. AKP nasıl bir yol açacaksa, orada biçilen rolü oynayacak. AKP’nin isteğinin ise CHP’nin yönetilmesi değil, bir süre daha bu krizin içinde debelenmesi olduğu açık. Büyük olasılıkla önümüzdeki günlere damgasını vuracak çok daha sert CHP darbeleri (Özel merkezli) masaya gelecek. Buradan bakınca, şu anda kavganın kazananının “kısmi” de olsa AKP olduğu düşünülebilir. Ancak AKP’nin tüm bu tabloyu yönetecek mutlak güce sahip olduğu, ülkeye istediği gibi rota çizebildiği iddiası da baştan aşağı yanlış.

Sonuç olarak bu kavga, düzen siyasetinin öne çıkardığı “kahramanlara” havale edildiği oranda değişen bir şey olmayacak, bu çok net. Yeni parti ya da yapılacak bir kurultayı değil, masaya kendi çıkarları için yumruğunu vuracak emekçi halkı çağırıyor tarih... 

1
Ortaklaşa

Ortaklaşa dergisinin 9'uncu sayısı, NATO dosya konusuyla çıktı. Bu dosyada, NATO’nun Türkiye ve dünya halkları açısından taşıdığı tarihsel ve siyasal rolünü masaya yatırdık. Yeni sayımızda NATO’yu; Soğuk Savaş'tan bugüne emperyalist müdahalelerin aracı hâline gelen yapısı, Türkiye'nin bağımlılık ilişkilerindeki yeri ve ülkemize bıraktığı siyasal-toplumsal miras üzerinden ele alıyoruz.