Ana içeriğe atla
0%

Home

soL Haber'de reklam yok, sadece haber var. Bunu birlikte sürdürüyoruz. Abone olarak desteğinizi gösterin.

Ortaklaşa
1

Emperyalizm, Bağımsızlık, Üsler, Antiemperyalizm, Trump, Silahlanma, Ortadoğu, İşgal, Küba, Arınma, Butlan, Nâzım Hikmet, 'Devlet aklı', Teknofeodalizm

Avrupa Güvenlik Mimarisi nereye evriliyor?

Ogün Eratalay

Yayın Tarihi: 26.06.2026 , 13:50 "0 dakikalık okuma süresi"
ABD’nin Avrupa’daki askeri varlığını azaltma eğilimiyle beraber Avrupa NATO’su veya Avrupa Savunma Birliği gibi bir yapının ortaya çıkması bekleniyor. Avrupa ülkeleri bu yola gireceklerse AB’nin Türkiye’ye olan ihtiyacı, Türkiye’nin AB’ye olan ihtiyacının ötesinde. Temmuz ayında Ankara’da yapılacak olan NATO Zirvesi’nde bu eksende adımlar atılması olasılığı yüksek.

Avrupa Güvenlik Mimarisi, Avrupa’daki devletlerin özellikle Soğuk Savaş’ın ardından başlayarak oluşan yeni konjonktüre karşı geliştirdikleri çok boyutlu askeri tedbirleri anlatır. Bu kapsamda sınır güvenliği, enerji kaynaklarının ve ticaret yollarının korunması, dış tehdit olarak tanımlanan öznelere karşı ortak hareket etmek yer alır. Çeşitli işbirliği ve ittifak mekanizmalarını içeren bu sistem büyük ölçüde II. Dünya Savaşı’nın ardından ve sonrasında da Sovyetler Birliği’nin dağılmasıyla şekillenmiştir. Günümüzde ise bu yapının güncel tehdit unsuru olarak Rusya Federasyonu’nu görerek, bu öncelik odaklı örgütlenmeye giriştiği görülüyor.

Mimarinin iç yapısı

Avrupa Güvenlik Mimarisi’nin temel yapı taşları şöyle özetlenebilir:

NATO örgütlenmesi: Askeri birlikleri, karargâhları ve üye ülke silahlı birliklerine ilişik yapılanmasıyla Avrupa güvenlik sisteminin asıl omurgasıdır.

Avrupa Birliği: Özü itibariyle ekonomik bir birlik olsa da sınır güvenliği, teknoloji güvenliği, savunma sanayisi gibi başlıklarında giderek daha gelişkin bir koordinasyonda faaliyet gösterir.

Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı (OSCE): Özellikle silahlanmanın sınırlandırılması, seçimlerin serbest şekilde yapılması, olası krizlerin önlenmesi gibi başlıklarda önleyici adımlar atması beklenen bir kuruluştur.

Avrupa Konseyi: Bölgede insan hakları, demokrasi ve hukukun üstünlüğünü desteklemeyi amaçlayan kuruluştur. 2022’de Rusya Ukrayna’ya karşı başlattığı işgal sebebiyle bu yapıdan çıkarılan ilk ülke olmuştur.

ABD Silahlı Kuvvetleri: ABD’nin NATO ve ikili anlaşmalar kapsamında Avrupa’da bulundurduğu askeri varlık. Bu varlığın ana merkezi Almanya’dır. Yaklaşık 35 bin askeri personelin bulunduğu ülkedeki ana üs Ramstein Hava Üssü’dür. Bu üs komuta merkezi olmasının dışında ABD Silahlı Kuvvetleri’nin denizaşırı faaliyetlerini gerçekleştirebilmesi için lojistik üs konumundadır. ABD’nin İtalya’daki Aviano Üssü, Akdeniz bölgesinin dışında Kuzey Afrika ve Ortadoğu’ya erişimini sağlar. 10 bin askerin bulunduğu İngiltere üsleri stratejik hava kuvvetleri ve nükleer caydırıcılık için kullanılırken, Polonya’daki üsler özellikle Ukrayna cephesinin desteklenmesi amacıyla kullanılır. Bunun dışında İspanya, Türkiye ve Romanya’daki üsler de Karadeniz, Atlantik ve Ortadoğu faaliyetleri için kritiktir.

Nükleer caydırıcılık: ABD, İngiltere ve Fransa’nın elinde bulunan ve denizden, karadan ve havadan atılabilen nükleer silahlar önemli bir caydırıcı etkendir.

Ukrayna savaşının etkisi

Emperyalizm, Sovyetler Birliği’nin dağılmasının ardından kapitalist Rusya Federasyonu’nun kapsanmasında büyük sorun yaşadı. Sonradan Putin tarafından yapılan açıklamalarda da görüldüğü gibi adeta “kapsanmak” için bekleyen Rusya, bir türlü sisteme entegre edilemedi. Son olarak Ukrayna’daki Rus yanlısı yönetimin Avrupa Birliği destekli darbeyle devrilmesiyle birlikte ülke Rusya ile fiili kavganın adresi oldu. Süreç içinde Ukrayna’nın doğusunda yaşanan iç savaş durumuna Rusya’nın cevabı Kırım’ın kansız bir askeri işgalin ardından ilhak edilmesi oldu. Yoğunlaşan saldırılar karşısında ise 2022 yılında Rusya ile Ukrayna hâlâ devam eden bir savaşa tutuşmuş durumdalar. Artık hiçbir şekilde kendi ayakları üzerinde duramayacak şekilde ekonomik, askeri ve toplumsal açıdan iflas etmiş olan Zelenskiy rejimi, bugün emperyalizmin Rusya’ya karşı besleyip kullandığı bir koçbaşı olarak davranmaktadır. 

Bu açıdan bakıldığında Avrupa Güvenlik Mimarisi’ni en belirgin şekilde değiştiren şey Ukrayna-Rusya Savaşı oldu. Savaşla beraber NATO, hiç görülmemiş bir hızla büyüdü; daha önce NATO üyeliği savaş sebebi sayılan Finlandiya (Nisan 2023) ve İsveç (Mart 2024) örgüte dahil edildi. Savaşan iki ülke arasındaki asimetrinin sonucu olarak Ukrayna’nın her türlü silah ve mühimmatla desteklendiği süreçte, Avrupa savunma bütçelerinde olağanüstü artışlar gözlendi. Özellikle petrol ve doğalgazda Rusya’ya bağımlı olan Avrupa’nın enerji ihtiyacı, askeri gereksinimler ışığında yeniden tasarlanmaya başladı. Bu kapsamda özellikle Amerikan kaynaklarının ikame olarak kullanılmaya başlandığı görüldü. Savaş, siber güvenlik ve insansız hava araçları gibi alanlarda görülmemiş yeniliklerin sahnelendiği bir alan haline geldi. Yapay zekânın da bu alanlara entegre edilmesiyle beraber savunma anlayışında önemli değişiklikler meydana geldi. Rusya tarafından kullanılan ve İran tarafından geliştirilmiş ucuz Şahid insansız hava araçlarının etkisi en son ABD ve İsrail’in İran’a karşı başlattığı hukuksuz saldırıda da görüldü. Başta ABD olmak üzere Avrupa ülkeleri de tersine mühendislikle bu silahı kopyalamış durumda.

Türkiye'nin durumu

NATO üyesi olan, Avrupa Birliği ile Gümrük Birliği anlaşma yapmasına rağmen üyelik başvurusu sürekli oyalanan Türkiye’nin durumu ilginç. Türk patronlarının enerjiden ulaşıma, altyapıdan silah sanayisine kadar özellikle Balkanlar ve Doğu Avrupa’da yoğun yatırımları dikkat çekiyor. Bunun dışında Türk sermayesinin Avrupalı sermaye gruplarıyla kopmaz bağları olduğu bilinen bir gerçek.

Coğrafi olarak son dönemde uluslararası kriz hatları olarak ortaya çıkan Karadeniz, Kafkasya ve Ortadoğu’ya yakınlığıyla dikkat çeken Türkiye, silahlı kuvvetlerinin niceliği ve niteliğiyle de öne çıkıyor. NATO bünyesinde ABD’nin ardından en büyük silahlı kuvvet konumundaki Türk Silahlı Kuvvetleri son dönemde NATO standartları kapsamında yürütülen çalışmalarla artık müttefik devlet ordularına eğitim veren bir teknik seviyeye gelmiş durumda. Silah sanayisinde gösterilen atılımların TSK’ya yansıması da özellikle insansız hava araçlarının etkili kullanılması, sınır dışı operasyonlar konusunda kazanılan deneyimle kendisini ifade ediyor. Türk silah şirketlerinin yepyeni teknolojiler olmasa da son teknolojik gelişmeler ekseninde geliştirdiği etkili ve büyük oranda yerli sistemleri üretme kabiliyeti bir avantaj. Türkiye’nin Karadeniz gündeminde Montrö Sözleşmesi’ne dayanacak şekilde elinde önemli bir koz tutması da emperyalist merkezleri iştahlandırıyor. Öte yandan Türkiye kendisi enerji üreticisi olmasa da enerji nakil hatlarına ev sahipliği yapıyor olması kritik bir unsur.

Türkiye’nin pozisyonunun çok katmanlı ve stratejik açıdan oldukça önemli olduğu ortada. Ancak 2017 yılında Rusya ile imzalanan anlaşma sonrasında 17 Temmuz 2019 tarihinde teslim alınan S-400 bataryalarının ortaya çıkardığı kriz halen tamamen aşılmış değil. Bu savunma sistemi aktive edilmese de envanterde bulunuyor ve NATO sistemiyle uyumsuz. 

Ayrıca S-400’ler sebebiyle ABD tarafından CAATSA yaptırımları uygulandı. Trump yönetimi son dönemde AKP iktidarının artan şekilde ABD hattına yaklaşmasıyla bu yaptırımların kaldırılabileceği yönünde sinyaller verse de somut olarak adım atmamıştır. Ayrıca özellikle Suriye İç savaşı sırasında görüldüğü gibi Türkiye, bölgedeki yoğun kontrolsüz nüfus hareketleri sırasında adeta bir havuz görevi gördü. Avrupa’ya ulaşma amacıyla yola çıkan milyonlarca mülteci Türkiye tarafından emildi, Avrupa Birliği’nin bu nüfus içinden niteliklere göre seçim yapması sağlanmış oldu. Para karşılığı yerine getirilen bu “hizmet”in ülke toplumsal yapısının gericileşmesine ve iktidarın varlığını sürdürmesine yardımcı olduğunu da geçerken belirtmiş olalım. 

Yeni formda kapsanma

Rusya-Ukrayna Savaşı, Gazze katliamı, Suriye İç Savaşı, İran Savaşı gibi son dönemdeki büyük çatışmalarda Türkiye’deki AKP iktidarı emperyalizmin elini güçlendirecek şekilde davranarak varlığının önemini vurguladığını söyleyebiliriz. Bu süreçlere ülke içinde halen devam eden ve dolayısıyla iç siyasetteki “Kürt kartını” elinde tutmasını sağlayan “çözüm sürecini” de ekleyebiliriz. Dolayısıyla emperyalizmin elinde İslam dünyasına inançlı gözükebilen, İsrail ile ekranlar karşısında atıp tutarken perde arkasından ekonomik faaliyetleri artırarak devam ettiren, Ukrayna’yı destekler görünürken, Rusya ile ilişkileri koparmamaya çalışan bir rejim oldukça kullanışlıdır. Durum böyle olunca emperyalist merkezlerin işaret ettiği şekilde Türkiye’nin yeni bir formda kapsanacağını belirtmek yanlış olmayacaktır. Bu form, farklı isimlendirmelerle nitelenebilir ancak zaten halihazırda sermaye sınıfının zaten Avrupa Birliği üyesi olduğunu da görmek gerekiyor. Teyit için herhangi bir gün herhangi bir saatte İstanbul Havalimanının CIP (Commercially Important Person) salonuna bakılması yeterli olacaktır!

Türkiye, imalat sanayisinin geldiği hatırı sayılır teknolojik altyapı, görece ucuz emek gücü ile özellikle silah endüstrisi alanında Avrupa Birliği ile zaten bir düzeyde entegre konumda. Silahlı Kuvvetlerinin de çok çeşitli NATO Görev Güçleri kapsamında zaten Avrupa Birliği ülkeleriyle ortaklık içinde olduğu düşünüldüğünde yeni müttefiklik formunun “güvenlik mimarisi” ekseninde olacağını kestirmek zor değil. Dolayısıyla yeni “üye olmayan ayrıcalıklı ortak” Türkiye, emperyalizmin planları uyarınca enerji koridorlarının korunmasından, kontrolsüz göç denetimine, silah sanayi işbirliğinden acil görev kuvvetine kadar pek çok başlıkta Avrupa Birliği’nin elini rahatlatacak özelliklere sahiptir.

Avrupa NATO'su

Avrupa Birliği belgelerinde de belirtildiği gibi ABD’nin Avrupa’daki askeri varlığını azaltma eğilimiyle beraber savunma bakış açısında bir güncelleme olması muhtemel gözüküyor. Bu kapsamda gündemde Avrupa NATO’su veya Avrupa Savunma Birliği gibi yapı isimleri zikrediliyor. Bu isimlendirmeler bir yana Avrupa ülkeleri bu yola gireceklerse caydırıcı güç, nükleer ve uzay kabiliyetleri, silah sanayisi gibi alanlarda koordineli bir gelişme ve entegrasyon sağlamak durumundalar. Böylesi bir senaryoda Avrupa Birliği’nin Türkiye’ye olan ihtiyacı, Türkiye’nin Avrupa Birliği’ne olan ihtiyacının ötesinde. Dolayısıyla Temmuz ayında Ankara’da yapılacak olan NATO Zirvesi’nde bu eksende adımlar atılması kuvvetle muhtemel.

1
Ortaklaşa

Ortaklaşa dergisinin 9'uncu sayısı, NATO dosya konusuyla çıktı. Bu dosyada, NATO’nun Türkiye ve dünya halkları açısından taşıdığı tarihsel ve siyasal rolünü masaya yatırdık. Yeni sayımızda NATO’yu; Soğuk Savaş'tan bugüne emperyalist müdahalelerin aracı hâline gelen yapısı, Türkiye'nin bağımlılık ilişkilerindeki yeri ve ülkemize bıraktığı siyasal-toplumsal miras üzerinden ele alıyoruz.