Ana içeriğe atla
0%

Home

soL Haber'de reklam yok, sadece haber var. Bunu birlikte sürdürüyoruz. Abone olarak desteğinizi gösterin.

Ortaklaşa
yeni_osmanli

Çözüm süreci, TKP, komünizm, Mekke Anlaşması, ANAP, transfer, Tarlabaşı, işçi, COP31, resmi tarih 

AKP’nin resmi tarih dizisi 'Asırlık Gece': 15 Temmuz’a ‘dış güçler’ revizyonu

Deniz Aygen

Yayın Tarihi: 10.09.2026 , 11:04 "0 dakikalık okuma süresi"
Asırlık Gece dizisi, 15 Temmuz’un 10. yılında ve Türkiye’nin yeni NATO görevlerine hazırlandığı dönemde tarihi yeniden yazmaya yönelik bir girişim olarak kendini gösteriyor. Özensizlik ve cehaletin kanıksandığı, dahası gerçekleri perdelemede rol üstlendiği yapım örneklerinin “en son hali” olarak düşünülebilir.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın avukatı Doç. Dr. Hüseyin Aydın’ın “Asırlık Gece: Belgeler ve Deliller Işığında 15 Temmuz Darbe Girişimi” isimli kitabından uyarlanan, TRT/Tabii kanallarından yayınlanan “Asırlık Gece” dizisi 15 Temmuz’un 10. yıldönümü dizisi oldu.

Avukat Aydın, 15 Temmuz ile ilgili 289 fiili darbe davasının önde gelenlerinin (Genelkurmay Çatı Davası, Akıncı Üssü Davası, İstanbul Ana Darbe Girişimi Davası, Muğla Cumhurbaşkanına Suikast Girişimi Davası gibi) tamamlandığı bir tarihte, 2021’de kitabını tamamlamış. Davalar dönemin ruhuna uygun biçimde sonuçlanırken, aynı zamanda yeni bir resmi tarih yazımı için de referans oluşturuyor.

Asırlık Gece dizisindeki -kitaptan yansıyan- genel çerçeve ve resmi tarih anlatısı olarak seçilmiş olaylar, aslında 2022 tarihli Kumpas adlı dizide de mevcut. Sonuçta devletin mahkemelerinin oluşturduğu veri havuzu, “darbe girişimi tarihi” yazıcıları için ortak referans oluyor. 

Gerçekleri Hakan Fidan'dan dinleyin

Doküdrama formatı 15 Temmuz için yapılmış film ve diziler için tercih edilen bir format. Resmi belgelerin kanıt sayılma vasfı ve tanıkların yaşananları hikâyeleştirerek gerçeklik duygusunu pekiştirmesi belgesel etkisini artırırken, kurgusal bölümlerdeki dramatik anlatım moral ve manevi doktrinasyon için uygun duygusal altyapıyı sağlıyor. Bir resmi tarih anlatısını etkili bir biçimde izleyiciye geçirmek için uygun bir format. 

Dizide formata dair de “yeni bir katkı” göremiyoruz, öncekilerle aynı format kullanılmış. 

Doküdramada aranan özellikler üzerinden Asırlık Gece’nin farkı canlandırma sahneler ya da arşiv kayıtlarında değil (burada zaten ortak bir havuzdan görüntüler kullanılıyor ve canlandırma sahnelerde de neredeyse daha önceki dizilerdeki oyuncular oynuyor); tanık ve uzman anlatımlarının “ağır” oluşunda ve senaryolaştırılmış bir akışın diğer dizilerdekinden farklı olarak 15 Temmuz gecesi kritik olay/mekânlarda yaşananlara dayanmasında.

2012 sonrasında “yol arkadaşı” cemaat ile (aslında onun iplerini elinde tutan emperyalist güç merkezleriyle) politik mesafesi açılan AKP yönetimi, ölümüne bir iktidar kapışmasının ardından daha önceki tarihini reddetmeden Türkiye’yi (hatta kendi tabanını dahi) yönetmeyi sürdüremezdi. Buradaki reddedişin bir “kandırıldık” serzenişinden ibaret olamayacağı da ortada. Dolayısıyla “çok kötü bir şey” gerekiyor: Sinsi, şeytani ve çok kötü…

AKP’ye yeni bir resmi tarih gerek

Bu kötülük ilk yıllardaki yapımlarda “arkasındaki dış güçler” ile birlikte bir “örgüt öcüsü” şeklinde işleniyordu. O dönemin siyasi konjonktürü “dış düşman” söylemiyle uyumlu bir siyasi süreçten geçiyordu. Türkiye’nin uluslararası sistem içinde itilip kakıldığı ve Batı emperyalizmi dışında farklı seçeneklere yönelme manevraları yaptığı (veya buna mecbur kaldığı) bir dönemden bahsediyoruz. Son birkaç yılda sistem içindeki yerini konsolide eden ve yeniden bölgesel roller üstlenme hevesiyle önemli bir NATO Zirvesi’ne ev sahipliği yapan Türkiye’nin, bugün “dış düşman” söylemini beş yıl önceki dozunda tutmaya devam etmesi zor.

Dolayısıyla 10. yılında 15 Temmuz sadece “bir şer odağı örgütün darbe girişimi” olarak anılmak zorunda. Daha önceki dönemde sanki hiç AKP’nin yol arkadaşlığı/suç ortaklığı yokmuşçasına FETÖ’ye atfedilen “aydın cinayetleri, siyasi suikastler, Ergenekon, Balyoz vs. TSK’ya yönelik yürütülen komplolar” gibi içeriklerle yüklü ve dış güçlere gönderme yapılan yapımların devrinin kapandığını düşünebiliriz. Şu aralar Türkiye için Netanyahu dışında bir “dış güç” bulunmuyor.

TSK’daki NATO iyisi de var, kötüsü de

Birlikte yayımlanan 9 ve 10. bölümlerde birbirini dengelemek üzere tasarlanmış iki NATO görevlisi ordu mensubu sahne alıyor. Birincisi 66. Mekanize Piyade Tugayı’nda (orada görevli olmadığı halde) darbe girişimini engellemeye çalışırken şehit olan Albay Sait Ertekin, diğeri Moda Deniz Kulübü baskınında rol alan darbeci binbaşı Gökhan Maldar. Genel olarak cemaatçi subayların, dahil oldukları komplonun yapısı gereği makyavelist bir tutum içinde olmaları, o geceki misyonları gereği de canavarlaşmaları şaşırtıcı görünmüyor. Maldar o derece kötü. Asırlık Gece’nin NATO hakkında düşünmemizi istediği şey onun nötr bir şey olduğudur. Kahramanı da var, canavarı da var. Nokta.

Bilgi karmaşası, tarihsizlik ve bağlamsızlık...

Genel olarak bir senaryo var ve bu bir resmi tarih anlatısı, dedik. Ama bu resmi tarih anlatısının çok temel sorunları ve tutarsızlıkları bulunuyor. Bir kısmı basitçe yapım tarafının özensizliğiyle açıklanabilir ama özel olarak karanlıkta kalması tercih edilmiş kimi noktalar kendini gösteriyor. Özellikle farklı mekân/olaylar üzerinden gelişen bölümlerin birbiriyle saat/akış ve nedensellik ilişkilerinde, olayları kavramayı güçleştiren boşluklar var. Ve anlaşıldığı kadarıyla bu boşluklar resmi tarih anlatısının tutarsızlıklarını gizlemede özel rol üstleniyor.

Asırlık Gece, FETÖ cephesinin tarih tezinde “AKP-MİT kumpas kurdu, bizim darbe yaptığımız görüntüsünü verdiler” şeklinde ifade edilen ve örneğin “Neden başarılı olamadı”, “Neden istihbarat değerlendirilemedi” gibi sorularla kendisini gösteren bir sorgulamaya yanıt vermeyi de hedefliyor.

Burada öncelikle girişteki “Başarılı olmak üzere planlanmıştı ve olabilirdi” vurgusu ve fakat... 

“Bir ihbar ve onun tetiklediği hareketlilik sonucu darbe girişiminin saatinin erkene alınmak durumunda kalınması” nedeniyle aksamalar ortaya çıktığı açıklaması önemli. MİT’in 2017’de mahkemeye sunduğu bu bilgi daha önceki dizilerde böyle merkezi bir rol oynamazken, 10. yıl tarih tezinde bunun altının çizildiğini görüyoruz.

Hakan Fidan ve Genelkurmay cephesindeki toplantı ve değerlendirmeler, ikna edici bir ye yerleştiriliyor. Özellikle Hakan Fidan’ın “eldeki kendisine yönelik binbaşının ihbarını” paşalarla değerlendirirken yaptığı uyarının altı çiziliyor: “Bu daha büyük bir şeyin parçası olmasın”... Ve alınan önlemler sonucu bir kanıt bulunamadığı tezi işleniyor. Böylece tüm sorgulanan başlıklar halledilmiş oluyor.

Ancak zaman hataları ve başka tuhaflıklar devam ediyor. Fidan, o gece Suriyeli yetkili ve Diyanet İşleri Başkanı ile yaptığı toplantıdan ayrıldığını izlediğimiz canlandırmanın arkasında konuşurken “8’i yirmi geçe Genelkurmay karargâhından çıktığını” söylüyor. Fakat canlandırılan toplantı MİT binasında... Evet, bu kadarı ancak “Böyle kalsın daha iyi” diye pas geçiliyor olmalı. 

Bu arada Fidan’ın o gece eski Suriye Ulusal Konseyi başkanı Muaz el Hatip ve Diyanet İşleri Başkanı Mehmet Görmez’le bir araya gelmesine dönük sorgulamalara da yanıt veriliyor. Görmez, “Uzun zamandır randevu bekliyordu, o gece kabul ettik” diye açıklıyor. Ama... Pek ikna edici olmuyor. Hele ki, sonunda Suriyeli ile bir vedalaşmaları var ki... Hadi yine canlandırmadaki özensizlik, diyelim.

Muaz el Hatip’in Rusya ile ilişkileri ve o geceyle ilgili soru işaretlerini, gecikmiş randevunun ertelenemezliğini kabul ederek pas geçiyoruz.

Salalar ve gecenin akışı: Minareler kimin silahı?

Tam da burada dizinin kendi amaçlarına uygun, ama aslında bölümler boyunca eleştirilen “din istismarı”nın doruk noktası sayılabilecek bir temasına değinmek gerekiyor. Görmez, o gece salaların okunmasıyla ilgili önerisini nasıl yaptığını anlattığı bölümde bunun iki açıdan hayrını göreceklerini söylüyor: Hem sokağa dökülen halkın moral motivasyonunu yükseltmek hem de darbeci askerlerin morallerini bozmak. Görmez’in bir psikolojik harp uzmanı komutan edasıyla anlattığı bu “açılımı” Cumhurbaşkanı’nın “demokrasi” açılımıyla birleşerek darbe girişiminin kaderini değiştiren bir başka dönemeç olarak lanse ediliyor.

Dizideki bir başka din istismarı, FETÖ’nün 28 Şubat sürecinde TSK içinde örgütlenme yapabilmek için kendi askeri kadrolarının inancını takiye zorunluluğu nedeniyle “baskı altında” tutması konusu. (Bu önceki dizilerde de işlenen bir konu, ama Asırlık Gece’de 28 Şubat dönemi olarak ismi konuyor.)

Tam da burada, FETÖ oluşumunun on yıllardır -bir rezerv olarak- üzerinde çalıştığı “darbe” senaryosunun stratejik bir tercih olarak açmazına tanık oluyoruz. Ilımlı-ılımsız bir İslamcı konspirasyon örgütünün, yine dinsel temalarla iktidarını sürdüren bir başka odakla ölümüne karşı karşıya geldiği bir momentte kimin dinsel istismarı galip gelecek? Geride kalan on yıllarda TSK’nın Ergenekon, Balyoz vs. süreçlerinde tukaka ilan edilmesi ve bu konspirasyonun İslamcı kimliğini saklayarak gücünü kazanmış olması bir tarihsel ironi. 15 Temmuz’da iktidarı alacak yapılanmanın isminin Yurtta Sulh Konseyi olması gibi.

Ölümüne kapışmanın sonunda, kazananlar tarihi yazıyor. Resmi tarihler tutarsız olduğu gibi, özensiz de olmaya mahkûm oluyor. 

Rating sorununun gerçek nedeni

Dizi ilk haftalarda daha çok beklenen rating oranlarına ulaşmadığı için eleştirildi. Ertuğrul Özkök “15 Temmuz ruhu kalmadı” diyerek belki de en anlamlı saptamayı yaptı. Yani sürekli “sinsi, kötü, pis, kaka”dan ibaret ve arkasında başka bir büyük hikâye/bir “dış güç” bulunmayan “öcü örgüt” anlatısının çok da etkili olmayacağı saptamasını.

Ratingler için beklenen hareketlilik Topkule Kışlası’nda o gece yaşananların merkezde olduğu 10. bölümün yayımlanmasıyla geldi. Şehit Albay Sait Ertürk’ün eşi Ceylan Ertürk X’te, dizinin gerçekçiliğini sorgulatacak eleştiriler yaptı. Ratinglere katkısı olmuş olabilir ama Ertürk’ün eleştirilerinden biri bölümün tüm anlatısını çöpe dönüştürecek kadar önemliydi: Şehit polis Serdar Gökbayrak tugaya sabah saatlerine doğru gelmişti; Albay Davut Ala ve Sait Ertürk’le beraber değil. 

Burada doküdramanın istismar alanına giriyoruz. Özel Harekat Polisleri ve TSK’nın barıştırılması ihtiyacı dizinin genelinde kendini hissettiriyor ve burada da dramanın etkisinden yararlanarak yeniden yaratılan canlandırmada gerçekliğe küçük bir müdahale etme (!) gereği doğuyor.

yeni_osmanli
Ortaklaşa

Ortaklaşa dergisinin 11'inci sayısı "Kim istiyor kim itiraz ediyor? Türkiye'nin yeni düzeni" başlığıyla çıktı. Bu sayıda yeni çözüm sürecinden Yeni Parti'nin kuruluşuna, tarikatlara yönelik operasyonlardan Mekke Anlaşması'na dünyanın ve Türkiye'nin kritik gündemleri masaya yatırıldı. 106. yaşına giren Türkiye Komünist Partisi'nin dünü, bugünü ve yarını da derginin sayfalarında yerini aldı.