Ana içeriğe atla
0%

Home

soL Haber'de reklam yok, sadece haber var. Bunu birlikte sürdürüyoruz. Abone olarak desteğinizi gösterin.

Ortaklaşa
yeni_osmanli

Çözüm süreci, TKP, komünizm, Mekke Anlaşması, ANAP, transfer, Tarlabaşı, işçi, COP31, resmi tarih 

Operasyonların sınırı baştan belli: Sermayenin olduğu yerde tarikat da var

Emel Diril

Yayın Tarihi: 10.09.2026 , 11:04 "0 dakikalık okuma süresi"
Siyasi iktidar, tarikatların emekçi mahallelerini ahtapot gibi saran vakıf, dernek, yurt, medrese ve kontrolsüz ticari ağlarına dokunmuyor. Operasyonun sınırını “bireysel mali suçlar” olarak belirleyip tarikatların bizzat ürettiği toplumsal ve sınıfsal tahribatı aklıyor.

Geçtiğimiz dönemde iki ayrı cemaate operasyon yapıldı; Süleymancılar ve Furkancılar. Operasyonların farklı gruplar ile devam edip etmeyeceği konusu, bir dizi başka siyasi gelişmeye bağlı olacaktır. Bu açıdan önümüzdeki günlerde yeni operasyonlara uyanabiliriz. Fakat gelinen aşamada, tarikat ve cemaatlerle ilgili bu gündemin açtığı tartışmalara ve dinci gericiliğin bu düzende gördüğü işleve odaklanmalıyız. 

Operasyonlara özellikle solun liberal kesimlerinden gelen değerlendirmeler, AKP’li yılların yarattığı tahribatı da gözler önüne serdi. AKP’nin, bir kısım “solcuya” tarikatların birer sivil toplum kuruluşu olduğunu kabul ettirdiği görülüyor. Ve hatta bu sol, tarikatlar arasında ayrım yaparak “muhalif tarikat”tan yana taraf bile oldu.

İktidar cenahında ise ağzını açan kim varsa, bir şeyin altını kalın kalın çizdi: Operasyon inanç gruplarına değil, mali usulsüzlüklere... Bu açıklamalardan ilkini Adalet Bakanı Akın Gürlek yaptı. Alihan Kuriş suç örgütüne yönelik yapılan operasyonun, dini bir görüşe, dini bir cemaate, sivil toplum kuruluşuna yönelik bir operasyon olmadığını, tamamen mali yapılanmaya yönelik bir operasyon olduğunu dile getirdi. Cemaatin adını söylemek yerine cemaat liderinin adını suç örgütü ile birlikte kullanmayı tercih etti. Bu önemli, çünkü tarikatların ve gericiliğin ülkeyi kuşatması için yıllardır çaba harcayan AKP, yapılan operasyon ile cemaat ya da tarikatları gayrimeşru göstermemeye çabalıyor. 

Operasyonlarla ilgili verilen mesajların bir bölümünü ise AKP’li yetkililerin cemaatlerin tabanına dönük yaptığı açıklamalar oluşturuyor. İçişleri Bakanı Mustafa Çiftçi de Diyarbakır’da “Terörsüz Türkiye” temasları için bulunurken Süleymancılara dönük operasyon ile ilgili AKP döneminde hiçbir cemaate, muhafazakâr kesime operasyon yapılmadığını, alt kısımdaki inanan insanlarla, bunu çıkar örgütüne dönüştüren tepedeki insanların ayrımının iyi yapılması gerektiğini söyledi. Basında Süleymancılara ait onlarca şirketten bahsedilirken bu cemaatin vakıflarından, yurtlarından, Kur’an kurslarından, okullarından, etüt merkezlerinden bahsedilmedi, bahsedilmiyor. Siyasi iktidarın temsilcileri de açıklamaları ile tam buraya işaret ediyor; cemaatlerin, tarikatların kamusal ve toplumsal alanda kapladıkları yerden memnunlar.

Süleymancılara yapılan operasyonlarda ele geçirilenlerden. (Fotoğraf: AA)

Sömürü düzeninin ihtiyacı tarikatlar

Dinci gericilik on yıllardır eğitim, sağlık, barınma gibi alanlarda devletin bilerek bıraktığı boşluğu dolduruyor. Ama esas belirleyen sömürü düzeninin dinci gericiliğe duyduğu ihtiyaç. Dinci gericilik, Türkiye’de kapitalizmin dört elle sarıldığı bir kurtarıcıydı. Bugün yapılan operasyonlara ilişkin “tabana dokunmuyoruz” demelerinin sebepleri işte burada. 

Siyasi iktidar, tarikatların emekçi mahallelerini ahtapot gibi saran vakıf, dernek, yurt, medrese ve kontrolsüz ticari ağlarına dokunmamakta. Çünkü tarikat ve cemaatler, Türkiye’deki sermaye egemenliği açısından yalnızca seçim dönemlerinde ihtiyaç duyulan oy depoları değil. Emekçilerin yoksulluğunu tevekkülle uysallaştıran, sınıf bilincini dinci gericilikle parçalayan, güvencesiz ve ucuz işgücü ordusunu itaat kültürüyle disipline eden vazgeçilmez ideolojik aygıtlardır.

Operasyonun sınırını “bireysel mali suçlar” olarak belirlemek, tarikatların bizzat ürettiği toplumsal ve sınıfsal tahribatı aklamak içindir. Kaçak yurtlarda istismara uğrayan, kilitli yangın merdivenlerinde can veren emekçi çocuklarının hesabı bu operasyonların kapsamı dışındadır. Operasyon, pastadan aldığı payı kendilerine sormadan büyütmeye kalkan, iktidar bloğunun iç dengelerini sarsacak özerk iktidar adacıkları kurmaya yeltenen “tepedekileri” ve sermayedarları hedef alırken; tarikatın sınıfsal sömürü ve ideolojik tahakküm çarkına dokunulmazlık zırhı bahşetmektedir.

Alparslan Kuytul

Muhalif cemaat yanılsaması

Örgütlü, hesap soran, düşünen, bilimi takip eden bir toplum elbette itiraz edecek, dur diyecek ve ayağa kalkacaktır. İktidara geldiği günden bu yana Cumhuriyet’in temel değerlerini ortadan kaldırmaya ilişkin özel görevli olan AKP, laikliğin yerle bir edilmesi konusunda son yıllarda çok daha fazla yol katetti. AKP, bugün sermaye ile çok kuvvetli bağları olan, emperyalizmin güdümünde iş tutan tarikat-cemaatlerin toplumsal alanda dinselleşmeyi sağlayan ideolojik araçlarından rahatsız değildir. AKP temsilcileri işte bu açıdan “samimi”dir. Bu bir mali operasyondur. Çünkü tarikatın olduğu yerde holding var, sermaye var. 32 şirkete kayyım atanmış, 100 milyar TL’yi aşan bir para trafiğinden söz edilmekte. 

Muhalif cemaat tamlaması bir boş kümedir ve AKP’nin “muhalif tarikatlara” savaş açmasından bahsedilmesi gerçek dışıdır. AKP tarafından yürütülen operasyonların, tarikat-cemaat sermayesine yeniden düzen verme, kendisi için yönetilebilir hale sokma ve fazla uzayan yerleri budama hamlesi olduğu anlaşılmaktadır. Nitekim İçişleri Bakanı da bu operasyonun örgüt üst yönetimine yapılan bir operasyon olduğunu, geniş kesimlere yönelik yapılmadığını söyleyerek kontrollü, sınırlı bir müdahalede bulunduklarına işaret etti.

Çizim: Ömer Koçağ

Sivil toplumculuktan tarikatlara desteğe

Bir kısım “sol”, operasyon yapılan tarikat-cemaatleri sadece siyasi iktidar ile önemsiz birkaç tartışma yaşadığı için muhalif addetmiyor. 1990’lı yıllardan itibaren zerk edilen ve 2000’li yıllarda doruk noktasına ulaşan liberal tez, tarikat ve cemaatleri devletin karşısında, sivil toplumun nefes alma kanalı olarak tarif etmişti. Bu liberal mirasın yarattığı erozyonu, bir kısım solun “iktidar muhalif tarikatları tasfiye ediyor” savunusunda görüyoruz. Bu, sivil toplumcu ve liberal tezin “sol” üzerinde işe yaradığının bir göstergesi. Hukuksal bir çerçeveye sığmaz tarikat-sermaye eleştirisi. Ama bahsetmemek olmaz, tarikatlar-cemaatler toplumsal ve anayasal bir meşruiyete sahip değiller. 

İç hukukları köle-efendi, mürit-şeyh ilişkisine dayanan; aklın ve bilimin dogmaya, emeğin dinci gerici baskıya, kamusal alanın tarikat sermayesine teslim edilmesine dayanan gerici oluşumlardır. Bir tarikatı muhalif diye nitelemek tarikatların özüne, varoluşuna aykırıdır. “Demokrasi mücadelesi”ni çok önemseyen liberaller savundukları tezlerin altında kalmış, enkazdan çıkamamaktadır. Ayrıca bir tarikatın iktidar bloğundaki pasta bölüşümünde dışarıda kalması ya da düzen muhalefeti ile dirsek temasına girmesi, onu ilerici ya da meşru kılmaz. Ama liberal sol, tezlerinde tutarlılık da aramıyor. Muhalif tarikat diyorlar, çünkü tarikatların meşru olduğu fikrini omuzlarında taşımak, bu konuda ne kadar istekli olduklarını göstermek istiyorlar. Bu liberal arzuları bizler için tanıdık; AKP’li yıllarda imam hatiplerin modernizm projesinin parçası haline geldiğini raporladıklarından, yetmez ama evetçilikten, Ergenekon-Balyoz operasyonları sırasında “vesayete” karşı tetikçilik yapmalarından ve ülke siyasetindeki kritik anlarda yazdıklarından, söylediklerinden biliyoruz. 

Yıllardır “Cumhuriyet tarikatları dışlayarak hata yaptı, onları meşru alana çekmeli, kapsamalıydık.” diyen liberallerin vardığı yer, mülkiyet kavgasında taraf arama çaresizliğidir. 

Süleymancılara yapılan operasyonlarda ele geçirilenlerden. (Fotoğraf: AA)

Neye ihtiyacımız var?

Sonda yazacağımı en başta yazayım, emekçi halkın ihtiyacı, tarikatları “makbul olanlar” ve “muhalif olanlar” diye tasnif eden sahte ayrımlar değil; gericiliğin her türlüsünü tasfiye edecek bağımsız bir sınıf hattıdır.

Türkiye kapitalizmi, tarikatları tasfiye etmez, edemez. Hem ekonomik hem ideolojik bir karşılıklılık söz konusu. Dinci gericiliğe, tarikatlara ihtiyaç duyan sermaye, çeşitli araçlarla müdahale ederek tarikat-sermaye düzenini kendileri açısından yönetilebilir kılmaya devam edecek, kendi payını almanın bir yolunu bulacaktır. İhtiyacımız olan muhalif, makbul demeden tarikatlara, cemaatlere karşı aydınlanmacı, kamucu, laik, emekten yana bir örgütlenme ile yanıt vermektir. Emekçilerin ve özellikle çocukların, gençlerin aklını, emeğini, geleceğini karanlıkta bırakan bu sistem, tarikatları ile birlikte topyekûn reddedilmelidir. 

İki yıl önce İzmir’in Çiğli ilçesi Güzeltepe Mahallesi’nde 7 katlı bir bina yükseldi. Süleymancılara ait Kuran İlimlerine ve Milli Kültüre Hizmet Vakfı binanın ihalesini üstlenmiş, CHP’li Çiğli Belediyesi’nden ve AKP’li bakanlıktan ruhsatlarını almış ve işe koyulmuşlar. Sadabad Külliyesi Özel Güzeltepe Yükseköğrenim Erkek Öğrenci Yurdu oldu şimdi ismi. Ülkenin dört bir yanında çocuklarımız için karanlık, istismar ve ölüm anlamına gelen Süleymancılar, yurt imparatorluklarına bir yenisini eklerken AKP iktidarıyla da ana muhalefetle de yüzde yüz uyumla çalışmış.

Mahalleli ise devlet yurdu açılacağını sanıp sevinirken gerçeği öğrendi. Türkiye’nin dört bir yanında yurtlar, pansiyonlar, etüt merkezleri ile yoksul mahallelerde yer tutup, yoksulluktan beslenip, çocukları ve gençleri ağlarına düşüren tarikat, 1980 yılında Tariş direnişi ile adı bilinen Güzeltepe’de (eski adı Çimentepe), evlerin gecekondu olduğu bölgede 7 katlı binayı AKP ve CHP’yle ortak çalışması sayesinde yükseltti. 

Süleymancılar, Furkancılar ya da ülkeyi örümcek ağı gibi sarmış diğer onlarca cemaat... Halkı sömürürken, çocukları zehirlerken ve öldürürken şiirsel bir uyumla çalışıyor AKP’yle. Baktığımız ve önemsediğimiz yer tam olarak budur. Hangi cemaatin hangi holdinginin hangi iş kolunda daha fazla pay sahibi olacağı, hangi cemaatin hangi bakanlıkta daha çok torpilli kadrosunun olacağı, hangi cemaatin hangi ilçedeki parsellere konacağı üzerine yürüyen kavga gerçektir, ancak bu kavga emekçi halkın o cemaatin veya bu cemaatin tarafında olacağı bir kavga değildir.

Emekçi halkın bu kavgada durduğu yer açık. Güzeltepe halkının, tarikat yurdunun kapısına mühür vurduğu yerdeyiz. Daha fazla çocuğumuzu istismara ve karanlığa, ülkemizi sömürüye ve holdinglere teslim etmemek için tüm tarikatların kapısına mühür vurulmalıdır. 

yeni_osmanli
Ortaklaşa

Ortaklaşa dergisinin 11'inci sayısı "Kim istiyor kim itiraz ediyor? Türkiye'nin yeni düzeni" başlığıyla çıktı. Bu sayıda yeni çözüm sürecinden Yeni Parti'nin kuruluşuna, tarikatlara yönelik operasyonlardan Mekke Anlaşması'na dünyanın ve Türkiye'nin kritik gündemleri masaya yatırıldı. 106. yaşına giren Türkiye Komünist Partisi'nin dünü, bugünü ve yarını da derginin sayfalarında yerini aldı.