Çözüm süreci, TKP, komünizm, Mekke Anlaşması, ANAP, transfer, Tarlabaşı, işçi, COP31, resmi tarih
CHP’den AKP’ye… Transferler yozlaşmanın doğasına uygun
CHP’den AKP’ye geçen Tuzla Belediye Başkanı Eren Ali Bingöl'ün rozetini Cumhurbaşkanı Erdoğan taktı.
soL'a güvenin, algoritmaya müdahale edin. Tek tıkla soL Haber'i Google'da tercih edilen kaynağınız olarak belirleyin.
31 Mart 2024 yerel seçimlerinde CHP’den seçilip AKP’ye transfer olan belediye başkanlarına geçen ay yeni isimler eklendi. Bu transferleri CHP’ye dönük yargı operasyonları ve oluşturulan yoğun baskı ortamı ile açıklamaya çalışan her türlü yaklaşım eksikli olacaktır. Dahası, kapitalizmde düzen siyasetinin doğasına yerleşmiş yozlaşmayı meşrulaştırma riski barındırıyor. Transfer edilen de transfer olan da bu süreçte zaten kendisini bu iklimden azade tutmak için elinden geleni yapıyor.
Nitekim AKP’li Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan da 1 Ağustos’taki rozet takma töreninde “Ahlaki üstünlük de psikolojik üstünlük de bu çatı altındadır” diyerek ön almaya çalışıyor.
Oysa o gün partisinin rozetini taktığı İstanbul Tuzla Belediye Başkanı Eren Ali Bingöl’ün transferine giden tartışmaların merkezinde, belediyenin AKP döneminde yapılan imar yolsuzluğunun bugün yol açtığı sorunlar yer alıyordu. Yolsuzluğun boyutunun 1 milyar doları aştığı tahmin ediliyor.
Peki neden bir belediye başkanı kendisinden önce başka bir partinin yönetimde olduğu dönemin yolsuzluklarını ifşa etmek yerine partisinden istifa edip de o partiye geçsin? Aynı törende “AK Parti ve Cumhur İttifakı’na yönelik artan ilginin sırrını çözmek için detaylı analizlere, beyin fırtınalarına gerek yok” diyen Erdoğan aslında kendisinin de İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı yaptığı
dönemden gayet iyi bildiği bir gerçeği perdeliyordu.
Belediyeciliğin temelinin rant paylaşımı olduğu, kamuya ait olanı yağmalamanın olağan hale getirildiği bir düzende, iktidarın operasyonlarla yurttaşların seçme ve seçilme haklarına saldırdığı bir dönemde çareyi iktidar partisine kapağı atmakta bulmaya duyulan ilgi olsa olsa bir çaresizlikle açıklanabilirdi. Bu rantı kollayıp siyaseti nüfuz ticaretinin bir parçası olarak görenler, servet ve nüfuzlarını kaybedecekleri şantaj ve tehdit iklimi ile zaten kolayca çaresiz kalabilirlerdi.
Çok tartışıldığı için İstanbul Tuzla Belediyesi öne çıktı ancak aynı törende Çekmeköy Belediye Başkanı Orhan Çerkez ve Şile Belediye Başkanvekili Sacit Terzi de AKP’ye katılıyordu. İki hafta sonra onları CHP’den AKP’ye geçen Ankara’nın Gölbaşı Belediye Başkanı Yakup Odabaşı, Kahramankazan Belediye Başkanı Selim Çırpanoğlu, Çanakkale Eceabat Belediye Başkanı Saim Zileli, Kütahya Domaniç Belediye Başkanı Engin Uysal, Tekirdağ Hayrabolu Belediye Başkanı Tuncer Başoğlu izleyecekti.
Transferin odağında bir yolsuzluk hikayesi
Tuzla’da CHP’den AKP’ye transfer sırasında Başkan Bingöl’ün de diline doladığı imar planı değişikliği konusu, aslında iktidarı ve muhalefeti ile tüm tarafların üstünü örtmeye çalıştığı bir yolsuzluk hikâyesine dönüşmüş durumda.
Daha 2024 yılında Tuzla’da bir yerel gazete, yaptığı haberle ilçede imar çetesi soygununu açık etmişti. Tuzla Belediye Meclisi’nde 2018’de oybirliğiyle alınan “Kendi başına yapılaşamayan hisselerin belediyeye hibe edilmesi şartıyla, hibe edilen kısmın emsalinin aynı plan bölgelerinde kullandırılması” kararı zaman içerisinde büyük bir yolsuzluğun dayanağı olmuştu.
Kararla imar planlarında park, yol, okul veya başka bir sosyal donatı alanında kaldığı için üzerine yapı yapılamayan bir arsanın sahibine, mağdur olmasın diye bu arsaya ait inşaat hakkının başka bir arsada kullanılması hakkı veriliyordu. Belirli kişiler geçmişte ucuza topladıkları sosyal donatı alanında kalan arazilerin imar haklarını emsal transferi yöntemiyle yüksek bedellerle inşaat firmalarına satıyordu.
Dahası bu satışlar belediyenin sisteminden silinmiyor, böylelikle aynı arazinin tek bir kez takas edilebilecek imar hakları defalarca başka müteahhitlere satılabiliyordu. Her bir satış Tuzla’da ilave kat artışına, ilave yapılaşmaya dönüşebiliyordu. Ancak bu imar yolsuzluğunun mağdurları, Tuzla’nın yeni seçilen genç belediye başkanına başvurmuş olsalar da soruna çözüm bulunabilmiş değildi.
Ayrıca eski Belediye Başkanı AKP’li Şadi Yazıcı ve diğer belediye personeli hakkında geniş çaplı bir soruşturmanın başlaması ve bu süreçte yolsuzluğun tüm boyutlarının ve kamu kaynaklarının nasıl suiistimal edildiğinin ortaya çıkarılması beklentisinin karşılığı olmamıştı. İki yıla yakın bir süre boyunca ne CHP’li İBB cephesinden ne CHP’li Tuzla Belediyesi’nden yolsuzluk iddialarının üzerine kararlılıkla giden oldu.
Aradan geçen süreçte İBB’ye yönelik 19 Mart operasyonu yapıldı, CHP’li belediyelere operasyonlar ardı ardına geldi. Ardından Bingöl’ün başka bir strateji izlemeye başladığı görüldü. Bu imar yolsuzluğunu aklayıp bu gündemi kullanarak kendini güvence altına almaya çalışıyordu. Önce AKP’li eski başkan, özel hastane patronu Şadi Yazıcı’nın başdanışmanını ruhsat işlerinden sorumlu belediye başkan yardımcısı olarak atadı.
Ardından Tuzla Belediye Meclisi “imar sorununu çözmek” adına ilçe genelinde emsal transferi uygulanan 1025 parsel için hazırladığı plan değişikliğini İBB Meclisi’ne onaylanması için taşıdı. Bu, usulsüz yapılan transfer işlemlerinin aklanması anlamına geliyordu. Üstelik İBB Teftiş Kurulu tarafından tespit edilen usulsüzlükler ne yargı ne de Bakanlıklar nezdinde bir karşılık buldu.
Ve genç Başkan Bingöl, imar planı değişikliğine İBB Meclisi’nde onay verilmediği için mağdurların sorunlarını çözmek için AKP’ye geçtiğini duyurdu! Utanıp sıkılması gereken bu transfere bir gerekçe, bir hikâye uydurmuş oldu.
Ancak Tuzla Belediye Başkanı Bingöl başka türlü davranamazdı. Çünkü her ne kadar CHP Tuzla ilçe örgütüne çok emek vermiş olsa da başka bir amaç için siyaset yapıyordu. Babası bölgede tanınmış bir müteahhit, kendisi de benzer işlerin takibini yapan avukat idi. Ailesinin belediye AKP’de iken de belediye ile “iş ilişkileri”nin olduğunu her Tuzlalı biliyordu. Ailesinin işleri, Bingöl’ü elbette otomatik olarak “yolsuz” yapmayacaktı ama bir çarkın dişlisi niteliğinin ötesine de geçemeyeceğini kısa zaman sonra gösterecekti.
Ötesinde, CHP içinde elinden tutanlar da “iş dünyasındaki” kimlikleri ile daha sonra birçok yolsuzluk soruşturması ve yargılamasının hedefinde olacak kişilerdi. Patron kimlikleri hem CHP hem de seçildikten sonra edindikleri kamu görevlisi kimliklerinin önüne çoktan geçmişti. Bingöl’ün, CHP’de Erdoğan Toprak ekibine ve bu ekibin belirlediği bir kısmı görevden alınmış Beşiktaş, Kartal, Adalar, Tuzla ve Gaziosmanpaşa Belediye Başkanlarına yakın olduğu iddia ediliyor. Ayrıca Onursal Adıgüzel ile akrabalık ilişkisi bulunan eşinin ise görev tanımı olmasa da belediye faaliyetlerinde söz sahibi olduğu ilçede bilinen bir gerçekti.
Yeni Parti Genel Başkanı Özgür Özel’in Tuzla Belediye Başkanı ile ilgili ilk açıklamasında “Adamı 3 aylık bebeğiyle, yeni doğum yapmış karısıyla, malıyla mülküyle tehdit ediyorlar” dediği tablo işte bu uygun şartlarda oluşmuştu. Eren Ali Bingöl, CHP’de siyaseti seçmesi ve belediye başkanı olmasıyla bu yolsuzluğu doğuran çarkı döndürecekti. Bu belediye başkanı profilinin, siyasi şantaja ve tehdite açık bir kimliğe sahip olması şaşırtıcı olmayacaktı.

‘Zübük’ten inciler: Siyaset hareketli, yarınlarımızı hiçbirimiz bilemiyoruz
CHP’nin Ankara’da sağcı isimleri aday gösterip seçim kazanma stratejisinin sonucu Keçiören, Haymana, Kazan ve Gölbaşı’nda CHP’den seçilip AKP’ye geçen belediye başkanları oldu.
2009-2014 döneminde MHP’den seçilip Gölbaşı Belediye Başkanı olan Yakup Odabaşı 2024 seçimlerine CHP’den girip kazanmıştı. 25. kuruluş yıldönümünde ise AKP’ye katıldı.
Erdoğan tarafından rozeti takılmadan iki gün önce bakanlar Murat Kurum ve Abdülkadir Uraloğlu ile yaptığı görüşmelere ve AKP’ye geçeceği iddialarına dair yaptığı açıklama Zübük siyasetinde bir belagat örneğiydi:
Esas amaç hizmet. Bizim amacımız da Gölbaşı’mıza hizmet etmek. Görüşüyoruz, görüşmelerimiz de devam edecek. Ben doğup büyüdüğüm yere en çok nasıl hizmet ederim onun mücadelesi içindeyim. Daha fazla nasıl hizmet ederiz diye mücadele ediyoruz. Hizmet edelim diye uğraşıyoruz. Ama tabii ki siyaset hareketli. Yarınları hiçbirimiz bilemiyoruz. Maalesef öyle bir siyasi ortamdan geçiyoruz.
Servetlerinden başka kaybedecekleri bir şey yok
Geçtiğimiz dönemde CHP’den AKP’ye geçen siyasetçiler içerisinde Özlem Çerçioğlu en fazla konuşulan oldu. Bir sermayedar ailenin gelini olan Çerçioğlu, Aydın merkezli Jantsa şirketi etrafında kentte oluşan sermaye-siyaset ilişkilerinin sayesinde Deniz Baykal tarafından ilk kez 2002 yılında milletvekilliğine aday gösterilip seçilmişti. 2009 yılında yine Baykal döneminde Aydın Belediye Başkanı olmuştu.
Aydın’daki bu transfer, Jantsa hisselerinin son 5 yılda yüzde 85’in üzerinde değer kazanması trendinin içine yerleşti. Topuklu Efe, siyasette kazanırken eşinin şirketi de giderek büyüyordu. Jantsa hisselerinin transferin gerçekleştiği günün ertesinde değeri, iki hafta öncesine göre neredeyse yüzde 50 artmıştı. Borsadır iner çıkar ancak mesele düzen siyasetinin sermayenin katlanması için bir araç olarak kullanılması ile ilgili.
İtirafçı Aziz İhsan Aktaş bağlantılı şirketlerle en fazla iş yapan belediyelerden birisi olan Aydın Büyükşehir Belediyesi’nde ihalelerle ilgili dava ve soruşturma dosyalarının hazırlanmasından sonra Çerçioğlu’nun 2025 yılında AKP’ye geçmeye karar verdiği iddia ediliyor. Yani bu vakada da bir şantajdan bahsediliyor. Ancak burada asıl sorun, CHP’li belediyelerde de AKP’nin yapabileceği siyasi şantaja mahal veren kirli ve yolsuz ilişkilerin daha adaylık sürecinden başlayarak son derece doğal biçimde sürdürülmesi oldu.
Ortaklaşa dergisinin 11'inci sayısı "Kim istiyor kim itiraz ediyor? Türkiye'nin yeni düzeni" başlığıyla çıktı. Bu sayıda yeni çözüm sürecinden Yeni Parti'nin kuruluşuna, tarikatlara yönelik operasyonlardan Mekke Anlaşması'na dünyanın ve Türkiye'nin kritik gündemleri masaya yatırıldı. 106. yaşına giren Türkiye Komünist Partisi'nin dünü, bugünü ve yarını da derginin sayfalarında yerini aldı.