Çözüm süreci, TKP, komünizm, Mekke Anlaşması, ANAP, transfer, Tarlabaşı, işçi, COP31, resmi tarih
'TKP’nin yolu açık olursa Türkiye’nin de olur...'
Ortaklaşa
soL'a güvenin, algoritmaya müdahale edin. Tek tıkla soL Haber'i Google'da tercih edilen kaynağınız olarak belirleyin.
Bu önemli kavşakta TKP’ye ilişkin düşüncelerini sorduğumuz ülkemizin aydın, gazeteci ve sanatçıları görüşlerini Ortaklaşa ile paylaştı.
İnönü Alpat - Yazar
İsmini hatırlamıyorum. Çok zaman oldu tabii, affola. Sağlığı sıhhati yerindeyse ve bu satırları okursa, mutlu olurum. Tahliye olduğumda TKP davasından koğuş arkadaşım eşine çiçek götürmemi rica etmişti. Evlilik yıldönümleriydi hatırladığım. Büyük jest tabii. Biraz yadırgadım ama bakmayın bana. Şimdiki aklım olsa, hayata ve aşka dair sonuçlar çıkartırdım. Sözüm sözdü. Bir buketle gittim işyerine. Ulus’ta Etlik dolmuşlarının olduğu meydana bakan bir kamu kurumunda çalışıyordu eşi. Sonrası silinmiş. Ulaştıramadım çiçeği. O gün orada değil miydi, yoksa danışmadakiler sorun mu çıkarttı, kim bilir. Malum, 12 Eylül dönemi. Devrimcilerin yalnızlaştığı günler.
Yalnızlaştığı ve birlikte acı çektiği, dayak yediği günler. Solun arasındaki politik ayrımların etkisizleştiği, keder ve kader birliği yaptığı günler.
Az gittik uz gittik, geldik bugüne.
Ve yine devrimcilerin yalnızlaştığı günlerden geçiyoruz. “Kürt barışı” sürecinde iktidar sözcülerinin “radikalleşmiş ve marjinalleşmiş yapıların tasfiyesi şart” buyurduğu, Cumhuriyet’le derdi olanların ortaklaşmada tereddüt etmediği, emperyalizmin bölgemize dönük tasarrufuna dahil olmanın “yerli ve milli barış” söylemiyle kabul edilebilir kılındığı ve ne yazık ki bunun sol mahallede karşılık bulması için mesai harcayanların canımızı sıktığı günlerden geçiyoruz.
Umutsuz değiliz tabii ki. 12 Eylül’ün zifiri karanlık günlerinde bile “büyük defteri kapatmadık”. Yine kapatmayız.
Defteri açar ve yazmaya başlarız: Bu memlekette kurtuluş ve kuruluş iradesinden, Köy Enstitüleri’nden, Halkevleri’nden, TÖS’ten, TÖB-DER’den, DİSK’ten, 68 devrimci kuşağı ve ‘70’li yılların devrimciliğinden devralınan bağımsızlıkçı, Cumhuriyetçi, antiemperyalist ve antifaşist bir damar var. Karşıdevrimin nihai vuruşuna izin vermeyecek olanlar var. O varlardan biri de TKP. Selam olsun!
TKP’yle ilgili unutamadığım ilk şey bir buket çiçekti. Bugün TKP deyince, Süleymancıların Çiğli’de açacakları yurda karşı mahalledeki tepkiyi görünür kılan, gericiliğe aman vermeyen gençler geliyor aklıma. Selam olsun!

Ahmet Ayçiçek - Kemalist Yön Hareketi Kurucu Genel Başkanı
Bugün, Türkiye’nin en temel sorunlarından biri siyasette yaşanan ilkesizliğin sıradanlaşması daha kötüsü olağanlaşmasıdır. “Her kesime hitap edeceğiz” adı altında ideolojisizleşme beraberinde ahlaksızlığı ve savrulmayı getiriyor. Siyasi parti temsilcilerinin saat başı kendi kendini yalanladığı bir dönemden geçiyoruz. Ülke siyasetinin böylesi çöküş yaşadığı bir dönemde TKP gibi partilerin ilkeli bir duruş sergileyerek ilkelerini günlük algılara göre değiştirmemesi, yozlaşan siyaset içerisinde savrulmaması kıymetli. Bunun yanında ırkçı çizgide siyaset yapmasına karşın oluşturduğu hegemonyayla solu etnik bir mücadeleye indirgemeye çalışan yapılara karşı TKP’nin verdiği emek mücadelesini değerli buluyorum. TKP’nin Cumhuriyeti yaşatmak ve ileriye taşımak amacıyla Kemalist ve sosyalistlerle yan yana gelerek güç birliği oluşturması ise ayrıca önemli. Çünkü TKP emperyalizmin güdümündeki gerici tehditlerin ve bu ülkeye verebileceği zararların farkında. Farklı düşündüğümüz noktalar olsa da TKP’nin Cumhuriyet, laiklik ve emek sömürüsü başta olmak üzere verdiği tavizsiz mücadele bizi yakınlaştırdı. Güç birliğinin her geçen gün büyümesi umuduyla...gençler geliyor aklıma. Selam olsun!
Korkut Boratav - İktisatçı, Yazar
Türkiye’nin komünistleri, üretim ilişkileri, ideolojisi, kurumları ve sicili ile çürümüş bir Ortaçağ toplumu olan Osmanlı İmparatorluğu’na karşı 20’nci yüzyılda patlak veren kalkışmada ilk günden itibaren aydınlanmacı, sonunda da Cumhuriyetçi saflarda yer aldı. Bu tutumları 1920’de kurulan Türkiye Komünist Partisi tarafından da izlendi.
TKP’nin kurucu kadroları Fransa’daki devrimci hareketlerin ve Bolşevik devriminin etkileri altındaydı. Bazıları Rusya’daki Şark Halkları Kongresi’ne de katıldı. Marksizm, Lenin’in katkılarıyla zenginleşmiş olarak TKP’nin de ideolojik çizgisini belirledi.
Bu özellikleri nedeniyle TKP, Türkiye’de özgürlük ve demokrasi gündemini, sınıfsal bir sorun olarak da algıladı. Fransız devrimcilerini izleyerek TKP de cumhuriyetçi ve aydınlanmacı (öncelikle “laik”) olacaktır. Halkımızın tam ve sınırsız özgürleşme mücadelesinin önündeki sınıfsal engeller bu nedenle önemlidir. Yarı-feodal toprak ağalığı ve tüccar-tefeci ittifakı emekçi halkın özgürleşmesini sistematik olarak kösteklemektedir. Bu gerici ittifak, zaman içinde (başta bankalar biçiminde olmak üzere) yabancı şirketlerle bütünleşmiş ve genel olarak sermayenin halk ve toplum üzerindeki tahakküm arayışına dönüşmüştür.
TKP bu dönüşümün her aşamasına tanık olmuş; hepsinde halk sınıflarından yana tavır almıştır. Bu nedenle, öncelikle toprak ağalığını tasfiyeyi hedefleyen (“toprak işleyenin” çağrısı içeren) bir toprak reformunu savunmuştur. Dış ekonomik bağımsızlığa öncelik vererek sermayenin toplum ve halk üzerindeki tahakküm arayışının her biçim ve kapsamına da karşı çıkmıştır. TKP tüm tutumu ile, ayrıca da eleştirel söylemlerinde de kamucu ve devletçi olmuştur. “Devletçi” tutumu, devletin halk sınıflarının aktif katılımı nedeniyle demokratik bir içerik taşımasına bağlıdır.
Bu tespitlerden hareketle asıl sorunuzu da yanıtlayabilirim: TKP’yi iyi ve güzel buluyorum.

Çağdaş Bayraktar - Gazeteci
Antiemperyalist hattın tutarlı sacayağı...
Türkiye varlık-yokluk kritikliğinde bir evreden geçiyor. Samir Amin’in tabiriyle “Liberal Virüs” düzen partilerinin her tonuna etki etmişken TKP, bu virüsün antikoru işlevi görüyor. Kafa karışıklığının yaygın olduğu bu dönemde TKP hem ülke solunun namusunu koruyor, hem de ülke için yaşamsal ihtiyaç durumundaki antiemperyalist hattın bayraktarlığını yapıyor. Türkiye’nin kriminalize olmamış, ABD ve uzantılarıyla hiçbir alışverişi bulunmayan, kimlik siyasetinin yayılmacılığına prim vermeyen bir vatansever mücadeleye ihtiyacı var. Bu aşamada da TKP’nin çizgisinden ödün vermeyen ama vatanseverlerle ortak paydada birleşme konusunda da tutucu davranmayan yaklaşımı çok değerli. Ülkenin kurtuluşu; Kemalistler ve sosyalistlerin cumhuriyetçi, ilerici, laik bir mücadele vermesinde. TKP bu mücadelenin sosyalist öncülüğüne talip olduğunu kararlılıkla ortaya koyuyor. Dayanışmanın daim olması kararlılığıyla... Ve de velhasıl, TKP’yı iyi biliriz... Omuz omuza mücadele vermekten de mutluluk duyuyoruz, duyarız...
Ahmet Büke - Edebiyatçı, Yazar
TKP’yi iyi bilirim!
Çünkü Cumhuriyet’in devrimci özünün, kurucu ve ilerici gücünün farkında. Tarihselliğin ne demek olduğunu iyi kavrıyor ve bu nedenle Türkiye’deki Cumhuriyetçi sosyolojiyle yoldaş bir siyasi hareket. Tarihsel kökler nedir sorusunu kendi içinde netleştirdiği için köksüzlüğün trajik sonuçlarını da bilen ve hesap edebilen Türkiye’deki nadir sol hareketler arasında yer alıyor. Kimlikçilik karşısında sınıf mücadelesini sahipleniyor. Ayrıca Türkiye’de cumhuriyetçi ve kamucu mücadeleyi çürüten eski-yeni CHP elitlerine karşı mesafeliler.
Ne mutlu TKP’ye ve TKP’li arkadaşlara.

Zülâl Kalkandelen - Gazeteci, Yazar
İçinde bulunduğumuz çöküş döneminde Türkiye Komünist Partisi, hem sosyalist düşünceyi benimseyen yurtsever cumhuriyetçileri örgütlemede hem de antiemperyalist, kamucu ve laik cephedeki direnişte önemli bir işlevi yerine getiriyor. Bunun örneklerini, özellikle Gezi olaylarında, 2023 Kahramanmaraş depreminden sonra ve NATO protestolarında net olarak gördük.
Bununla birlikte siyasal İslamcı karşıdevrim sürecinde sol kesim liberallerle kuşatılırken, siyaset etnik ve dini referanslar üzerinden yapılırken, TKP’nin taraflaşmanın sınıfsal olması ve sosyalist solun bağımsız bir çizgide ilerlemesi gerektiğini sürekli hatırlatmasının, Cumhuriyet Devrimi’nin attığı ilerici adımları vurgulamasının yaşamsal bir anlamı var. Bu açıdan emperyalizmin Türkiye’ye çektiği operasyonun önünde dik bir duruş sergilemesi, solun onurunu kurtarıyor.
TKP, halkın teşkilatı olmaktan uzun bir süre önce çıkarılan TBMM’deki siyasi ahlâksızlıkları ve yerli/yabancı sermaye odaklarının emekçiler üzerindeki sömürüsünü ifşa etmek için yoğun çaba gösteren bir parti.
Bu siyasi çizgiyi izlediğimizde tutarlılık görüyoruz, korkmadan gerçekleri dile getirme cesaretini görüyoruz, düzen siyasetinin oyunlarına alet olmama kararlılığı görüyoruz.
Senan Kara - Oyuncu
Patronların ve siyasilerin iktidar ve para hırsının halkı çaresizleştirdiği ve yalnızlaştırdığı, demokratik yönetimden hızla uzaklaşıldığı ve Cumhuriyet’in tasfiye edilişine tanık olduğumuz bu dönemde TKP’yi; korkusuzca, ilkelerinden vazgeçmeden, kandırılan, çaresiz ve yalnız hisseden halkların yanında duran bir parti olarak biliyorum. TKP’yi, gücünü halktan alan, eşit, özgür ve adil bir düzen için mücadele eden siyasal çizginin temsilcisi olarak görüyorum.
TKP’yi depremde “gidilemez” denilen yolları aşarak kamyonlarla yardım malzemelerini ulaştıran, pandemide bizzat tanık olduğum şekilde hastanelere destek götüren parti olarak bilirim. Maden facialarında tüm gücüyle madencinin yanında duran, aynı acıları tekrar yaşamayalım diye çözümü yüksek sesle haykıran olarak bilirim. Kadına ve çocuğa yönelik şiddetin karşısında duran; sanat, sağlık ve eğitim başta olmak üzere her alanda emekçinin biricik değerini savunan bir parti olarak bilirim.

Fatih Mehmet Maçoğlu - Dersim Eski Belediye Başkanı
Her gün haberlerde siyasi partiler arasındaki transferleri izliyoruz. Bu transferler neye göre oluyor diye baktığımızda ilkelerin programların konuşulmadığını görüyoruz. Siyaset kirlendikçe ilkelerin ne kadar önemli olduğunu, bizi kurtaracak olanın da bu ilkeli siyaset olduğunu daha da iyi anlıyoruz. Biz Ovacık’tan başlayıp Dersim’e uzanan 10 yıllık bir süreçte Türkiye Komünist Partisi ile yürüttüğümüz ittifak sürecinde bu anlamda çok önemli bir sınav verdik. Kimi farklarımıza rağmen, her zaman iyi iletişim kurduk, önemli projeler hayata geçirdik. Farklılıklarımızı bilerek, programlarımıza ilkelerimize saygı içerisinde önemli bir dayanışma örneği gösterdiğimizi ve yaşattığımızı düşünüyorum.
TKP’nin doğum günü kutlu olsun, tüm yoldaşlara sevgi ve selamlarımızı iletiyorum.
Sait Munzur - Karikatürist

Oğuz Oyan - İktisatçı, Yazar, THTM Genel Yürütme Kurulu Üyesi
Türkiye Cumhuriyeti 103 yaşında. Bunun son 24 yılında Cumhuriyetin cepheden karşıtları iktidarı parsellemiş durumda. Cumhuriyetin tüm kurucu ilkelerinin ve kurumlarının içinin boşaltılmaya başlanması tarihi gerçi AKP dönemini çok aşıyor ama nihai darbeler son çeyrek yüzyılda.
TKP Cumhuriyet süreciyle yaşıt olan bir Parti. TKP adıyla son örgütlenme dönemi 2001’de başlamıştı, onun da çeyrek yüzyılı tamamlanmış durumda. Dolayısıyla bu dönemdeki karşıdevrimci iktidar yapılanması TKP’nin siyasi önceliklerini de etkiledi. Çok doğru bir tutumla, sosyalist devrim hedefinden sapmaksızın, Cumhuriyete karşı saldırıları püskürtmeyi ve emek merkezli, bağımsızlıkçı ve aydınlanmacı bir çizgide cumhuriyetçiler ile sosyalistlerin birlikteliğini sağlamayı son yılların ana gündemine dönüştürdü. Türkiye Halk Temsilcileri Meclisi ve cumhuriyetçiler Kurultayı girişimleri tam da bu çabanın doğrultusunda ortaya çıktı.
Emperyalist saldırganlığın ve yerli işbirlikçilerinin Türkiye’yi Yeni Osmanlıcı maceralara sürüklediği bir tarihsel ortamda TKP’nin devrimci bir siyasi özne olarak yol göstericiliği bugün her zamankinden daha değerlidir. TKP’nin yolu açık olursa Türkiye’nin de olur.
Ali Murat Özdemir - Akademisyen, Yazar
Emperyalizmin saldırılarına her daim açık olan bu topraklarda kurulmuş bir parti aldığı yaşları ancak emekçi Türk halkının varlık ve dirlik mücadelesinin bir parçası olarak alabilmişse, komünist adını hak eder. En başından belirtelim: TKP aldığı yaşları emekçi Türk halkının varlık ve dirlik mücadelesinin bir parçası olarak alabilmiştir. Mücadelelerle dolu uzun geçmişinin ona yüklediği yurtsever, antiemperyalist, bağımsızlıkçı ve paylaşımcı görevlerin ışığında görmek gerekir TKP’nin geleceğini. Söz konusu görevler, içinde bulunduğumuz kesif küresel yapısal kriz koşullarında siyasi faaliyetin temel eksenini oluşturacak, sınıf dili ile halkın özlemlerini ifade eden sözcükler iç içe girecektir. Partilerin isimleri, programları, sloganlarıyla pratikleri arasındaki farkın uçurum boyutlarına vardığı yapısal kriz koşullarında, emekçi halkı temsil edebilmenin önkoşulu siyasi pratiklerde antiemperyalist olabilmektir. Üretim araçları üzerindeki özel mülkiyeti ait olduğu toplumun emekçileriyle birlikte ikincil bölüşüm kavgasına düşmekte olan kapitalistlerin elinden alma iddiasını tutarlılıkla ileri sürebilecek parti TKP’dir.
Adnan Özyalçıner - Edebiyatçı, Yazar
TKP’nin; Türkiye politikası içinde Cumhuriyet’in kuruluşundan başlayarak eleştirel ve muhalif olarak getirilen devrimsel düşünce ve hareketleri de eleştiren, devrimci hareketlerin de daha devrimci, demokratik ve özgür bir düzene nasıl erişebileceğini sürekli olarak irdelemeye çalışan ve sağlamaya çalışan bir mücadelesi var. Bu mücadele bugüne kadar sürüyor, bugünden sonra da süreceğe benziyor. TKP’nin her zaman gerek politik gerek iktisadi gerek insani gerek de sanatsal konularda getirdiği önemli uyarılar ve önemli eleştiriler, o eleştirilerle birlikte mücadele unsurunun da, aydınları o mücadeleye katması, aydınların TKP’nin gösterdiği mücadele yolunda demokratik ve özgür bir Türkiye’ye ulaşmasını sağlaması açısından bence hâlâ önemli bir katkısı olduğunu düşünüyorum.

Tülin Tankut - Yazar
Türkiye Komünist Partisi’nin 10 Eylül’de 106. yaşına girdiğini görmek toplumumuz için kıvanç verici bir gelişmedir.
Partinin düşün, kültür- sanat ve siyaset dünyamızı zenginleştirmeye yönelik basılı yayın, TV yayını, konferans, panel v.b. faaliyetlerinden yararlanan bağımsız bir yazar, aynı zamanda da sadık bir soL Haber okuru olarak, böylesine güvenilir bir bilgi kaynağına sahip olmamızı, toplumumuzun geleceği açısından önemli bir kazanım olarak görüyorum. Neoliberalizm çökerken tüm dünyada geriye öyle bir kalıt bıraktı ki... Sorunun kaynağının kendisi olduğunu gizlemek için algoritmaları devreye sokuyor, zihinleri bulandırıyor.
Bu ahval ve şerait içinde TKP’nin “özgürlük ve dayanışma ahlâkını” güçlendirmek için örgütlenmeye hız verdiği sinyallerini alıyoruz.
Örneğin kadınlar... Eve kapatılmış, bu yüzden dayanışma deneyimi yaşamamış bir kadından, genel çıkar (toplumun çıkarları) uğruna kendini aşması beklenebilir mi? TKP’nin Kadın Dayanışma Komiteleri ise, partinin koşulsuz desteğiyle, kadınlara ulaşmadaki her tür zorlukla mücadele ederek büyümeyi sürdürüyor.
Ve işçiler. Yapay zekayı kutsayanlara sormak lazım; bilgisayar temelli araçları, üretim aşamasına getiren işçiler değil mi? Parti, yapay zekayla ve onunla birlikte açılan yeni bir kültür alanında edinilen deneyimleri de dikkatle gözlemlemekten geri kalmıyor.
Son olarak şunu söyleyebilirim: “Yanlış kaynamış kemiğin kırılması gerekiyor.” TKP kuruluşundan beri bununla uğraşıyor ve başarıyor. Yolu açık olsun.
Barış Terkoğlu - Gazeteci, Yazar
TKP’nin kuruluşunun üzerinden 106 yıl geçti. O gün insanlık, emperyalizmin postallarının altında cephelerde, vahşi kapitalizmin kâr savaşıyla fabrikalarda yaşam savaşı veriyordu. Aradan geçen koca asırda sahi ne değişti? 106 yılda yıktıkları sosyalizmlerden, çökerttikleri cumhuriyetlerden, parçaladıkları uluslardan geriye koca bir barbarlık kaldı. Haliyle 10 Eylül 1920 eski bir şarkı değil. İnsanlığın geleceğini özünde taşıyan bir miras. Bugün tarihin devrimlerle biriktirdiği ne varsa onu yaşatmanın yükü 106 yıllık yürüyüşü devam ettirenlerin sırtında. Adıma adım katanlara kutlu olsun.
Mustafa Türkeş - Akademisyen, Yazar
Bir parti tahayyül edin!
Yalnızca çıkar çevrelerinin menfaatlerini gözeten bir örgüt, adı ne olursa olsun, gerçek anlamda bir parti değildir. Parti, tarihsel bir perspektifi, toplumun geniş kesimlerinin ortak geleceğini ve emekçilerin tarihsel çıkarlarını temsil eder.
Öyle bir parti tahayyül edin ki herkesin sustuğu yerde konuşsun; konjonktüre, seçim hesaplarına, mevki beklentilerine prim vermesin. Siyaseti bir imtiyaz, iktidarı kişisel yükseliş aracı olarak görmeyen; bilgiyi bilinçle, bilinci sorumlulukla, sorumluluğu örgütlü mücadeleyle birleştiren kadrolara yaslansın.
Henüz görünür olmayan çelişkileri teşhis ederek siyasal gündeme taşısın. Yenilgiler karşısında umudunu yitirmesin, mücadeleyi tarihsel bir süreç olarak kavrasın. Ülkesinin sorunlarını, kapitalizmi, sınıfsal ilişkileri ve emperyalizmi tarihsel bir bütün içinde değerlendirsin. Kendi mücadelesini dünya emekçilerinin eşitlik ve özgürlük mücadelesinin parçası olarak görsün.
Böyle bir parti seçimden seçime hatırlanan, düzen içi pazarlıkların aracı olamaz. O, emekçilerin tarihsel çıkarlarını siyasal bilince, programa ve örgütlü mücadeleye dönüştüren siyasal öncüdür.
Çıkarın değil ilkenin, ikbalin değil mücadelenin, konjonktürün değil tarihin tarafında duran; yenilgiden yılmayan, ders çıkaran ve karanlığın en koyu anında bile umudu diri tutan böyle bir parti hangi partidir?
Bilin bakalım?

Ahmet Yavuz - Yazar, Emekli Tümgeneral
Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş felsefesi ve temel değerlerinin önemli ölçüde aşındırıldığı bir dönemde TKP’nin Cumhuriyeti savunma kararlılığı ülkemiz için tarihsel nitelikte ve çok değerlidir.
Gamze Yücesan Özdemir - Akademisyen, Yazar
TKP’yi bu ülkenin eşitlik mücadelesinin en köklü damarlarından biri olarak bilirim. Emekten yana saf tutmakta, sermaye düzeniyle arasına açık bir çizgi çekmekte ve bu çizgiyi gündelik siyasetin gereklerine göre eğip bükmemekte ısrar eden bir parti olarak bilirim. Örgütlü bir halkın kendi geleceğine sahip çıkmasına dayanan bir gelenek olarak...
TKP’nin 106 yıllık tarihi, bugün nerede durduğundan ayrı düşünülemez. Cumhuriyetin kamusal, laik ve halkçı birikiminin tasfiye edildiği, siyasetin piyasaya, sermayeye ve kişisel ikbal hesaplarına teslim edildiği bir dönemde TKP, başka bir siyasetin mümkün olduğunu hatırlatıyor. Karanlığın koyulaştığı yerde, ayrım çizgilerini kalınlaştırıyor: İlkesizliğe karşı ilke, piyasacılığa karşı kamuculuk, gericiliğe karşı laiklik ve sermayenin düzenine karşı emekten yana bir Cumhuriyet mücadelesi. Bilirim TKP’yi, onu 106 yıldır bu mücadeleyi sürdüren, yaptıklarını geçmişin mirası değil geleceğin iradesi sayan bir parti olarak bilirim.
Ortaklaşa dergisinin 11'inci sayısı "Kim istiyor kim itiraz ediyor? Türkiye'nin yeni düzeni" başlığıyla çıktı. Bu sayıda yeni çözüm sürecinden Yeni Parti'nin kuruluşuna, tarikatlara yönelik operasyonlardan Mekke Anlaşması'na dünyanın ve Türkiye'nin kritik gündemleri masaya yatırıldı. 106. yaşına giren Türkiye Komünist Partisi'nin dünü, bugünü ve yarını da derginin sayfalarında yerini aldı.