Çözüm süreci, TKP, komünizm, Mekke Anlaşması, ANAP, transfer, Tarlabaşı, işçi, COP31, resmi tarih
Tarihin yükünden dönemin ruhuyla kurtulmak: Yeni Parti programı bize ne anlatıyor?
soL'a güvenin, algoritmaya müdahale edin. Tek tıkla soL Haber'i Google'da tercih edilen kaynağınız olarak belirleyin.
Öyle rüzgârlar estirildi ki, bırakın kendini “solcu” olarak tarif edenleri, “sosyalist” diyenler dahi meydanlarda Yeni Parti’ye katılım çağrısı yaptı, bu parti ile yan yana gelinmesi için hamle üstüne hamle yapıldı.
CHP engeli aşılmış, bu sayede artık “solcu” bir sosyal demokrat partimiz olmuştu, öyle söylendi.
Peki, bunca gürültünün ardından söz konusu partinin yol haritasını ve ilkelerini işaret ettiği söylenen programına baktığımızda ne görüyoruz?
Gelin yakından inceleyelim.
AKP iktidarının CHP’ye mutlak butlan kararıyla el koyması, başına da Kılıçdaroğlu’nu getirmesi haliyle kıyaslama yapmayı zor hale getiriyor.
Bu nedenle de bu yazıda, CHP’nin başında Özgür Özel’in bulunduğu sırada yenilediği programıyla, Kılıçdaroğlu’nun başında bulunduğu CHP’nin ve Yeni Parti’nin çiçeği burnunda programını kıyaslayacağız.
CHP ve yeni CHP: AKP Türkiyesi’ne tam uyum
Şimdilerde haliyle unutuldu ancak Özel yenilenen CHP programına ilişkin “Bu program sadece bir siyasi partinin metni değil, bu ülke için emek veren herkesin sesidir. Bu program, milletin programıdır! Çökmüş bir sisteme karşı umudu örgütlemek, demokrasiyi, hukuku, refahı ve adaleti yeniden inşa etmek için Güçlü Yurttaş, Güvenli Gelecek, Kazanan Türkiye diyerek yola çıkıyoruz. Milletin programını, milletin iktidarıyla hükümet programına dönüştüreceğiz!” demiş, hayli iddialı konuşmuştu.
Ancak bu kadar iddialı bir çıkışa karşın, Yeni Parti’nin programı, CHP’nin yenilenen ve Kılıçdaroğlu tarafından hızlıca terk edilen programdan çok az iz barındırıyor.
Peki, neden?
Şimdi sırayla gidelim.
...İlginç bir benzerlik ise 2025 Programı ile 30 Ocak 2023’te Altılı Masa’nın ‘Ortak Politikalar Mutabakat Metni’ arasında kurulabilir. Başka deyişle, 2025 Programı 2008 Programı’ndan daha fazla ‘2023 Mutabakat Metni’ ile benzerlikler içermektedir. Ortak payda ekonomide neoliberalizm, siyasette liberalizm, dış politikada Batı ittifakı kurumlarına (AB, NATO) sıkıca sarılmaktır.
Bu sözler soL Haber yazarı Prof. Dr. Oğuz Oyan’a ait.
Oyan, CHP’nin Özel tarafından yenilenen programının Kılıçdaroğlu ve Altılı Masa damgalı mutabakat metniyle büyük benzerlikler taşıdığını vurguluyor, CHP’nin 2008 tarihli son programının ise tarih olduğunu dile getiriyor.
Bu önemli çünkü eski CHP programı artık kâğıt üstünde dahi bir referans olmaktan çıkmıştı; herkes için...
CHP’nin 2008’deki programında yer alan “Laiklik ilkesinin temel amacı aklın özgürleştirilmesidir... Devletin ve kurumlarının, toplumun, hukukun ve eğitimin laik olması, asla ödün veremeyeceğimiz temel kuraldır” vurgusunun Özel tarafından hazırlanan yeni programda sulandırılmasının nedeni tam da buydu.
CHP’nin Baykal liderliğinde hazırlanan son programında yer alan “1 Mart tezkeresi” hatırlatmasının yeni programdan çıkarılmasının da tesadüf olmadığı, yeni dönemin ruhunu taşıdığını not etmek gerekiyor.
Yani Özel, aslında Kılıçdaroğlu’nun sadece kâğıt üzerinde bırakıp, gerçekte ezip geçtiği kapıdan yoluna devam ediyordu, büyük büyük sözlerle cilalanan program değişikliğinin özü, AKP Türkiyesi’ne uyumdu.
Y-CHP’den Yeni Parti’ye: Değişen ne?
AKP’nin Cumhuriyet’i tasfiye sürecinin en iyi okunabileceği adreslerin başında geliyor CHP.
CHP’nin yıllar içindeki programatik değişimi ve daha önemlisi siyasi teslimiyeti bu tasfiye sürecine dair çok şey anlatıyor.
Bu dönemeçte “çarşafa rozet takacak” kadar ileri gidebilen Deniz Baykal’ın hamleleri önemli olsa da ötesine nefesinin yetmeyeceği açıktı; tasfiye edilmesinin nedeni de buydu.
Cumhuriyet’in tabutuyla birlikte CHP’nin de mevcut haliyle tabutuna çivi çakılması gerekiyordu ve Kılıçdaroğlu figürü bunun için biçilmiş kaftandı.
Sonrası bildiğimiz bir öykü.
CHP, AKP Türkiyesi’ne fazlasıyla uyumlu bir parti haline getirildi. Öyle ki, bu yeni Türkiye’nin iktidar alternatifi olmayı dahi başardı.
Bu durum Erdoğan’ın kırmızı çizgileriyle sürtününce de AKP’nin mutlak butlan hamlesi geldi.
Sonrası Özel’in Yeni Partisi, Kılıçdaroğlu’nun CHP’si...
Şimdi geldik ikinci kısmına, yani Özel’in CHP programıyla, Özel’in Yeni Parti programının farklarına.
Yeni Parti kurulurken beklenen şey, Kılıçdaroğlu’nun CHP’nin başına geçer geçmez vazgeçtiği son programın Yeni Parti’nin programının temelini teşkil etmesiydi.
Ancak öyle olmadı.
Özel, Yeni Parti’yi kurarken, “yeni” bir program yazdı.
Bir yıl boyunca emek emek dokuduğumuz programımızı hazırladık. Önce 81 ilde, sonra 923 ilçede, sonra tekrar 81 ilde il danışma kurullarıyla, yerelde ilçeden, ilden başlayarak, sivil toplumla, sendikalarla, meslek örgütleriyle, kanaat önderleriyle çalışarak olgunlaşan raporları Ankara’ya yollattık. Dünyaya doğru zeminden, doğru perspektiften bakan harika bir ekibin çalışmasıyla başarılı, sosyal demokrat bir program, sosyal demokratları iktidara taşımış programları inceledik, onların bize uygun kısımlarından yararlandık. 600 akademisyenle, 600 örgüt temsilcisiyle, gençlik ve kadın kollarımızın dışında 250 genç arkadaşımızla hep birlikte çalışarak, gençlik kollarının, kadın kollarının içine sinen, parti dışındaki gençleri, kadınları da duyan, gören ve hepsini birden aynı metnin içinde buluşturabilen bir çalışmayı tamamladık.
Bu sözler CHP’nin yenilenen programı için söylenmişti, Özel’in “emek emek dokundu” dediği bu programdan sadece 9 ayda vazgeçmesi, aslında “CHP yükünden” kurtulmak istenmesiyle yakından ilişkili.
Yeni Parti kurulur kurulmaz en çok tartışılan konu “sosyal demokrasi kavramı programda sadece 1 kez geçiyor” eleştirisi oldu.
Tüzükte parti “sosyal demokrat” olarak tanımlansa da bir önceki programda onlarca kez geçen bu kavramın sadece bir kez geçmesi, haliyle CHP tabanında eleştiri konusu oldu.
Ancak pek sürmedi, unutuldu...
Sonuç olarak sosyal demokrat denilse ne, denilmese neydi ama son programda bu kadar çok atıf yapılan, tam 27 kez geçirilen bir tanımlamanın hemen kapı dışarı edilmesi de ilginçti.
Laiklik başlığının yenilenen CHP programında sulandırıldığını söylemiştik, burada ondan dahi eser kalmadığını gördük.
Programda laiklik sadece Altı Ok’a atıf ve eğitim başlığındaki sıfatlardan biri olarak yer aldı.
Tarihin yükünden dönemin ruhuyla kurtuluyordu Özel.
Bu iki başlığın yanı sıra iki parti programını yan yana koyunca, Yeni Parti programının ruhunda, tıpkı CHP programında olduğu gibi patron dostluğu merkezde yer alıyor. Ancak Yeni Parti programında bunun CHP programından çok daha özenli şekilde yapıldığı görülüyor. Programda “özel sektör” ifadesinin geçtiği tüm yerlere özenle yerleştirilen “emek örgütleri”, “kamu” vurguları işin esasını değiştirmese de “yola çıkarken” dikkat çeken bir “titizlik” olarak okunabilir.
NATO’ya bağlılık, Batı ittifakını ve ABD’yi merkeze alan doğrultu bu programda da olduğu gibi korunmuş durumda.
Sonuç olarak Yeni Parti’nin programı da 2008 CHP programından çok, 6’lı Masa Mutabakatı’nın, yani yeni Türkiye’nin izlerini taşıyor, her yönüyle!
Neden bu kadar dengeli bir metin seçildi?
Sonuç olarak iki program karşılaştırıldığında Yeni Parti’nin programının düzenin ihtiyaçları düşünüldüğünde daha “ileri”, “dengeli” ve “sade” olduğunu ancak özde bir değişiklik olmadığını söylemek mümkün.
Üstelik Yeni Parti yola çıkarken bir merkez parti beklentisi hayli fazlayken böyle bir metin ortaya çıkması son derece ilginç de karşılandı.
Ancak burada unutulan kritik bir başlık var. Öyle ya da böyle, sonuç olarak Yeni Parti, CHP’den koparak kuruldu ve kuruluşun başında mutlaka CHP’nin seçmen kitlesini peşinden sürüklemek zorundaydı.
Programın bu şekilde kurgulanması, bir düzeyde sürekliliği de içermesi CHP seçmenini kapsamak adına son derece anlamlı.
Ancak öte yandan AKP Türkiyesi’nde partilerin programlarının ve hatta ilkelerinin hiçbir hükmü kalmadığı da ortada.
Bu nedenle Kılıçdaroğlu’nun CHP listelerinden Meclis’e soktuğu onlarca sağcı vekilin ve bunlarla birlikte CHP kökenli iki vekilin AKP’ye katılması kimse için şaşırtıcı olmadı. Aynı şekilde Özgür Özel’in
CHP’den belediye başkanı yaptığı 25 ismin soluğu AKP’de alması da...
Kısacası yeni partinin 2026’nın ANAP’ı olmasını isteyen Ekrem İmamoğlu’na karşı “daha solda bir programa” sahip olduğu iddiası doğru değil, böyle bir niyet olduğu da.
Tam tersine onun yolunu döşemek için bir alan temizliği ve bununla birlikte alan tutma hamlesi yapılıyor, hepsi bu.
Sahi, Yeni Parti’nin “programını” kim umursar ki! Programı, ilkeyi umursayan bir Meclis partisi kaldı mı?
Kavram tahrifatı: Katılımcı kalkınma, planlı ekonomi, devletçilik uçuşmaları
Son CHP programı ile Yeni Parti programının ekonomi bölümleri büyük oranda aynı. Sadece Yeni Parti programına, artık aceleden mi yoksa bir geçiş dönemi tercihi olarak mı bilinmez, sermaye atıfları açısından biraz ayar yapılmış. “Kalkınma ve Ekonomi” başlıklı bölümde “planlı ekonomi”, “katılımcı kalkınma”, “devletçilik” kavramları kullanılıyor. Ancak bu iddialı kavramlar tahmin edileceği gibi büyük bir tahrifata uğruyor. Piyasa düzeninin daha regüle işletilmesi, mutlak bir şekilde sermaye düzenine uyumu aşan bir çerçeve söz konusu değil. Bilakis; verimlilik, yeşil-dijital-mor dönüşüm, adil geçiş vb. ekonomik yapıya ilişkin yaklaşım AKP iktidarının temel politika belgelerine, 12. Kalkınma Planı başta olmak üzere, kopuş bir yana, çok paralel. Nitekim programda planlama ve katılımcılık anlayışı, emekçi çıkarları odaklı bir merkezi planlama olmadığı gibi kamu yatırımlarına bugünün dünyasında açılan alanı bile vurgulamaktan imtina ederek formüle ediliyor:
Planlama ve katılımcılık anlayışımız; kamu ve özel sektör yatırımlarını uyumlu hale getirecek, stratejik sektörleri belirleyecek, kaynakların israfını önleyecek, bölgesel ve toplumsal eşitsizlikleri azaltacak, ekonomiyi krizlere karşı dayanıklı kılacaktır. (Yeni Parti programı)

Keza devletçilikten anlaşılan da: “Devletçilik anlayışımız gereğince devlet, verimlilik temelli, yüksek gelirli ve güvenceli işler ve iş alanları yaratılmasını stratejik hedef olarak benimser.”
Toplumsal açıdan çok yakıcı hale gelmiş, söylem düzeyinde de olsa iddialı olunabilecek eğitim, sağlık, enerji, barınma gibi başlıklarda eleştirel bir tonun ötesine geçen, özellikle de sermaye sınıfını rahatsız edebilecek taahhütlere girmekten kaçınıldığı görülüyor.
Ortaklaşa dergisinin 11'inci sayısı "Kim istiyor kim itiraz ediyor? Türkiye'nin yeni düzeni" başlığıyla çıktı. Bu sayıda yeni çözüm sürecinden Yeni Parti'nin kuruluşuna, tarikatlara yönelik operasyonlardan Mekke Anlaşması'na dünyanın ve Türkiye'nin kritik gündemleri masaya yatırıldı. 106. yaşına giren Türkiye Komünist Partisi'nin dünü, bugünü ve yarını da derginin sayfalarında yerini aldı.