Çözüm süreci, TKP, komünizm, Mekke Anlaşması, ANAP, transfer, Tarlabaşı, işçi, COP31, resmi tarih
Eğilimlerin merkezde birleştiği ANAP neydi?
Ortaklaşa
soL'a güvenin, algoritmaya müdahale edin. Tek tıkla soL Haber'i Google'da tercih edilen kaynağınız olarak belirleyin.
Bugün CHP’ye yapılan “mutlak butlan” müdahalesi ve devamında ortaya çıkan Yeni Parti, Türkiye’nin AKP döneminde girdiği siyasi yönelimin tersine bir kuvveti ifade etmiyor. Aksine, AKP’li yıllarda kökleşen karşıdevrimin sermaye sınıfı açısından kazanımlarını korumayı gözetiyor. AKP, iktidara gelirken “merkez parti” haline geldiklerini söyleyerek emperyalizme ve sermayeye mesaj veriyordu. Yeni Parti’nin de düzen siyasetinin merkezine oynadığı ve söylemini böyle bir kapsayıcılık üzerine kurduğu görülüyor.
Yeni Parti’nin bu çıkışıyla yeni bir “ANAP (Anavatan Partisi) projesi” olabileceği çokça yazılıp çizildi. Hatta bu konu, yandaşlar tarafından biraz da oluşumda hizip çekişmelerini körüklemek için kullanılıyor. Yeni Parti’yi ANAP’lılaştırmak isteyenin “İmamoğlu ve ekibi” olduğu belirtiliyor. AKP, ANAP’ın başladığı işi tamamladı, şimdi muhalefeti de ANAP ile anar oldular.
Yeni Parti’nin ANAP deneyimi ile birlikte anılması daha çok eskisinin siyasette “dört eğilimi” birleştirme iddiası ile ilgili. ANAP, darbe öncesi dönemde siyasette var olan Adalet Partisi (AP), CHP, MHP ve Milli Selamet Partisi (MSP) ile temsil edilen merkez sağ, milliyetçi ve dinci çizgiler ile sosyal demokrasiyi bünyesinde toplayacağını iddia etmekteydi. İktidara da bu iddia ile geldi.
Ancak burada bir benzerlik kurulacaksa, öncelikle ülke tarihindeki iki karşıdevrimci sürecin kazanımlarını korumak amacıyla siyasetin tahkim edilmesi ihtiyacından bahsedilebilir. Darbe sonrası dönem ile AKP’li yılların yarattığı etki Cumhuriyet açısından birbirini tamamlıyor. ANAP karşıdevrim olarak nitelenebilecek 1980 Darbesi’nin sermaye sınıfına sağladığı olanakları değerlendirerek patronların yararlandığı bir siyasi iklimi yerleştirdi. Yeni Parti’nin sağ veya sol olarak adlandırılmadan siyasetin merkezine yerleştirilmesi yoluyla AKP ve Erdoğan sonrası bir iktidar alternatifi olması ihtimalinde karşıdevrimin kazanımları garantiye alınmaya çalışılıyor.
Bu benzerlik ve farklılıklarıyla düzen siyasetinin yeni ihtiyaçları, Yeni Parti’nin misyonu ve yerleştiği siyasi akslar düşünüldüğünde şu soruyu bugün sormak büyük bir anlam kazanıyor. ANAP neydi, ne yapmıştı?
Özelleştirmelerin temeli atıldı, sermayeye alan açıldı
12 Eylül Darbesi, ANAP’ın da kurucusu olan Turgut Özal’ın sermaye ile istişare içinde hazırladığı 24 Ocak Kararları’nı hayata geçirmek için yapıldı. İhracata dayalı birikim rejimini inşa eden bu kararlar, serbestleşmeyi ve özelleştirmeleri öngörüyordu. ANAP döneminde bu uygulamalar ve sermaye hareketlerinin serbest bırakılması ile piyasalaşmada büyük bir hamle yapıldı. KİT’lerin alanı sermayeye yeni kaynaklar aktarmak üzere daraltılmaya başlandı ve özelleştirmelere start verildi. 1984 yılından itibaren tarım ve enerjide başta olmak üzere özel sektörü kısıtlayan çeşitli düzenlemeler peyderpey kaldırıldı. 1985 yılında Dünya Bankası desteği ve yabancı finans tekellerinin danışmanlığında Özelleştirme Ana Planı hazırlandı. 1986 yılında “özelleştirme” yasal düzenlemelerde adlı adınca ilk kez yer aldı. Aynı yıl tarımsal KİT’ler ve taşınmaz satışları ile özelleştirmeler resmen başladı. ANAP Genel Başkanı Özal, 1983 seçimleri öncesi, köprülerin ve barajların satılabileceğini belirterek iktidara gelmişti. Dediğini de bir ölçüde yaptı, ANAP özelleştirmelerde temeli atan parti oldu.

Ücretler geriledi, işçi kaybetti, patron kazandı
ANAP, yüzde 45 oy oranı ile Kasım 1983’te iktidara geldiğinde, askerlerin işçi sınıfının kazanımlarını bastırmak için yaptığı darbeyi sonuca ulaştırdı. 1988 yılına kadar yani ANAP döneminin ilk beş yılında reel ücretler 1980 öncesine oranla çeşitli ölçütlere göre yüzde 30 ila 50 düzeyinde geriledi. 1983 yılında yürürlüğe giren sendikal yasalar, ANAP eliyle sürdürülen emeği baskılama operasyonunun en önemli aracı oldu. ANAP, 1980’li yılların sonunda kayıplarını geri almak için yükselen işçi sınıfı eylemleri ve yaşadığı yerel seçim hezimeti ile düşüşe geçti. Çok geçmeden, darbenin karşıdevrimci rüzgârı ile bina edilen siyasetin merkez partisi ANAP, tuzla buz oldu. Ülkede koalisyonlar dönemi açıldı.

Gericiliğin önü açıldı, tarikatlar desteklendi
Nakşibendi tarikatının İskenderpaşa kolundan olduğu bilinen Özal’ın liderliğinde ANAP iktidarı, gericiliğin tarikatlar eliyle toplumsal yaşama nüfuz ettiği ve devlette gerici kadrolaşmanın önünün açıldığı bir dönem oldu. Bugün finansal yapıları ile de gündeme gelen tarikatların şirketleşmesi ve holdingleşmesi çoğunlukla 1980’li yıllarda ANAP döneminde başlamıştı. ANAP ttleri, ağırlıkla Nakşibendi İskenderpaşa Cemaati bağlantılı ve Nurcu bakanlardan oluşuyordu. ANAP, vakıfları ilgilendiren mevzuatta yaptığı bazı düzenlemeler ile tarikatların vakıf ve dernek kurmasını, bu yolla şirketleşmesini kolaylaştırdı. ANAP döneminde ilk kez yabancı dilde eğitim veren Anadolu İmam Hatip Okulları açıldı, bu adım askerlerin İmam Hatip öğrencilerine tüm üniversite bölümlerine giriş hakkını verdiği 1983 düzenlemesini taçlandırdı.

Toplumda çürüme yaygınlaştı
ANAP iktidarında darbenin sunduğu olanakları kalıcı hale getirmek için yürütmenin hızlı çalıştığı buna karşılık yasamanın yani Meclis’in giderek işlevsiz bırakıldığı bir siyasi tablo ortaya çıktı. Söz konusu dönemde ülke, çıkarılan 226 kanun hükmünde kararname ile yönetildi. Yani ülke, bayrağı darbecilerden devralan ANAP tarafından Meclis’in işlevsiz bırakıldığı bir süreç içerisinde olağanüstü koşullarda yönetildi. ANAP kabineleri bu kadar hızlı çalışırken çürüme, siyasetten toplumsal hayata giderek yaygınlaştı. “Kuran da okurum, eğlenceye de giderim, beş vakit namazımı kılarım. Davete gidip viskimi de içerim. Hepsinin yeri ayrıdır” diyen Semra Özal’ın öncülüğünü yaptığı Papatyalar grubu, siyasette birleşen eğilimlerin toplumsal hayatta kadınların kimliğine nasıl biçim verilmeye çalışıldığının açık bir göstergesiydi. Öte yandan serbestleşen ekonomide patronlarla iş tutan bürokraside arka arkaya rüşvet skandalları patladı.Özal’ın prensleri olarak anılan Engin Civan, Bülent Şemiler ve Coşkun Ulusoy gibi isimler genç yaşlarında yurtdışından transfer edilip bürokraside çürüyen bu çarkları yağladılar. Dönem, Özal’ın “benim memurum işini bilir” diyerek rüşvet ve yolsuzlukları meşrulaştırıyordu. Hatta Erdoğan, 1994 yılında yaptığı bir konuşmada Özal’ın bu sözlerini eleştirmiş, bu zihniyeti bitireceklerini belirtmişti. Erdoğan daha sonra iktidara geldiğinde Özal’ı ve Özal’ın misyonunu bütünüyle sahiplendi. Yani çürüme baki kaldı.

Ortaklaşa dergisinin 11'inci sayısı "Kim istiyor kim itiraz ediyor? Türkiye'nin yeni düzeni" başlığıyla çıktı. Bu sayıda yeni çözüm sürecinden Yeni Parti'nin kuruluşuna, tarikatlara yönelik operasyonlardan Mekke Anlaşması'na dünyanın ve Türkiye'nin kritik gündemleri masaya yatırıldı. 106. yaşına giren Türkiye Komünist Partisi'nin dünü, bugünü ve yarını da derginin sayfalarında yerini aldı.