Çözüm süreci, TKP, komünizm, Mekke Anlaşması, ANAP, transfer, Tarlabaşı, işçi, COP31, resmi tarih
Vatandaşların haklarından mahrum bırakılması: Sermayenin denetim biçimi
Sanjay Roy
soL'a güvenin, algoritmaya müdahale edin. Tek tıkla soL Haber'i Google'da tercih edilen kaynağınız olarak belirleyin.
Vatandaşların haklarından mahrum bırakılması, devletin bireyleri hakların ve adaletin dağıtımı ölçeğinde kategorilere ayırdığı ve hiyerarşik bir düzene yerleştirdiği bir denetim biçimidir. Bunun iki özgül boyutu vardır; bunlardan biri güvenlik ve korku ekonomisi aracılığıyla denetim, diğeri ise artık nüfusu yalnızca üretim alanının dışına itmekle kalmayıp, onları hak ve kazanımlar alanında da görünmez hale getirmektir. Vatandaşları tanımlamak ve yeniden tanımlamak, güvenlik ekonomisinin işleyişinde kullanılan iktidar araçlarından biridir. Güvenlik duygusu, insan toplumunun farklı evrelerinde çeşitli boyutlara ve anlamlara sahip olmuştur. Neoliberal aşamada devletin ekonomideki belirleyici dayanak rolünden çekilmesiyle birlikte güvensizlik yalnızca dış düşmanlardan kaynaklanmaz. Bunun yerine birey; gıda, enerji, beslenme, mahremiyet, bilgi ve benzeri alanlara erişim açısından farklı türlerde güvenlik açıklarıyla karşı karşıya kalır. Sorumluluklar giderek bireylere aktarılır ve düşmanlar, bu tür kaynaklara erişim için rekabet edenlerin bulunduğu ekonominin içinde varmış gibi görünür. İnsan varoluşunun bireyselleştirilmesi ve malların, hizmetlerin ve insanların sınırlar arasında ve ulusal topraklar içinde artan hareketliliğiyle birlikte ulusal sınırların aşınması, neoliberal devletlerin bu akışlar üzerinde denetim uygulamasını mümkün kılmıştır. Vatandaşların haklarından mahrum bırakılması yalnızca oy kullanma hakkının inkâr edilmesi değildir; aynı zamanda vatandaşların yeniden tanımlanan normlar temelinde yeniden sınıflandırılmasıdır. Bu, bazı evrensel hukuk ya da özgürlük anlayışlarına uymayabilir; ancak ulus devletlerin toprakları içindeki hukuki özneleri yeniden belirlenmiş bir norm doğrultusunda dağıtır. Böylece farklı vatandaşlık katmanları yaratılır: tüm haklara sahip olanlar, kısmi haklara sahip olanlar ve hiçbir hakkı olmayanlar.
Sağcı hükümetler, vatandaşlık normlarını yeniden tanımlamaya çoğu zaman heveslidir; çünkü bu, güvenlik ve korku ekonomisinin etkinliğini kullanmalarına olanak tanır. Böylece kişi, yeni haklar elde etmeye doğru ilerleyebileceği bir konumdan çıkarılıp, ülkenin vatandaşı olarak mevcut statüsünün dahi belirsizleştiği mutlak bir güvensizlik durumuna itilir. Bu aynı zamanda yalnızca dış düşmanlara ilişkin değil, haklarından mahrum bırakılmış vatandaşların birdenbire şüpheli haline gelerek korkunun nesnesine dönüşmesi üzerinden de korku üretmek için etkili bir araçtır. Üstelik denetim yalnızca dışlananlarla sınırlı değildir. Bu sınıflandırmanın yarattığı denetim biçimi, hâlihazırda sistemin içinde bulunan bireyin, vatandaşlık statüsünün kesin biçimde yeniden teyit edilmesiyle kendisini daha da güçlü hissetmesini sağlar. Zaten var olan diğer bölünmelerin yanına yeni bir bölünme eklenir. Yeni dışlamanın, insanları ten rengi, saflık ya da inanç temelinde sınıflandıran kast, din veya ırk ayrımlarıyla ilişkilendirilmesi, yeni yaratılan bölünmeleri güçlendirir. Ancak bu bölünmeler yalnızca hukuki sınıflandırmalar değildir; aynı zamanda devletin sermaye birikiminin ve denetiminin ekonomi politiğini ifade etmesini mümkün kılar.
Aylık Ortaklaşa dergisinin yazıları, soL abonelerine özeldir.
Basılı dergiyi alabilir, veya soL'a abone olarak derginin içeriklerini soL Haber Portalı üzerinden okuyabilirsiniz.
Ortaklaşa dergisinin 11'inci sayısı "Kim istiyor kim itiraz ediyor? Türkiye'nin yeni düzeni" başlığıyla çıktı. Bu sayıda yeni çözüm sürecinden Yeni Parti'nin kuruluşuna, tarikatlara yönelik operasyonlardan Mekke Anlaşması'na dünyanın ve Türkiye'nin kritik gündemleri masaya yatırıldı. 106. yaşına giren Türkiye Komünist Partisi'nin dünü, bugünü ve yarını da derginin sayfalarında yerini aldı.